Genç Bir Şaire Öğütler

 

 

Nedir ki, sanat, etki yaratmak da değildir. Ama hiç mi hiç. Bu mesele üzerinde insan kendini yoklamalı. Paris mahallelerinin yoksul-luğunty anlatmak istiyorsanız kadifelerden sözaçacak değilsiniz. Yeter ki bir karşıtlık çizmek istemiş olmıyasınız.

 

Apollinaire, antoloji şiirleri’nden, yani kusursuz şiirlerden ürkerdi. Belki hakkı da vardı. Nedir ki, kusursuz şiiri, sanata saygı göstermek için yazmayı da bilmeli.’ Sonra daha yapılacak başka şeyler de var. Çok şeyler.

Evet evet dilbilgisi, söz sanatı, vezin ve Özellikle sesbilgisi öğrenin. Gerisini de unutun.

İlham.

ilhama inanıp inanmadığımı soruyorsunuz, değil mi? Tabiî inanırım. Hem buna sezgi denir. Buna beden istekleri denir. Bu, ilham alan kişiye göre değişir, insanoğlu meleklerden de cinlerden de ilham alabilir. Bu iş için çeşit çeşit melekler, çeşit çeşit cinler vardır. Ama periler arasında dâhi olanlarımda vardır. Bir sanatçı, ilham verici dehaya erişirse,- eleştirmeciler onun için: “Dehası var” derler. Tevrat’ta Yakub’un merdiveni Tanrıya yaslanmıştır; melekler bu merdivenle gökyüzüne inip çıkarlar. Periler, insanlardan beceriksiz, gezegen yaratıklardır. Demek ki, Tanrının tanıklığına dayanarak, onların o züğürt ilhamları üzerinde tartışılabilir. Gelgelelim, hatırı sayılır meleklerde vardır. Ama nedir, onlara yaraşır olmak da gerekir. Ya da onları, Tanrılara yaraşır temiz bir yürekle karşılamak gerekir diyelim. Öte yandan hırsızlık, cinayet ve inatçılık aşılıyan ilham cinleri de vardır. Sizi onlardan koruması için dua edin Tanrıya.

Demekki ilham, dizginlenmelidir.

Kendinizi yoklayın. Buna, düşünce, çifte kavrulmuş düşünce, kendini yaşıyor görmek, başkalarını yaşıyor görmek adları verilir.

îç dünya budur.

insanlar, şair olmak için yarım-cinaslarla biten ve aynı uzunlukta olmıyan mısraları alt alta dizmenin yeteceğini sanıyorlar. Oysa, şair olmak için, ilkin insan, sonra da sair-insan olmak -gerekir. Öteki türlü, domuzdan daha gülünç bir kuşcağız olup çıkıverirsiniz. Şairliğe kalkışan delikanlıların elele vermesi, doğrusu ya, gülünçtür. Buna karşılık, yeniden dirilen’ Isa İle söylesen o havariler gibi, güzellikle söyleşen zeki insanlar topluluğuna diyecek yoktur.

Sıkılmamağa bakın. Cansıkıntısı, şiir alanında günâhların en büyüğüdür. Cansıkıntısı şiirin cehennemidir. Hadi bir tanesi, dünyanın, bilimlerin, dillerin ve aşkın dört bucağını dolaşmış olan Byron’un sıkıntısı, bir şeylere benzer diyelim.

Ama sıkıntı’nın böylesine o kadar az raslanıyor ki; en doğrusu hiç söz açmamak bundan. (Gülünç olmamak için.)

Doğrusu ya, halk, edebiyatı umursamıyor. Nedir ki, bizim de yığınların beğenisine göre yazdığımız söylenemez. Yok, halkın beğenisine göre yazıyorum derseniz, o vakit her şeyi değiştirmek gerek. İşte o vakit, halkın beğenisini incelemek, her kelimede ona hizmet etmek gerek: Onun o pis aşklarından sötaçmak, cehenneme onunla birlikte inmek gerek.

Bir örnek : Edgar Poe’nun KUZGUN şiirinde bir lâmba, menekşe rengi kadifeden bir koltuk, Pallas’ın bir büstü* çalışmalar ve hayaller içinde geçen bir gece vardır. Etkilerin en ulu olanına varabilmek için dekorun nasıl hazırlanmış olduğuna bakın. Uy anam . . .

insan yaratmak için istediği etkiyi bilmeli, her şeyi o etkiye göre ayarhyabilmeli.

Nedir ki, sanat, etki yaratmak da değildir. Ama hiç mi hiç. Bu mesele üzerinde insan kendini yoklamalı. Paris mahallelerinin yoksul-luğunty anlatmak istiyorsanız kadifelerden sözaçacak değilsiniz. Yeter ki bir karşıtlık çizmek istemiş olmıyasınız.

Demek ki, belli başlı noktaları seçmelisiniz. Bu konu üzerinde derinleşmek için Rus romanlarını inceleyin. Ben Gogol’un Ölü Canlarım size sakk vereyim. Ölü Canlar’da evlerin, mobilyaların manzarasıyla insan karakterlerinin nasıl canlandırıldığını görebilirsiniz.

Yeni buluşlar!

Sanatı kurtaran yeni buluşlardır. Yaratma, buluşların yeşerdiği yerdedir ancak. Her sanatın kendine göre buluşları vardır. Beklenmedik bir yere bir bemol ya da . bir diyez yerleştirmeyi düşünmek, bir buluştur. Yeni bir mazmun (ah, ne de az Taslanır) bir buluştur belki. Yerine oturmuş bir renk, bir eser çapında yepyeni bir orantıdır.

Fakat gerçek buluşlar, düşüncelerin ya da duyguların tutuşmasından doğar.         

Buraya, o baş belâsı “basmakalıp sözler” tartışması sokuşturula-bilir. Basmakalıp söz, konuşmalarda kolaylığı sağlıyan bir. paroladır; bu da duyguya sırt çevirmekte işe yarar. Bir şair, kelimelerin ‘topunu yaşamak zorundadır, şair olmıyanların buna vakti yoktur; basmakalıp sözler adı verilen kolaylık köprüleri bunun için, yaratılmıştır. Şair kaç okka basmakalıp söz kullanacağını kestirebilir, ama o, onlara, alısamıyacağından korktuğu vakit başvurur ancak. Karanlık deyimlere saplanmadan yeniliğe erişebilmek için, hazırlop ‘formüllere uymı-yan kelimelerin ne zaman kullanılacağını bilen de odur.

Şiir, bir tutuşmanın, içten bir kaynaşmanın sonucu ise mutlu demektir. İşte o zaman anlaşılmamaktan korkmamak gerekir. Hüner, şiirin mutlu olup olmadığını bilmektedir. Mutlu şiir, güzel ve makarnalık olmıyan musikisinden Ötürü saklanır. Apollinavre’in şiirleri arasında mutlularını araştırın, birkaç tane ya bulursunuz ya bulamazsınız. Mutlu gür, kelltfelli, ahenkli, akıcı, pırıl pırıl parlıyan’ şiirdir; Öyle ki, onu işiten en hımbıl köylü bile: “Ah, ne güzel,-” derde, “Bu da ne demek?” demez.

“Buda ne demek?” Bize heyecan veremiyen şairleri bu sözle azarlarız. Azarların içinde en ağında budur.

 

Max Jacob

Çeviri: Salâh Birsel

           

 
   

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön