Louis Aragon (1897-1982)

 

 

Mutlu Aşk Yoktur Ki Dünyada

Aslında hiçbir şey kâr değil insana
Ne gücü ne zayıf yanları ne de yüreği
Gölgesi bir haç gölgesidir kollarını açsa
Ve kırar göğsüne bastırırken sevdiği şeyi
Tuhaf bir ayrılıktır hayatı kapkara
Mutlu aşk yok ki dünyada



Hani giydirilmiş erler bir başka yazgıya
İşte o silahsız erlere benzer hayatı
Sabahları o yazgı için uyanmış olsalar da
Tükenmiştirler ve kararsızdırlar akşamları
Söyle yavrum şu sözleri sakın ağlama
Mutlu aşk yok ki dünyada

Güzel aşkım tatlı aşkım çıbanım derdim
Yaralı bir kuş gibi taşırım seni şuramda
Ve görmeden bakanlar şu halimize bizim
Süzdüğüm sözleri söylerler benden sonra
Ve her şey der demez ölür iri gözlerin uğruna
Mutlu aşk yok ki dünyada

Yaşamayı öğrenmek bizimçin geçti çoktan
Ağlasın gece içinde kalplerimiz yan yana
En küçük şarkıyı mutsuzluktur kurtaran
Her ürperiş borçlu baştan bir hayıflanmaya
Ve her kitar havası beslenir bir hıçkırıkla
Mutlu aşk yok ki dünyada

Acılara batmamış bir aşk söyle bana
Yıkmamış kıymamış olsun bir aşk söyle
Bir aşk söyle sarartıp soldurmamış ama
İnan ki senden artık değil yurt sevgisi de
Bir aşk yok ki paydos demiş göz yaşlarına
Mutlu aşk yok ki dünyada
Ama şu aşk ikimizin öyle de olsa.


Çev.: Cemal Süreya

 

 

Ali Veli’li Türkü

 

İnsan dilediği gibi yaşar ömrünce

Tutsaklığa merhem düşleri vardır

Demleri dönme dolapları hep gönlünce

Kimi zaman kof sanıların oyuncağıdır

Gölgesiyle yarışır ufuk boyunca

Koştuğu saçağını ateş sarmış bir barınağadır

Varıp ışır bir şarap kadehinin şavkınca

Şiir de akıl da zaten bir yağlı çırağdır.

 

Küflü sarığın firavunu çil kasket

Damda gezer kül kedisinin azraili

Ama sen uçarılığın kadrini bilmezsen böyle

Gelir çatar bir destanı yazılası felaket

Çorak ellere biçtirirsen öfkeni hele

Yüreğin esnaf harcı zırvalara emanet

Hele insanlığını satarsan bir kalp pula

Esenliğini anca deli gönlünde bulur millet

 

Söz güya kucaktan kucağa bir orta malı

Oysa viran dağların Köroğlu’su Ayvazı

Tutuk dili bi yol bülbül kesilince

Rüzgarda savrulan bir boz yele misali

Hep aynı türküdür çağırdığı yol boyunca

Hasan ağaya sığırtmaç bir bir Ali Veli

Koyun kuzu hatır sayıp otlamaktan cayalı

Mezarı silme çiçek çevresi tekmil yonca

 

Kişi hurda sözlere kaptırmış gönlünü

Sürterken rengi atmış menekşeler peşinde

Allahını şaşıracak Parisin göbeğinde

Döşendi miydi gazetelere çil çil bir bahar günü

Çirkef kelimelerden vıcık vıcık bir cadde

Yanşak ağızlarda gezer metelik etmez ünü

Kalleş kelimelerden bir kör bıçak ellerde

O kaldırımlarda gördüm al kanların döküldüğünü

 

Hani alev alev bir türkü söyler kaumsallarımız

Eş dost vurulup düşerken haykırır hani

Tanyerinin atışını öyle ağırlayacağız

Bizlere vergi bir çırpıda değiştirmek evreni

Tezeği altın kılacağız kötüyü iyi

Gözlerimizde kıvılcımlanır en isli yıldız

Boşuna Kafdağı’nda yitik cennetler aradığımız

Bakın işte açılmış gökyüzünün kepengi

 

Gökyüzü bu toprakta açan en gümrah çiçek

Düştüğümüz yollardan edinmiş rengini

Alınterimizde yumuş kavgalara bulanan gömleğini

Gökyüzü bu toprakta açan en gümrah çiçek

Mavi demiş anlatmış sulardan bellediğini

Gökyüzü bu kolumuzda güç omzumuzda nacak

Boşlamayın derim sözlerin o en güzelini

Hele sen aşını kotar gökyüzü elde kaşık

 

Ali Veli’nin uğruna yakıldı bu türkü

Bu türkü evsiz barksızların canı için

Bu türkü gece ayazında titreşenlerin

Bu türkü içimize doğanlardan ötürü

Kişiyi tepeden tırnağa insan edinceye değin

Koyver halkların kalbine salınsın kökü

Muştusu bu dörtnala gelen yeni düzenin

Topumuzun uğruna anlatıldı bu öykü

 

(Çev.:Can Yücel)

 

 

Elsa’ya Şiirler'den

 

Sana büyük bir sır söyleyeceğim zaman sensin

Zaman kadındır ister ki

Hep okşansın diz çökülsün hep

Çözülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına

Bir taranmış

Bir upuzun saç gibi zaman

Soluğun buğulandırıp sildiği ayna gibi

Zaman sensin uyuyan sen şafakta ben uykusuz seni beklerken

Sensin gırtlağıma dalan bir bıçak gibi

 

Ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın

Bu mavi çanaklarda kan gibi durdurulmuş zamanın işkencesi

Buysa daha beterdir giderilmemiş istekten bitmez tükenmezcesine

 

Göz susuzluğundan sen yürürken odada

Ve bilirim büyüyü bozmamak gerektiğini

Daha beter seni kaçak

Seni yabancı bilmekten

Aklın ayrı bir yerde gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan

Tanrım ne ağırdır sözcükler asıl demek istediğim bu

Hazzın ötesinde sevgilim dokunurluğun erimi dışında bugün sevgim

 

Sen ki benim saat-şakağımda vurursun

Boğulurum solup alıp vermesen

Tenimde bir duraksar ve yerleşir adımın

 

Sana büyük bir sır söyleyeceğim her söz

Dudağımda bir dilenen zavallı

Acınacak bir şey ellerin için kararan bir şey bakışının altında

 

İşte bunun için diyorum ikide bir seni seviyorum diye

Boynuna takabileceğin bir tümcenin o parlakça kalp kristali

Kaba konuşmamdan gücenme benim bu konuşma

Ateşte şu tatsız gürültüyü çıkaran sudur o kadar

 

Sana büyük bir sır söyleyeceğim bilmem ben

Sana benzeyen zamandan söz açmayı

Bilmem senden söz açmayı bilir görünürüm

Tıpkı uzun bir süre garda

El sallayanlar gibi gittikten sonra trenler

Ve bilek söner yeni ağırlığından gözyaşlarının

 

Sana büyük bir sır söyleyeceğim korkuyorum senden

Korkuyorum yanınsıra gidenden pencerelere doğru akşam üzeri

El kol oynatışından söylenmeyen sözlerden

Korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan korkuyorum senden

 

Sana büyük bir sır söyleyeceğim kapat kapıları

Ölmek daha kolaydır sevmekten

Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam

Sevgilim

 

(Çev.: Sait Maden)

 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön