Tristan Tzara (1896-1963)

 

 

Üç Öğleler Arabistan’ında

 

Üç öğlen Arabistan’ında

Timsah yüzlü kulelerde

O pırıl pırıl teninin Arabistan’ında

O kara kara düşlerin sarığında

 

Çanlarda öten ateş

O kapalı yavan gecelerde

Kızların dilleri tutuk

Suyu ki tatlı

 

Ateş yalıyor aynaları

Uyuyan kadınların yüzleri

Yanıp duruyor boyuna

Sabahın turunculuğunda

 

Bu on paralık memleket için

Belleğimiz boşalıyor

Hatırı için bu alevin bu karın

 

Kör yelesinin altında

Habire koşuyor aç gözlü alev

O canım pırıltısı

Gelecek suların peşinde

Haydi çocuğum uyu sen atım

Şehirlerin gürültüsünü bastıracak

O acı daha tam değil

Dürüst ellerinde tepelerin

 

(Çev.: İlhan Berk)

 

 

 

XIII

 

Umu,   sonsuz umu,o her gülü de çınlayan evren.Sana ,sana dönüyorum durmadan o

geçmiş   

tepelerin saatinde,boğuntuyla.O ağırlığı anıların,yitiğin yolunu bulmalı ve bütün çanlar sebillerini boşaltmalı.Kimsenin bundan kuşkusu olmamalı.Ilgımın daha küllere bulamadığı son unutuşu bu . Bir bulut seviyi karartıyor,çiçeklerin,üzümlerin birkaç kuruşunu savuruyor.Sağır bir yaşamın o ateş bağlarını,yakın.

 

(Çev. :İlhan Berk)

 

 

 

Olgunluk

 

Derinliklere rüzgar çanları kırar

Boşluğun kristalleri kimse yok dileyecek

Söz tadın insanların egemenliğinden kaçtı

Ve gözmen şarkıdan izlediğim kapılarına dek uçurumun

 

Kıvanç yapmayalı güneş dudaklı tekerlek

Güneş yatırıyor kuluçkaya kurnazlığını kayaların külü altında

Kuraklık her şey kuraklık suyun tatlı yayının

Sözden çıkarılan tatlı suyun değindiği gecesine bir adamın

 

Duyuyor musun beyazlığı çok fazla uykusuz gecelerin

Daldan dala geçerek kanat çırpan bu ad

Her kıyının eşiğinde hep aynıları

Olduğum yerde kaldım adımlarım yalnız başka yerde

 

Zaman yaptı yuvasını sağırlıklarla dolu

Ki orada sönmüş ve ağır süngerler vicdan acısından yoksun

Uzun bir anlaşmazlık yerini alırlar belleğin

Çok sayıda yankılar cama kırılırlar

 

Dışarıda manzara ilerliyor korkunç

Kayın ağacının ağır takazalı hareketleri var

Öylesine pencereden kucak kucak öfke atarlar

Sen sessiz dinlersin isteğin kımıldamasını kışın ortasında

 

Bu yavaş ve nadir eller içinde bir ateş

Sönmüş bağıntıları sözcüklerin ki aydınlatır

Kadife alnı gözünde dostluğun

Bir şey kurtulmaz yoksun parlaklığından alevinin

 

Her gölge ruhundan tanır ışığı

Kurban ağır çekmez bozuk terazide

Sırsıklam ıslak zamanla yasak hayal

Ölümün tetikte beklediği en derin yerinde gülüşünün

 

(Çev.: Adil Moran)

 

 

 

 

 

 

Göz

            Clitemnestre bir bakanın karısı,bakıyordu pencereye.Viyolenselciler geçiyordu için çayı bir arabanın içinde,ısırarak havayı ve okşamaları içtenlikle . Güzelsiniz Clitemnestre ,kristali teninizin uyandırıyor merakını sekseklerimizin.Tatlı ve sessizsiniz 2 metre beyaz ipek kumaş gibi......

 

(Çev.:Adil Moran)

 

 

 

 

Dada Revüsü

 

beş zenci kadın bir otomobilde

infilak ettiler izleyerek beş yönünü

parmaklarımın

tanrıya yakarmak için elimi göğsüme koyduğumda

zaman zaman

başımın etrafında ıslak ışığı olur

yaşlı ay kuşlarının

beyinsel kaçışların üzerinde yükselen ermişlerin

yeşil halesi

talalalalalalalalalala

şimdi obüslerde patladıkları görülüyor

 

bir yerlerde bir delikanlı var akciğerlerini 

yiyen

öyle aydınlık yellendi ki ev döndü

gece yarısına

şiirlerde söylenen kuşların

geri dönüşü gibi

ve namlulardan fışkıran ölüm sözünü kesti

akbabaların

büyük yelkenli kitabını açtı bir melek gibi 

o sırada

saptandı bahar yaprakları güzel bir sayfa

tipografide

zoumbaï zoumbaï zoumbaï diê[1]

iyiye kötüye herşeye dokundum

ah generalin keyfi

işte bu yüzden her kalbin üzerine bir kumaş örtüyorum

ve her kumaşın üzerinde efendimiz

ve her efendimizin üzerinde kalbim var

kalbim onu bahşiş verdim hahaha

                                  

(Çev.: Tozan Alkan)

 

[1]  Bir rumen şarkısının nakaratı. Herhangi bir anlamı yok. 

 

 

 

 

Dada Şarkısı

 
I
 
Bir dadacının şarkısı 
yüreği dadayla dolu 
fazlaca yordu motoru 
yüreği dadayla dolu 
 
Asansör bir kral taşıyordu 
ağır çıtkırıldım özerk ayrıca 
kırsın mı sana sağ kolunu 
yollasın mı Roma'daki Papa'ya 
 
Artık bu yüzden işte 
Asansörcüğün yüreğinde 
dada mada hak getire 
 
Tıkınıp durun çikolata 
yıkayıp beyninizi 
dada 
dada 
su için üstüne sonra 
 
 
II
 
Bir dadacının şarkısı 
ne hüzünlü olan ne de neşeli 
seviyordu bir bayan bisikletçiyi 
o da ne hüzünlü ne neşeli 
 
ama yılbaşında kıskanç koca 
öğrendi ne dönüyorsa hepsini 
bir öfke sonucu yolladı Vatikan'a 
üç bavul içinde ikisinin cesedini 
 
Ne bizim sevdalı 
ne de bayan bisikletçi 
artık ne hüzünlü ne neşeli değildi 
Beyinler layık ağzınıza 
 
askerinizi yıkayın hamamda 
dada 
dada 
su için üstüne sonra 
 
 
III
 
Bir bisikletçinin şarkısı 
yüreğin dadası ondaki 
bir dadacıydı kısacası 
yüreğin tüm dadacıları gibi 
 
Eldivene bürünmüştü bir yılan 
güvenlik musluğunu der demez kapadı 
yılan gömleğine dönüştü eldiven 
ve kucakladı hazreti Papa'yı 
 
Asıl dokunaklı olan 
çiçekten bir karın 
ve artık yok dada falan 
 
kuş sütü bardaklarda 
ve yıkanmıştır çikolata 
dada 
dada 
gelin dana şişkebabına 
 
(Çev.: Cemal Süreya) 

 

 

  

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön