2007’de Dergiler/Kitaplar ve Şiir

 

 

Bizde ilk dergi, “Mecmua-i Fünun”, 1861 tarihini taşımaktadır. Demek ki dergiciliğimizin  yaklaşık 150 yıllık bir serüveni var. Tanzimat’tan bugüne, adı edebiyat tarihine kazınmış şair ve yazarların ortaya koyduğu ürünlerin, daha çok okurla buluşmasının ve edebî kamu tarafından sınanmasının önemli bir aracı olmuştur dergiler. Hatta bugün, üst üste birkaç yıl dergilerde gözükmeyen şairlerin, ‘şiirden çekildiği’ne dair ifadeler hemen dolaşıma girmektedir. Bu durum, dergilerin edebiyat ortamına kattığı gücü ve canlılığı gösteriyor. Şair ve yazarlar, edebiyat serüvenlerinin vardığı son noktayı dergiler üzerinden okura beyan ediyor. Şiir Defteri’ni oluşturan ana malzemenin çoğu, doğal olarak dergilerdeki edebi birikimden yararlanılarak kotarılmaktadır. Buradan bakınca, yıllıklara, seçkilere dair açılan tartışmaların temelinde, bu çalışmaları besleyen ‘dergiler’in yayımladıkları ürünler yer alıyor. Uzun zamandır (Tanpınar’dan beri) edebiyatımızın birikimini, sosyolojik alt metinleri de dikkate alarak, tasnif eden; gelecek kuşakların ilgisine sunan, nitelikli bir “Edebiyat Tarihi” çalışmasının eksikliği hissediliyor. Bu boşluk, bir yönüyle (şiir cephesinde), Şiir Defteri’nin de içinde bulunduğu “dönem” kitaplarıyla kapatılmaya çalışılıyor. Bu çalışmaların, edebiyatın farklı kulvarları ve kuşatıcılığı göz önüne alındığında, yetersiz olduğunu biz de biliyoruz; fakat şiir, şöyle bir imkân da sunuyor edebiyatın sâdık okurlarına:  farklı disiplinlerden akıp gelen pek çok dilsel imkân şiirin içinde buluşabiliyor. Böylelikle, nitelikli bir şiirde, hem dilimizin geçmişten gelen serüvenini hem de geleceğe düştüğü notları okuyabilme şansına sahip oluyoruz. Bizler, yüzlerce yıldır, derdini, tasasını, sevincini şiirle anlatmış bir toprağın hâfızasının içindeyiz.  Bu topraklarda eskiden olduğu gibi, bugün de farklı kaynaklardan, özelliklerden kopup gelen şiirlerin bereketli örnekleri karşılıyor bizleri.

Bizler bir şairin şiirimize kazandırdıklarını tespit ederken; o şairi sadece kendi serüveni içinde değerlendiremeyiz. Şairin kendi çağdaşları içinde taşıdığı özgünlük kadar, ölmüş şairlerin geride bıraktığı şiir kalıtıyla irtibatı da önemlidir. Bu iki zemin dikkate alınmadan bir şairin geleceğe devredeceği şiir mülkünün  üzerinde anlaşılır tespitlerde bulunmak oldukça güçtür. Şaire uzanan iki elden biri ölü şairler tarafından, diğeri ise henüz doğmamış olan şairlerce uzatılır. Ve şair, bu iki el arasında kendi zamanını ve çağdaşlarını, gövdesini kat eden bir dille temsil eder. Geçmişin bilgisine haiz olmayan biri, zamanı gelmemiş bir şeyleri temsil ettiğini sanırken, ‘zamanı geçmiş’ şeyleri temsil ediyor da olabilir. Şiir Defteri’nin bu dördüncü cildi de    -önceki senelerde olduğu gibi-  yıl içinde yayımlanan ve şiire yer açan dergilerin hemen hepsini ‘dikkatte’ alan bir bakışla oluşturuldu. 21. yüzyılın hemen başında ortaya konan bu ve benzeri çalışmaların, gelecek on yıllar içinde- geriye dönüp bakmak adına- anlam kazanacağını düşünüyoruz.

Dört yıldır yayımlanan  ‘Şiir Defteri’ Şiir ve Hayat alt başlığını taşıyor. Bu başlık, şiirin hayattan; hayatın şiirden ayrı düşünülemeyeceğini vurgularken; bir yandan da şiir verimlerinin, içinde doğduğu zamanın kodlarını ele veriyor. Bizden sonra bu iki (Şiir-Hayat) sözcüğün bazı kitap ve dergilerde çok sık bir araya geldiğini görmek, oldukça sevindirici. Sanat eserine verilen anlam, zaman içinde farklı değerlerle insanoğlunun karşısına çıkmaktadır. Şiir gibi malzemesi ‘dil’ olan yazın türlerinde bu anlam, bir şairin yazdığı dil üzerindeki tasarrufuyla, kendine karşılık buluyor. Edebiyat tarihimize dönüp bakanlar; bütün edebi yönelimlerin, ekollerin, akımların kendini belirginleştirdiği, yenilik adına vurguyu üzerine çektiği yerde, bir dilsel tercih göreceklerdir. ‘Yenilik’ tavrı, arkasında bir dil tercihini barındırır. Şairin bir dil anlayışı -bilerek yahut bilmeyerek- vardır. İşte bu anlayış, yazdığı dille şair arasındaki kültürel ilişkiyi de ortaya koyuyor. Yani bir bakıma kültürü, dil içinde yeniden tanıyıp üretmiş oluyor. Kimi genç arkadaşlarımızın ortaya koyduğu metinler (ki bazıları bu metinlere ‘iş’ demeyi uygun buluyor) sözcüklerin temsil ettiği kültürün kodlarını ele vermekten tamamiyle uzak. Dilin açtığı imkânlarla kendini ortaya koyan ‘şiir’, varlık nedenini inkâr ederek, kendini ifade edemez. Bu yüzden, bizce her genç şairin “gelenek” kavramından anlaması gereken ilk şey; kendini geçmişten günümüze kadar devredip gelen “dil”dir. Dil üzerine düşünmeyen, dilin sadece kara kara işaretlerden meydana geldiğine inananlar; dilin görünen, görsel taraflarıyla düşüp kalkmaktan öteye gidemiyorlar.

Türkçenin derin sularında yirmi otuz yıl önce neler olduğunu bilmekle yetinen, daha öncesinden bihaber olmayı övünülücek bir özellik sayan insanların tutundukları ‘yeni’nin sahiciliği sorgulanmalıdır. Şiirin önüne, farklı disiplinlerden bir sıfat düşürüp, ‘bunu ilk kez ben buldum’ demekle hiçbir yere varılmadığını Fecr-i Âti’den bu yana onlarca kez tecrübe etti şiir ortamımız. Bütün mesele, kalıcı şiir ortaya koyabilmekte. Zamana karşı direnecek şiiri olmayanların eliyle edebiyat ortamına servis edilen bildirge(!) başlıklı metinlerin, zaman kaybından başka bir işe yaramadığı ortada. Kötü şiir yazanların, adının belirginleşip edebiyat tarihine yazılmasında, özellikle son yıllarda verilen ödüllerin de bir yardımı olmuyor. Evet, bütün mesele ‘sağlam/sıkı’ şiirler yazabilmekte. Şiiri, bir eğlence aracı olmaktan çıkarmanın yollarını araştırmalıyız. Bunun için, her şeyden önce dergi editörlerine görev düşüyor. Yayımladıkları şiirlerin ne kadarını edebiyatın hânesine ne kadarını ahbaplığın hânesine yazdıklarını, tekrar gözden geçirmeli editörler; çünkü dil, istemesek de bizi gözden geçiriyor. Bu yıl Şiir Defteri’nin ‘seçici kurulu’nu, yine farklı şiir serüvenleri içinden gelen, edebiyatımızın özgün kalemleri oluşturuyor:  Arif Damar, Eray Canberk, Tarık Günersel, Şükrü Erbaş. İlk kitaplara dair düşüncelerini, geniş bir yazıyla yine Sezai Sarıoğlu kaleme aldı. 2007’de yayımlanan şiire dair kitaplar üzerine, Cihan Oğuz’un doyurucu bir yazısı da sayfalarımız arasında. Tozan Alkan, 2007’deki çeviri edebiyatını ve çeviri sahasındaki faaliyetleri kapsayan metniyle; Özcan Erdoğan ise internet ortamı ve fanzinlere dair ayrıntılı bilgiler içeren yazısıyla Şiir Defteri’ni zenginleştirenler arasında. Ayrıca farklı kuşaklardan birçok şairimiz de “soruşturma”mıza birbirinden ilginç yanıtlar verdi. Emeği geçen herkese çok teşekkür ediyoruz.

Gazetelerin kitap eklerinden çoğu zaman şikâyet edip duruyoruz; fakat bu eklerde yer alan bazı yazı ve söyleşilerde önemli tespitler de yer alıyor. Bu yıl, şiir etrafında söylenenler, aşağıdaki üç alıntıyla özetlenebilir.

Fazıl Hüsnü Dağlarca: “Genç arkadaşlar, Türkçeye inansınlar. Türkçeye inanmak, bütün hayattaki başarılarının basamağıdır.” (Zaman Kitap, Sayı: 12)

Ahmet Oktay: “İki üç yıldır bir paradigma değiştirme isteği var şairlerimizde. Yeni bir şey yapalım istiyorlar. Nerede değişiklik yapacaklar? Bunun için de yeni iletişim teknolojilerine umut bağlıyorlar. Somut şiir, görsel şiir gibi şeylerle uğraşıyorlar. Bana kalırsa, yüz yıl önce yapıldı bunlar. Dadaizm’in kuruluşu 1916’dır. 1916’da yapıldı fonetik şiir, optik şiir…Bu nedenle çok olumlu sonuçlar alacağını sanmıyorum genç arkadaşların. Şiiri insansızlaştırıyorlar. Şiiri insansızlaştırdığız zaman şiir yazmanın bir anlamı kalmaz; başka bir şey yapmak gerekir.” (Şiir İnsansızlaşıyor, Cumhuriyet Kitap, Sayı: 925)

Mehmet H. Doğan: “Genç şairler, şair adayları çıtası eskisinden çok daha yüksek bir yarışta buluyor kendilerini. Şurası kesin ki, şairlik giderek zorlaşıyor. Toplumsal olaylarda geriye dönük varsayımlarla birtakım yargılara varmak yanlıştır, ama yine de diyorum ki, ’80 sonrası şiirin bugün adı ünlüye çıkmış birçok şairi, bu koşullarda yarışa girmiş olsaydı, dökülür kalırdı.” (2007 Biterken, Milliyet Kitap, Aralık 2007)

 

2007’de Yayımlanan Şiir Kitaplarına Dair

Mehmet H. Doğan, hazırladığı ilk şiir yıllığında (1993 Şiir Yıllığı, Adam Yay.) yıl içinde yayımlanmış şiir kitabı sayısının ‘100’e yaklaşmış’ olduğunu belirtiyordu. 2000’lerden itibaren yayımlanan kitaplarda büyük bir artış oldu. Son beş altı yıldır, çeviri kitapları da sayarsak, bir yılda çıkan şiir kitabı sayısı ortalama dört yüz civarındaydı. Bu kitapların önemli bir kısmı şairlerin kendi imkânlarıyla yine -‘kendi’ yayınevlerinden- çıktı. Her zamanki gibi, şiir kitapları, kitabevlerinde, ‘sırtını yaslayacak’ yer bulmakta bu yıl da sorun yaşadı. Sadece birkaç yayınevinden çıkan şiir kitapları, memleketin farklı yerlerindeki okurlarla buluşma şansına sahip oldu. Bir paradoks da bu aralıkta yaşanıyor: adı sanı duyulmuş, dağıtım olanakları son derece gelişmiş yayınevlerinden çıkan şiir kitaplarının çoğu, maalesef nitelikten yoksundu. Bu imkânsızlık içinde, şiire gönül vermiş bir kısım dergiler (Hayâl, Yasakmeyve, İle, Dize, Deliler Teknesi, Mühür, Ç.N.) kendi bünyelerinde şiir kitabı yayımlamayı sürdürdü. Bazı dergiler, yayımladıkları kitapları dergiyle birlikte okura armağan etti. Bu da dağıtım ‘tekkel’lerine karşı direnmenin, şiire yol gösteril(e)meyeceğinin; ancak şiirin yol göstereceğinin bir dışavurumu olarak okunabilir.  

Yıl içinde, farklı kuşaklara mensup şairlerin yüzlerce kitabı yayımlandı. Şiir kitabı yayımlayan başlıca yayınevlerinin isimlerini şöyle sıralayabiliriz:  YKY, Yitik Ülke, İlya, Artshop, Everest, Kırmızı, Kanguru,  Şiirden,  Kül Sanat, Etki/Dize, Evrensel, Hayâl, Metis, Komşu, Ebabil, Başak Yayıncılık, İş Bankası Yayınları, Afrodisyas-Sanat Yayınları, Pan, Mayıs, Norgunk… Büyük yayınevlerinden bazıları yılı bir (Varlık, Merkez vs) şiir kitabıyla kapadı. Bu yıl 25 şiir kitabıyla en çok şiir kitabı basan yayınevi Yapı Kredi Yayınlarıydı. Artshop yayınları yıl içinde yayımladığı onlarca şiir kitabının yanı sıra dört dergiyle de edebiyat ortamını selamladı.

2007 yılı içinde, şiirimizin yaşayan ustalarından art arda kitaplar ulaştı okura. Kuşkusuz bu şairlerin başında Fazıl Hüsnü Dağlarca (d. 1914) vardı. Dağlarca yılı dört kitapla kapattı. “İçimdeki Şiir Hayvanı” (Norgunk) ve YKY’den çıkan diğer üç kitabı: “Genç”, “Arkası Siz”, “Orda Karanlık Olurum”. Türk şiirinin yaşayan en büyük ustası Dağlarca’ya dair dergi ve gazetelerde pek çok yazı çıktı. Söyleşileri yayımlandı. Her dönem okunacak diri ve genç şiirleriyle 2007’nin en üretken şairi olduğunu beyan etti. Son birkaç yılda olduğu gibi bu yıl da şiirlerini, Berfin Bahar ve Kitap-lık dergilerinde yayımladı, Dağlarca. İlhan Berk’in şiirsel aforizmalardan oluşan “Tümceler Geliyorum” (YKY), kitabı da, bu yıl üzerinde çokça yazı yazılan eserler arasındaydı. Yine, YKY’den çıkan iki önemli kitap da Gülten Akın’a aitti: “Celâliler Destanı”, “Kuş Uçsa Gölge Kalır”. Usta şair Ahmet Oktay’ın “Lirikler” (Şiirden) adlı kitabı da yılın önemli kitapları arasındaydı. Hilmi Yavuz’un son kitabı “Kayboluş Şiirleri” (YKY) 2007’nin son günlerinde okurla buluştu. Ataol Behramoğlu’nun son şiir kitabı “İki Ağıt” (Evrensel) toplumcu bir duyarlılığın özelliklerini taşıyordu. Özdemir İnce, son şiirlerinden oluşan “Magma ve Kör Saat”i (Kırmızı Yay.) yayımladı. Kırmızı yayınları, Enis Batur’un “Neyin Nesisin Sen” adlı şiir kitabını da okurlara ulaştırdı.Komşu yayınlarından çıkan İzzet Yasar’ın “Asla Yazamayacaksın O Şiiri” 2007’nin sürpriz kitaplarındandı. Haydar Ergülen’in “Üzgün Kediler Gazeli” Merkez Kitaplarının yayımladığı tek şiir kitabıydı. Şükrü Erbaş’ın “Unutma Defteri” (Kanguru), Tahir Abacı’nın “Hüznengiz”i (Komşu)  2007’nin üzerinde durulması gereken, özgün, nitelikli kitapları arasındaydı. Yılın en özgün kitaplarından biri, Müslim Çelik’in “Bülbülün Ölümü”  Artshop yayınları arasından çıktı. Bu yılın en çalışkan kalemlerinden Murathan Mungan’ın “Dağ” (Metis) adlı şiir kitabı da okurla buluştu.

Yıl içinde, aralarında  Nâzım Hikmet, Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat, Ahmet Oktay, Cevat Çapan, İsmail Uyaroğlu, Kenan Sarıalioğlu ve Abdülkadir Budak’ın da bulunduğu çok sayıda şairin toplu şiirleri yayımlandı. İş Bankası Yayınları Sefa Kaplan’ın “Seçme Şiirler”ini okurla buluşturdu. Metin Eloğlu’nun kitaplarına girmemiş şiirleri “İbresiz Bir Pusula” (YKY, Hazırlayan: Turgay Anar) adıyla yayımlandı. Genç şairlerden Azad Ziya Eren’in şiirleri “Isoleopard” adı altında, karşılaştırmalı biçimde Türkçe-Fransızca olarak kitaplaştı. Antoloji bağlamında dikkat çeken çalışma:  “Kürt Şiiri Antolojisi”. Selim Temo’nun, tarihsel süreç içinde Kürtçe yazılmış şiirleri kuşatan  bu kalıcı eseri, Agora yayınları arasından çıktı. Müntehir şairleri kapsayan yeni bir kitap da Ahmet Günbaş’tan geldi: “Erken Ölmüş Şairler Antolojisi” (Hayâl yay.). Sennur Sezer’in “Akdenizli Şiirler” (Evrensel Basım) derlemesi de özenli ve önemli bir çalışmaydı. Varlık Yayınevi, Erdoğan Alkan’ın büyük emeğiyle Türkçeye kazandırdığı Lorca’nın ‘Bütün Şiirleri’ni tek ciltte (670 sahife) yayımladı.

 

2007’nin Bazı Kitaplarına Derkenar:

Ahmet Oktay şiirdeki toplumsallığı,  “Gerçekliği dönüştürerek yeniden üretmek.” olarak anladığını söylemiş ve şiirinde de bu biçimde ortaya koymuştur.  Oktay, 2007 yılında yayımlanan Lirikler (Şiirden) adlı son kitabında büyük kalabalıkları şiirine özne yapmadan, bir tek insan üzerinden sosyalist gerçekçi bir şiirin yazılabileceğini de göstermiştir bizlere. Lirikler Oktay’ın felsefeyle ve doğayla yoğunlaşmış dingin bir zamana açılan şiirlerinden oluşuyor.

Tahir Abacı, 2007 yılında, Yasakmeyve, Varlık, Milliyet Sanat’ın da aralarında bulunduğu pek çok dergide yayımladığı yazılarla önemli bir boşluğu doldurdu. “Hüznengiz” (Komşu) adlı bir şiir kitabı da okurlarla buluştu. Kitapta farklı biçimleri sahiplenen birbirinden ilginç şiirler var. Bilginin ustaca imgeleştirildiği dizeler, derinlerde parıldayan hiciv ve toprağın ritmine kulak kesilmiş folklorik unsurlar. Bilginin, imgeye dönüştürülmesi dedik, şu dizeleri okuyalım: “Onca tuz döktük feylesof saatin üzerine/ Kaymadan gelebilsin diye dik çağ”. Tahir Abacı’nın altıncı şiir kitabı‘Hüznengiz’de bir yandan, modern Türk şiirinin farklı kanallarından akıp gelmiş birikimini izlerken; öte yandan, hukuktan müziğe, değişik bilgilenme, ilgi alanlarının şiirde buluşmasına da tanık oluyoruz.

 “Tek Vuruş”, Hüseyin Peker’in dördüncü şiir kitabı. Yaşantının bir çeşit ‘acı itiraf’a dönüştüğü şiirlerinden oluşuyor. 1946 doğumlu şair, şiirlerini oldukça geç kitaplaştırmaya başladı; oysa son on yılın en velûd şairlerinden biri Peker. Gündelik hayatın  –birbirinden kopuk gözüken- pek çok ayrıntısı onun şiirlerinde, sokağın ‘tenha’lığını kendine zemin kılarak bir araya geliyor. ‘siyah, leke, kenar, zalim, taş, duman, ağlamak, toz, kül’… ve daha nice gözden çıkartılmış sözcük, onun şiirinde sıkıntı çekmeden çiçeklenir. Yurtsuzluk değil de bir ‘yersiz’lik şiiri hüküm sürüyor Peker’de. Gündelik yaşamımızı telaş içinde anlatan bir şair o. Telaş, karşılaşılan yenilgilerin, haksızlıkların içinde daha bir boy veriyor.

2007’de yayımlanan, Şükrü Erbaş’ın “Unutma Defteri” (Kanguru)nin önemli bir bölümü düzyazı şiirlerden oluşuyor; lirizmden uzaklaşmadan, sözün ölçüsünü kaçırmadan ne söylediğini bilen bir şairin elinden çıkmış “Unutma Defteri”. “Dicle Üstü Ay Bulanık” kitabındaki, o güzelim “Ömür Hanımla Güz Konuşmaları” adlı uzun şiiri de “Düzyazı”nın imkânlarıyla kendini tamam etmişti. Düzyazı şiirde bir cankurtaran gibi görevlendirilen “seci”lere iltifat etmeden inşa ediyor şiirini Şükrü Erbaş. Yalın, duru bir anlatımla, zamanın keskin burçlarından, şiddetin mayaladığı ân’lardan  derlediği ayrıntıları, insanı kuşatan sevinci ve hüznü; içinden çıktığı topluma iade ediyor. En zor koşullarda bile bir ‘aşk’ parlaklığı vuruyor mısralara. Günümüz şairleri içinde “insanı” farklı mekânlar ortasında başarıyla anlatanlardan biri Erbaş. Meseleyi ortaya koyup bırakmıyor Şükrü Erbaş; üzerine gidiyor mesele edindiği şeyin. Yaşayanı gözettiği için “yaşayacak” bir şiir vücûda getiriyor. Slogana, kaba, epik bir söyleyişe düşmeden, “oturdum gözyaşımı okudum” demeye varan gümüşî bir inceliğin hizasına indiriyor okuru.

Haydar Ergülen’in “Üzgün Kediler Gazeli” 2007 yılında okurlarla buluşan, yılın en çok dikkat çeken kitaplarından biriydi. Haydar Ergülen, her kitabıyla sadece kendi şiir serüvenine dair söz açtırmıyor; Türk şiirinin İkinci Yeni sonrası almış olduğu yolun, ana hatlarını çıkarmak isteyenlere de kılavuzluk ediyor. Ergülen’in dergilerde yayımlanmış şiirlerini kapsıyor. Kedilere, aşka, yalnızlığa… insanın ‘ödünç’ bırakıldığı dünyaya dair birbirinden güzel mısraları ağırlıyor, Üzgün Kediler Gazeli. Sözcüklere farklı cephelerden yanaşan, günlük hayatımızı kuşatan nesnelere yeni bakışlar düşüren tutumunu sürdürüyor Ergülen. Hüznü ve kederi ‘sevinçle’ tanımlayan bir şair. Şiirleri ‘öykünmeden’ uzak; ama etkilemeye açık. Demlenmiş yolculuklar, ahşap hâtıralar ve insanı hayatta kalmaya ikna eden sabır… bütün bunlar, Ergülen şiirinde yaşıyor.

Özkan Mert, 1969’da yayımladığı ve çıkar çıkmaz yasaklanan, ilk kitabı “Kuracağız Her Şeyi Yeniden”le dikkat çeken şairlerden biri olmuştu. Son kitabı “Gelincikya” (Hayâl) 2007’de yayımlandı. Değişen ve gelişen modern Türk şiiri içinde altı çizilebilecek bir “özgünlük” taşımıyor Gelincikya. İ. Özel, A. Behramoğlu ve S. Berfe içinde şiirini en az geliştiren isim maalesef Özkan Mert. Kitaptan iki dize:  “Ben oturmuş ne yapıyorum burada?/ Gidip bahçemde leoparlarla oynasam daha iyi.”

Metin Göz’ün üçüncü kitabı “Revan” (Artshop) 2007’de yayımlandı. Uzun yıllar, dergilerde şiirleriyle gözükmüyordu; son birkaç yıldır şiirleriyle çıkıp geldi. Revan, şiiri iyi bilen ve bu bilgiyi ‘sezgi’nin önüne bir engel gibi çıkarmayan bir şairin kitabı. “dün gece yıldızlar yoktu/ bu gece gökyüzü yok” diyor Saklambaç adlı şiirde. Metin Göz şiirinde söz ve ses özenle tartılmış gibi. “gelmeyecekmiş barbarlar, öyleymiş/ bekliyorum son kalesinde incelişin”

Muzaffer Kale’nin son kitabı “Lirik Aksan” (İlya ) yılın önemli kitaplarından biriydi. Gerek sözcük seçimindeki dikkat gerekse ne söyleyeceğini bilmenin temkinliliği, şiirlerini savrukluktan ve bulanıklıktan uzak tutuyor. Düşüncenin yoğunlaştığı yerde, çok az şairde rastladığımız, lirizm de ortaya çıkıyor. Okuduğunuz bir mısra, sizi bir sonraki mısraya fırlatıyor; merak ettiriyor. Dalgın bir şiir değil; uyanık ve ilişkilerdeki ‘körelme’yi açığa çıkaran bir şiir. Kitabın adını oluşturan ‘lirik’ ile ‘aksan’ sözcükleri farklı anlamlar ortaya çıkarıyor. ‘aksan’ hem fiil hem de isim olarak ayrı ayrı görevlendirilmiş gibi. Muzaffer Kale şiiri, farklı okumalarla, özgünlüklerini ortaya çıkartabilen bir dilsel zenginliğe sahip.

İlk şiiri (Rıhtım) Ekim 1982’de Oluşum dergisinde yayımlanan Hüseyin Alemdar’ın,   7. şiir kitabı, “Vakitler ve İncelikler” (İş Bankası) okurla buluştu. Attila İlhan, Dağlarca’dan sonra, Alemdar şiirine yol gösteren ikinci önemli usta. 15 yıldır, tek başına, büyük bir özveriyle, şair ve sinemacı Orhon Murat Arıburnu anısına ödül düzenleyen Alemdar’ın şiirini besleyen önemli bir kaynak da ‘sinema’ olarak işaretlenebilir. Alemdar, bugün Türk şiirine ‘genç’ adımlarını uydurmuş nice şairin de ilk kitaplarını yayımlamıştır. Şiirinde ‘vefa’ bir sayıklama olarak yer tutmaz; vefa, tarih önünde söz alır, tavrını ve edasını ortaya koyar. Türk şiirinin son yirmi beş yılda oluşturduğu, ‘deneyim’ ve ‘birikim’in içinde Alemdar şiirinin ayrıcalıklı bir yeri var. Kitapta yer alan şiirlerinde, birbirinden farklı şairlere (42 ‘Vakit Şiiri’nde, ayrı ayrı şairlere selam indirir) yaptığı göndermelerle, başkalarının ‘hüznünü’ ve ‘sevinci’ni ince bir duyarlılıkla paylaşmaktan çekinmez. İyi ve güzel olana karşı edebî ve insanî bir sorumlulukla davranır. Kitabını oluşturan şiirler, unutulmaya terk edilmiş duyguları, taze bir ses nezaretinde yeniden ayaklandırıyor. Böylelikle, ‘uzakta kalanı’ hâtıraların tazyikiyle, yeniden hayata çağırmış oluyor: “İnsan bir dağ yalnızıdır Mehmet,/ bakar bakar da kendini anlayamaz/ sen bir kış ikindisiydin, Kasaba'dan gelmiştin--/ köylerin şehirlere ağlamış halidir kasabalar / ah, kasabalar konuşamaz!”

Geçen yıl aramızdan ayrılan Cenk Koyuncu (27 Haziran 1967- 14 Mayıs 2006)’nun geride kalan dosyası, Mustafa Köz’ün emeğiyle, “Suçlu Hafıza” (Komşu) adı altında kitaplaştı. Koyuncu’nun 2002’de “Sona Veda” adlı kitabı yayımlanmıştı. Son kitabı upuzun bir şiir gibi okunuyor. Hüzne ve acıya mısralar dökerek yol alan bir kitap. Kitap, “çıkışsızlık” durağına vardırıyor bizleri. Kendi içine kapanan özne’nin dünyaya, geçmişe ve aşklara dair düşürdüğü keskin notlar. Suçlu Hafıza, Cenk Koyuncu’nun şiir serüveni içinde sadece bir son kitap olarak değil; şiirinin ulaştığı en olgun kitap olarak kayıt edilmelidir.”Ölenlerin eli çıplak ve boş. Okudum bir bir/ bıraktıklarını, kadıkları yerden devraldım/ devrildim, toparlandım sen geceme bekçiyken”

Doğan Ergül (1968- 2 Haziran 2007)’ün  ‘Aşkın ve Suların Öğleni’nden sonra yayımlanan ikinci kitabı “Uykulu Yağmur” (Yitik Ülke) insanı şaşırtan ve şiir bilgisinden şüpheye davet eden, sıçramalı bir zihnin siyah-beyaz fotoğraflarıyla örülmüş. Şair, tenhada kalmış nesneleri özenle ve ilginç bir gramer düzeni içinde dizelerine yerleştiriyor. Şiirsel yük, bu kendine özgü gramer üzerine biniyor. Ergül, “dize”ye ağırlık veren, bütün yoğunluğunu dize etrafında ören bir şair. Şiirimize, kendine has, farklı bir sentaks ve akustik getirdi. “Uykulu Yağmur”da, özellikle ‘zaman’ kavramına dair yoğun bir yürüyüş var: “ağaçtaki sabrı anlatıyor/ zaman”, “bak, kendinden başka her şeydir/ zaman”, “yerini değiştirmiş bir öğleni yontuyordu zaman”, “ey kendinde sürgün varlık/ kaldıkça ölüyor zaman”…Kendisine sorulan ‘zaman’la ilgili bir soruya şöyle cevap vermişti bir vakitler: “Zaman bizim bildiğimiz; ama tarih kitaplarının değil; dünyanın yazılmamış belleğidir. Şairi besleyen sezginin terazisidir zaman. Ve bütün mutlakların galibidir kendileri. Şeyh’in de Galib’in de adıdır kendileri. O sonsuz ve öteki kendir.” (Şiir Ülkesi, s. 35). Uykulu Yağmur’un son şiiri ‘Yol Düşü’nden bir dize: “ mezarları açılmış bir dünya böyle yürür suya”. Bugün onun, imzasının olmadığı herhangi bir şiirini, yanılmadan adresine teslim edebiliyorsak, ortada özgün bir şair var demektir bu. Beklenmedik yerde, bir denizaltı gibi çıkan çarpıcı imgeler, yeni mekânlara taşınan sıfatlar şiirini zenginleştiren unsurlar arasında sayılabilir. Şiirlerindeki, bölümler arasında verilmiş boşluklar, hor kullanılmış zaman gibi susar. Çünkü o’nda, boşluklar da şiire dahildir. Dağ, su, gece, ağaç, at, uzak, yaprak, dalgın gibi nice kelimen kelime, onun adını duyunca çıkıp geliyor tenhalardan. Uykulu Yağmur, bize bir yandan Türkçenin sevincini işaret ederken, öte yandan Türkiye’nin, kırlara, denizlere ve genç ölümlere doğru nasıl nefes alıp verdiğini de gösteriyor: “çocuklardır/ uzağında büyütür babasını…”

 “Kır ve Gök” (Komşu) Adil İzci’nin üçüncü şiir kitabı. 2004’te “Ağaçlar Kitabı” adı altında birbirinden güzel denemelerini yayımlamıştı. Az yazan bir şair Adil İzci. “Kır ve Gök”, insana yaşama sevinci bahşeden görüntülerle örülü. Erguvanlardan, güllere, manolyalardan çiçekli erik dallarına doğru, Türkçenin çiçekli yüzüyle tanıştırıyor bizleri. Sadece çiçekli yüzüyle mi? Dilimizin incelikleriyle de: “Belki bundandır rüzgârı zaman saymamız

Tozan Alkan’ın üçüncü şiir kitabı “Ve Rüzgâr” (Artshop) her şeyden önce ‘sahici’ bir kitap. Gündelik hayatı bu derece içerden, yaşanmış bir biçimde veren az kitap vardır.Ülkemizde çeviri edebiyatı bağlamında tek dergi olan “Ç.N.”nin yayın yönetmenliğini yapıyor Tozan Alkan. Şiirlerinde, teşbihler, telmihler ve nice söz sanatı yer alıyor. Kitapta ‘yeryüzünün hüznü’ne kapılmış insanın ‘kalp atışları’ kendini duyuruyor. Dizeler arasında, bir ağacın gövdesinde dinlenen ormana rastlıyorsunuz. “bunca uykusuz ağaç varken/ orman bir başına kalmış gecede/ oturmuş bizi bekliyor yağmur/ bir hayâlden çıkmış gibi dalgın/ ve tedirgin kendine”. Şiirlerinin çoğunda ‘ironi’ kendine yer bulmasına rağmen, şiir ironik olanın  hükmü altında kalmıyor. Dünya şiirinden pek çok önemli şairin eserlerini Türkçeye kazandırmış olmasına rağmen, Alkan’ın şiiri, ‘yerli’ olanın imkânlarından feragat etmiyor. Yaşayan bir dille, yaslı bir zamanı ağırlıyor. Türkçenin inceliklerini çok iyi biliyor. Bu incelikleri şiirine ustaca yediriyor. Kitapta yer alan “tabula rasa yahut tabula rosa” ve  “chips and fish” adlı şiirler, aynı zamanda ‘şiir üzerine düşünmenin de’ şiirleri.

Salih Aydemir’in dördüncü şiir kitabı “Hüzünlü Isırgan” (Şiirden) 2007’de okurla buluştu. Bir önceki şiir kitabı “Akıl Ayazı” 2005 yılında yayımlanmıştı. Aydemir, gerçeküstü duygulanımları somut göstergelerle şiirine taşıyor. Yalnızlık ve korkuyla kendini tamamlayan sözcükler, dünyanın şimdiki hâlini de önümüze koyuyor.

“İlk Ağacı Öperek” (Everest) Zeynep Köylü’nün ikinci kitabı. İlk kitabı “Son Arzum Gül ve Kedi”(1998) ile arasında dokuz yıl var bu ikinci kitabın. Köylü, ilk kitabıyla, şiir çevrelerinden olumlu yankılar almıştı. İkici kitabı daha çok, evden kopuş, sokakla gerilimi merkeze alan bir atmosfer oluşturuyor. “Anne, çocuk, zaman” kavramları sıkça karşılıyor bizleri. Bu kavramların yer tuttuğu dizelerde kimi zaman pişmanlık, kimi zamansa bulanık itiraflar kendini duyuruyor. Köylü, ‘ben’ üzerinden söz alıyor şiirlerinde. Yer yer çarpıcı dizelerle karşılaşsak da, maalesef  ilk kitabın yol açtığı heyecan ve beklentilere cevap ver(e)meyen şiirlerden oluşuyor “İlk Ağacı Öperek”. Tüm bunlara karşın belli bir düzeyin altına düşmeyen bir şiirin yolcusu Köylü.

Cafer Keklikçi,  ilk kitabı “Tanınma Korkusu”yla dikkat çekmişti. 2007’de ikinci kitabı “Yasak Bölge”yi yayımladı. Yığılarak ilerleyen, tekrarlarla soluklanan bir şiir yazıyor. Bu tekrarlar, sözcüklere her defasında yeni bir yerden yaklaşma olanağı tanıyor ona. Böylelikle, ritmi de ‘yüksek’ perdeden duyulan bir şiir ortaya çıkıyor. Bazı şiirlerinde gündelik hayatı tamamlayan sıradan realiteler, ‘ironik’ bir finalle çıkıyor karşımıza. Durmayan, söyle(n)dikçe nefesi açılan mısralar eşliğinde tamamlanan şiirler. Bir ‘bunalım’dan yükselen ‘kahkaha’ gibi.

Oğuz Özdem’in “Yazların Isırdığı Sarı” (Artshop) bu yılın sürpriz kitaplarından biriydi. Özdem, şiir serüveninin başından beri koruduğu, ‘Uzak’ ve ‘Cesur Acı’ adlı kitaplarıyla daha bir belirginleştirdiği ‘toplumcu’ söyleyişini, son kitabında farklı bir eşiğe taşıyor. Evrensel kavramlar (zaman, ölüm, bellek vs.) etrafında dilsel kazılar yapıyor. Özdem şiirinin ayırıcı vasıflarından “bilinç”, dizeleri, belli bir amaç etrafında örgütlüyor. “korkuyorum, yazlar da biter/ ürperirse kuşlar göğün uçurumlarında”

“Ağacına Küsen Yaprak” (İlya) Mehmet Sadık Kırımlı’nın son kitabı. 1934 doğumlu şair, pek çok genç şaire taş çıkartacak bir kıvama vardırdı şiirini. Son dönemde şaşırtıcı şiirler okuduk Kırımlı’dan. Dizeler arasında ışıldayan bir hüzün, “önümde yürüyen sarışın ırmak” gibi akıyor geleceğin avlusuna. Yalın ve sade bir dil tavrı, insanı içten kavrayan benzetmelerle birleşiyor.

Betül Tarıman’ın altıncı şiir kitabı, “Kar Merdiveni” (YKY), gerilim eşliğinde, sınırlarda dolaşan bir anlatıcıya yaslanıyor. “kaç yıldır ayak burkulması bu şehir”. Doğu’ya dair imgelerin çokluğu, kitapta dikkat çekiyor. ‘Anne’ ve ‘baba’ motiflerine dair çarpıcı benzetmelerin yanı sıra nesnelerle şair arasındaki şiirsel bağlantılar da öne çıkıyor. Tarıman, son kitabıyla, şiirinin dolaştığı alanı daha bir genişleterek, derinleştiriyor. “Kar Merdiveni”ni, şairin önceki kitaplarından ayıran en belirgin taraf, şiirlerin ‘birdenbire’, bir ritmi sahiplenmiş olarak başlaması.

“Sesler Kitabı” (Kanguru) Aydın Şimşek’in altıncı şiir kitabı. Şiirleri dışında, üç de araştırma/inceleme kitabı var. Son kitabın adı, bir önceki kitaba (Susmalar Kitabı) göndermeyle oluşturulmuş. Farklı mekânlardan, geçilmiş zamanlardan yansıyan imgeler, bir ayağı sürekli tarihsel tanıklığın toprağında bir özne… Fırat, 1 Mayıs, Yüksekova, Dersim, Zilan. “Ve Fırat küskün çocukların yüzünden akar”, “avluda ölülere bakıyor güvercinler”.

Şükrü Sever (1966, Bulgaristan), ilk kitabı “Yay ve İpek” (Yitik Ülke) bu yıl yayımladı. Sever, ilk kitabıyla, Türk şiirinin kazanımlarından biri olduğunu da ortaya koymuş oldu. İlk kitaplarda göze çarpan acemiliklerden, ses ve söz bolluğundan olabildiğince ayrıştırılmış bir kitap: Yay ve İpek. Sorular, geçilmiş zamana ve mekâna beklenmedik geri dönüşlerle işleyen mısralar; ‘bal’ a ve ‘kan’a aynı anda uzanan keder. Ustalıklı dizeler: “balkonları kapadık, pencereleri/ kışa bir solukluk zaman bıraktık/ essin diye ev içlerinde, unutulmasın/ yüzündeki yazdan kalma güneş/ aşktan, sabırla yontulmuş tasadan” Şükrü Sever’in şiiri, arka plânında geniş bir okuma atlası ve şiir bilgisini barındırıyor. İçli ve samimi bir ses, kitap boyunca yanı başınızda duruyor. Aşktan hasrete; zulümden, sulara çiçek açtıran sevince dek nice yarım bırakılmış temalara uğruyor. Sever’in, bu sıralar geniş bir ‘Kazablanka’ şiirine çalıştığı söyleniyor. Dizeler, açıkta kalmış yaraların üzerini örterken bir yandan da geçmişin dilini çözüyor: “evim orada/ balkanların pervazında.” diyor.

“Anne de Olabilir İnsan Hayatta Âşık da” (Artshop) ismini taşıyor, Nur Saka’nın ikinci şiir kitabı. Aşk’la anne arasında kimi zaman doğrudan kimi zaman dolaylı olarak kurulan bağlarla örülmüş dizeler, birbirinden güzel şiirlere dönüşmüş. İnsan sıcaklığının ve samimiyetinin hiçbir engele takılmadan akışını duyuyoruz.Yaşantıyı, ayrıntılarıyla şiire aktarırken, şiirin dışına düşmeyen, sıradanlaşmayan bir söyleyişi var Nur Saka’nın. Şair ‘söylemek istediklerini’ biçimden çok önemsiyor; bu durum kitabın ismini de doğruluyor sanki. Az yazan bir şair Nur Saka. “Yoktu, bir tek kemik bile vücudumda/ aşka uygun olmayan”

Hüseyin Köse’nin “Mahvedici Melek” (İlya) adlı ikinci kitabı, ilk kitabı “Üzülmüş Evler Kraliçesi” (Mayıs)’nden sekiz yıl sonra okurla buluştu. Hüseyin Köse, çağdaşları içinde imgeci şiirin, önemli adlarından biri. “Mahvedici Melek” gerek yekpâre biçimini elinde tutan söyleyiş kararlılığıyla gerekse güçlü imgelerin yoğunluğuyla, yılın sürpriz kitaplarından biriydi. Her dizede darası düşülmüş bir “yalnızlık”; gecikmenin koyu ve kuru gülleri içinde, kederin bütün iştahasına rağmen inatla parıldayan kelimeleri çıkartıyor karşımıza. Akıl, boşluk, hiçlik, acı, sıkıntı, alkol…. ‘O’nun başından geçen bir “dedi” törenine çıkartıyor bizi kitap. “Ey Aşk!/ Ey cephesi göğe bakan evlerin yerleşik misafirleri!/ Durmadan celali bir yokuşu evlere doğru sürdüğümüz/ o sursat sıkıntılardan oluşan düğüm.”

Yavuz Özdem’in altıncı şiir kitabı “Gümüş Ten” (Şiirden) Son yılların üretken şairlerinden Özdem. Kitap minimal ve etkili şiirlerle örülü. ‘Şehir’ ve ‘kent’ sözcükleri ayrı anlamlarla karşımıza çıkıyor. Önceki kitaplarında olduğu gibi son kitapta da ‘toplumcu’ bir duyarlılık kimi şiirlerde öne çıkıyor: “Kan Dicle’de tamamlar kendisini”

Emel İrtem, şiirimizin en yetenekli adlarından biri. Üçüncü şiir kitabı 2007’nin son aylarında “Marcus’un Lisân-ı Kalbi” (Artshop) adı altında yayımlandı. Kitap, birkaç bakımdan ayırıcı vasıflara sahip: Kitabın son şiirini dışarıda tutarsak, yekpâre bir şiirden oluşuyor; fakat destansı bir şiir değil bu. Hayâl ile Hakikat’i; Doğu ile Batı’yı alegorik biçimde karşı karşıya getiriyor. Tal’at (doğu) ile Marcus (batı)’un karşılıklı, kara kılıçlar gibi çarpışmasından doğan ve ıslah olmak için şark’a kaydedilmiş sözlerle kabaran mısralar bize, Türk şiirinde alışık olmadığımız bir kapıyı aralıyor. Bilgece çatılmış dizeler kimi zaman bir öğüde kimi zamansa ‘zehirli bir manzara’ya yöneltiyor dikkatimizi. Üzerinde konuşulacak bir kitaptan çok, üzerimize doğru konuşan bir kitap sanki.  Emel İrtem, Türk şiirinde ‘keder’e yeni bir libas biçiyor bu kitabıyla. “Mahalle Baskısı”ndan uzak bir şiir yazıyor İrtem. Ses, sıkılmış bir yumruk gibi şakaklarımıza dayanıyor: “aşk bu toprağın göğe yokuşu/ usulca benden akan da o değil mi?/ biraz da hayatımı sen ağırla ip!/ boynumda doruğa çıkardım seni”

Yusuf Alper, 1975’ten beri, dergilerde yayımladığı şiirlerle ve çıkardığı kitaplarla şiir ortamımızın âşina olduğu bir isim. Psikiyatri ve psikanalizi kendine yörünge kılarak, bazı usta şairlerin (Nâzım Hikmet, Cemal Süreya, Ahmet Erhan, Haydar Ergülen) şiirlerine eğilen kitaplar yayımladı. Bu yıl sekizinci şiir kitabı “Oynayan ve Avunan” (İlya) yayımlandı. Şiirleri modern şiirimizin önemli isimlerine göndermelerle yüklü. Hayat ile şiir arasında doğrudan bağ kuran dizelerle yazıyor: “Hayat ile şiir arasında bir sınır/ Kıldan ince kılıçtan keskin/Nerede hayat biter nerede şiir başlar”

Ercan Yılmaz’ın “İncire Yemin” (Aşina Kitaplar) adlı ikinci kitabı ‘kelime’ tercihi bakımından kendini ayrıştıran bir kitap Özellikle eski Türkçenin kelime kadrosundan yararlanıyor yılmaz. Böylece şiir antolojimizdeki pek çok isme- açık yahut kapalı- göndermelerde bulunuyor.

Selma Ağabeyoğlu, bu yıl “Seni Benden Sorarlar” (Kanguru) adlı beşinci şiir kitabını yayımladı. Son kitabındaki pek çok şiir bizi şaşırttı. Çarpıcı imgeler, üzerinde durulmuş, tesadüfe bırakılmamış bir söyleyiş. “bahçeme, sel vurgunu bir gül bırakın”. Ağabeyoğlu, bu son kitabıyla şiirini, söyleyiş bakımından farklı bir menzile ulaştırdı. “Veda” adlı şiirinin giriş bölümü şöyle:  “bırak ayaklansın durgun sular/ ellerime dökülsün yanmış yıldızlar/ vedanın ağıdı için ne desem/ olmaz…bu boşluğa ancak/ bir yağmur sığar”

Mehmet Bozgan’ın “Zamana İthaf” adlı ikinci kitabı (Kent) 2007’de okurla ulaştı. Şiir Defteri okurları, Bozgan’ı “muştu” adlı uzun şiirinden hatırlayacaklardır. İkinci kitabında da uzun şiirlerle buluşturuyor bizi Bozgan. Kitap (93 sahife) beş şiirden oluşuyor. Arapça ve Farsça kelimelerin yoğunluğu dikkat çekiyor. Okura, yazılmış değil de ‘bulunmuş’ bir metni okuyor hissi veriyor. “Bu sararmış sazlıkta ben bir garip soruyum”diyor.

Zerrin Taşpınar, dördüncü şiir kitabını, on iki yıl sonra yayımladı:   “Asi Bir İmge”. Daha çok hikâye etme tekniğine yaslanan, yer yer didaktik göndermeleri olan bir kitap.

Kemal Varol, ikinci şiir kitabı ‘Kin Divanı’nı 2005 yılında yayımlamıştı. 2007’nin son günlerinde ‘Temmuzun On Sekizi’ (Everest) adlı üçüncü kitabı okurlarla buluştu. Kitap birbirinden bağımsız şiirlerden meydana gelmesine rağmen ‘yekpâre’ bir bütün olarak da okunuyor.Bu bütünlük, şiirlerinin bütününe yayılmış ortak ruh durumundan kaynaklanıyor. Birçok kavramın ‘ayrılık’ üzerinden konuşturulduğu şiirler, ‘geçmişin bilgisini’ akılda tutan, bu bilgiyi yeniden üretmekten çekinmeyen cesur bir söyleyişi sahipleniyor. Kimi yerlerde XIII. yüzyıl Türkçesi, kimi metinlerde Kürtçe’nin nabzı ve yerel söyleyişler, kendini duyuruyor. İnsanı içerden saran, upuzun, bembeyaz susabilmek için sevgilinin kapısına dökülmüş sözler. Varol, sözü “ben” üzerinden açıyor. “Birdenbire” açılan ve “bir” olmaya yönelen bir söyleyişi var şairin. Yalnızlıktan çok ‘yalın’ olmanın şiirleri. “adın hâlâ/ bir alaçiçek gibi duruyor/ büyüyor şuramda”

“Rüzgârla Saklı” Kadir Aydemir’in üçüncü şiir kitabı; “Sen kördün/ Ben kanatsız…” dizeleriyle açılıyor. Şiirler, Nihat Kemankaşlı’nın resimleriyle birlikte kitaplaştırılmış. Aydemir, az sözcükle yazan, şiirlerinde doğa görünümlerini yoğun biçimde imgeleştiren bir şair. Kitabı oluşturan şiirlerin tamamı ‘erotik’ bir atmosferle nihayetleniyor: “ıslaktı bahçen ve ezik çimenler”. Aydemir, 2003’te yayımladığı ‘Dikenler Sarayı’ ile dikkat çekmişti.Bu kitapla kendi şiir serüvenine önemli bir hiza koymuştu. Son kitabı ise tematik bir yapıyı sahipleniyor. Bekletilmiş, sözcük işçiliğine ağırlık verilmiş bir kitap ‘Rüzgârla Saklı’. Aydemir, az şiir yayımlayanlardan… Özellikle, ev içini ele veren nesnelere ve ‘anne’-‘baba’ sözcüklerine dokunduğu yerde şiirsel gücünü yoğun biçimde ortaya koyuyor:  “Annem kördü beni doğururken”

 Cengiz Kılçer, dergilerde sıkça gözükmeyen bir şair. İlk kitabından uzun bir süre sonra, bu yıl “Adaklar ve Şarkılar” (Artshop) adlı ikinci kitabını yayımladı. Yüksek sesle okunacak, yer yer bizi İkinci Yeni şairleriyle buluşturan şiirlerden oluşuyor. “Şimdi boyuna bir cenaze vardır benim sağ omzumda”. Uzun şiirler, acıya, ölüme değinen… Kılçer’in mısraları bizi, eksik kalmış vakitlere, yarım bırakılmış gülüşlere çıkartıyor. Şehre, içeriden getirilmiş bir eleştiri de kendini duyuruyor şiirlerde: “sararmış ve ezberlenmiş bir bakkal defteri ömrümüz/ Şehirde nasıl ağladığımızı konuşuyorlar/ Şehirde niye ağladığımız bilinmiyor/ Ama biz biliyoruz”

Ömer Berdibek’in, 2005’te ‘Ankebut’ adıyla çıkan ilk kitabından sonra bu yıl ikinci şiir kitabı “Zan” (Everest) yayımlandı.İlk kitabından, belirgin biçimde ayrılan özellikler göstermiyor Zan. Yer yer güzel dizelerle buluştuğumuz oluyor; fakat ardından bu güzel dizeleri bozguna uğratan, tökezleten dizeler gelmekte gecikmiyor: “keder/ bir sabah annemin göğsüne indi./ çarşılarda delilerin küfürleriyle/ nefesleri yanan çocuklar.”

“Eski Kent Kırgınlıkları” (Şiirden), Ahmet Çakmak’ın ikinci şiir kitabı. İlk kitabı, 1998 yılında “İki Dilde Kederlenmek” adıyla yayımlanmıştı. Çakmak, “Yaratım” dergisinin de yayın yönetmenliğini yapıyor. Kitaptaki kimi şiirler, Ermenlerin bu topraklardaki hüznüne tanıklık ediyor. Bazı şiirlerdeki destansı hava ve tahkiyeli anlatım dikkat çekiyor; kitaba adını veren şiir, ustaca söylenmiş şu bölümle  başlıyor: “Kadim kente ırmak kapısından daldı âdem/ Âhir zaman göğünün kokusunu yayarak/ Arkasında ateşten bir tepsi gibi ay/ Aksini Dicle’ye vurarak”

Nurettin Durman (d. 1945) ilk kitabı “Şehrin Üzerindeki Bulutlar”ı 1990’da yayımladı. Bu tarihten sonra çok sayıda şiir kitabı okurla buluştu. Dergiler çıkardı, gazetelerde köşe yazarlığı yaptı. “Kayıp Zaman Atlası”     (Ebabil) adlı şiir kitabını 2007’de yayımladı. Birinci tekil şahsın üzerinden söz alan şiirler. Toplumsal hayatımıza dair eleştirilerle yol alan bir kitap. “Olur böyle şeyler; burası dünya,/ Yaşamak meselâ; şiirin çekildiği ırmak”

A. Ertan Mısırlı’nın 2007’de yayımlanan “Cinnet Yazı” (Hayâl) dördüncü şiir kitabı.Üsküdar, Salacak’ı mülk ediniyor ve “yalnızca geceyi mülk edinmiş/ acelesiz yolcuyum bu şehirde” diyor. Ve şunu ekliyor: “bir yanımız Orhan Gencebay/ bir yanımız Daniel Ortega/ sevenler gece ölür/ Selamsız’da”…Üsküdar “Selamsız”ın bir ‘merhaba’ olmadığını bilenler, çok keyif alacaktır bu şiirlerden.

Didem Madak’ın, “Pulbiber Mahallesi” adlı kitabı, özgün buluşlardan, şaşırtıcı imgelerden yoksun, bir ‘günlük’ gibi okunuyor. Geç kalmak, hayıflanmak duyguları etrafında bir iç döküş. Konuşma dilinin imkânlarına yaslanan söyleyiş özelliği hakim kitapta. Hayatı doğrudan değil de dolaylayarak işaret eden şiirsel metinler. Kitap, Metis yayınları arasından çıktı.

“Ateşte Yıkanmış Atlar” (Ebabil) Adem Turan’ın dördüncü şiir kitabı. Turan, 1982’den beri dergilerde şiir yayımlıyor. Bu yıl da birçok şiiri yayımlandı. Kitap ‘Mesel Ateşi’ ve ‘Yol Ateşi’ adlı iki bölümden oluşuyor. Rahat bir söyleyişi var şairin. Kara gecede, kara taşın üzerindeki kara karınca, der gibi: “Zeytinle konuşuyorum Zeytindağında, simsiyah!”demişliği de oluyor. Şiirleri, okuru içine alan bir sıcaklığa sahip. Kızarmış Nâr Aşkına adlı şiirinde şöyle diyor: “Sararan yapraklar ve rahat yapraklar aşkına/ Kılıcımı verin bana, hırsından çatlayacak/ Son bir vuruş için kılıcımı”

“En Ki Dû”(Yitik Ülke) Cüneyt Uzunlar (1968)’ın ilk şiir kitabı. Kitap, birbirini, iç bir akıntıyla tamamlayan yedi bölümden oluşuyor. Bir “monolog” gibi de okunabiliyor “En Ki Dû”. Farklı mekânlardan, farklı tarihsel arka plânlardan motifler taşıyan şiirler, kimi yerlerde çarpıcı benzetmelerle karşılıyor bizleri: “küflü bakır bir tastı ay yukarda”. Cuneyt Uzunlar’ın “Katiller Komitası” adlı bir de hikâye kitabı var

Hasip Bingöl, (1981, Bingöl), şiir üzerine de dikkate değer yazılar ortaya koyan bir şair. 2007 yılında ilk kitabı ‘Kayıp Tablet’i yayımladı. Kitap, yedi uzun şiirden oluşuyor.Bir ilk kitaptan çok, uzunca bir zaman çalışılmış, derinleşilmiş bir ‘olgunluk’ kitabı gibi; fakat şiir okurlarının kolayca ilişkileneceği, içine gireceği şiirler değil bunlar. Oldukça geniş bir kelime kadrosuna sahip ‘Kayıp Tablet’. Bingöl, kullandığı sözcükler kadar, sözcüğü ‘nerde’ kullandığına dikkat ediyor. Söz sanatlarını ustalıkla kullanıyor. Divan şiirinin kavi şairlerine göndermeler ve sağlam bir dilbilgisi karşılıyor bizleri. “su sızlıyor durmadan, Hâfız ağlıyor/ yanı başımda./ eğilsem toplayacağım kasideleri.”

Bu yıl şiir kitabı basan yayınevlerinin arasına ‘Başak Ofset Yayıncılık’ da katıldı. Yayınevinin ilk şiir kitabı Zeki Karaaslan’ın ‘Eylül Yarası’ydı. Kitabı oluşturan bütün şiirler, ‘soru’ işaretiyle biten bir mısra yahut beyitle açılıyor. Kendine has bir şiir biçimi var Karaaslan’ın. Tasarlanmış, rastlantılara bırakılmamış bir biçim.

İlk kitabı ‘İz ve Kaçak’ın ardından ikinci kitabı ‘Kendine Kırgın’ı yayımladı Selami Karabulut. Rahat bir söyleyişi var şairin; okuru da içine çeken bir söyleyiş. ‘Huzursuzluğun’ şiirleri sanki. Konuşma dilinin imkânlarına yaslanan bir söyleyiş özelliği var Selami Karabulut’ta. Bazı şiirlerinin ilk dizeleri, okuyanı susturacak ağırlıkta: “şaşkınlığımı saymazsam banim geçmişim olmadı” ya da “geç mi oldu bu saçaklardan sarkan gölgeler de ne?”

İlhan Kemal’in  kitabı “Hiç, Kimsenin Bildiği”, kendine has dize kümelenişi olan bir kitap. Bir önceki kitabı “Mağmum”da da tümdengelim yöntemiyle (5-4-3-2-1-0) biçimlendirilen dizeler, kitabın bütününe yayılmıştı. Beklenmedik yerlerde karşımıza çıkan nokta ve soru imleri, bizleri farklı okumalara da yönlendiriyor. Söyleyecek çok şeyi olan bir şair İlhan Kemal; fakat, sanki şiirin sabit biçimi, bu söyleme isteğine ket vuruyor. İlhan Kemal, dizeden çok ‘sözcüğe’dayalı bir şiir yazıyor.

Özlem Sezer’in “Söğüt Sefareti” 2007 yılı içinde Kanguru yayınları arasından okura ulaştı. Kitap, uzun şiirlerden oluşuyor. Coşkun akan bir ırmak gibi, etrafında bulduğu birçok şeyi, içine çekerek ilerliyor şiirler. Birinci tekil şahıs üzerinden söz alıyor şiirler. “Kırgınlık” duygusu hemen her şiirde kendini ele veriyor. Ve telaş… Hayatın pek çok sahnesi, çoğu zaman bir tasnife uğramadan şiirin içine doluyor. Darası düşülmemiş, soluk soluğa yazılmış şiirlerden oluşuyor Söğüt Sefareti.

“Öpücük Damlası” (Yitik Ülke), Hakan Cem’in ikinci kitabı. İlk kitabı ‘haiku’ formunda yazılmış şiirlerden oluşan “Susmanın Ötesi” adını taşıyordu. Hakan Cem, sözü ekonomik kullanan şairlerden. Doğa görünümlerine yaslanan az sözle, farklı anlam katmanları ortaya çıkarıyor. Düşündüğünü ‘gören’ ve gösteren bir şiir sanki. Bu şiirin uçları İlhan Berk’ten Sina Akyol’a; Serdar Ünver’den  Kadir Aydemir’e kadar uzanıyor bizde. Bol rüzgârlı bir şiir; dizeler arasındaki boşluklardan olsa gerek. Ve müzik enstrümanları… Hakan Cem şiirinin özgün taraflarından biri: “Viyolensel diye bir kucak leylağın kokusu”

Orhan Göksel (d. 1976) ilk kitabı “Sal┠(Hayâl)yı yayımladı. İlk kitaplarda görülen heyecan ve acemiliklerden arınmış şiirler. Gerçeküstücü imgeler, dizelerin uçlarını açıyor, anlamı ve görüntüyü çoğaltıyor. Kendine, ‘zihni’ zemin kılmış bir duyuş gücü var onda; tıpkı Sami Baydar’da, Mustafa Atapay’da olduğu gibi. Şiir olabilecek yüzlerce malzemeyle buluşursunuz; fakat sizi şiire çıkartacak bir ‘biçim’ bulmakta zorlanırsınız. Orhan Göksel’in şiirleri bu sıkıntıları yaşamıyor. Kitapta yer alan “Mustafa” şiiri, oldukça riskli bir şiir. Alegorik bir şiir belki de. Bazı şiirlerde ‘aforizma’ gibi dizeler karşımıza çıkıyor: “Ten zamana uyar, sahibine değil.”, “Şiir arkadaşta değil, aynada kalmaktır.”. Kitaba adını veren “Sal┠adlı şiirden bir bölümle bitirelim: “Yağmur suyu içtim, çabuk büyümek için./ Sırat bildim onu, kucağı sıcaktı./ Yirmisinden sonra herkes benim için/ Uçuruma kurulmuş bir salıncaktı.”

“Cehenneme Kurulu” (Mayıs) Ayşe Nalân’ın ilk kitabı. Nalân’ın kendine özgü bir söyleyişi var. Modern nesnelerin eşlik ettiği bir ‘yeraltı’ şiiri sanki. Hayatın sınırlarında dolaşan, uçuruma bakan bir özne var şiirlerinde. Nalân’ın bu ilk kitabında alışık olmadığımız bir ‘müzik’ de bize eşlik ediyor. Ustura, kılıç, kenevir ve cinnet… kendine mahsus sözcüklerin ağırlığı öne çıkıyor. “Ağzımda tıkırdayan saati durdur/ Tuzun ömrüne yatandım ben senin/ Ey bir düş omzunda bekleyen sonsuzluk/ Meğer bir denizin köpüğünde içermişim geceni”

Ersan Erçelik (d.1980) bu yıl yayımladığı iki kitapla kitaplı şairler arasına dahil oldu. “Kırık Pena” (Tay) ve “Yüzüm Yeryüzünde Bir Dövme” (Kanguru). Erçelik, özellikle Özkan Mert şiiri üzerine yoğunlaşan yazılarıyla birçok dergide yer aldı. Çalışkan bir kalem olduğu, bir yılda yayımladığı iki kitaptan da anlaşılıyor. “aramızda yalnızlıktan çekilmiş sedef saplı bir bıçak”  gibi çok güzel dizeler var kitaplarında. Bu dizeleri çoğaltırsa çok daha güzel şiirler ortaya koyacaktır.

Bu yıl, başta Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın yazdıkları olmak üzere, çok sayıda-çocuklara dair- ‘şiir’ kitabı yayımlandı. Bu kitaplardan biri de Salih Mercanoğlu’na ait “Güzel Günler Kitabı”ydı. Çocuklara kitap yazmak, hele hele ‘şiir’ yazmak oldukça zor ve riskli bir uğraş. Sadece yetenek değil; bilgi, görgü, ölçü istiyor. Mercanoğlu’nun ‘Can Çocuk’ dizisinden çıkan kitabında, bugün yetişkinlere şiir yazdığını sanan pek çok şairi kıskandıracak şiirler var. Biz sadece kitabın ‘dibace’sini okumakla yetinelim: “Havanın, suyun/ Toprağın izniyle/ Yeşeren ota, açan çiçeğe/ Sözcüklerin, tümcelerin/ Düşlerin izniyle/ Açılan kitaba, okuyan insana/ Merhaba…”

 

Ölümler ölümlere ulanmakta ustadır*

Şairler, şiirlerinde ‘ölüm’ü sadece bir tema olarak kullanmıyor; keşke öyle olsaydı. Maalesef ölüm de şairlerden bahsediyor.  Dünyaya başlarken bir yandan da ölüme başlıyoruz. Hiç beklenmedik anlar, bir dostun; nice güzel dizeleri, karşılık beklemeden insanlığa armağan etmiş bir şairin ölüm haberiyle hüzne gark oluyoruz. Hayat, karşılık bekliyor. Şiir ve Hayat, çoğu zaman ‘şiir ve Ölüm’ gibi de okunuyor bu yüzden. 1962 yılında Diyarbakır'da doğan Adnan Satıcı, 13 Şubat 2007’de aramızdan ayrıldı. Satıcı,  Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Edebiyat öğretmenliğini yapıyordu. Özgür Gündem, Özgür Politika adlı gazetelerde köşe yazarlığı da yapan şairin şiir ve yazıları: Edebiyat ve Eleştiri, Evrensel Kültür, Papirüs, Sanat Rehberi, Yarın, Yaşam İçin Şiir, Yeni Düşün, Yeni Olgu gibi dergilerde yayımlandı. 1985'te Ülkesiz Şarkılar, 1994'te Yerçekimine Uyan Portakal Çiçeği, 1996'da Dokuzuncu Blues, Poetika, 1999'da ise Hep Unutur Uzaklardaki adlı kitapları yayımlandı.

 2 Haziran 2007’de, bizim olduğu kadar şiirimizin de dostu olan   Doğan Ergül, aramızdan ayrıldı; geride bolca gözyaşı ve birbirinden nitelikli şiirler bırakarak. Doğan Ergün, 20. 02. 1968 yılında, Kars’ın Arpaçay ilçesine bağlı Koçköy’de doğdu. İlkokulu, Gazi Ahmet Muhtar Paşa İlköğretim Okulu’nda; ortaokulu, Koçköy  Ortaokulu’nda okudu. Bursa Yıldırım Beyazıt Lisesi’nden sonra  Yıldız Teknik Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nden mezun (1992) oldu. Şiir ve yazıları:  İskenderiye Yazıları, Şiir Oku, Üç Nokta, (B)aşka, öteki-siz, Islık, Şiiri Özlüyorum, Şiir Ülkesi, Gösteri, Yaratım, Akatalpa, Sanat ve Hayat, Sınırda, Varlık, Yazılıkaya, Andız, Taflan, Sonra Edebiyat dergilerinde yayımlandı. “Aşkın ve Suların Öğleni” (Ocak 2005, Babil ) ve “Uykulu Yağmur” (Yitik Ülke,  Haziran 2007) adlı iki şiir kitabı var. Ergül’den geriye, iki kitabının yanı sıra, şiir, günlük ve denemelerle dolu, 10’un üzerinde  defter kaldı.

Felsefeci, siyaset bilimci Ulus Baker’i de Temmuz (12 Temmuz)’da kaybettik. 1960’ta Kıbrıstürkü bir ailenin çocuğu olarak SSCB’nin Leningrad şehrinde doğan yazarın çocukluğu Kıbrıs, Sovyetler Birliği ve Fransa’da geçmişti. ODTÜ Sosyoloji bölümünü bitirdi. Birikim dergisi’nin yazarları arasındaydı. Baker’in, “Siyasal Alanın Oluşumu Üzerine Bir Deneme” ve “ Aşındırma Denemeleri” adli iki kitabı vardı. Çok sayıda çeviriye de imza atan Baker,  kırk yedi yaşında aramızdan ayrıldı.

1950'de İstanbul'da doğan Coşkun Yerli’yi, 15 Temmuz 2007’de kaybettik. Türk ve Amerikan askeri okullarında elektronik, Hacettepe Üniversitesi'nde dilbilim okudu. Şiir, yazı ve çevirileri Yeni Biçem, kitap-lık, Şiir-lik, Göçebe ve Varlık dergilerinde yayımlandı. ‘Yağmurun Direnişi’ adlı kitabı 1998'de YKY'den çıktı. İngiliz, İrlandalı ve Japon şairlerden çevirdiği şiirler Cumhuriyet Kitap'ın "Şiir Atlası" bölümünde yayımlandı ve daha sonra Şiir Atlası III (YKY) içinde yer aldı. J. D. Salinger'dan çevirdiği Dokuz Öykü ve Çavdar Tarlasında Çocuklar (roman) ile Yükseltin Tavan Kirişini Ustalar ve Seymour Bir Giriş (öykü, Sevin Okyay'la birlikte) YKY'den çıktı. Öteki çevirileri: Matsuo Başo'dan ‘Kuzeye Giden İnce Yol’ (YKY), Eavan Boland'dan ‘Geceyarısı Çiçekleri’, Roger McGough'tan ‘Trenlere El Sallayan’, Henry Reed'den ‘Yıldızlı Şölen’, Kobayaşi İssa'dan ‘Ömrümde Bir Yıl’…

1945'te İstanbul'da doğan Samih Rifat, 4 Ağustos 2007’de vefat etti.  Saint-Benoît Lisesi'ni ve İTÜ Mimarlık Fakültesi'ni bitirdi. Üniversite yıllarından başlayarak çeviriye yöneldi; ilk çevirilerini 80'li yıllarda Yazko Çeviri dergisinde yayımladı. René Char, Jacques Prévert, André Verdet, Jean Follain, Paul Valéry, Kavafis, Mayakovski, Le Corbusier gibi ozan / yazarlardan çeviriler yaptı. Yine üniversite yıllarında fotoğrafçılıkla ilgilendi. 80'li yıllardan başlayarak çeşitli dergilerde, yazdığı yazılara eşlik eden fotoğraflar yayımladı; belgesel filmler çekti. Samih Rifat, şair Oktay Rifat’ın oğluydu. Aries dergisinin yayın yönetmenliğini de yapmıştı. Son ürünleri ve kendisiyle yapılmış bir söyleşi Ç.N. dergisinde yayımlandı

Mehmed Uzun (d. 1953, Siverek) 1977 yılından bu yana İsveç'te yaşıyordu. Uzun yıllar İsveç Yazarlar Birliği yönetim kurulu üyeliği yaptı. İsveç Pen Kulübü ve Uluslararası Pen Kulübünde aktif olarak çalıştı  İsveç ve Dünya Gazeteciler Birliği'nin de üyesi olan Mehmed Uzun, bugüne kadar Kürtçe yedi roman yazdı. Romanları başta Türkçe olmak üzere birçok dile çevrildi. Denemeleri de çeşitli dergi ve gazetelerde yirmiye yakın dilde yayınlanan yazar, Kürtçenin edebiyat dili olarak gelişmesine yaptığı katkılarla tanınıyordu. "Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık" romanı ve "Nar Çiçekleri" adlı deneme kitabı ile ilgili olarak 2001 baharında yargılanıp beraat etti. Aynı yıl Türkiye Yayıncılar Birliği'nin her yıl verdiği Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü'nü, edebiyat ve sözün özgürlüğüne ilişkin duruşundan dolayı da İskandinavya'nın en önemli ödüllerinden olan Torgny Segerstedt Özgürlük Kalemi Ödülünü ve 2002'de İsveç kültür yaşamına sunduğu katkılarından dolayı İsveç Akademisi'nin Stina-Erik Lundeberg Ödülü'nü aldı. 2006’da İsveç’den Türkiye’ye döndü. 12 Ekim 2007’de Diyarbakır’da vefat etti.

Uğur Hacıhanefioğlu (d. 1933) 4 Kasım 2007’de aramızdan ayrıldı. İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr Uğur Hacıhanefioğlu’nun  yedi şiir kitabı vardı: Beş Kala, Akşam Şiirleri, Son Akşam Şiirleri, Gözlerimden Başla, Zaman Kuşları, Gitmeler Denizi… Şairin ‘Çığlık Kuşu’ adlı son kitabı, 2007’de yayımlanmıştı.

Edebiyat serüvenine şiir ve öyküyle başlayan yazar Erhan Bener (d.1929, Kıbrıs) 10 Aralık 2007’de aramızdan ayrıldı. Ortaöğrenimini, kamu görevlisi olan babasından ötürü Anadolu’nun çeşitli il ve ilçe merkezlerinde tamamladı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 1950 yılında mezun oldu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1956’da lisans diploması aldı. 1950 -1975 yılları arasında, aralarında ABD, Hindistan, Danimarka ve İsrail’in de bulunduğu birçok ülkede ve yurtiçinde muhtelif kamu görevlerinde bulundu. 1975’te kendi isteğiyle emekliye ayrıldıktan sonra avukatlık yaptı. Bazı eserleri yabancı dillere aktarıldı. Roman, öykü, anı, deneme ve tiyatro oyunları yazarlığının yanı sıra çocuk kitapları, radyo oyunları ve senaryolar yazdı, çeviriler yaptı. Böcek, Sisli Yaz, Ölü Bir Deniz ve Yalnızlar romanları sinemaya aktarıldı. Erhan Bener, yazar Vüs’at Orhan Bener’in kardeşi; Yiğit Bener’in babasıydı.

Tiyatro, sinema ouncusu, karikatürist Savaş Dinçel, 19 Aralık 2007’de vefat etti.1942 yılında İstanbul, Fatih` te doğdu. İstanbul Belediyesi Konservatuarı Tiyatro bölümünde okudu. İlk kez İstanbul Şehir Tiyatroları`nda profesyonel oldu. Sırasıyla Münir Özkul Tiyatrosu, Ankara Sanat Tiyatrosu, Gen-Ar Tiyatrosu, yeniden İstanbul Şehir Tiyatrosu, Miyatro Vatandaş Tiyatrosu’nda çalıştı, sonra yeniden Şehir Tiyatrosu`nda çalışırken 1402 sayılı Sıkıyönetim Yasasıyla Şehir Tiyatroları`ndan uzaklaştırıldı. Bir süre tiyatroya ara verip GÜM`de (Güldürü Üretim Merkezi) profesyonel karikatür çizeri olarak çalışmaya başladı. Üç yıl Günaydın gazetesinde TONTON adlı bant karikatürü çizdi. Bu arada Şan Müzikholü’nde ve Ali Poyrazoğlu Tiyatrosunda çalıştıktan sonra, önce konuk olarak sonra da Danıştay kararıyla Şehir Tiyatroları`na geri döndü. Ölümüne dek orada Oyuncu-Yönetmen olarak çalıştı. Bunun yanı sıra afişçilik (amatör) ve çizerliğini sürdürdü. iki karikatür sergisi açtı. "Çizgilerle Nâzım Hikmet" adlı çizgi roman türünde el yapımı bir kitabı bulunan, ama bu kitap alıkonulup; Seka fabrikasında hamur haline getirildiği için orijinali bulunmamaktadır.  1995 yıllarında ressam Faruk Kaşıkçı`nın İstanbul Kadıköy`deki atölyesinde yağlı boya resim çalışmaları yaptı. Az sayıda bu tür yağlı boya resim çalışmaları bulunmaktadır.

‘Aşkın e-Hali’ adlı dergiyi çıkaran Paşa Çeten, şair Sadiye Akan ve Tekirdağ’da yayımlanan Kiraz, Profil ve Mavi Dergi’nin yazı işleri müdürlüğünü yapmış olan Osman Çoban  da 2007’de vefat edenler arasındaydı. Okursuz edebiyat olmaz. İşte az sayıdaki nitelikli okurdan biri: Deprem Sarıkuş’a dair bir haber. Varto depreminde doğup, Düzce depreminde enkaz altından çıkartılan Eğitim-Sen üyesi öğretmen Deprem Sarıkuş, Ankara Mustafa Kemal Lisesi Edebiyat öğretmeniydi. Şiir ve edebiyat dostuydu. 24 Mayıs günü okuluna giderken silahlı saldırıya uğradı. Onu sol gözünden vurdular. Cenazesine dost ve akrabalarının yanı sıra çok sayıda şair ve yazar katıldı.

2007 yılında, Agos gazetesi genel yayın yönetmeni Hrant Dink, bürosunun önünde silahlı saldırı sonucu öldürüldü. 1954'te Malatya'da doğan Hrant Dink, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nin Zooloji bölümünden mezun oldu. Dink, Agos gazetesinin kurucusu, genel yayın yönetmeni ve başyazarıydı.

Eski Başbakan Yardımcısı ve bilim adamı Profesör Doktor Erdal İnönü, 81 yaşında hayata veda etti. 2007 yılında, Türk siyasetinin önemli isimlerinden İsmail Cem hayatını kaybetti.   

İsveçli yönetmen Ingmar Bergman, hayatı boyunca 50’den fazla film çekti. Sinema tarihinin en etkili yönetmenlerinden biri sayılan Bergman, “Fanny and Alexander”; “The Virgin Spring” ve “Through a Glass Darkly” filmleriyle üç  En İyi Yabancı Film Oskarı kazandı. 2007 Temmuz’unda hayata veda eden Bergman, 89 yaşındaydı. 2007’de kaybettiğimiz iki Amerikalı yazardan ilki, eleştirmenlerin gözdesi Norman Mailer. 83 yaşında ölen Mailer, yenilikçi sanatçı kişiliği ve zaman zaman tartışmalı çıkışlarıyla tanınıyordu. Değişik edebiyat türlerini deneyen Mailer’in en ünlü romanı, İkinci Dünya Savaşı günlerini anlatan “The Naked and The Dead” Çıplak ve Ölü.  Roman daha sonra beyaz perdeye de aktarılmıştı. Amerikalı yazar Kurt Vonnegur da 2007 Nisan’ında  New York’ta öldü. Yazarın "Slaughterhouse Five" adlı romanı uzun süre en çok satanlar listesinde kalmış, Hollywood’un da gözünden kaçmamıştı. Eseri filmleştirilen yazar, okurların gözünde 20’nci yüzyılı en iyi anlatan romancılardan biri olmayı sürdürecek.
            Eserleri üç kıtada sergilenen dünyaca ünlü heykeltıraş Prof. Dr. Tankut Öktem,  2007’de, bir kamyon sürücüsünün neden olduğu cinayet gibi kaza sonucu, 67 yaşında hayata veda etti.

Şiir Defteri’nin son okumalarını yaparken eleştirmen-çevirmen Mehmet H. Doğan’ın ölüm haberini aldık. Mehmet H. Doğan 21 Aralık'ta geçirdiği kalp krizi sonucu tedavi gördüğü Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 17 Şubat günü hayata veda etti.

Aramızda olsaydı, bu sayfalar arasında -Şiir Defteri 2008’de- kendisinin de bir değerlendirme yazısı olacaktı. Başından beri Şiir Defteri’ne destek olmuştu; hatta kendi hazırladığı yıllıkları da işin içine katarak, Şiir Defteri için, “Bugüne dek hazırlanan yıllıkların en iyisi…” deme alçakgönüllüğünü de göstermişti sevgili Mehmet H. Doğan. Türk şiir ortamı, onun eksikliğini şimdiden hissetmeye başladı. Asıl adı Mehmet Zeki Tokyay olan Mehmet H. Doğan, 1931’de Adana’da dünyaya geldi. Adana Lisesi ve Hava Harp Okulu’nu bitirdikten sonra 1951’de Hava Kuvvetleri’ne girdi. Eskişehir ve Merzifon üslerinde pilot olarak görev aldı; 1957’de sağlık nedenleriyle pilotluktan ayrıldı. Doğan, ordudan ayrıldığı 1970’e dek İzmir Hava Lisan Okulu’nda İngilizce öğretmeni olarak çalıştı. Daha sonra girdiği Ege Üniversitesi Yabancı Diller Okulu’ndan 1978’de emekli oldu. İlk öyküsü  Sarı Recep, 1945’te Yeni Adana gazetesinde, ilk şiirleri aynı yıllarda Adana Halkevi dergisi olan Görüşler’de yayımlandı. Doğan, şiirlerini Aydınlık, Eylem ve Papirüs dergilerinde; deneme ve eleştiri yazılarını ise İlkin, Yön, Sosyal Adalet, Papirüs, Şiir Sanatı, Yeni Edebiyat, Yeni Dergi, Politika, Milliyet Sanat, Broy, Adam Sanat, Argos, kitap-lık, Sanat Dünyamız, Yeni Yüzyıl, Yeni Biçem gibi yayınlarda sürdürdü. Türk şiirine en büyük katkısı, 1993-2001 arasında Adam Sanat için, 2002’den bugüne ise kitap-lık dergisi için hazırladığı şiir yıllıkları oldu.  Doğan imzasını taşıyan Yüzyılın Türk Şiiri (1900-2000) adlı üç ciltlik antoloji de Türk edebiyatının önemli kaynaklarından biri haline geldi. Doğan’ın Birikime Dayanmak, Şiirin Yalnızlığı, Çağının Tanığı Olmak, Yazıdan Bakmak, Şiir ve Eleştiri, 100 Soruda Estetik, Şimdi Uzaklardasın, Alçak Uçuş, Şiir, Bugün, Tekrarın Tekrarı, Yazının Bir Çağı adlı kitaplarının yanı sıra otuza yakın çevirisi bulunuyor.

Doğan, son olarak Aralık 2005’ten bu yana yayımlanan Milliyet’in aylık yayını Milliyet Kitap’ta şiir eleştirileri yazıyordu. Son yıllarda yazdığı yazıları ‘Türk Şiirinden Son Okumalar’ adıyla İkaros Yayınları’nca okura sunulacak…

 

(*) İsmet Özel

 

 

 

DERGİLERE DAİR (S)ÖZDÜŞÜMLER

        

Bugün edebiyat dergileriyle ilgilenen - dergiler içinde ‘en’ çok satanları dikkate aldığımızda- 2000-3000 civarında dinamik okur olduğunu söyleyebiliriz. Değişik aralıklarla yayınına ağır aksak da olsa devam eden 100 civarında dergi dolaşımda. Bu rakamın içinde şiire yer vermeyen edebiyat dergileri ve fanzinler de var. Geçen yıllara oranla dergilerin sayısında bir düşüş gözlendi bu yıl. Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinde okuyan  25 000 civarında öğrencinin yanı sıra  binlerce  edebiyat öğretmeni ve öğretim elemanı var. Bu görünen tabloya bir de sayısı hiç de azımsanmayacak olan yazar-şairleri de eklersek durumumuz  daha da netlik kazanır. 

         Düzenli aralıklarla yayınına devam eden aylık dergilerden akla ilk gelenleri: Varlık, Kitap-lık, Gösteri, Virgül, Mesele, Türk Edebiyatı, Dergâh, Damar, Berfin Bahar, İnsancıl, Akköy, Evrensel Kültür, Dize, Sincan İstasyonu, Akatalpa, Ay Vakti… Yani 15 kadar dergi. İki aylık aralıkla okura ulaşanlar:  Yasakmeyve, Ç.N., Hece, Özgür Edebiyat, Sözcükler,  Bireylikler, Edebiyat ve Eleştiri, Sanat ve Hayat, Sonra Edebiyat, Hece, Karşın,  Yaba Edebiyat… Üç aylık ve düzensiz aralıklarla çıkan dergileri saymayalım. 100’e yakın dergiden bahsediyoruz; bu rakamı zikretmemize vesile olan dergiler genellikle düzensiz aralıklarla- bazıları yılda bir kez- çıkan dergiler…. Biraz mürekkep yalamış kimle sohbet etseniz ve konu kitaplara gelse “Okuyacak zaman yok..” ya da “Kimse okumuyor…” denir. Aynı soruyu bir dergi editörü ve çalışanına soracak olsanız diğerlerinden pek de uzak yanıtlar almazsınız. Dağıtımcı yok, memleketin her yerine ulaşabilen birkaç dağıtımcıysa, dergiyi çıkardığınıza, çıkaracağınıza pişman eden büyük paraları peşin istiyor.Uzun yıllar dergi dağıtımıyla ilgilenen “pentimento”nun da kapanmasıyla, geç de olsa ulaşabildiğimiz irili ufaklı pek çok dergiyle okurların irtibatı kesilmiş oldu. Çıkardığınız dergiyi kendiniz kitabevlerine bırakmaya kalksanız, dergilerinize hiçbir şekilde iltifat edilmediğini görmüş olmaktan ileri gidemeyeceksiniz: “Kardeşim dergi satmıyor! Yerimiz yok!…” ayarındaki  sözleri duymaya hazır olun.         Bir dergi neden çıkar, ne yapmak ister ve ne yapar da kapanır? Yakın zamanda çıkan dergilerden hangisinde, etrafında örgütlenilen bir mesele, iddia, çıkış bildirgesi gördünüz… Edebiyat üzerinden heyecan uyandıracak bir teklifle gelen dergi sayısı yok denecek kadar az. Bir karşı çıkışı, iddiayı, itirazı içinde taşıyan dergilerdir farklı, özgün ve kalıcı olabilecekler. Bu etkili dergiler de bir ürün dergisi olarak, yayımladıkları ürünlerdeki tercihleriyle sözlerini, söylemlerini ortaya koymayı sürdürürler. Bir de ürün dergisinin dışında özel sayı, dosya hazırlayarak tavrını ortaya koyanlar var. Ki Üç Nokta da o dergilerden biri. Evet, son dönemde soruşturma, dosya, özel sayılarla hazırlanan dergiler sıklaştı. Tabii ki bunların her biri ayrı şeyler; özel sayı, dosya, soruşturma... Bunlar, sıklıklı birbirine karıştırılıyor. Bir dosya hazırlamak için ‘sorun olan bir kavram’ konu ya da durumu farklı bakış açılarıyla ele alacak kalemlerin, derinlikli yazı ve eleştirilerinin olması gerekir. Yoksa üç soru sorup, dön dolaş aynı isimlerle, hiçbir özgünlük ve derinlik olmadan, kes yapıştırmalarla bu iş olmaz. Nitekim olmuyor da. Sonra Edebiyat, dördüncü sayısını, bu tür dosya çalışmalarını eleştiren bir ‘dosya’ya ayırdı; Ali Ayçil’in bu sayıda yayımlanan yazısı ‘dosya’ konusundaki gerçekleri göz önüne seriyordu: “Dosyaların edebiyat dergiciliğinin merkezine oturması, elbette bir niteliğe işaret etmiyor. Niyetini sarih bir biçimde ortaya koymuş, iyi başlıklandırılmış ve her bir başlığı ehline yazdırılmış dosyaların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Edebiyat ve intihar, edebiyat ve gelenek, edebiyat ve şiir gibi alabildiğine keyfi, sınırları belirsiz başlıklar altında düzenlenen dosyaların bir amacının olduğundan kuşkuluyum. Bu tür muğlâk başlıklar, muğlâk yazılara da davetiye çıkarıyor ister istemez. Gelen yazıların ardı ardınca dizildiği, bütünlükten yoksun, başlığının altında ezilen dosyaların sayısı hiç de az değil. Bir bütünlük, ancak parçalarının kavranması yoluyla tasavvur edilebilir ya da anlamlandırılabilir. Dosyalar, bir kavramın, konunun ya da metnin hangi parçalar üzerinden tartışılacağını daha planlama aşamasında ortaya koyamıyorlarsa, şu çokça aşina olduğumuz “genel hükümler harmanında”nda at izinin it izine karışmasına katkıda bulunmaktan öteye gidemezler; nitekim pek çok dosya da bunu yapıyor.”

         1936’da Cumhuriyet gazetesinde, değişen yaşamımız ve bu değişimle birlikte farklılaşan ihtiyaçlarımız üzerine dönemin entelektüellerine bir soru sorulmuş ve oldukça ilginç saptamaları da içinde taşıyan yanıtlar alınmış. Hatta dönemin eleştirmeni Ataç  o soruşturmadaki yanıtlara dair bir eleştiri yazar ve ardından da bu eleştiri üzerinden bir başka soruşturma hazırlanır. Demek ki bazen de doğurgan olabiliyor soruşturmalar ve sonuçları. Yine aynı soruşturma için Ataç’ın eleştirisini neden alarak Necip Fazıl “Anket, her kafadan bir ses tabirinin canlı teşahhus meydanıdır. Anket  kayıtsız ve şartsız fert hürriyetinin, ne çıkmaz yol olduğuna en güzel delildir. Nerede ki nizam ve ahenk vardır, orada anket yoktur….” der. O yıllarda tekrar eden soruşturma soruları:  “Kimleri beğeniyorsunuz? Mili edebiyat nedir? Türk edebiyatının hangi eserlerini Avrupa dillerine tercüme etmeliyiz? Sevdiğiniz, okuduğunuz yazarlar ve eserleri? Eski edebiyat hakkındaki düşünceniz? Yeni edebiyat hakkındaki düşünceniz …” Dikkat edilirse bu sorular bir düşünce, kavram üzerine tartışmaktan çok o yıllar edebiyatı hakkındaki ‘izlenimlere’ dair sorular. Aynı anlayışı farklılıklar da içerecek bir biçimde biz Şiir Defteri’nde de yapmaya çalışıyoruz…“Edebî Anketimiz” başlığı altında 1937 yılında Cahit Sıtkı’ya sorulan soru şudur:  “Şiir Ölüyor mu?” Buraya kadar varmışken, isterseniz Cahit Sıtkı’nın cevabından bir bölüm okuyalım: “Memleketimizde şiire alâka gösteriliyor, fakat bu alâka dağınık ve şuraya buraya serpilmiş bir haldedir ve ekseriya şairi tatmin edecek kadar isabetli ve şuurlu değildir. Mamafih memleketimizde şiiri manzum sözden tefrik etmek kabiliyeti kımıldamağa başlamıştır.Başlamış olan bu güzel ve hayırlı hareketi beslemek gerekiyor. Bunun için de kuvvetli bir edebiyat mecmuasına dehşetli ihtiyaç vardır. Herhalde şairle karin devamlı münasebetini temin edecek bir organ, memleketin bütün kıymetli, ateşli genç elemanlarını bir araya toplayacak bir mecmua, birkaç zamandır gevelenen ‘şiir ölüyor’, ‘şair yok’ ilh. gibi yalan yanlış ve hele vakıalara tamamen zıd şayiaları ortadan kaldırmağa kâfi gelecektir sanıyorum.” (Ulus, S.5891, 23 İkkânun 1937, s.7/10) İşte yetmiş yıl önceki edebiyat gündemini  belirleyen yukarıdaki soru ve benzerleri; bugün de –sanki hiç tartışılıp cevaplandırılmamış sorular gibi- gündemimizi işgal etmektedir.  1980’e kadar dergilerde toplumsal gelişmelere dair soruşturmalar daha bir yoğundu. ’80 sonrası edebiyat içindeki soru ve sorunlar toplumsal olanın yerini aldı. Bu da şiir adına iyi ama toplumsal gelişmelerin şiir/edebiyat dışı gibi anlaşılmasının yaygınlaşması bakımından üzücü bir durum. Peki dergilerin durumu eskiden nasıldı? Her derginin kendine has bir kişiliği,  bir üslûbu var mıydı? Bu soruya cevap için bundan seksen yıl önce kaleme alınmış Ahmet Hâşim’in ‘Mecmualar’ başlıklı denemesine müracaat edelim: “Gazete idarehanesinde biriken edebî mecmuaların yapraklarını karıştırıyorum. Bunlar içinde sâl-dîdeleri (ihtiyar, yaşlı) gençler ve henüz yeni intişara (yayımlanma) başlamış olanları var. Fakat kapları çevrilerek münderecatına (içindekiler) göz atılınca derhal aralarındaki yaş farkları siliniyor ve hepsi de insana, yeknesak bir buruşuk çehreyle bakıyor: Aynı şeyleri aynı tarzda söylemek için bu kadar nesillerin birbiri arkasından gelmesine ne lüzum vardı?” (İkdam, 12 Nisan 1928)

Dergi editörleri bir konuyu ele alırken o konunun bağlamıyla ne kadar ilgili/ilgisiz, ifade varsa, hiçbir tasnife gitmeden hepsine ilgi gösteriyor. Bu durum, o dergi ve dosyayı ‘özel’yapmıyor; bilakis  sıradanlaştırıyor. İşte bugün, dergilerin birbirine bunca benzemesinin altında yatan temel nedenlerden ilki budur. Biraz da o yüzden değil mi artık edebiyat ortamımızda, tekrar tekrar okunacak yazılara rastlayamıyoruz: Cemal Süreya’nın “Folklor Şiire Düşman”, “Şiir Anayasaya Aykırıdır”, Oktay Rifat’ın “Perçemli Sokak Önsözü”, Turgut Uyar’ın, “Şiir Çıkmazda”, Ataol Behramoğlu’nun “Yaşayan Şiir”,Sezai Karakoç’un “Dişimizin Zarı”, Melih Cevdet’in “İmge Üzerine”, İsmet Özel’in “Özgürlük İçin Şiir” gibi kalıcı, üzerinde konuluşulan, referans alınan metinler, dergilerde karşımıza çıkmıyor artık. Ortaya kalıcı ürünler koymuş, en azından kalıcı olmanın işaretlerini vermiş bir şair/yazar, ayda ortalama dört beş dergiden kendisine yöneltilen soruşturma sorularına muhatap olmak durumunda.  Dergilerde yer alan ‘dosyalara’, gazetelerin kitap eklerine, henüz raflardaki yerini almamış kitapların tanıtımına yazı yetiştirme hali içinde telaşla koşturmamız; bizi özgün ve kalıcı yazılardan uzak tutuyor. Geride, tüketilmeye hazır, kalıcılıktan uzak, katmansız metinler kalıyor.

Yıl sonunda dergilere toplu halde bakınca dergilerde şiirleri yayımlanan bazı şairlerin ‘aynı’ şiiri başka dergilerde -hatta üç ayrı dergide- yayımladığına tanık olduk. Bazı arkadaşlarımız ise bir dergide yayımladığı yazının sadece başlığını değiştirerek başka bir dergide de yayımlanmasında bir sakınca görmedi. İlginçtir bu tür şeyler, gözden kaçacak dergilerde değil, dağıtım imkânlarına en çok sahip olan dergilerde oluyor. “Her yerde görünmenin” fenalıklarından bahseden kimi şairlerin, yıl sonunda dergilere topluca bakınca,  birbiriyle e(ste)tik-ideolojik hiçbir müşterek havzası olmayan çok sayıda dergide, fotoğraflar eşliğinde boy verdiğine tanık olduk. Uzun yıllardır şiirlerine dergilerde rastlamadığız bazı şairler, bu yıl şiir yayımlamaya tekrar başladı. Emirhan Oğuz (Sonra Edebiyat), Barış Pirhasan, Hakan Savlı (Sözcükler), Süleyman Çobanoğlu (Dergâh) Derya Çolpan (Sincan İstasyonu), Hüseyin Kıran (İtaki)… Aralarında Ali Cengizkan, Hayati Bâki, Ahmet Erhan, Akif Kurtuluş, Sunay Akın, Vural Bahadır Bayrıl, Sami Baydar, Metin Kaygalak, Ali Ayçil, Bejan Matur, Atakan Yavuz’un da bulunduğu bazı şairler, 2007’de dergilerde şiir yayımlamadı. Ve “acı benden çok çekti” diyen Celâl Gözütok’tan, bu yıl da şiire döneceğine dair hiçbir işaret alamadık.

Tüm bu değerlendirmelerin ışında yıl içinde dolaşımda olan dergilere hep beraber bakalım:   

Ada: Ada dergisi  bu yıl iki sayı yayımlandı. Ercan Yılmaz, Serkan Türk ve Ayşe Eren’in emekleriyle çıkan Ada, 8. sayısını Hilmi Yavuz’a, 9. sayısını ise Selim İleri’ye ayırdı. Dergide ürünleriyle yer alan isimler: Aydın Afacan, Çiğdem Sezer, Onur Caymaz, Ali Hikmet, Murat Karacan, Ercan yılmaz, Serkan Türk, Karin Karakaşlı, Veysel Şahin, Hasan Öztürk, Selçuk Erat, Leylâ İpekçi, Serkan Ozan Özağaç, Ayşe Sarısayın, Arzu Alkan, Fatma Esti, Ayşe Keskin… Ada, akademisyen edebiyatçıların ürünlerine de geniş yer veriyor.

Adı Yok: Mevsimlik edebiyat dergisi. Aslı Aker’in editörlüğünde yayımlanan dergide edebiyat yolundaki gençlerin ürünleri yayımlanıyor. Ağırlıklı olarak  gündelik hayatı merkeze alan denemelere yer verilen  Adı Yok’ta ortalamanın altında şiirler yayımlanıyor.

Afrodisyas–Sanat: Farklı dönemlerden “toplumcu” şair ve yazarların metinlerine yer veren dergi, Ahmet Zeki Muslu’nun yayın yönetmenliğinde iki ayda bir Aydın’da yayımlanıyor. Dergide: Ayten Mutlu, Kemal Gündüzalp, Hilmi Haşal, Tahsin Şimşek, Yelda Karataş, Serkan Engin, Bedrettin Aykın, İhsan Topçu, Ahmet Günbaş, Ali Dündar, Gülseren Engin, Yusuf Alper, Mehmet Sadık Kırımlı, Osman Bolulu, Oğuz Tümbaş…imzaları yer alıyor. Dördüncü sayıda Mehmet Sadık Kırımlı’nın Ahmet Oktay şiirine dair yazısı ve üçüncü sayıda Bedrettin Aykın’ın “Akdenizli Olmak” adlı denemesi, dergide öne çıkan ürünlerdi. Ayrıca Vecihi Timuroğlu’un beşinci ve altınca sayılarda yayımlanan eski Yunan kültürüne dair “Eros” adını taşıyan denemesi de derginin dikkat çeken ürünleri arasındaydı.

Akademi Gökyüzü: 2007’de yayımlanmaya başlayan dergi, Nejat Gacar’ın özverili çabaları sayesinde okurla buluşuyor.Dergide şiirleriyle: Ruşen Hakkı, Turgay Değirmenci, Bülent Güldal, Veysel Çolak, Çiğdem Sezer, Arife Kalender, Ahmet Günbaş, İhsan Topçu, Osman Bozkurt, Ruhan Odabaş, Olcay Özmen imzaları yer alıyor. 2007’de, İzmit’te Şener Aksu’nun yazı işleri müdürlüğünde iki sayı yayımlandı Akademi Gökyüzü…

Akatalpa: Bursa’da yayıma hazırlanan dergi aylık periyotlarla, düzenli bir biçimde okurla buluşmayı sürdürdü. Süreyya Barutçu’nun “Şiir Kırlangıcı” başlığı altında yazdığı yazılar ve Cihan Oğuz’un denemeleri dergiye ayrı bir renk kattı. Dergide şiirleriyle yer alan isimlerden bazıları: Çiğdem Sezer, Nuri Demirci, Salih Mercanoğlu, Sadık Yaşar, Osman Serhat Erkekli, Hilmi Haşal, Ersun Çıplak, Betül Yazıcı, Şaban Akbaba, Hakan Cem, İhsan Üren, Serdar Ünver… Derginin istikametini belirleyen yazılarıyla Ramis Dara eleştirel değinilerini sürdürdü.

Akköy: Türkiye’nin köyde (Akköy) hazırlanan tek dergisi. Güven Pamukçu’nun yayına hazırladığı dergide Türk edebiyatının ‘toplumcu’ kalemlerinin ağırlığı dikkat çekiyor. Akköy, imkân sahibi pek çok derginin ele al(a)madığı dosya konularını sayfalarına taşıyor: “Edebiyatta Özgür İrade”, “Yazar Kadınlar”, “Katılımcı Olmak”, “Edebiyatın Öznesi İnsan”…Güngör Gençay, Aziz Kemal Hızıroğlu, Zehra Ünüvar, Ayten Mutlu, Bülent Habora, Hasan Hüseyin Yalvaç, Gülsüm Cengiz, Şener Aksu, Güven Pamukçu, Aydanur Saraç, Arife Kalender, Afşar Timuçin, Şenol Yazıcı’nın da aralarında bulunduğu pek çok imza Akköy dergisinin sayfaları arasında.

Alaz: Alaz’ın 2. sayısında Veysel Çolak’la yapılan bir söyleşi yer alıyordu. 4. Sayısında dosya konusu olarak “yenibütün” seçilmişti. Onur Akyıl, İlker İşgören, Ahmet Ada, Aydın Şimşek, Ali Rıza Kars… Alaz’da yer alan isimlerden bazıları. 3. Sayıda Tuğrul Keskin’le, 4. sayıda Metin Cengiz’le yapılan söyleşiler de Alaz’ın sayfaları arasında.

Aratos: Tarsus’ta Uğur Pişmanlık yönetiminde hazırlanan Aratos tarihten felsefeye, kültürden sanata değin farklı disiplinlerdeki ürünlere yer veriyor. Yerel değerleri, mitolojik öğeleri konu edinene yazılarla Aratos, özgünlüğünü sürdüren dergilerden biri. 24. sayısıyla yılı kapatan Aratos’ta; Füsun Tülek, Sinan Özbek, Remzi Karabulut, Nihat Ateş, Şadiye Çalbay, Burak Koroğlu yazılarıyla yer aldı. 

Ardıç: Yayın yönetmenliğini Mustafa Özçelik’in üstlendiği Ardıç, Eskişehir’de yayına hazırlanıyor. Dergide Mehmet Atillâ Maraş, Mustafa Özçelik, A. Vahab Akbaş, Adem Turan, Ali Sali, Ahmet Doğru gibi isimlere ait ürünlere rastlanıyor.

Ay Vakti: Şaban Akbaba editörlüğünde yayımlanıyor. Dergide şiir ve yazılarıyla yer alan isimler: Nurettin Durman, Şeref akbaba, Naci Gümüş, Vahap Akbaş, İhsan Kurt, Hayati Koca, Beyhan Kenter… .Nurettin Durman’ın, (Sayı: 82-84) “Bir Medeniyet Tasavvuru Olarak Şiir” başlıklı yazısı önemli tespitler barındırıyordu.

Başka: Birinci sayısını Mart 2007’de yayımlayan dergi ilk sayısının kapağına Bertolt Brecht’i taşımıştı. Sanat Edebiyat Siyaset üçgeninde metinlere yer veren Başka’da Ruhan Mavruk’la yapılan röportaj ilgiyle okunuyor.

Berfin-Bahar: Edebiyatta “toplumcu anlayışı” ısrarla sürdüren Berfin Bahar, aylık periyotlarla düzenli çıkışını sürdürdü. İsmet Aslan’ın yönetiminde çıkan dergi Aziz Nesin, Nâzım Hikmet, Sabahattin Ali’nin de aralarında bulunduğu pek çok şair ve yazarı kapağına taşıdı. Fazıl Hüsnü Dağlarca, Berfin Bahar’da şiirlerini yayımlamayı sürdürdü. Öner Yağcı, Hasan Hüseyin Yalvaç, Öztürk Tatar, Seyit Nezir, Sadık Albayrak, Atilla Er, Bertan Onaran, Dursun Özden, Cafer Tiryaki, Ulus Fatih, Tan Doğan… dergide yer alan isimler arasında sayılabilir. Fahrettin Demir’in “Şiir Yıllıkları” başlıklı yazısı önemli saptamalar taşıyordu (sayı 112).

Bireylikler: İki ayda bir okura ulaşan derginin yayın yönetenliğini Halim Şafak yapıyor. Şafak’ın dergide yer alan yazıları genellikle öfkeli bir ses tonunu barındırıyor. Bireylikler, ortalamanın altında şiir vermeyi sürdürdü. Hayati Bâki’nin “Şair ve Otorite” başlığı altındaki yazıları derginin ilgiyle okunan sayfalarını oluşturuyordu. Dergide Ertuğrul Meşe, Nefise Pınar, Ayşegül Tercan, Şakir Özüdoğru, Yusuf Alper, Arif Erguvan, Hayri K. Yetik, Osman Olmuş, Hakan Sürsal, Reha Yünlüel, Ayhan Şahin, Arif Madanoğlu, Yelda Karataş, Aynur Kulak, Uluer Aydoğdu. Bireylikler, taşradan yükselen anarşist bir çığlık olarak merkezde yankısını buluyor (bkz. Sayı 16).

Broy: Broy’un bu yıl 50. sayısı yayımlandı. Dergi ‘ulusalcı’ bir bakış açısıyla kültür meselelerini sayfalarına taşıdı. Dergide şiir ve yazılarıyla Demirtaş Ceyhun, Afşar Timuçin, Ersan Erçelik, Mustafa Işık, Atilla Oğuz, Yetkin Aröz, Seyit Nezir, Sadık Albayrak, Güray Öz, Doğan Kılıçkaya yer aldı. Broy, 2007’de bir sayı yayımlandı.

Ç. N.:  Çeviri edebiyatı dergisi. Yaklaşık 15 yıllık bir boşluktan sonra çeviri edebiyatı sahasında yayımlanmaya başlayan Ç.N. Tozan Alkan’ın yönetiminde iki aylık periyotlarla okura ulaşıyor. Tozan Alkan, ilk sayının sunuş yazısında derginin ismi ‘Ç.N.’ye dair şunları söylüyordu:“Bu adı, küçük harflerle, sayfa diplerinde görmeye alıştığımız çilekeş çevirmeni başlığa taşıyarak, O’na, bir parça da olsa hak ettiği yeri, saygınlığı verebilmek için seçtik.” Ülkemizin kayda değer çevirmenlerinin hemen hepsini Ç.N.’de görmek mümkün. Doğu ve Batı dillerinden yapılan tercümelerin yanı sıra Türk şairlerin farklı dillere çevrilen şiirlerine de yer veriliyor dergide. Çeviriye emek vermiş nitelikli isimlerle yapılan doyurucu söyleşiler de derginin özgün taraflarından biri. Dergide ürünleriyle yer alan isimler: Ataol Behramoğlu, Erdoğan Alkan, Güven Turan, Alova, Cevat Çapan, Sait Maden, Talât Sait Halman, Ahmet Cemal, Egemen Berköz, Berrin Aksoy, Oruç Aruoba, Kemal Özer, Selâhattin Özpalabıyıklar, Afşar Timuçin…Ç.N.’nin yazı kurulunu: Onur Behramoğlu, Şeref Bilsel, Gökçenur Ç., Cenk Gündoğdu, Sabri Gürses, Gonca Özmen, Nurperi, Yavuz Türk oluşturuyor. Ç.N. çeviri edebiyatımızda önemli bir boşluğu dolduruyor. Dergi, genel yayın yönetmenliğini Vedat Akdamar’ın yaptığı Artshop tarafından yayımlanıyor. Çeviri üzerine ‘aforizmalar’ derginin ayırıcı vasıflarından biri olmayı sürdürüyor. Dördüncü sayısında Gökçenur Ç.’nin dilimize kazandırdığı Wallace Stevens’in “New Haven’de Sıradan Bir Akşam” adlı şiir kitabını armağan etti. 5. sayısında, 17 Şubat 2008’de aramızdan ayrılan Mehmet H. Doğan’la, Gonca Özmen’ın gerçekleştirdiği uzun bir söyleşi yer aldı. Bu söyleşi, Doğan’la yapılan son söyleşiydi. Söyleşinin bir yerinde şöyle diyordu Doğan: “Şiir yıllıklarında çeviri şiir kitaplarından söz edilmemesi bence de büyük bir eksiklik. Elden geldiğince izinin sürülmesi gerek.” İlk sayısı Şubat 2007’de çıkan Ç.N.’yi ve doğal olarak Tozan Alkan’ı, Kültür Bakanlığı’nın üstlenmesi gereken bir görevi cesaret ve kararlılıkla sürdürdüğü için kutluyoruz.

Damar: Kasım 2007’de 200. sayıya ulaşan ‘Damar’ dergisi Özgen Seçkin’in yayın yönetmenliğinde, kararlı adımlarla yoluna devam ediyor. Damar’da uzun zamandır yazı ve şiirleriyle yer alan isimlerden bazıları: Özgen Seçkin, Ahmet Özer, Ahmet Günbaş, Temel Demirer, Burhan Günel, Hasan Akarsu, Hüseyin Atabaş, Arzu K. Ayçiçek, Haydar Ünal, Alaattin Topçu, İbrahim Berksoy, Bilsen Başaran, İbrahim Tığ, Uluer Aydoğdu, Sabahattin Yalkın… derginin 197. sayısında Şaban Akbaba’nın Nuri Demirci’yle yaptığı söyleşi, Demirci şiirine dair önemli ip uçları taşıyordu.

Denizsuyukasesi: Derginin 23. sayısında ‘Yıllıklar’ dosya konusu edildi. M. Mahzun Doğan, Betül Yazıcı, Ahmet Günbaş, Uluer Aydoğdu, İlker İşgören, Hülya Deniz Ünal…dergide şiir üzerine yazan imzalar arasındaydı.

Deliler Teknesi: Aydın Şimşek yönetiminde 2007’de yayımlanmaya başlayan dergi Ankara’da hazırlanıyor. Derginin “Gümüş” ekinde Şükrü Erbaş, Abdülkadir Budak, Hüseyin Atabaş şiirine dair kapsamlı dosyalar hazırlandı. Ayrıca Deliler Teknesi’nde “12 Eylül ve Edebiyat”,  “Aşk ve Edebiyat”, “İktidar ve Edebiyat” gibi dosyalar hazırlandı. Dergide şiirleriyle: Hüseyin Avni Cinozoğlu, Betül Tarıman, Mehmet Sadık Kırımlı, Çiğdem Sezer, İbrahim İspir, Hayrı K. Yetik, Alper Akdeniz, Mahmut Temizyürek, Ömer Faruk Hatipoğlu, Fatma N., İ. Deniz Aslan… imzaları yer alıyor. Derginin her sayısında Aydın Şimşek toplumsal hayatımızı irdeleyen giriş yazılarını sürdürüyor.

Dergâh: Mustafa Kutlu yönetiminde yayınını sürdüren Dergâh, edebiyatımızın köklü dergilerinden biri. Dergi bu yıl 200. sayısına ulaştı. Her sayıda yer verdiği “Orta Sayfa Sohbeti” Dergâh’ın en çok ilgi gören sayfaları arasındaydı. Az sayıda şiire yer vermesine rağmen şiirde niteliği gözeten bir dergi olduğunu söyleyebiliriz. Dergâh’ta şiirleriyle Cevdet Karal, İbrahim Tenekeci, Fatih Bedir Köker, Hakan Şarkdemir, Cafer Keklikçi, Fatma Çolak, Bülent Parlak, Bahtiyar Aslan, Furkan Çalışkan, Alper Gencer, Ali Emre, Osman Özbahçe, Hayriye Ünal, Mustafa Burak Sezer, İsmail Aykanat, Emre Özkan… yer aldı. Ayrıca düzyazılarıyla Hakan Şarkdemir, Ali Ayçil, Esra Dicle, Cihan Aktaş, İsmail Kara da derginin sayfaları arasındaydı. Furkan Çalışkan’ın şairlerden hareketle kaleme aldığı yazılar, şiire dair özgün saptamalar barındırıyordu. Dergâh’ın, değişmez köşelerinden ‘Derkenar’da birbirinden ilginç yazılar yer aldı. 

Dize: Aylık Şiir seçkisi Dize, Veysel Çolak editörlüğünde düzenli aralıklarla okurla buluşmayı sürdürdü. Dergi, hacminin darlığına rağmen şiirin sorunlarına dair nitelikli yazılara yer verdi. “Dize Mitolojisi” adlı köşede Veysel Çolak edebi ortamımıza notlar düşmeyi sürdürdü. Dergide, Veysel Çolak, Nuri Demirci, Tozan Alkan, Soner Demirbaş’ında aralarında bulunduğu pek çok şairin şiiri yer aldı.

Edebiyat ve Eleştiri:  Dergi bu yıl dört sayı yayımladı. Ahmet Yıldız’ın editörlüğünde yayınını sürdüren Edebiyat ve Eleştiri kapağına Vecihi Timuroğlu, Mustafa Şerif Onaran, Muzaffer İlhan Erdost’un yanı sıra “2 Temmuz 1993: Kara Sivas”ı taşıdı. Ahmet Yıldız, derginin önsözünde sert bir üslupla, toplumsal ortamımıza dair ‘uyarıcı’ yazılarını sürdürdü. Bir vefa örneği olarak, edebiyata hizmeti geçmiş isimlerle yaptığı söyleşilerde, edebiyatımızın gün ışığına çıkmamış taraflarını aydınlatmayı sürdürdü. Uzun zaman sonra hazırladığı ‘Edebiyat Yıllığı’yla önemli bir boşluğu dolduran Ahmet Yıldız’ın bu çalışmasının 2. cildini merakla bekliyoruz.

Esmer: Daha çok, yayımlanmış ürünlere yer veren Esmer, bu yıl dergiyi hazırlayanlar bağlamında bir yol ayrımı yaşadı. Bu yol ayrımıyla dergi, gözden kaçmayacak bir düşüş yaşadı. Mizah, aktüalite şiirin iç içe olduğu dergide Metin Kaygalak’ın “ev” üzerine kaleme aldığı denemeler ilgiyle okunuyordu.

Evrensel Kültür: İlginç kapak tasarımlarıyla, güncel hayatımızın biriktirdiği sorunlara vurgu yapan Evrensel Kültür, aylık periyotlarla yayınını sürdürdü. Dergide, “Televizyon ve İdeoloji”, “Kültür ve Sanatta AKP” adlı dosyalar öne çıkıyordu. Sennur Sezer, Şükrü Erbaş, Tevfik Taş, Nuray Sancar, Ahmet Say, Salih Bolat, Zehra İpşiroğlu, Ferhat Uludere, Müslim Çelik, Barış Acar… dergide yer alan isimler arasındaydı. Ocak 2007 tarihli 181. sayısıyla 15. yılına giren Evrensel Kültür, maalesef –genel olarak- ortalamanın altındaki şiirlere yer vermeyi sürdürdü.

Eylül: Hapishane Kültür Sanat dergisi, Tekirdağ’da 1 No’lu F Tipi cezaevinde hazırlanıyor. Hasan Şahingöz, Hikmet Kale, Erdal Süsen’in yayına hazırladığı Eylül, farklı cezaevlerinde yaşayanların ürünlerinden oluşuyor. İçeride olmanın ruh hali dergide yer alan ürünlere de yansıyor.

Fayrap: 6. sayısı ‘Türk Şiirinde 1971’lilere ayrıldı. Dergi sürprizlerle dolu olduğunu bir yanda Cengiz Kurtoğlu deseni diğer yanda Metalika konser fotoğrafıyla bir kez daha beyan etti. Dergide şiir ve yazılarıyla Eren Safi, Ahmet Güntan, Efe Murad, Hakan Arslanbenzer, Ali Akyurt, Fazıl Baş, Zeynep Arkın, Hakan Kalkan, Melek Arslanbenzer, Esma Toksoy, İsmail Kılıçarslan yer aldı. Fayrap kendine has tavrını 2007’de de 1971’liler ve bireysel şairler üzerinden sürdürdü.

Gösteri: Geçen yıl yayın periyodunu, biçimini ve içeriğini değiştiren Gösteri, yeni haliyle edebiyatı daha çok kuşatan bir görünüme büründü. Dergide yazılarıyla Hami Çağdaş, Mustafa Şerif Onaran, Yavuz Özdem, Ahmet Eken, Cenk Gündoğdu, Betül Tarıman, Didem Atayurt, Murathan Mungan, Feridun Andaç, Mahmut Temizyürek, Kemal Gündüzalp, Alaattin Karaca… imzaları öne çıkıyor. 291. sayıda Gizem F. Demirkapı’nın Cengiz Asiltürk ile yaptığı söyleşi keyifle okunuyor. Gösteri dergisi, şiirden sinemaya, romandan müziğe kadar pek çok disiplini bir arada tutan tavrını sürdürüyor. 

Hayâl: Genel yayın yönetmenliğini Özgen Kılıçarslan’ın üstlendiği Hayâl dergisi iki ayda bir yayımlanıyor. Nilay Özer’in Arif Damar’la yaptığı söyleşi son elli yılın edebi ortamını anlamamıza yardımcı olacak notları barındırıyordu. Dergide şiirleriyle: Aydın Afacan, Mehmet Can Doğan, Bâki Ayhan T., Ertan Mısırlı, Arife Kalender, Altay Öktem, Hakan Sürsal, Ertan Yılmaz, Erol Özyiğit… yer aldı. 22. sayıda Kemal Özer’le yapılan söyleşi keyifle okunacak tespitler taşıyordu.

Hece:  Aralık 2007’de 132. sayısını yayımlayan Hece dergisi aylık periyotlarla yayınını sürdürdü. Her sayısında şiirin sorunlarına eğilen, nitelikli yazılara yer veren dergide şu isimler öne çıkıyor: Hayriye Ünal, Ali Galip Yener, Birhan Keskin, Ömer Erdem, Enis Akın, Serkan Işın, Nilay Özer, Hüseyin Ferhad, Tarık Günersel, Hüseyin Atlansoy… Dergide şiirleriyle: Hüseyin Atlansoy, Mustafa Muharrem, Hayriye Ünal, Ali Emre, Selim Erdoğan, Mehmet Solak… yer alıyor. 130. sayısında Ahmet Oktay şiiri üzerine hazırlanan dosya, Oktay şiirine yeni bakış açıları getirmesi ve şairin çok yönlülüğünü ortaya koyması bakımından önemliydi. Ayrıca her sayıda Hasan Aycın’ın kendisine has üslubuyla ortaya koyduğu çizimler dergiye ayrı bir özellik katıyor. Hece, düzenli ve kararlı çıkan edebiyat dergileri arasındaki yerini bu yıl da korudu. Derginin yayın yönetmenliğini Hüseyin Su yapıyor.

Her Şeye Karşın: 2007’de yatın hayatına başlayan dergilerden Karşın’ın yayın yönetmenliğini Orkun Levent Boya; editörlüğünü Dilek Genç Dilsiz yapıyor. Her sayıda edebiyata mahsus bir “ek”i okurlarına ulaştıran Karşın’da, Türk tiyatrosunun önemli ismi Özdemir Nutku’yla yapılan oylumlu söyleşi önemliydi. Dergide şiirleriyle: Oğuz Tümbaş, Muzaffer Kale,  S. Aylin Antmen, Tarık Aslan, Ayten Mutlu, Fergun Özelli, Aydan Yalçın, Necdet Tezcan, Hakan Sürsal… imzaları yer aldı. Disiplinlerarası ilişkiyi irdeleyen Seval Deniz Karahaliloğlu’nun hazırladığı bir ek de derginin ilk sayısıyla okura hediye edildi. Karşın, ‘Yaprak’ dergisinin tıpkıbasımlarını da okurlarına armağan etmeyi sürdürdü.

Heves: Ali Özgür Özkarcı, Mehmet Öztek, Ömer Şişman tarafından yayına hazırlanan Heves bu yıl üç sayı yayımladı. Adana’da hazırlanan dergi, deneysel şiir anlayışını ve bu doğrultudaki çabaları temellendirmek için çeviri metinlere de yer veriyor. Deneysel, görsel ürünlerin yanı sıra şiir anlayışlarını temsil etmeyen metinler de yer aldı Heves’in sayfaları arasında. Heves, sözcüğü farklı ritimler içinde ‘deneyen’ ve buradan yeni anlam ve biçimlere varmaya çalışan ürünlere ağırlık veriyor. Dergide yer alan isimlerden bazıları: Hayriye Ünal, Kemal Varol, Zafer Yalçınpınar, Mehmet Erte, Ceyhun Tuna, Ahmet Güntan, Birhan Keskin, Utku Özmakas, Ersun Çıplak, Burak Acar, Mehmet Öztek, Ali Özgür Özkarcı, Bülent Keçeli, Onur Kuzgun…

İkindi Yağmuru: Genç şair ve yazarlar tarafından yayına hazırlanan İkindi Yağmuru 9-10. sayısını Sedat Umran’a ayırdı. Sedat Umran dosyasında yazılarıyla yer alan isimler: Nurettin Duman, Ömer Faruk Türk, Said Yavuz, Mehmet Eli Usta, Ruhan Mavruk, Yusuf Ziya Gemici… İsmail Hakkı Uğur’un, Ali Ayçil’in “Sur Kenti Hikâyeleri” üzerine kaleme aldığı yazısı da ilgiyle okunuyordu.

İle: Hayri K Yetik’in yayın yönetmenliğini yaptığı dergi iki ayda bir yayımlanıyor. Dergi 2007 yılında “İle Şiir” adı altında dokuz şiir kitabı yayımladı. Hayri K. Yetik, derginin her sayısında kaleme aldığı giriş yazılarında, edebiyata ve kültüre dair yeni okumalar sundu. İle, dergiyle birlikte kitap hediye etmeyi sürdürdü. Dergide şiir ve yazılarıyla yer alan isimlerden bazıları:  Muzaffer Kale, Halim Şafak, Müslim Çelik, Hakan Cem, Celâl Soycan, Yusuf Alper, H. Mahzun Doğan, Semih Çelenk, M. Mümtaz Tuzcu, Sedat Şanver, Metin Cengiz, Mehmet Hameş, Uluer Aydoğdu…Uzun zamandır dergilerde gözükmeyen Ozan Telli de İle’de yer alan isimler arasındaydı.    İle’nin sekizinci sayısında Mehmet Eroğlu ile Şahin Yıldırım’ın yaptığı söyleşi, yakın dönem edebiyatımıza ışık tutan tespitler taşıyordu.

İnsancıl: Kasım 2007 tarihli sayısıyla 18. yılına giren İnsancıl, kendine has muhtevasını korumayı sürdürdü. Derginin yayın yönetmenliğini Cengiz Gündoğdu, yazı işleri müdürlüğünü Berrin Taş sürdürüyor. Genç şair ve yazarlara atölye çalışması bağlamında geniş yer veren İnsancıl’da ilgiyle okunan sabit köşelerden biri “Yıldız Güncesi” adı altında, Cengiz Gündoğdu’ya ait. Dergide şiir ve yazılarıyla yer alan isimlerden bazıları:  Cafer Yıldırım, Deniz Saraç, Mustafa Tabak, İsmet Kemal Karadayı, Cengiz Gündoğdu, Ömer Naci Soykan, Tekin Ağacık, Figen Aklan, Fatman Korcan, Meryem Oruç, Ergün Özütemiz, Ayten Yılmaz.

Kaçak Yayın: Bu yıl yayına son veren dergilerin arasındaydı. Dergide Vecdi Çıracıoğlu, İrfan Yıldız, Onur Caymaz, Eflatun Nuri, küçük İskender, Nena Çalidis, Elif Türker, Hürriyet Yaşar, Oktay Taftalı, Metin Yeğin, Cezmi Ersöz, Yavuz Ekinci… ürünleriyle yer aldı. Oktay Taftalı imzalı yazılar, dergide öne çıkan metinler arasındaydı.

Kalem: Cemal Salman’ın yazı işleri sorumluluğunda hazırlanana dergi genç şair ve yazarların ürünlerine yer veriyor. Dergide Orhan Emre, Ferdi Kuşçu, Oktay Emre, A. Uğur Olgar’ın metinleri önde duruyordu.

Kalekapısı: Antalya’da, Tuncer Çetinkaya yayın yönetmenliğinde çıkan derginin yayın kurulunda Şükrü Erbaş, Nuri Erkal, Salih Mercanoğlu, Betül Tarıman ve İmren Çalışkan Tüzün yer alıyor. Antalya’dan edebiyatımıza yeni bir heyecan taşıyan dergi maalesef bu yıl bir sayı yayımlandı. Şükrü Erbaş, Nevzat Karakış’ın ‘Bizâr’ adlı türkü albümüne dair şöyle diyor:  “Nevzat Karakış türkü okumuyor, gerçekliği sesiyle yıkıp sesiyle yeniden kuruyor.”. Doğru söze ne denir.

Kar: Kar dergisi 12. sayısıyla yılı tamamladı. Antalya’da yayımlanana derginin editörlüğünü Niyazi Yaşar üstleniyor. Kar’da ürünleriyle yer alan isimlerden bazıları:  Aziz Kemal Hızıroğlu, Özgür Özmeral, Erol Özyiğit, Yusuf Çotuksöken, Güngör Gençay, Sabahattin Yalkın… Dergi 12. sayısını “Okuma ve Kitap” konusuna ayırdı. 

Karalama: Kültür Sanat Edebiyat dergisi Karalama, Murat Altunöz editörlüğünde Hatay’da yayımlanıyor. Dergide Kemal Gündüzalp, Nice Damar, Pali Canon, İ. Deniz Aslan, Onur Aslan, Murathan Çarboğa, Özcan Özgün’e ait metinler dikkat çekiyor.

Kıyı: 2002’nin Nisan ayında yayına ara veren Kıyı dergisi 2007’in Ocak ayında 194. sayısıyla tekrar okurlarıyla buluştu. Kıyı, Ahmet Özer’in sanat danışmanlığında yayımlanıyor. Pek çok şair ve yazara ‘okul’ olmuş dergide Sunay Akın, Çiğdem Sezer, Betül Tarıman, Serkan Engin, Remzi İnanç, Kenan Sarıalioğlu, Şükrü Erbaş, Arife Kalender gibi imzaların ürünleri yer aldı. Derginin “Atardamar” bölümünde “Gündoğdu Sanımer”in şiiri üzerine yazılara yer verdi. Ayrıca, Ahmet Özer’in hazırladığı “Trabzon’da Kültür Sanat Yayıncılığı” dosyası da arşiv değeri taşıyordu. Kıyı dergisi, bir taraftan Köy Enstitülü şair ve yazarların oluşturduğu aydınlık yoldan yürürken; diğer taraftan da genç şair ve yazarlara kapı aralamayı sürdürüyor. Birçok kez olduğu gibi geçen yıl da Mustafa Kemal Atatürk’ü kapağına taşıyan derginin “Atatürkçü” çizgisi, değişmez bir özelliği olarak vurgulanabilir. Kıyı’ya ve Kıyı’yı edebiyatımızın ortasına yeniden taşıyanlara uzun ömürler diliyoruz.

Kırknar: Dergide şiirleriyle, İbrahim Tenekeci, Hüseyin Akın’ın da aralarında bulunduğu birçok şairin şiirleri yayımlanıyor. Genç şair ve yazarların nitelikli ürünlerine yer veriliyor. Ayrıca, ilgiyle okunan deneme ve söyleşilere de yer veren ‘Kırknar’,  imzalar dikkate alındığında ‘Kırklar’ dergisini anımsattığını söyleyebiliriz. Kırknar’da yer alan şiirler belli bir düzeyin üstünde.

Koridor: Koridor dergisinde şiir ve yazılarıyla yer alan isimler:  Abdullah Şevki, Ersan Erçelik, Serdar Aydın, Fulya Solmaz, Nurduran Duman.

Kitap-lık: Ocak 2007’de 101. sayısı yayımlanan Kitap-lık, Murat Yalçın editörlüğünde okura ulaşıyor. Bu yıl dergide yer alan, dikkat çekici söyleşiler:  Tuğrul Tanyol, Mehmet Can Doğan, Metin Kaygalak, İbrahim Yıldırım, Nuri Demirci, Mehmet Rıfat…Şiirden çok öykü ve romanın sorunlarına eğilen dergi, önceki yıllara oranla genç şairlere daha çok yer açtı. 101. sayıda Dağlarca’nın altı şiiri yayımlandı. Orhan Kahyaoğlu uzun zaman sonra, yıl sonuna doğru “Rahimdeki Ot” adıyla kitaplaşan şiirlerinden bazılarını Kitap-lık’ta  yayımladı. 109. sayıda Alaattin Karaca’nın Ece Ayhan üzerine yazısı, Haydar Ergülen’in 102. sayısında yayımlanan “Nasıl ve Niye Yazmak” adlı denemesi dikkat çekiciydi. Yıl içinde önemli kalemlerin deneme ve incelemelerini yayımlayan Kitap-lık’ın önümüzdeki yıl çağdaş şiirin sorunlarına eğileceğini ümit ediyoruz.

Lacivert: Esengül Kutkan’ın yazı işleri müdürlüğünü üstlendiği; Ayşegül Tezcan, Fevziye Alper, Fulya Bayraktar, Neriman Ağaoğlu, Orkun Levent Boya, Sofya Kurban ve Tümay Çobanoğlu’nun yayın kurulunu oluşturduğu Lacivert (öykü-şiir dergisi) iki ayda bir Ankara’da yayına hazırlanıyor. 13. sayıda  “Kitap Ekleri” dosyası, hızla çoğalan kitap eklerine dair bir eleştirel tutumu da barındırıyordu. Bu dosyada Turhan Günay, Mustafa Kara, Cem Erciyes, Berna Akkiyal imzaları yer alıyordu. 16. sayıda yer verdikleri “Popüler Edebiyat ve Yükselen Milliyetçilik” dosyası da önemliydi. Derginin 18. sayısında Haydar Ergülen’le yapılmış uzun bir söyleşi yer aldı. Lacivert, edebiyat ortamımızın ‘düzenli’ çıkabilen dergileri arasında olmayı bu yıl da sürdürdü. Öykü ile şiir arasındaki farkların her geçen gün ortadan kalktığı edebiyat dünyamızda Lacivert, özel bir sorumluluk üstleniyor.

Mahsus Mahal: Üç haftalık hapishane ve edebiyat dergisi. Derginini genel yayın yönetmenliğini Aytekin Yılmaz yapıyor. Sennur Sezer, Sezai Sarıoğlu, Haydar Ergülen, Aytekin Yılmaz, Nihat Ateş, Karin Karakaşlı, Neşe Yaşın, Emin Karaca… dergide yazanlar arasında. Cezaevinde yaşayan şair ve yazarların kendini ifade ettiği önemli bir platform niteliği taşıyor Mahsus Mahal. 5. sayısını Yüzleşme’ye ayıran dergi ‘içimizden’ dışımıza gönderilmiş bir mektup sıcaklığını ve insani duyarlılığı taşıyor.

Mavi Liman: Erol Özyiğit’in, renkli zarflarla adreslere postaladığı iki aylık şiir seçkisi Mavi Liman, 16. sayısıyla yılı tamamladı. Tek sayfadan oluşan dergide sadece şiir yer alıyor.

Merdiven Şiir:  İsmet Özel’in şiirleriyle açılan derginin yer verdiği dosyalar, şiir ortamına katkı sağlamaktan çok polemik oluşturmaya dönüktü. Mehmet Can Doğan ve Bâki Asiltürk’ün yazıları derginin öne çıkan metinleriydi. Derginin yayın yönetmeninin kendi adına(!) hazırlattığı dosya, “editörlük ve etik” üzerine, yeniden düşünmemiz gerektiğinin bir kanıtı gibiydi.

Mesele: Osman Akınhay editörlüğünde, 2007 yılında yayımlanmaya başlayan Mesele dergisi aylık periyotlarla okurla buluşuyor. Gündelik hayatın sorunları, edebiyat çerçevesi içinde, kuramsal düzeyi de göz ardı etmeden irdeleniyor. Her sayıda kültür ve edebiyat ortamımızın önemli bir ismiyle söyleşiye yer veriyor: Tanıl Bora, Nurdan Gürbilek, İskender Savaşır, Ahmet Oktay, Orhan Pamuk, Taha Parla… Mesele’de şiir üzerine nitelikli yazılar da yayımlanıyor: Sezai Sarıoğlu, Selim Temo, Kemal Varol, Fatih Altuğ, Sina Akyol… yazılarda imzası olan isimlerden…

Milliyet Sanat: Aylık periyotlarla Tuğrul Eryılmaz yönetiminde yayına hazırlanıyor. Dergi bu yıl edebiyata daha geniş yer verdi. Tahir Abacı, Mahmut Temizyürek ve Bâki Asiltürk’ün yazıları şiire dairdi ve ilgiyle okundu. Milliyet Sanat, her sayısında dünya ve Türk sinemasının önemli yapıtlarını okuruna hediye etti. Dergide plastik sanatlardan müziğe kadar pek çok konuya eğilen güncel yazılara yer verildi. Popüler olanla olmayanı ayırt etmeyen Milliyet Sanat, düzenli aralıklarla okura ulaşan dergiler arasındaydı.

Mor Taka: Yaşar bedri editörlüğünde hazırlanan Mor Taka, bu yıl üç sayı yayımlandı. Dergide çok sayıda şiir ve yazı yer alıyor. 7. sayıda, Yaşar bedri’nin  Ahmet Oktay’la gerçekleştirdiği söyleşi önemliydi. Ayrıca bu sayıda Gülseli İnal, Seyhan Erözçelik, Altay Öktem, Âdem Turan’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda şairin şiiri yer aldı. 8. sayıyla birlikte ‘2006 Yılı şiir Seçkisi’ni de okurlarına hediye eden Mor Taka, kapağına ‘Şiir ve Postmodernizm’ başlığını taşıdı.  Bu sayıda şiiri yayımlananlar arasında Erdem Bayazıt, Nemci Zekâ, Hüseyin Alemdar, Yavuz Özdem, Nurettin Durman, Adem Turan, Ahmet Ada  da vardı. 9. Sayıda Gülten Akın’la gerçekleştirilen bir söyleşi yer aldı. Ayrıca Sina Akyol, Veysel Çolak, Zeynep Uzunbay, ve Yılmaz Arslan’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda şairin şiirine yer açtı Mor Taka.

Mühür: Mustafa Fırat yönetiminde hazırlanan Mühür 14. sayısını “Şiir Yıllıkları”na ayırdı. Bu sayıda farklı kuşaklardan birçok şairin görüşleri yer aldı. 12. sayınını ana konusu “Manifestolar” dı. Dergide şiirleriyle Outis, Ahmet Ada, Ali Hikmet, Emrah P., Mesut Aşkın, Galip, Zeki Karaaslan, Uluer Aydoğdu, Asuman Susam, Selami Karabulut, Betül Yazıcı, S. Aylin Antmen, Emre Fidel, Yelda Karataş, Tamer Cindoruk… yer aldı. Her sayıda bir söyleşiye yer veren Mühür, “Yarına Bir Hasrettir” vurgusuyla yayınını sürdürüyor. 

No Edebiyat: Bu yıl yayına başlayan dikkat çekici dergilerden biri de No Edebiyat’tı. Yayın yönetmenliğini Turgay Kantürk’ün yaptığı No’yu Savaş Çekiç tasarlıyor; yayın koordinatörlüğünü ise Enver Topaloğlu yapıyor. Dergi iç tasarımıyla diğer dergilerden ayrı bir yerde duruyor. Şiir, öykü ağırlıklı No’da farklı kuşaklardan şair ve yazarların ürünlerini bir arada okumak mümkün. Dergi bu yıl iki sayı yayımlandı.

OnaltıKırkbeş: İki yıldır yayınını sürdüren dergiyi Metin Güven Bursa’da yayıma hazırlıyor. Şiire dair yazı ve konuşmalara yer veren dergide; Hüseyin Yurttaş, Onur Behramoğlu, Emre Fidel, Betül Yazıcı, Ayşe Kilimci, Hayati Özen, Kerim Evren, Perihan Baykal, Tuna Başar, Çiğdem Emir yer alan isimlerdendi.

Özgür Edebiyat: Yayın kurulunu Atilla Birkiye, Adnan Özer, Tuğrul Tanyol ve Metin Celâl’in oluşturduğu; yayın yönetmenliğini Metin Celâl’in üstlendiği Özgür Edebiyat, geçen yıl yayın hayatına başlayan dergilerden. Edebiyatın hemen her türünden ürünlere yer veren dergide ‘çeviri’ de ağırlıklı bir yer tutuyor. Son dönem dergilerinin sürekli baş vurduğu ‘dosya’ konularından uzak duruyor Özgür Edebiyat. Dergide şiir ve yazılarıyla Tuğrul Tanyol, Metin Celâl, Gökçenur Ç., Nilay

Özer, Sina Akyol, İskender, Mehmet Çakır, Oktay Taftalı, Haydar Ergülen, Atilla Birkiye, Mehmet Erte, Murat Yalçın… imzalarına rastlıyoruz. Derginin bir özelliği de genç şiir ve yazarlara sayfalarını açması. Özgür Edebiyat, edebiyatımızın kalıcı dergilerinden biri olmaya aday.

Parşömen: “Küçük Şeylerin Dergisi” alt başlığını taşıyor. Yazı kurulunda Aycan Ak, Ahu Ayan, Yankı Enki, Yeliz Kızılarslan, Birgül Oğuz yer alıyor. Parşömen, İstanbul Bilgi  Üniversitesi yayını olarak okura ulaşıyor. Dergide deneme, makale, şiir türlerinde ürünler yer alıyor.

Patika: Kültür Sanat Edebiyat dergisi Patika Ankara’da yayına hazırlanıyor. Üç ayda bir yayımlanan dergide “Genç Şair Genç Şiir Yazabiliyor mu?” (sayı:  56) adlı dosyaya yazılarıyla Onur Caymaz, Şakir Özüdoğru, Fatih Karataş, Mustafa Fırat, Murathan Çarboğa, Mustafa Ergin Kılıç yer aldı. 57. sayıda Haydar Ergülen’le yapılan söyleşi keyifle okunuyordu. 58. sayıda “Ahmet Adnan Saygun” dosyası da önemliydi.

Renkli:  Haftalık Siyaset-Toplum ve Kültür dergisi… Renkli dergisinin “Kültür” sayfasında Yakup Öztürk imzasını taşıyan birbirinden ilginç edebiyat soruşturmaları yer aldı. Bu soruşturmalardan en ilginci şairlerin ‘Darbe’ söylentilerine karşı tutumlarını yansıtıyordu. Yakup Öztürk, kültür sayfalarında sahaflardan yeni çıkan dergilerin tanıtımına kadar pek çok konuya uzanan haber ve soruşturmalara imza attı. Renkli dergisi de 2007’de kapanana dergiler arasındaydı.

Sanat Cephesi:  Dergide Ali Mert, Cengiz Kılçer, Ali Şimşek, Efe Duyan, Kaya Tokmakçıoğlu, Vecdi Çıracıoğlu imzalarına ait ürünler öne çıkıyordu. 16. sayıda Kemal Özer’in Fahri Erdinç’i konu edinen yazısı önemliydi.    Sanat Cephesi, siyasi konulara geniş yer veren inceleme yazılarıyla dikkat çekiyor. 2008’de özgün ve daha nitelikli işler yapacağının ipuçlarını taşıyordu.

Sanat ve Hayat: Hacı Orman’ın yayın yönetmenliğinde hazırlanan Sanat ve Hayat 26. sayısıyla yılı tamamladı. Derginin politik tavrını beyan eden yazıların yoğunluğu edebi tarafını gölgede bırakıyor. 26. sayıda Mehmet Uzun’u merkeze alan dosyada Yaşar Kemal, Selim Temo, Ragıp Zarakolu, Şeymus Diken’in yazıları yer alıyor. 23. sayısında “Aydın Savunmaları” ve 26. sayıda “Alman Belgelerinde Ermeni Tehciri ve Trabzon” adlı kitaplarını da hediye etti.

Sınırda:  Edebiyat Yaşam Eleştiri alt başlığıyla yayımlanan derginin yayın yönetmeni:  Hüsamettin Çetinkaya. 7. sayısında “Edebiyat ve Politika”, 8-9. sayısında “Şiddet ve Eleştiri” yi merkeze alan Sınırda’da şiir ve yazılarıyla Derya Önder, Bayram Balcı, Salih Aydemir, Hüseyin Köse, Şükrü Erbaş, Mahmut Temizyürek, Uluer Aydoğdu, Nilgün Tutal, Feride Erez, Ekrem Özlü, Onur Akyıl… yer alıyor. Derginin sayfaları arasında çok sayıda çevir metin de okurları bekliyor.

Sincan İstansyonu: 2007’de yayın hayatına başlayan aylık edebiyat dergisi Sincan İstasyonu, gerek biçim gerekse içerik yönünde öncülü olan “Şiir Odası” dergisini çağrıştırıyor. Kemal Özer, Mehmet Taner, Mustafa Köz, Hasan Ali Toptaş, Özdemir İnce’nin yanı sıra; ‘her yerde gözükmeyen’ İlyas Orak, Ramazan Tekinel, Nedret Gürcan, Nurullah Kuzu, Ahmet Yılmaz, Yasin Erol, Bekir Doğanay, Didem Atayurt gibi isimler de Sincan İstasyonu’nda. Abdülkadir Budak’ın yayına hazırladığı dergi; magazine meyilli köşeleriyle, diğer edebiyat dergilerinden ayrılıyor.

Sonra Edebiyat: Şeref Bilsel editörlüğünde 2007’de çıkmaya başlayan edebiyat dergisi, Vedat Akdamar’ın genel yayın yönetmenliğini yaptığı ‘artshop’ tarafından yayımlanıyor. İlk sayınını giriş yazısında “Edebiyat, insana ihtiyaç duyanlar içindir!” ibaresi dikkat çekiyor. Dergide günümüz şirinin önemli şairlerine ait ürünler yer alıyor. Yıllardır dergilerde şiirleriyle karşılaşmadığımız Emirhan Oğuz da düzenli olarak Sonra’da şiir yayımlayanlar arasında. Derginini 2. sayısında 2 Haziran 2007’de kaybettiğimiz “Doğan Ergül” sahifeleri geniş yer tutuyor. 4. sayıda “Tembel Edebiyatçının Çalışma Biçimi” diye vurgulanan “Dosyalar”a karşı bir “dosya” hazırlandı. Dergi 2000’li yılların genç ve dikkate değer şairlerine yoğun biçimde yer veriyor. Sonra’da nitelikli düzyazılar da dikkat çekiyor. Özellikle Nihat Bayat’ın, göstergebilim odağında kaleme aldığı şiire dair yazılar, eleştirimize yeni bir bakış ve zenginlik taşıyordu.

Sözcükler: İki aylık edebiyat dergisi Sözcükler’in yayın yönetmenliğini Turgay Fişekçi yapıyor. Farklı disiplinlerden ürünlere yer veren dergide şiirleriyle:  Cevat Çapan, Kemal Özer, Başaran, Berfe, Komet, Onur Caymaz, Zeynep Uzunbay, Mete Özel, Gökçenur Ç., Selahattin Yolgiden, Barış Pirhasan yer alıyor. Dergide toplumsal sorunlara eğilen yazarların (Server Tanilli, Nihat Ziyalan, vs) ürünleri de ağırlıklı bir yer tutuyor. Sözcükler, edebiyat dergileri içinde deneme ve anı türüne en çok iltifat eden dergilerden…

Sunak: Denizli’de Hakan Keysan yönetiminde yayımlanana dergi, toplumsal sorunlara eğilen yazılarla edebi ürünleri bir arada tutmayı sürdürdü. Dergide faklı kuşaklardan şair ve yazarların ürünleri yer aldı. Hakan Kaysan Denizli’den Türk edebiyatının nabzını, geçen yıllarda olduğu gibi, bu yıl da tutmayı sürdürdü. Dergide Hakan Keysan, Zeki Akakça, Süleyman Boz, Ali Koçak, Semih Çelenk, Gökhan T. Günsan, Fahrettin Koyuncu, Ali Aydoğdu, İlknur Yatır, İrfan Erdoğan, Nefise Karataş, Ayfer Telli ve Can Sinanoğlu imzalarına ait ürünler yer alıyor.

Sühan: İki aylık edebiyat dergisi Sühan bu yıl da ilginç dosyalar hazırladı. “Dede” özel sayısı bunlar arsında en çok dikkat çekeniydi. Editörlüğünü Hüseyin Kaya’nın yaptığı dergi Sivas’ta çıkıyor.

Şehir: 29. sayısıyla yılı kapatan Şehir, İbrahim Tığ’ın özverisiyle Devrek’te yayına hazırlanıyor. 29. sayıda kapağına Rüştü Onur’u taşıyan Şehir’de çok sayıda şiir yer alıyor. Toplumcu bir duyarlılığı kendine şiar edinene Şehir’de şu isimler yer alıyor: İbrahim Tığ, Güngör Gençay, H. İhsan Sönmez, Tan Doğan, Serkan Engin, Ayten Mutlu, İhsan Topçu, Fahrettin Koyuncu, Vedat Yazıcı, Oğuz Tümbaş, Bülent Güldal, Tahsin Şimşek, Nefise Karataş, Fahrettin Demir, Birsen Ateş, Ahmet Uysal… Taşrada edebiyat heyecanını diri tutmayı sürdüren İbrahim Tığ’ın Şehir dergisine uzun ömürler diliyoruz.      

Şiiri Özlüyorum: Kasım-Aralık ayında 23. sayısını yayımlayan Şiiri Özlüyorum dergisi, Fuat Çiftçi yönetiminde Avanos’ta yayımlanıyor. Dergide daha çok genç şairlerin şiirlerine yer veriliyor. Dergide şiir ve yazılarıyla:  Halim Şafak, Fuat Çifçi, Mehmet Ersoy,  Ahmet Ada, Uluer Aydoğdu, Hüseyin Alemdar, Eren Aysan, Mustafa Fırat, Hüseyin Çiftçi, Osman Olmuş, Mustafa Durak, Betül Tarıman, Erkan Kaya, Ayşe Nalân, Olcay Özmen, Zeki Karaaslan, İlker İşgören, İlhan Kemal, Halide Yıldırım… yer alıyor. Şiiri Özlüyorum, Türk şiirinin nabzını ‘Avanos’tan tutmayı bu yıl da sürdürdü.

Taflan: 2007’de yayın hayatına başlayan Taflan Antakya’da Faruk Bal yönetiminde çıkıyor. İlk sayısında “Şairin Kümelleşme Problemi” başlığı altında bir dosyaya yer veren Taflan’da farklı kuşaklardan şair ve yazarlar yer alıyor. İkinci sayıda A. Galip’in “Edebiyat ve Bilgi” adlı yazısı diğer yazılardan önde duruyordu. Dergide şiir ve yazılarıyla Hicri İzgören, Şükrü Erbaş, Yelda Karataş, Nihat Ateş, Betül Tarıman, Salih Mercanoğlu, Arif Erguvan, Engin Özmen, Hasip Bingöl, Mehmet Butakın ve çevirileriyle Nice Damar yer aldı.

Türk Edebiyatı: Beşir Ayvazoğlu yönetimindeki Türk Edebiyatı yeni bir çehreye kavuştu. Nitelikli yazılara yer veren dergi 2007 yılında birbirinden ilginç konular etrafında dosyalar düzenledi. 399. sayıda “Şiir Yazıları”, 410. sayıda “Âsaf Halet Çelebi” dosyaları önemliydi. “Hasbıhal” adlı köşesinde Beşir Ayvazoğlu, derginin nabzını tutan yazılar kaleme aldı. Dergide ürünleriyle Ömer Erdem, Selim İleri, Bahtiyar Aslan, Yağmur Atsız, Hüseyin Akın, Hasan Akay, Ercan Yılmaz, İlyas Dirin, Emre Ayvaz, Mehmet Ayci, Mustafa Kara, İsmail Aykanat, Kâmil Yeşil, Ali Şükrü Çoruk, Fatma Çolak, Ertuğrul Aydın… yer aldı. Türk Edebiyatı, güncel olanı, geçmişin bilgisine yaslanarak edebiyat ortamımıza taşımayı bu yıl da sürdürdü.    

Uzak: Ünye/Ordu’da, İrfan Yıldız’ın editörlüğünde hazırlanan derginin görsel tasarım ve yazı işleri sorumluluğunu Murat Karacan yürütüyor. Bu yıl bir sayı yayımlanan dergi 63. sayıya ulaştı. Derginin kapağında -bir kadirbilirlik örneği olarak- Türk şiirine ve çeviri edebiyatımıza önemli hizmetlerde bulunmuş Azer Yaran vardı. Dergide şiir ve yazılarıyla:  Osman Serhat Erkekli, Osman Çakmakçı, İrfan yıldız, Gökhan Akçiçek, Kaya Demiral, Murat Karacan, Yücel Kayıran, Şinasi Tepe, Çağdaş Keçeci… Murat Karacan, dergide yer alan ‘Zaman-ı Terk’ adlı şiiriyle sanki Azer Yaran’ı anıyordu:  “İstanbul’dan yakışıklıydı öldüğünde/ Sevdaya dahildi koca bir ömür/ Gizine saplı bıçağı/ hiç çıkarmadı üzerinden”

Üç Nokta: Yılı iki sayı ile kapatan Üç Nokta, Cenk Gündoğdu editörlüğünde yayıma hazırlanıyor. Genç şairlerin nitelikli ürünlerine yer veren Üç Nokta’da kalıcı dosyalar bu yıl da okurla buluştu:  “1980’ler Edebiyatı”… Dönemin siyasal-edebi ortamı içerisinden farklı görüşlere sahip kalemlerin ürünlerine yer verilerek ‘80’ler enine boyuna tartışılmış ve bir arşiv oluşturulmuş oldu. Derginin arka kapağı Türk şirinini nitelikli şairlerine yer vermeyi sürdürdü:  Kemal Özer, Ataol Behramoğlu. Şiirimizin genç adımları okura taşımayı sürdüren dergide Begüm Acar’ın Murat Belge’yle yaptığı söyleşi, yakın dönem edebi ve siyasi ortamımıza ışık tutan açıklamaları barındırıyordu.

Varlık: Aralık 2007 tarihli 1203. sayısıyla yılı kapatan Varlık, edebiyatımızın en köklü dergisi. Her sayıda “Kültür Gündemi” başlığı altında güncel konuları edebiyatın içinden değerlendiren yorumlara yer verdi:  Cumhurbaşkanlığı Seçim Süreci, Lise Kitaplarında neden Aşk Şiiri Yok, Edebiyat Eğitimi, Türk Edebiyatında Yıllıklar… Varlık’ta yazılarıyla Mustafa Köz, Şeref Bilsel, Mustafa Şerif Onaran, k. İskender, Haydar Ergülen, Yaşar Çubuklu, Hüseyin Yurttaş, Hande Öğüt, Süreyyya Evren, Deniz Durukan, Enver Ercan, Tahir Abacı, Nurduran Duman… yer aldı. Varlık’ta İsmail Uyaroğlu, Ahmet Ümit, Ahmet Erhan, Tarık Dursun K., Selim İleri, Nursel Duruel… söyleşileri de ilgiyle okunuyordu. Dosya konuları arasında:  Türkiye’de Farklı Olmak (1201), Tanzimat Edebiyatını Yeniden Okumak (1197), Normalite Kavramı (1203)… yer aldı. 1990’dan beri Enver Ercan’ın genel yayın yönetmenliğinde yayımlanan Varlık, 2008’de 75. yılını kutlayacak. Varlık, sadece ülkemizin değil, dünyanın en eski dergilerinden biri. Edebiyat ortamımızdaki onlarca dergiye rağmen etkisini sürdüren dergilerin başında geliyor. Hafızamızı çizgileriyle zenginleştiren Semih Poroy dergiyi renklendiren isimler arasındaydı.  

Virgül:  Aylık kitap ve eleştiri dergisi Virgül, bu yıl onuncu yılını doldurdu. Orhan Koçak’ın genel yayın yönetmenliğini üstlendiği dergide Ceyhan Usanmaz, Pelin Tünaydın editör olarak görev yapıyor. Edebiyatın farklı şubelerine ait eserlere dair nitelikli eleştirilere yer veren Virgül’de toplumsal sorunları irdeleyen incelemeler de yayımlanıyor:  Hrant Dink, Milliyetçilik, Mehmet Uzun, Nobel… Dergi önceki yıllara oranla şiire dair yazılara az yer veriyor. Mehmet Taner, Orhan Koçak, Bâki Asiltürk şiir üzerine yazılar yazmayı bu yıl da sürdürdü. Alanında en önemli dergi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Yaba Edebiyat:  49. sayısıyla yılı kapatan dergi Aydın Doğan’ın özverisiyle yıllardır yayınını sürdürüyor. Derginini değişmez kalemleri arasında Güngör Gençay, Yılmaz Elmas, Sedat Umran, Tekin Sönmez… dergide yer almayı sürdürüyor. Dergide ürünleriyle yer alan Yılmaz Elmas bu yıl aramızdan ayrılan edebiyatçılardandı.

Yaratım:  Ahmet Çakmak yönetiminde Diyarbakır’da yayına hazırlanan Yaratım, bu yıl üç sayı çıktı. Dergi bir vefa örneği olarak, yakın zamanda kaybettiğimiz Adnan Satıcı ve Doğan Ergül’e dair sayfalara yer verdi. Mıgırdiç Margosyan, A. Galip, Sezai Sarıoğlu, Özkan Mert, Hicr, İzgören, Mehmet Hameş, Halim Şafak, Veysel Erol, Yılmaz Arslan, Ayten Mutlu, Mehmet Altun, Sadık Yaşar… dergide yer alan isimler arasındaydı. Yaratım, özellikle bulunduğu coğrafyanın sorunlarına temas eden ürünlere yer vermesiyle pek çok dergiden farklı bir kimliği sahipleniyor.

Yasakmeyve:  İki aylık şiir dergisi Yasakmeyve, Enver Ercan’ın yayın yönetmenliğinde yayımlanıyor. Her sayıda bir şairle yapılmış geniş bir söyleşiye yer verdi:  Şair ve Şehir, William Blake, Çağdaş Leton Şiiri dosyaları önemliydi. Ayrıca dergi, şiire dair kitapları okurla buluşturmayı sürdürdü. Enver Ercan’ın Ahmet Erhan’la, Serdar Koçak’ın Seyhan Erözçelik’le yaptıkları söyleşiler şiire dair ilginç tespitler barındırıyordu. Önceki yıllara oranla Yasakmeyve “gençlerin” şiirlerine daha az yer verdi. Tahir Abacı’nın “şiir kitapları sözlüğü” başlığı altında kaleme aldığı yazıları ilgiyle okundu. Ayhan Şahin’in hazırladığı “Şairin 12’si” dergiye ayrı bir renk kattı. Salih Bolat    “Eleştiri Okuma” köşesinde şiire dair yazıları sürdürdü. Yasakmeyve, Türk şiir ortamının nabzını tutan az sayıdaki dergilerden biri olma özelliğini bu yıl da sürdürdü. Dergide şiirin sorunlarına dair nitelikli yazılar da yer aldı. Yasakmeyve, güncel olana, söyleşi ve yazı ve anmalarla dikkat kesilmeyi sürdürdü. Şiirleriyle hiçbir dergide gözükmeyen İzzet Yasar, bu yıl da sadece Yasakmeyve’de şiir yayımlamayı sürdürdü. Met-üst’ün karikatürleri, yasakmeyve’nin son sayfalarına konuk olmayı bu yıl da sürdürdü.

Yazılıkaya: Aylık şiir yaprağı. Yayın kurulunu: Rahmi Emeç, Haydar Ergülen ve Olcay Özmen’in oluşturduğu dergi her sayısında bir şairi okurla buluşturuyor: Süreyya Berfe, Arife Kalender, Mahmut Temizyürek… Dergide genç şairlerin şiirleri yoğunlukta. Yazılıkaya, Eskişehir’de yayına hazırlanıyor. 2008’de tek yapraktan iki yaprağa geçen dergi’de bir şiirden hareketle, şairlerin kaleme aldığı yazılara da yer veriliyor.

Yedi İklim: Bu yıl editörlüğünü Cevdet Karal’ın yaptığı iki sayıyla dikkatleri çeken Yedi İklim, biçim ve muhteva yönünden olumlu bir değişime uğradı. Fakat Cevdet Karal’ın editörlükten ayrılmasıyla tekrar eski günlerindeki anlayışına dönmekte gecikmedi. 

Yelkovan: 2007’nin sürpriz dergilerinden biriydi Yelkovan. Maalesef üç sayı ile yayın hayatına son verdi. Dergi gerek içeriğiyle gerekse tasarımıyla dolaşımda olan birçok dergiden daha önde duruyordu. Kadir Yüksel ve Hürriyet Yaşar’ın özverisiyle üç sayı çıkan Yelkovan’da Türk edebiyatının nitelikli kalemleri şiir ve yazılarıyla yer aldı. Uzun zamandır yazılarına rastlamadığımız Mustafa Öneş’ten Refik Durbaş’a, Osman Serhat’tan Kadir Aydemir’e pek çok ismin yer aldığı Yelkovan’ın kapanışıyla geride bıraktığı boşluk şimdiden hissediliyor.

Yeniyazı: Yavuz Türk’ün editörlüğünde hazırlanıyor. Dergide genç şairlerin ürünleri yer alıyor. Şiirleriyle, Tozan Alkan, Bâki Ayhan T., Mehmet Ersoy, Yavuz Türk, İsmail Cem Doğru, Emel Güz, Fetih Doğru; yazılarıyla Nurperi, Türkân Yeşilyurt, Ayhan Şahin, Zafer Çakır, Ahmet Yılmaz, Serkan Türk… Üçüncü sayıda Nurperi’nin Doğan Ergül’e dair kaleme aldığı yazı pek çok şaire taş çıkartacak şu ifade ile nihayetleniyordu:  “Görkemli bir arkadaşlıkla dönmüş rulet.”.

 

İzlenen Dergiler

 

Ada (Samsun),  Ada (Trabzon),  Afrodisyas-Sanat,  Akademi Gökyüzü, Akdeniz Edebiyat,  Akköy, Akpınar, Aratos, Ardıç,  Aykırısanat, Aylak, Ay Vakti, Başka, Berfin Bahar, Bireylikler,  Biri, Bir Nokta, Broy, Ç.N., Damar, Deliler Teknesi,  Denizsuyukâsesi, Dergâh, Deyiş, Dize, Edebiyat Otağı, Edebiyat ve Eleştiri, Esmer, Etken, Evrensel Kültür, Eylül, Evvel Fayrap,  Gak, Göğe Bakma Durağı, Gösteri, Hayâl, Hece, Karşın, Heves,  İkindiyağmuru, İle, İmgelem, İnsancıl, İtaki, K, Kalem,  Kalekapısı, Kar, Karakalem, Karalama, Kertenkele, Kırknar, Kılavuz, Kıyı, Kitap-lık, Koridor, Kum, Lacivert, Mahsus Mahal, Mavi Ada, Mavi Liman, Mav Yaren, Mavi Yeşil, MerdivenŞiir, Mesele, Milliyet Sanat, Mor Taka, Mühür, No, Onatıkırkbeş, Özgür Edebiyat, Özgür Pencere, Parşömen, Pasaj, Patika, Renkli,  Rüzgâr, Sanat ve Hayat, Sanat Sokağı, Semenderiyye Mektebi,  Sınırda, Sincan İstasyonu, Sonra Edebiyat, Sözcükler, Sunak,  Sühan, Şehir, Şiiri Özlüyorum, Şiiristan, Taflan, Tay, Türk Dili Dergisi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Uzak, Üç Nokta, Ünlem, Varlık, Virgül, Yaratım, Yalınayak, Yasakmeyve, Yazgı, Yazılıkaya, Yedi İklim, Yelkovan, Yeniyazı, Yokluk.

 

 

Şeref Bilsel- Cenk Gündoğdu

 

Not: Bu yazı Şeref Bilsel ve Cenk Gündoğdu tarafından hazırlanan  Şiir Defteri Şiir ve Hayat 2008 (İkaros Yayınları) kitabından alınmıştır.

 
   

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön