Şiirin Ortak Paydası, 1 Şiirbilime Giriş

Mehmet Yalçın

İkaros Yayınları, 312 sayfa

 

 

Bu incelemeye konulan başlık, bir bakıma sözvermedir: İçerdiği savı tanıtlamakla yükümlü kılar yazarını. Hele de bu, Şiirin ortak paydası gibi savdolu bir başlıksa! Anlamı yeterince açık: Şiir, değişen bütün biçimlerine karşın, değişmeyen bir ilkeye dayanır. Bu ilke bütün şiirlerin ortak paydasıdır. Ancak şiirin ortak paydasını belirlemek bu yapıtın özel bir savı değil, çağdaş şiirbilimin genel tasarısıdır.

Mehmet Yalçın burada izlediği amacın sınırlarını belirtirken şöyle diyor: “Ülkemizde şiire, hem üretim hem de eleştiri açısından duyulan ilgi geleneksel ve yaygındır. Dil ve yazın sorunlarına ilişkin bilimsel incelemeler de epeydir gündemde: İncelemelerin özü gibi dili de hem yandaş buluyor hem eleştiriliyor. Belli belirsiz yeni kavramların, yeni terimlerin baskını altındayız sanki. (...) Özellikle şiir sorunlarına gelince, bu alanda da başlı başına bir bilimin olabileceği düşüncesi fazla gündeme gelmiş değil. Bireysel nitelikli değerlendirmeleri bir yana bıraksak, dilbilim ve genel olarak yazınsal incelemelere verilen ağırlık henüz şiirbilime verilmemiştir. Biz hiç değilse böyle bir boşluğa ilgiyi çekmek amacıyla böyle bir incelemeye giriştik. (...) Şunu açıklıkla kabul edelim: Daha birçok alanda olduğu gibi dil, yazın ve sanat sorunlarına ilişkin kuramsal kaynağımız Batı’dır ya da Batı düşüncesi içinde yetişmiş araştırmacılarımızdır. Böyle bir kaynağı tanımadan, değerlendirmeden, aynı düzeyde kaynak oluşturmak o denli kolay değildir.” (s. 31)

 

Şiirin Ortak Paydası, 2 Kuram ve Çözümlemeler

Mehmet Yalçın

İkaros Yayınları, 440 sayfa

 

Şiirsel yaşamı canlı tutması gereken "işlevler" ile onları yerine getiren "kişi­ler" arasındaki ayrım üstünde özellikle durmak istiyorum. Çünkü bu ayrımın söz konusu olduğu yerde, şiiri canlı tu­tacak ya da yozlaştıracak duyarlı bir sı­nır var bence.

Önce ozanlık ile okurluk işlevini ele alalım. Kültürel gelişmişlik düzeyi bir yana, şiir yazma yetisi ile şiirden tadalma duyarlılığı (Buna “beğeni” diyorlar) birbirini ne zorunlu kı­lan, ne de engelleyen, ama karşılıklı olarak bütünleyen iki ayrı ruh durumunu belirler. Nitekim şiirsever bir toplu­mun yalnızca ozanlardan ya da yalnızca şiir okurlarından oluşması diye bir şey düşünülemez. Böyle bir toplum ne yara­tıcı olurdu, ne de ilginç... Tıpkı sinemasever bir toplumun yalnızca sinema yönetmenlerinden oluşmasına gerek bu­lunmadığı gibi. Her şiir okurunun ozan­lığa yeltendiği ya da ozanların kendilerinden başka şiir okuru bulamadığı bir toplum ne kadar komik olurdu değil mi? İşte "duyarlı sınır" dediğim ve ozanlık ile okurluğu birbirinden ayıran o çizgi, böyle bir komikliğe geçit verebilir.

Şiirin üretimi ile incelenmesi de ay­nı biçimde, birbirinden değişik iki işle­vi ve iki ruh durumunu belirler: Biri ötekini ne dışlar, ne de zorunlu olarak içerir; birbirini bütünlerler. Buraya bir şey eklemek istiyorum: Okur-ozan ilişkisi bir tür pazarlama gibidir ama bura­da bir nitelik arayışı söz konusudur, bir tür denetim söz konusudur. Bu anlamda bir işlevin kendi içindeki niteliği ayrıca tartışmaya açıktır. (s. 168)

 

 

 
   

              

Ana Sayfaya Geri Dön