Konstantinos Kavafis (1863-1933)

 

İcabına Baksalardı

 

Berduşlara döndüm, meteliksiz kaldım,

Antakya denen bu körolası batakhane

Perişan etti beni.

 

Yine de delikanlılığına delikanlıyım,

Daniskasını hatmetmişim Elenika’nın,

Kaç kereler devretmişim Aristo’yu, Eflatun’u,

Hangi şairden, hangi hatipten, hangi mevzudan

Söz açarsan aç, ıcığına cıcığına arifim.

 

Eh zanaat-ı askeriyeden de pek habersiz sayılmam,

Düşüp kalkmışlığım var bir alay albay miralayla;

Umur-u devletten de az buçuk anlarım,

Boşuna dolanıp durmadım İskenderiye’de geçen yıl,

Kenarından köşesinden de olsa, gördüm dönen dolapları,

Nasıl rüşvet verildiğini, nasıl ruhsat alındığını,

İdare-i maslahatı…

 

Diyeceğim,sevgili vatanım Suriye’ye

Hizmetid dokunabilecek kıvamda bir vatandaşım.

Hangi işe koysalar, üstesinden gelirim alimallah,

Yeter ki kuyumu kazmasınlar,ayağımı kaydırmasınlar,

Bu haltı kimlerin yiyeceğini de pekala biliyorum,

Biliyorum ya, çirkefe taş atmayalım şimdiden…

 

Önce Zabinas’a yanaşacağım,

O itoğlu it yüz vermezse,

Can düşmanı Gripos’a giderim,

O yılandan da iş çıkmazsa,

Hirkanus denen dürzüye yamanırırm.

 

Üçünden biri tutar elimden nasıl olsa.

Hangisi tutmuş ne fark eder ki,

Suriye’ye mazaratta üçü de birbirinden mahir…

 

N’a’aparsın bir batağa batmışım ki,

Razıyım her türlü rezilliğe…

Yoksa Ulu Tanrılar bir icabına bakıp

Namus ehli bir dördüncü rehber yarataydılar,

Koşa koşa giderdim yanına…

 

 

(Çev.:Can Yücel)

 

 

 

Öyle Çok Baktım Ki

 

Öyle çok baktım ki güzelliğe

onunla dopdolu hayalim.

 

Gövdenin hatları. Kırmızı dudaklar. Hazla dolu kollar

            bacaklar.

Sanki Yunan yontularından alınmış saçlar,

her zaman güzel, taranmamış olsalar da,

hafifçe düşüvermiş solgun alınlara.

Aşkın yüzleri, tam şiirimin

istediği gibi… gençliğimin gecelerinde,

gizlice buluştuğum gecelerinde…

 

 

(Çev: Erdal Alova)

 

 

Anımsa, Beden

 

Anımsa, beden, ne denli sevilmiş olduğunu değil yalnızca,

o uzanmış olduğun yatakları değil yalnızca,

ama o arzuları da anımsa: Gözlerde

senin için sakınmadan parıldayanları

ve senin içinde titreşen arzuları

ve bir engel yüzünden gerçekleşmemiş olanları.

Şimdi her şeyin geçmişte kaldığı şu anda

kendini vermiş gibisin neredeyse bu arzulara--

nasıl parıldarlardı, anımsa, o sana bakan gözlerde,

nasıl titreşirlerdi senin içinde, anımsa, beden.

 

(Çev.: Herkül Millas ve Özdemir İnce)

 

 

Duvarlar

 
Düşünmeden, acımadan, utanmadan
kocaman yüksek duvarlar ördüler dört yanıma.
 
Ve şimdi oturuyorum böyle yoksun her umuttan.
Beynimi kemiriyor bu yazgı, hep bu var aklımda;
 
oysa yapacak bunca şey vardı dışarda.
Ah, önceden farketmedim örülürken duvarlar.
 
Ama ne duvarcının gürültüsü, ne başka ses.
Sezdirmeden, beni dünyanın dışında bıraktılar.
 

(Çev.: Herkül Millas ve Özdemir İnce)

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön