MOR TAKA  Sayı:8 Bahar-Yaz 2007  
 

İÇİNDEKİLER:

yaşar bedri /  seyir defteri

şef seatle'ın beyaz şef'e mektubu

erdem bayazıt /  kız kulesi, şiir (el yazısı ile)

i.mert başat /  buluşma,  şiir (el yazısı ile)

galip /  ey şair, kelimeler savaşır, şiir

nurettin durman /  kayıp zaman atlası, şiir

ahmet ada /  kanto xvı , şiir

hilmi haşal /  defter sancısı, şiir

yaşar bedri /  asansör ve gemilere dair, şiir

yavuz özdem / sır , şiir

ihsan deniz /  yüz üç merdiven, şiir

âdem turan /  rüyada görülen,  şiir

necmi zekâ /  balık gibi halk gibi, şiir

hüseyin alemdar /  kanguru lehçesi, şiir

mustafa fırat /  hasret, şiir

berna olgaç /  pusula, şiir

outis /  bir günah meseli, şiir

 

p o s t m o d e r n i t e   v e   ş i i r 

ahmet inam/ postmodern dünyada şiir denilen afacan

i. kıllıoğlu/ modern-postmodern kavramların çağrış.

c. john holcombe/ postmodernizm ve şiir

ismail mert başat/ post - modernizm ve edebiyat

m. roger chamberland/ sanal cennetlerde

celâl  soycan/ salvador  dali'de  postmodern eşik

metin cengiz/ küreselleşme, edebiyat ve medya

ahmet ada/ postmodern şiir

a. tüzün/ postmodern edebiyat-yaşam ve şiir

hilmi haşal/ algımızı sızlatan postmodernite: şiir

necmi zekâ/ işlevsiz bir harita - haritasız bir şiir

a.ufuk elmas/ modernite, postmodernite ve islam

mustafa koç/ hikâyeler uydurduk

bâki ayhan t. / modernizm ve postmodernizm ve şiir

s. emmungil/ dali'yi nasıl bilirdiniz?

m.karaosmanoğlu/ ritüeller ve şiirin postmodern ..

mustafa burak sezer/ postmodernist sanat

*

özer ciravoğlu / iki şiir  (şiir)

yasin mortaş/kıkırdayan kurşun, şiir

ihsan tevfik/ ölügüneş, şiir

ihsan deniz/ 73 şairden 'şiir hokkabazlığı'!

murat ergin/ rüzgârı giyinen oda

ömer aksay/ üstüme alındığım birine ait kimlikle, şiir

bâki ayhan t./ bilmiyorum, şiir

demet han/ fesleğenleri öldür anne, şiir

ömer üner/ waldo-şiir-henry üzerine, şiir

zeki karaaslan/ umman'da sensizlik, şiir

a.uğur olgar/ yazıklanmalar,vıı.cüz, şiir

özkan satılmış/ bakaç, şiir

volkan odabaş/ yaşamasız, şiir

ömer turan/ çengelli harfler masalı, şiir

muhammet vail said/ adonis; kelimelerin sihirbazı

adonis/ suyun sesi, şiir

ahmed-i şumlu/ sis, şiir

abdulkadir es-sufi/ bir taktik olarak intihar eylemi

harun sümbül/ kur'an'da şiir ve şair

m.mazhar alphan/ kör olursun, şiir

hüseyin  avni  cinozoğlu/ jurnal, şiir

mehmet şamil/ hırka söz ve ayna, şiir

(ümran tüzün dosyası)

imren çalışkan tüzün'ün resimleri atlanta'daydı

ahmet tüzün/ yanılsama, merak, görmek

necmi zeka/ göründüğü gibi değil

ertuğrul özüaydın, bu vapur , şiir

ozan öztepe/ herkes ismail, şiir

c.bukowski/ şiirler

gazanfer eryüksel/  firak nefes, şiir

elif arıg/ bir afrodizyak bekleyişi, şiir

orhan emre/ kum saati, şiir

h.hüsrevşahi/ yüreğimizi çöl farelerine bıraktık, şiir

langston hughes/ zenci nehirlerden söz ediyor, şiir

charles baudelaire/ mücevherler, şiir

françois coppée / çiçekçi küçük kız, şiir

müesser yeniay/ ten ötüşü, şiir

eyyüp e. akyüz/ ön istek, şiir

hakan sümer/ çizgi

e.erçelik/ gelincikya'da poetik duruş ve okuma ş..

müştehir  karakaya / olıvıer reboul üzerine

h. e. alaybeyoğlu / dağlarca'yı hiç böyle ..

kemal bulut / antik sözcüklerde trabzon-vı

ulus fatih/ bilitis'in şarkıları

haberler

mor taka'ya gelenler

 

 

EDİTÖRDEN:

   S E    Y    İ    R       D    E    F    T    E    R    İ  : 8  

                                      YAŞAR BEDRİ

Nedendir bilinmez, (herkes biliyor da, bilmiyor) ideolojilerin kullanım alanı hep tartışılır bizde. Elkitapçıklarının 'duruma göre' siyasallaştırılıp evirilmesi, rejimlere karşı güvensizliği de eviriyor. Demokrasiye ve adalete inanmadan cumhuriyet rejimi nasıl inşa edilir? Cumhurun iradesi sözde öncelenip; "Hitler'i de halk seçmişti" gibi korkunç, ilkel bir denklem nasıl kurulur? 70'li yılları bizatihi yaşamış cumhur olarak oynanmak istenen bu vahşi batı oyunları düşünen, akleden herkesi ürkütmesi lazım. Halkı manipüle ederek karşı karşıya getirme senaryoları, provokasyonlarla çabucak oluşturulan; hazımsızlık, hoşgörü zafiyeti, polemikler hangi yönetmene getirim sağlayacaktır, bunu düşünelim önce.

Silâhların gölgesinde ihya olunacak demokrasiyi pazar panayırı komedisiyle alkışlayanların yarınki pişmanlığı da kuru bir kalabalığın hayal kırıklığı olabilir. Demokrasi herkes içindir.

Büyük patronun ve taşeronlarının kan ticareti ve post darbelerle sürdürdüğü 3.dünya savaşları dizisi; hem siyasi ve ekonomik arenada, hem de kanlı savaşlar bağlamında adı konul(a)mayan yıkıma taşıyor dünyayı.

İktidarlar (elbette siyasi  muhalefetler de) kontrol altına alınırken, fakirleş(tiril)en ve savaş(tırıl)an öteki dünya insanı, güzellik uykusunda mahsur kalmaya, gönüllü esrimeye itiraz etmiyor.

Usta ve düzenbaz bir yönetmen karşısındayız. Dişlerini altınla kaplatan, güvercin ve gül motifini de yanına yerleştiren kırmızı başlıklı bu teknocanavar, dersine çok iyi çalıştığını biliyoruz.

Ülkemizin geleceğini bekleyen tehlikeler konuşulmazken; aydınıyla, delisiyle, velisiyle sürekli taktik ve yapay gündemlerle geyik yap(tırıl)ıyoruz.

Dünya; açlığa, susuzluğa, kıyamete giderken, ortaçağda miadını dolduran birkaç argümanla yatıp/ kalkıyoruz.

İnsan, bu kurgusu değişmeyen sadece coğrafyası değişen komplo(lar)dan paydasına düşen tecrübeyi edinmemekte bu kadar ısrarcı olmasının mantığı neyle izah edilebilir ki?

Şimdi; incik boncuk, patlayan borular ve ateş suyu'nun yerine ikonlaş(tırıl)an teknodünyanın kanserli atıkları dünya nimet(ler)i ambalajında vitrine koyuldu.

Dünya savaşları, açlık, su ve petrol kavgaları, bozulan eko dengenin hazırladığı hızlı sona müdahil olan şair, şiiriyle katılıyor. Kırılmalar, geri çekilmeler ve kaçış egzotizminin hâkim olduğu paradoksal bellek, aidiyeti travma olarak görmeye başlıyor. İki büyük dünya savaşı ve sonrasında birleşik güçlerin Asya talanı sonun başlangıcıydı. 'Artık ciddi şeyler söylemenin çok fazla anlamı ve gereği yoktu.' Bu  karamsarlık şiirde inşayı, sözü, aidiyeti sorgulattı.

Bizdeki darbeler ve Rusya'nın çözülmesi 'ideolojilerin ve diyalektiğin hızını da kesti. Sanal da olsa, var kabul edilen dengeler bozuldu, 'yırtıcı küreselleşme' devasa mağazalar kurdu(rdu).

BU YIRTICI KÜRESELLEŞMEDEN SANATA YANSIYAN NE

İdeolojik duruşun neliğini anlama sorunsalımız sürüyor. Sıkça tekrarlanan darbe ve postmodern darbeler, doğu duvarlarının yıkılması, denge niteliğindeki Rusya'nın çözülmesi; diyalektiğin ve ideolojilerin pratikte karşılığını bulamayan sonu muydu?

İmdi, doktrinleri sonralayıp geri çekilen şairin; daha bireyci ve daha öznel olması iktidarların muradına ermesi mi demekti?

Modern insan ikonlarını reddederken, ikonlarsız olamama sorunsalı modern bilinicin de paradoksuydu. Tedirgin olan ve parçalanan bellek kendine 'geri çekilme mekânları' oluştururken, önü alınamayan kirlenmenin dayattığı çok katmanlı insanlık dramını kurguluyordu. Sanayileşmenin kaçınılmaz faturası hep orada bir yerde bekletildi. Göğün delinmesi, iklimin kuraklaşması ve ekili alanların eksilmesi, buzdağlarının erimesi, artık senaryo değil doğanın intikamıydı, insanın cehennemi, insanın kıyametiydi!..

Sözün yeterince söylendiğini, muhatap bulamayan belagatin fazlaca lüks olduğunu söyleyen pesimist /protest zihin, kodladığı formlarla şiir ötesinin ipuçlarını ararken, kodlanan hayatın travmaya dönüştürdüğü bu görsel bilinç telâşını, 'insan'dan vazgeçme pratiğine ihale ediyor. Aslının aynı, suretinin benzeri olmaktan öteye gitmeyen bu tıkanmışlıkla gelen saldırganlık, kapana kısılma çabalarından öteye gitmeyecektir. Çünkü inşa edilecek şiirin; geleneğini, sürecini, estetik kuramlarını iyi tanımlayıp modern platformda yeni şeyler söyleyerek nasıl yapılandırılacağını bilmek gerek.

Sıkıştırılan kötü enerji insanı dibe çekerken; şair de bu yabancılaşma/ kırılma ayinlerinden nasibini alıyor. Kimse kimseyi sevmiyor, kimse kimseye katlanamıyor, en küçük söz düellosu, yazınsal etiğin sınırlarını zorlayan kırıcı, patavatsız bir terminolojiye, polemikler zincirine dönüşüyor. "Eleştiri" kurumunun olmadığı bir yerde hiç şüphesiz başıboşluk da kaçınılmazdır.

Sanatçı, dolayısıyla şair, çok parçalı ve ayrıştırdığı dili ile yerkürede ne olup bittiğine anlam verme rehavetini sorgulamaya başladı. Kendini zulmün figüranı olarak dışardan seyretmekle yetiniyor gibi görünse de bu rehavet dolu dönemin doğum öncesi sancısı olduğuna da inanıyorum. Şairin; zorlama kuşak arayışları, geleneğini tanıma, poetikasını tanımlama anlamında oluşturduğu yeni bilinç bu inancımı güçlendiriyor.

Böylesine kalabalık 'şair ordusu' olan bir ülkede, ters orantılı olarak şiiri her gün daha çok okunmaz kılan etmenler bulanıklığın öbür yüzü olsa gerek. Kimse kimseyi okumuyor!.. Bu dağınıklığın müsebbibi hiç şüphesiz kavramların pratikteki karşılığının çok fazla iç içe girmesinden kaynaklanıyor. Eleştirisizleştirildik!  Eleştiri(lme)ye kimsenin tahammülü olmaması özgüvensizliğin de yansıması olsa gerek. Şayet övmeyeceksen hakkımda konuşma diyor. Wittgenstein'dan bir atıfla; 'başkalarının oynamaması gereken derinlikler' i konuşmanın zamanı geldi sanırım.

BU SAYIDA

Şiir, zihinsel bir yolculuktur. İmgenin ve şiirsel imgenin üst dille kurduğu, şairin gör(ebil)me ve sezgi gücünü ortaya koyar. Kurulan metin, söylenmiş sözle, söylenmemiş imaların dilini ararken 'hayatın içinden' olanı evirir.

Çizgi romanlarda ve western sinemasında; katil ruhlu, vahşi savaşçı ve saldırgandır onlar. Çünkü beyaz adam böyle tanıttı dünyaya kızıltenli yerlileri.

Oysa onlar; toprakla, güneşle, ay'la, rüzgârla, ağaçla, ırmakla… konuşurdu. Doğadan aldıkları güçlerini, doğayı eksiltmeden, kendilerini doğaya katarak yaşardılar. Açgözlülük yapmadan örtüneceği, karnını doyuracağı kadar avlanırdı. Yaşamın, paylaşmanın, özgürlüğün bir anlamı, bir amacı ve erdemi vardı.

Bir gün beyaz adam yalan vaatleriyle, insanı ve doğayı tüketerek geldi!.. Patlayan boruları, demir atları, büyük evleri, ateş suyu, inciği, boncuğu, kirli parasıyla geldi.  Beyaz adam güçlüydü, silahları vardı. Hızla çoğaldılar. Aç çekirgeler gibi talan ettiler, daha çok doydukça daha çok tahrip ettiler. Kendi ırkıyla bile savaşarak talan ettiler Amerika anakarasını.

Şef Seatle'ın 1854 yılında beyaz şefe yazdığı mektubu anlamlı buldum. Bir buçuk asır geçti ama her şey  daha dün gibi…

Abdulkadir Es-Sufi'nin 'Bir Taktik Olarak İntihar Eylemi' ve M. Vail Said'ın, 'Kelimelerin Sihirbazı' Adonis'le yapılan söyleşisi ilk kez Türkçe'de.

İhsan Deniz, 'Hepimiz Hrand Dink'iz ile gelen süreçte ortak bir şiire imza koyan şairleri yazdı, '73 Şairden Şiir Hokkabazlığı'. Harun Sümbül, "Kur'an'da Şiir ve Şair" yazısında "Şuarâ" suresinin vahiy nedenlerini ve şairin misyonunu irdeliyor.

Ressam Ümran Ç. Tüzün'ün Atalanta'da açtığı resim sergisini Necmi Zeka ve Ahmet Tüzün değerlendirdi.

Murat Ergin, 'Rüzgârı Giyinen Oda'da İlhan Berk'in odasını anlatıyor.

Müştehir  Karakaya, Olivıer Reboul'un "Eğitim Felsefesi" Kitabı Üzerine Bir Değerlendirmeye Giriş Denemesi'ni,

Kemal Bulut, 'Antik Sözcüklerde Trabzon' dizisinin V.Bölümünü, H. Esin Alaybeyoğlu 'Dağlarca'yı ziyaretini yazdı.

Dünya şiirinden; L.Hughes, C.Baudelaire, C.Bukowski, Adonis, Ahmed-i Şumlu, F.Coppee'yi ve günümüz Türk şiirinin örneklerini okuyabilirsiniz.

DOSYA: POSTMODERNİTE VE ŞİİR

Bahar dosyamızın konusunu; modern sonrası kültürün insanı tahrip etmesi, havada kalan manifestolar ve üstmetinlerin de poetikaya etki edemediği görüşünden yola çıkarak,  "POSTMODERNİTE VE ŞİİR" olarak vermiştik. Manifestik çağın sonu ile gelen zorlama manifestolar, söylemsel dağınıklık, tıkanan neo-kuramsal bildiriler, daha çok bireyselleşmeyi ve polemikleri tetikler nitelikteydi.

Bu hareketlerin kendi içlerinde dönüştürmekle yetindikleri reaksiyonda, failler fillerden önde oluyordu..

İmdi; bizdeki postmodernlik neden tartışılıyor? Reformlarını üreten batı, modernle erken buluşmuş,  20. yüzyılın ikinci yarısında ardıl (post) modernizmi tartışmaya başlamıştı bile. Biz, gelenek-modernizm arasında, kavram karmaşasında algılama sorunsalı yaşarken, modern argümanları da çok çabuk kabullendik. Bu bulanıklığa koşut olarak tereddüdün şiirini tereddütle inşa ettik.

Şiirin kendini klonlamaktan kurtarıp, çoksesli, ayırımsanan ve özgün dilini arama süreci günümüz şiiri için keyifli sinyaller veriyor. Dağılmışlık ve flulaşma çok parçalı ve katmanlı bir şiir dili oluştururken, bilincin iç içe geçmesi, aklın sınırlarının zorlanması, manifestik söylem(ler)in 'bulanıklığı'nı da beraberinde getirdi.

Edward Said'in "Akademinin icadı" olarak tanımladığı Postmodern(izm) (izm olma keyfiyeti tartışılabilir elbette)  modern sonrasına gönderme yaparken, manifestonsu ve temsiliyeti olmayan 'kaos distopyası' olarak tanımlanır. "Sızma" harekatı için öncü kuvvettir. Güvensizlik ve gerilim ilkesiyle anlam/ zihin kaosu ancak anti bilimle izah edilebiliyordu.

Kavram olarak; modern öncesi, modern sonrası, eklektizm, avantgard (öncü olma), bireyleşme, cemaatleşmeyi kuşatır. Gerçek ve hayal gücü iç içedir.

20.yüzyıl 'düzensizlik ve değişim' asrı oldu. Gelenekler, yerleşik değerler, ekonomi, toplumsal ve siyasi yapılar adeta kendini inkâr ederek farklılaştı. Vassili Kandinski, atomun parçalanmasını dünyanın parçalanmasına eşdeğer görürken, bu endişeyi de yaşıyor olmalıydı.

Prefabrikeleşen ve sanallaşan teknocanavar, 'insan'ı tahakküm altına aldı. Sahip olunanları korumak adına modernizmin yırtıcı kurmacasına muhalefet etmekte zorlanan zihin, tüketen ihtirasın karşısına koyabileceği katalizörlerden biri olan estetiğe her zamankinden daha çok ihtiyacı vardı.

Savaşçıların inkâr ettiği kamusal, dünya düzeninde kaybolma korkusuyla iç(in)e çekilen ve kapanan şairin; dadaist metinden deneysel levhalara, paradoksçuluktan gerçeküstücülüğe, sembolizmden post-art'a 'öteki'yle kendini ifade ederek, dışavurumcu eğilimle tepkisini ve kaçışını koyar. 'İç'le dış arasındaki bölünmeye çözüm aramayı hiçleyen zihnin çetrefil kurgusudur bu.

Yalnızlaştırılan bireyin kaçış egzotizmiydi bu dönüştürme çabası. Bilinç artığının tanımsız oluşumu, yeni terminolojisiyle modern sonrasının zihin bulanıklığını oluştururken; edebi evrimin dinamikleri için kaçış egzotizmine bağımlanan bilinç, "biçimsel keşfi" öngörüyordu.

Terry Eagleton'a göre, modern sonrası estetik bilinçten çıkan, fakat bu bilinci tamamıyla kaybeden bir yetenektir. Marksist eleştiri için önemli olan vazgeçme/ uzaklaşma (alienation) kavramının bu durumda imkânsız bir kavram olduğu görülür.

Peter V.Zima, 'Modern Edebiyat Teorilerinin Felsefesi'nde "Postmodernist kültürün sathî, üslupsuz, gayr-i tarihi ve ulaşılamaz yüzeyselliği, vazgeçme anlamına gelmemelidir. Çünkü vazgeçme kavramı, postmodernizmin oldukça anlaşılmaz bulduğu otantik rüyanın gizlice tespit edilmesidir. Aynı zamanda, postmodernizm, vazgeçmelerin tamamını ortadan kaldıran sosyalist ütopyaya karşı korkunç bir darbedir," diyor.  (çev.Mustafa Özsarı, Hece Y.,2004)

Şiirin nereye gittiğini daha net görebilmemiz için postmodern estetiğin heterojen yapısı içinde 'eleştirel teorinin' yeniden yorumlanması gerektiğine inanıyorum. Neresinden bakarsak bakalım şiirin oluşum süreci aynadan kurguya yolculuk gibi görünse de, pratiklerde karşılığını bulan, 'direnen ve yaşamsal' olanı barındıracaktır.

Şiir ve Postmodernite dosyamızda; C. John Holcombe, İsmail Kıllığolu, Ahmet İnam, M. Roger Chamberland, İ. Mert Başat, Celâl  Soycan, Metin Cengiz, Ahmet Ada, Ahmet Tüzün, Hilmi Haşal, Necmi Zeka, Mustafa Koç,  A.Ufuk Elmas, Mustafa Karaosmanoğlu, Baki Ayhan T., Serap Emmungil, N.B.Sezer'in yorumlarını okuyabilirsiniz

2006 ŞİİR SEÇKİMİZ

Yıllıkta yer almış şairlerden ibaret midir o yılın şiir atlası? Hiç şüphesiz 'hayır' olacak yanıtım.  Editörün poetik beğenisiyle, biraz da şiiriyle akrabalık bağı kurduklarından mürekkep bir kesittir. Dolaşımda olan yetkin şiir sayısı sanırım yıllığa giren şiirlerin dört-beş katıdır. 'Ben'i veya 'benim şairim'i seçkide göremeyenler elbette sorgulayacaktır, karşı tavrını da biriktirecektir. Bundan daha doğal ne olabilir ki? Her seçki hazırlayıcısı bu ve benzeri tepkilerin zaten bilincindedir. Herkesi mutlu etmek sıradanlığını kimse omuzlayamaz sanırım.

Gelelim seçkinin oluşum sürecine. Yıl içinde dolaşımda olan iki yüz civarında dergide yirmi binin üzerinde şiir yayınlandığı yazılıyor/ söyleniyor. Bir yıllığa/seçkiye ancak yüz-yüz elli şiir alındığına göre şiirini bu toplaşmada göremeyen şair, (doğal olarak kendi  şiirini yetkin gördüğü için) yapılan haksızlığa tepkisini bir şekilde koymasından daha doğal ne olabilir ki?

Sadece Mor Taka'nın bahar sayısına 700'e yakın şiir gönderildi. Şiiri ve üstmetinleri pek okumayan, ama şiiri sular seller gibi döşenen potansiyel bir şair ordusu doludizgin koşuyor. Üstelikte bu ordunun en genç, en yeni neferi bile şiirine toz kondur(t)muyordu.

Bir şairin ürününü "yetkin şiir" olarak görmesinden doğal ne olabilir ki?  Yirmi bin yetkin şiir elbette soy kütüğünde bu toplaşmada yerini beklemektedir.  Seçilmeyen şiirler kadar seçilen şiirlerin de masaya yatırılıp konuşulması gerekiyor.

GÜZ DOSYAMIZ: (ŞİİRİN VE ŞAİRİN DİLİ)

Nedense şiiri menkıbeler, mitoslar manzumesi olarak algılıyorum. Şimdiyi anlatıyor ama şimdiye ait değil, arkaik bir inşası var, bizi anlatıyor ama dünyalı değil, ne kadar bilinçaltıysa, o kadar da yaşamsal ihtimalli kurgu. Bütün plastik kaygı ve öncelemeye rağmen şiirin tanık olma sorunsalı hep olmuştur.

Çağdaş dilbilimciler ve semiyotikçiler dilin boğumluluğunu kavramsal geleneğe atfederken; ifade (seslerin fonetik düzeyi) ve içeriksel (kavramların ve fikirlerin semantik düzeyi) düzlemi modern edebiyat teorisinin merkezi problemi olmuştur.

Kavramsal düşünceyi önceleyen Hegel'e karşın Kant: 'Estetik hüküm kavramsal ve mantıksal sebeplerden çıkarılamaz. İnsan zekâsı, esasında güzellikten kavramsız (olandan) zevk alır,' Demişti.

Romantik düşüncü Schlegel, dilin bilgiye engel olmadığını, ilhamın tükenmez kaynağı olduğunu söylerken dilin müphemiyetini ve çokanlamlılığını savunan Nietzsche, musiki, sesin felsefe içinde ulaşılmaz bir model olduğunu söyler.

ŞİİR VE DİLBİLİM, ŞAİRİN DİLİ, ŞİİRİN DİLİ tartışıla gelmiştir.

Dil bağlamındaki dosyamızı paylaşmak isteyenler yazılarını 1 Ağustos tarihine kadar adresimize gönderebilirler.

HAMİŞ

Körler sağırlar birbirini ağırlayadursun, dosta bigane değiliz, olmayız da!..

Zülf-i yâre dokunsak da, sürç-i lisandan imtina ederiz.

Güz başı yeni sayımızda buluşmak umuduyla

*

Mor Taka'ya çok fazla ürün gönderiliyor. Elimden geldiği kadarıyla gelen iletilere yanıt vermeye çalışıyorsam da, yığılma nedeniyle aksayabiliyor. Mor Taka, amatörce uğraştığım bir zorunluluk.

Ek işim olduğu için de dergicilik rutinlerimi geciktirebiliyorum.

Hoş görüle!..

 

 

 

DERGİ KİMLİĞİ/İLETİŞİM

MOR TAKA Şiir ve Kent Kültürü ISBN 975-98513-3-4/5

Rüzgâr muhalif esmez ise mevsimde bir demir alır Sayı:5 Bahar-Yaz 2006

Kaptanı:Yaşar Bedri Özdemir www.yasarbedri.com yasarbedri@hotmail.com

Bağlı Bulunduğu Liman:Fatih Mah. Zübeyde Hanım Cad. Kırklar Ap. No:23 61040 Trabzon / Türkiye

Konuşma, Yazışma, Seyirlik: Tel.Fax. 0462-229 06 34 mortaka@gmail.com www.mortaka.com

Kapak, Yapım, Tersane: Nakkaş Reklâmcılık

Reklâm ve Halkla İlişkiler Müd. Harun Öncü honcu@tra.bimar.com.tr

Fiyatı: 7 YTL. Yıllık Sürdürüm: 30.oo.-ytl

Küçük Fotoğraflar: A.Oktay, I.Tüzüner (s.boya), H.Hesse, A.Es-sûfi

Banka, Hesap no: İş Bankası, Trabzon Yeni Mh.Şb.Hesap no: 75510017597

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön