DENİZSUYUKASESİ  Sayı:30 Ocak-Şubat 2008  
 

İÇİNDEKİLER:

 

Çatışmadan Uzlaşmaya Mizaç Kayması / yazı / Hüsamettin Çetinkaya

Kapını Aç / şiir / Tuğrul Keskin
Sisli Günler / günlük / M. Mahzun Doğan

AĞIT / Şiir / Carol Christopher Drake (Çeviren: Nüket Hürmeriç)

Şiir Gözetleme Kulesi/ KIR DÜMENİ-M. Mahzun Doğan /Hülya Deniz Ünal        

 (Ahşap) Yaşamanın Saçı / şiir / Özkan Satılmış

Türk Miti / Ajanda / Tuğrul Keskin

SAİM BUGAY'LA SONSUZ SÖYLEŞİ / Şiir / Hüseyin Haydar

geç kalmak /şiir/ Şükran Aydın

ÖKSÜZ ŞİİR /şiir/  Yusuf DENİZ                                                                                                                                   

saçlarım el istiyor (..99) /şiir/ Uluer Aydoğdu

YOLUNDA GİTMEYEN SÜREÇLER / DÜZLEM VE KAOS(1) /yazı/ MEHMET SARSMAZ

İçimde Kirli Kuşlar / Betül Yazıcı




EDİTÖR'DEN:

Bütün olarak parça                                                                                                                        

 

Her şeyle birlikte  -bir bütün ve bütünü oluşturan, yaratan parçacıklar- tek tek ve hep birlikte geleceğe doğru akıyoruz. ‘Zamanın oku’ yaydan fırlamış, bir araya geliyor, çözülüyor, dağılıyor, ufalanıyoruz. Yepyeni bağlantılar, geçişler, yer altı geçitleri, köprüler, üst geçitler, kavşaklar, dönemeçler oluşuyor, yeni anlam, değer ve kurallar… Hiçbir şey kalmıyor, geleceğe doğru akıp gidiyoruz. Birkaç yıl sonra şimdi, burada olan hiçbir şey olmayacak. Biz olmayacağız. Bugün uğruna birbirimizi boğazladığımız birçok şeyin hiçbir anlamı olmayacak. Çok önemsediğimiz sorunlar çoktan çözülmüş olacak ya da sorun olmaktan çıkacaklar. Her şey geçer, bunlar da, biz de. “Zaman inşadır”, ama bir yolu takip etmiyor. Yani elimizde bir ‘gelecek’ yok. Bugünden bakıp gelecekte nasıl bir şey inşa edeceğiz bilemeyiz. Bir şablonu yok, kendinde kendi kendine kendini oluşturan bir organizma zaman, elimizdeki tek gerçek olan şey…

Burada kalmayacağımızı daima biliyoruz, bir gün tamamen sahneden çekilip gideceğimizi. Ne zaman, nasıl bir önemi yok. Asla şimdiki gibi olmayacak gelecek, nasıl geçmişte olduğu gibi değilse dünya gelecekte de başka bir yer olacak. Her şey değişecek, hem bir bütün hem de bütünü oluşturan parçalar olarak. Çünkü canlı olan hareket eder, değişir, dönüşür. Ölümsüzlük diye bir şey yok, duran bir şey ölüdür, ölü olan ise hareket etmez, yoktur, hiçtir. Kalıcılık talep edenlerin tek elde edecekleri dağılıp gitmek olacaktır. Kaç yıl? Yüz yıl, yoksa bin yıl mı? Kalıcılığı yıllarla ifade etmek Dünya’nın Güneş’in çevresinde dönmesini ölçüt alır. Bir elektronun çekirdeğin etrafında saniyede yaklaşık onbin milyar kez döndüğünün düşünecek olursak bırakın bin yılı evrenimizin yaşı kabul edilen on beş milyar yıl bile pek az bir süredir. Olmak değil oluşmaktır istediğimiz; oluşmak, durmadan oluşmak ve zaman birbirine bağlıdır, oluşmak istemeyenler imkansızı isterler, ama ne yaparlarsa yapsınlar dağılıp gidecekler. Bizler geçip gitmeyi seviyoruz, ‘damağımızda gelip geçmenin tadı’, şimdi, şu an buradayız, az sonra ne olacak bilemeyiz, bildiğimiz tek şey yarın burada olmayacağımız. Kim ki ‘iki günü aynı yaşıyor, vay onun haline’. Zamanın çocuklarıyız, ondan geliyoruz, o bizden geliyor, kimin kimden geldiğinin de aslında bir önemi yok, bu fazlasıyla dinsel bir şey. Türevler yok, hiçbir şey hiçbir şeyin türevi değil ya da her şey karşılıklı olarak her şeyin türevi, türevi olmayan uzay-zaman aynı zamanda da integrali alınamayan uzay-zamandır, oradayız ve geleceğe doğru akıyoruz. Bir kere türev almaya başladığımızda zaman içinde gerilere giderek bir tekilliğe varırız. Hiçbir şeyin ayrışmadığı bir yoğunluğa, ilk nedene…Bu da bizi integrali alınabilir sınırlı, determinist bir uzay zamana hapseder. Bundan kurtulmak istiyoruz ve bunu istemekte haklıyız.  “Temel nokta” olarak “evrenimizin doğuşunun artık bir tekilliğe bağlı” olmadığını biliyoruz. İlle de bir doğumdan söz edecek olursak Big Bang sürecinde “bir faz geçişi”nin  ya da “çatallaşmayı biraz andırır bir kararsızlığın” olduğunu söyleyebiliriz. Öyleyse başka faz geçişleri beklenebilir. Buradan, bu düşünceden hareket ediyoruz, bu termodinamik yasa/lar/dan yola çıkarak düşünüyoruz, şimdi-burada oluşan anlam, değer ve kurallar üzerine kafa yoruyoruz ve “evrenin açık termodinamik bir sistem” olduğu düşüncesini derinleştiriyoruz, varolan sistemin içinde birbirleriyle evcilik ya da savaş oyunları oynayanları küçümsüyoruz, kalıcılığa düşkün değiliz, bizim özgürlüğümüz bize yeter, insanbiçimsel olan dünya yalnızca insanın dünyasıdır, insanın idealizasyonu, yok olmaya hazırız, yaratmaya.

 

Uluer Aydoğdu

 

 

 


 

 

 

DERGİ KİMLİĞİ/İLETİŞİM

DENİZSUYUKASESİ

Biraz kültür biraz sanat biraz aşk biraz meşk  dergisi                                              

Deniz gibi   aşk gibi  ey sevgili gözlerin gibi

Canlı bir organizmadır

Ayda bir nefes alıp verir

ZenSiz  ve   asidir         

http://www.blogcu.com/denizsuyukasesi/  (Önceki sayılar için)

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön