| |
şiir kuramı/kuram
şiir
Modernitenin çeşitli tanımlarında, sanata ilişkin
bir saptama hep öne çıkar: Modern Sanat,kendini sorgulayarak
ilerlemiştir.. Bütün bir Moderniteyi bu bağlamda okumak mümkün. Her
sanat disiplini, nesneyi kendi malzemesinin imkanlarıyla ifade
ederken, malzemeyle de sürekli yüzleşir, onu her seferinde aşmayı
öngörür. Bu çaba,kimi modern sanat disiplinlerinde, örneğin
kavramsal sanatta öylesine öne çıkar ki, sanatın kendi üzerine
düşünme süreci başlı başına sanatsal üretim olur, olmuştur.
Soyutlama iradesi,atonalite,somut şiir hep malzemeyi sanat nesnesi
kılmamış mıdır?
Modern şiirin tarihi,bu bağlamda, dille/ dilde anlam
arayışlarının tarihidir. Diğer sanat disiplinlerinde olmayan bir
engel,şairin anlam arayışını kendiliğinden dilsel bir sancıya
dönüştürür. Kısaca anımsayalım: Diğer sanat disiplinlerinde
malzeme,kendiliğinden bir gerçekliği mülk edinmezken,yani uzlaşılmış
bir anlamı işaret etmezken, şairin malzemesi olan dil,başlangıçtan
itibaren uzlaşılmış bir kod sistemidir. Sözcükler, anlamlandırma
eşiği olarak verilidir ve bir gerçekliği kendiliğinden işaret
ederler. Şair önce bu uzlaşılmış düzeyle hesaplaşmak zorundadır.Hem
sözcüğün kendisi, hem de dilsel kullanımı modernist şairin kurma/
yıkma iradesinde belirleyici bir “malzeme sorunu” olmuştur.
Dili aşma / dönüştürme eylemi,anlamlı en küçük dilsel birim
olan cümlenin yapısına yönelince,ham eleman olan sözcükle ve
sözcüğün sözdizimsel niteliğiyle,iç ve dış yapısıyla
hesaplaşarak,dilin imkanlarını oradan genişletebilmiştir.
sözcük nedir ?
T. Najat Gencan’ ın Dilbilgisi kitabında sözcük: “Anlamı
olan ya da cümle kuruluşuna yarayan anlatım aracıdır.” ( 1) Gencan’
ın dilde anlamsal birim olarak cümleyi esas alan bu tanımı,
Hançerlioğlu sözlüğündeki tanıma yakın: “ Sözcük (osm. kelime ) ,
anlamı olan ses ya da sesler birliği “. (2)
Meydan Larousse,sözcüğe Göstergebilim terimleriyle
yaklaşır. “ Bir varlığı, bir kavramı gösteren ses veya sesler
birliği.”
Hançerlioğlu’ nun Felsefe Ansiklopedisi ise, Anlambilim
ağırlıklı bir yaklaşımı yeğler: “ Sözcükler bir ses ve anlam birimi
olarak zihinde yerleştikten sonra çeşitli bakımlardan gelişmeye,
yeni yeni anlamları da içermeye başlarlar. (...) Sözcükler nesnel
gerçekliğe düşünce aracılığıyla bağlıdırlar.Bundan ötürü sözcüklerin
somut özdeksel nesnelerle dolaysız bağlantısı çoğunlukla kurulamaz.
Tek bir sözcük bir çok nesneyi belirtebileceği gibi, tek bir nesne
de bir çok sözcükle belirtilebilir.Çağdaş burjuva semantikçileri
sözcüklerin bu niteliğinden yararlanmaya çalışarak,dilin bağımsız
olduğu ve gerçeklikle hiçbir bağlantısı bulunmadığı aldatmacasını
yutturmaya çalışırlar.” (3)
Tam bu noktada, Hasan Bülent Kahraman’dan bir alıntı
gerekiyor: “Sözcükler gerçekliğe tekabül eden birer imdirler. Fakat,
sözcüklerin kendilerine ait gerçeklikleri yoktur. Boşluktadırlar.
Toplumsal uzlaşmayla oluşmuşlardır.” (4)
Doğan Aksan’ ın yaklaşımı da Anlambilim ağırlıklı :”Kelime
olmadan düşünce olamayacağına, kelimeler kavramlarla birlikte
oluştuklarına ve kelimenin ses yönü ile ruh- düşünce yönü
birbirinden ayrılmadığına göre, anlam konusunda kelimeyi esas alarak
ondan hareket etmek, kavramı, çeşitli anlamları ona bağlı olarak
açıklamak yanlış bir tutum olamamalıdır.” (5)
Özdemir İnce, düzyazı mantığı ötesinde şiirsel işleviyle de
sözcüğe dizgesellik içinde bakar: “Sözcük, cümle içinde yan ve
kişilik kazanır; dilsel bildirişimin içerdiği altı işlevden (
duyusal, göndergesel, şiirsel, ilişkisel, üstdilsel ve çağrısal )
biri olan şiirsel işlevin temel öğesidir. Ama bir metne
şiirselliğini kazandıran bağımsız sözcük yığınları değil,bu
sözcükleri düzenleyen dizgenin yarattığı şiirsel işlevdir.” (6)
şiirsel söylem ve sözcük
Söylem,dilin kullanım amacıyla yapılanmasıdır; sözcük
seçimi ve düzeni aracılığıyla,dizisel bağlantılar üzerinde sessel ve
anlamsal örgütlenmedir. Yazınsal söylemde yatay olan bu örgütlenme,
şiirsel söylemde derin yapıya yönlendirmek üzere dikeydir.Ama her
şiir öncelikle bir yazınsal metindir ve sözcükler bu metnin yapısı
içinde “ sessel ve anlamsal “ örgütlenmenin ilk ve ham öğesidir.
Modern şiir öncesinde de sözcüğün çok anlamlılık ve eş anlamlılık
özelliğiyle kendiliğinden bir şiirsel değeri vardı. Modern şiir, bu
ses ve anlam örgütlenmesi için sözcüğün genişleyen olanağına işaret
eder.Dilsel kullanımı içinde bir im olan sözcüğün yükleneceği anlam,
bir düşünsel düzey olarak şiirin izleğine çökelmiştir.
Yazınsal söylem ise,imge/ tasarım/ duygu/ kavram gibi
deneyimlerin çeviri yazısal göstereni halinde sözcüğü kullanır.
Sözcüğün düzyazısal mantığı, onu bir dilsel öğe olarak alır ve
tüketir.İster göstergebilim açısından bir im, ister anlambilim
açısından bir ses-anlam birliği olsun, düzyazı mantığında sözcük,
dış dünyada karşılığını bulur; kullanılır, tüketilir.
Şiirsel söylemde ise sözcük, gerçekliği şiir içinde
imlemekle hem yeniden üretilir, hem de nesneyle ilişkisinde
alışılmadık açılımlar kazanır.Sözcük, düzyazı mantığıyla bir im
olarak kullanılırken, nesneyi/ anlamı indirger. Çağrışımsallığı ne
ölçüde genişlerse genişlesin, şiirsel söylemin imgeselliğine kıyasla
her zaman daha dardır, indirgenmiştir ve dilsel bildirişimin yatay
ekseninde tüketilir.
Roman Jacobson şunları söylüyor: “Şiirsellikte sözcük,
adlandırılan nesnenin basit bir vekili ya da bir coşku patlaması
olarak değil, fakat sözcük olarak duyumsanır. Şiirsellikte,
sözcükler ve sözdizimi , anlamlandırma, iç ve dış yapılanma
gerçekliğin kayıtsız (ilgisiz) göstergeleri değildirler, ama kendi
ağırlıklarına ve kendi değerlerine sahiptirler.(izleksel düşünce
bağlamında) “(7)
sözcük/ anlam/ anlamsızlık
Şiiri, anlamın yapısı yönünden düzyazıdan ayırmaya çalışan
Mallarme’ nin , “ Çok iyi düşüncelerim var, ama tek bir dize
yazamıyorum “ diyen Degas’ ya verdiği yanıt, modern şiirde yapı,
dil, anlam sorunlarına uzanan yığınla tartışmaya neden olmuştur: “
Dizeler düşüncelerle değil, sözcüklerle yapılır. “ Bu cümle,her
aforizma gibi, “anlamayı “ felç ederek, bütün bir modern şiirde dil/
anlam sorununu inanılmaz ölçüde saptırmış, şiirsel yapı ve alımlama
konularında süregiden kimi tıkanmalara neden olmuştur.
Şiirsel söylemin her şeyden önce dilsel bir “ bildirişim “
olduğu unutularak, sessel ve anlamsal bir örgütlenme birimi olan
sözcük, şiirde temel “ yapısal “ birim olarak algılanmış ve
cümledeki işlevi ketlenmiştir.
İlhan Berk : “ Modern şiir anlamla malûldur ( sakat,
hastalıklı c.s.) “ derken, sözcük tapıncına dolanan bir
yanılsamayla şunları söyler: “ Şiirde sözcük ideadır.(...) Şiirde
sözcüklerin düşünceye bir yararı yoktur. Yalnız şiire yararlar.” (8)
Dilin düzyazı mantığı içinde sözcük kullanımına itiraz eden
Mallarme’ nin bir cümlesi,bağlamından kopartılarak,çağdaş şiirde
önemli bir sapmaya referans alınmıştır.Klasik şiirde ölçü ve uyakla
biçimlenmiş dilin düzyazı mantığı korunurken, modern şiirde
sözcükler arası kurgusal ilişki sayesinde yazınsallık sağlanmış ve
imge üzerinden işleyen bildirişimle şiirsel anlama ulaşılmıştır.
Modern şiirin bir yapı olduğu ve sözcüğün bu yapıdan bağimsız halde
,cümle etkili kullanımı dışında, yalnızca bir im olduğu, ona şiirsel
kullanımda bir koku, tarih, çağrışım kazandıran şeyin diğer
sözcüklerle girdiği kurgusal ilişkiden ve sözdizimsel bağıntıdan
kaynaklandığı unutulamamalıdır.
Bir yazınsal yapıtın yapısal birimi,o yazınsal yapıtın “
anlamlı” en küçük birimidir.Bu birim anlamlar, kurgulanan bütünsel
anlam dışında da bir gerçekliği mülk edinirler.Bunun cümle olduğunu,
şiir cümlesinin de kurguya göre cümle, dize, sözcük biçiminde
gerçekleştiğini söylemek bile fazla.Hemen eklenmelidir : Şiirde
yapısal birim olan cümlenin kullandığı ilk malzeme yani temel
öğe,elbette sözcüktür.Peki bir şiirde onca işleve katılan sözcüğü
yapıdan ayırırsak ne hale gelir?Bir gerçekliği mülk edinebilir mi?
Özdemir İnce’ den alıntılıyorum: “Nasıl birbirinden
bağımsız sözcükler,yapıdan uzaklaşarak bir yığın oluştururlarsa (
buna karşın ) cümleler de yapıyı zorunlu kılarlar. Paradoks
sayılabilecek bir şey söyleyeceğim: sözcüklerin tek başlarına bir
anlamları yoktur ya da bir sözcüğün birden fazla sözlüksel anlamı
vardır ama sözcüklerin sözlük anlamları onların gerçek anlamları
değildir. Sözcükler özel ve gerçek anlamlarına cümle yapısı içinde
sahip olurlar.(...) Sözcükler tıpkı renkler,sayılar ve notalar gibi
birer hamaldırlar; yapıtın oluşturmayı arzu ettiği anlamın
gerçekleşmesi için sürekli hareket ederler ve birbirlerini bulurlar.
(9)
Burada Cemal Süreya’ nın Mallarme’ den yola çıkan bir
sözünü anımsayalım: “ Çağdaş şiir geldi kelimeye dayandı.” (10)
1956 yılında yirmi beş yaşında genç şair Süreya’ nın , şiirsel
söylemin mantığına ilişkin güçlü sezgisini aktaran bu cümle,
sözcüğün dilbilimsel, anlambilimsel, göstergebilimsel açımlanmasının
berisindedir. Aşağıda daha gelişkin bir poetik düzeyde ele
alacağımız sözcük konusunda bir ilk sezgidir ve önemlidir. Ama
“şiirin
Sözcüklerle yazıldığı “ ya da şiirsel iletide sözcüğün
“temel yapısal birim “ olduğu biçiminde bir anlamayla, bütün bir
çağdaş şiirde yapı sorunları tartışmaya açılmış ve Batıda 150 yıl
önce noktalanmış kimi poetik sorunlarla ilgili anlamsız , gereksiz
tartışmalar yapılmıştır.
Oysa Cemal Süreya’ nın bu cümlesi,bağlamıyla okunduğunda,
ondaki asıl vurgunun şiirsel söylemin yapısına yöneldiği görülür, ki
bu hayranlık uyandıran bir önsezidir. Ama sezgileriyle kavradığını
yazınbilim terimleriyle dile getiremeyince savruluyor. Dönem ve
deneyim açısından fazlasını beklemek zaten haksızlıktır. Asıl
haksızlık ise, O’ nun genç yaşta sezinlediği bir poetik doğrudan,
yanlış açılımlara sapmaktır.
Adı geçen yazısından alıntıyı sürdürüyorum. “ Kelimeler
bizde de yontuluyor artık. Kelimeler bizde de yerlerinden yarı
yarıya koparılıyor,anlamlarından ufak tefek saptırılıyor. Yeni
yükler yükleniyor kelimelere. Böylece bir kavramın değişik görüntü
ya da izlenimleri elde edilerek yeni İMAJ’lara (abç. cs.) yeni
mısralara varılmak isteniyor. “ Burada “ imaj”la “imge” nin
söylenmeye çalışıldığı açık. Açık olmayan ise, sözcükteki bu
işlevsel gelişmenin yapısal ve anlambilimsel çözümü.
Düzyazı mantığından kopuşa ve şiirsel söylemin kurgusuna
ilişkin önemli bir işaret olan bu yaklaşıma saygı duymamak
olanaksız. O, şiirsel anlama ilişkin bir kaygıyla sözcüğün altını
çizerken şunu söylüyor: “ Şiirde asıl olan hikâye etmek değil,
kelimeler arasında kurulacak şiirsel yüktür. “ Şiirselliğin “
kelimeler arasında kurulan “ bir yapı olduğunu o yaşta görebilen
Süreya ‘ ya karşın, kelimenin kendisinde şiir arayan ve
böylece şiirin yapısallığını görmezden gelen, sonuçta da şiiri bir
sözcük yığılması sananların, modern sanatın/ şiirin ontolojisiyle
yüzleşmeleri gerekiyor.
Modern şiirde sözcüğün olanakları genişlemiştir
Bütün bunlardan sonra modern şiirin kuruluşunda, sözdizim
ve şiirsel anlam düzeyinde sözcüğün çok önemli bir olanak olduğunu
yeniden anımsayalım. İmge kurgusunda sözcük ilintilerinin “ilk kez”
ve “biricik” olma hali dahil, sözdizimindeki kırılmalar, sözcüğün
nesneyle ilişkisini genişleterek, gerçekle mesafesini olabildiğince
daraltan dilsel yönelimler, şairin malzeme bütünü içinde sözcükle
olan meselesini hem zora sokmuştur, hem de sözcüğü bir şiirsel
olanak haline getirmiştir. Klasik şiirin vezin, uyak ve mazmunlarla
sürdürdüğü düzyazı mantığı, sözcüğün kırılan sözdizimi içinde
kazandığı olanaklarla aşılmış ve sözcük,şiir cümlesinin
yapılanışında ve şiirsel söylemin örgütlenişinde “ ilk öğe” olarak
dilsel işlevini genişletmiştir. Şiirsel bildirişimin yapı taşı olan
cümle, sözcüklerin teker teker yeniden üretilebilme kapasitesi
nedeniyle çoğul okunabilmiş ve şiirde işaretli bir anlamı
örgütleyebilmiştir.
Çağdaş dilbilim, şiirde semantik yapının dikine işleyişinde
sözcüğün ve sözcük ilintilerinin önemine dikkat çekerek,
anlambilimle poetikanın ilişkisine yeni boyutlar kazandırmıştır.
Sözcüğün nesnesiyle ilişkisindeki çok yönlülüğün şiirsel söylemde
imgeyi besleyerek kendi tınısı ve biçimsel profiliyle kendisine
yeterli duruma gelişi, çağdaş şiirde önemli bir dilsel düzey
olmuştur. Şiirsel imgenin sözcükler arası ilişki üzerinden kuruluşu,
her şiirde sözcüğe bakir bir kullanım olanağı sağlar. Bu nedenle,
düzyazısal söylemdeki itkiden ayrılan sözcük, şiirsel söylemdeki
monolojik ortamda, kendisine yeterli bir öğe haline gelir.Düzyazısal
itkiyle sürüklenen klasik şiirdeki sözcük,sıradan bir imdir; şairle
arasında toplumsal bir uzlaşmanın gölgesi vardır. Oysa modern şiirde
sözcük, şiirsel anlamın iletilmesinde şaire dolaysız ve
mesafesizdir; şair sözcüğü toplumsal hareketlilikte kazandığı bütün
görünümlerden soyar; başkalarının amaçlılığıyla oluşan bağlarını
kopararak kendi mülkiyetine alır. Kendi amacının saflığında, her
sözcüğü yeniden tanımlar.
Gündelik dilde ve yazın dışı söylemde ideolojik bir kabuk
bağlayan sözcüğü önce kendi hegemonyası altına alır, daha sonra da
sözdizimi hattında onun hegemonyasını kabullenir.Böylece şair kendi
diline ulaşır.
Roland Barthes konuya ilişkin şunları söylüyor: “ Klasik
dilin ( düzyazı ve şiir ) düzeni bağıntısaldır, yani burada
sözcükler bağıntılar yararına olabildiğince soyuttur. Hiçbir sözcük
kendi başına yoğun değildir, fazla fazla bir nesnenin göstergesidir.
Taslağıyla aynı tözden bir iç gerçekliğe dalmak şöyle dursun, daha
söylenir söylenmez yüzeysel bir yönelişler zinciri oluşturacak
biçimde, başka sözcüklere doğru yayılır.(...) Klasikte, şiirsel
sözcük dağarcığının kendisi de bir buluş sözlüğü değil, alışılmış
kullanım sözlüğüdür: İmgeler ayrı ayrı değil bütün olarak, yaratımla
değil alışkıya özeldir.(...) Çağdaş şiir dilin kendiliğinden
işlevsel yapısını yıkar,ancak sözlüksel temellerini bırakır geride.
Bağıntıların yalnızca devinimini, ezgisini alıkoyar, gerçeğini
değil. Sözcük, bu içi boşaltılmış bağıntılar çizgisi üzerinde
patlar, dilbilgisi amaçlılığını yitirerek bürün (prosodi: bir müzik
parçasında müzikal vurgularla hece vurgularının uyumu. cs )” (11)
Bu saptama aslında modern şiirde sözcüğün yönelimini de
açıklar.Klasik şiirde sözcük,toplumsallaşmış bir kaderi
sürüklerken,modern şiirde her kullanım sözcüğe yeni bir hayat sunar
: Alışıldık dizimden kurtularak yaratıcı bir kurgunun sürprizlerine
dalan sözcük,diğer sözcüklerle sürekli tazelenen bir çarpışma
içindedir. Hangi sözcüğün hangi nesneye ya da anlama yöneldiğini
kavramak için biricik olanak yine şiirin içindedir ve dikey bir
okumayla ele geçer.Yine Barthes’ e kulak verelim: “ Değişmez
bağıntılar yok olunca, sözcüğün dikey bir tasarısı kalır yalnızca;
bir kitle, bir anlamlar, tepkeler ve sürüntüler ( uyarma bitse de
süregiden duyumsama. cs.) toplamına dalan bir orta direk gibidir.
Ayakta bir göstergedir. (...) Şiirsel sözcük burada dolaysız geçmişi
olmayan, çevresi olmayan bir edimdir; kendisine bağlı türlü
kaynaklardan gelen tepkelerin koyu gölgesinden başka hiçbir şey
sunmaz. Böylece çağdaş şiirin her sözcüğünün altında bir tür
varoluşsal yerbilim yatar. Artık düzyazıda ve klasik şiirde olduğu
gibi Ad’ ın seçimine bağlı içeriği değil, toplam içerik toplanır
burada.” (12)
Sonuç
Çağdaş şiir ,bir yazınsal söylem olarak dilsel bir
bildirişimdir;dilsel bir yapıdır ve her dilsel yapı gibi kendi
dizgesi içinde bir anlama sahiptir. Bu anlamın düzyazı mantığı
dışında imgesel kurgularla gerçekleştiği unutulmadan,sözcüğün
olanaklarını sınırsızca kullandığı açıklıkla söylenmelidir. Bu
olanaklar, sözcüğe şairin bireyliği içinden alışılmadık, şaşırtıcı
bir tazelik sağlar. Şiirin anlamlı en küçük yapısal birimi olan
cümle, öylesine bir bağıntıyla çalışır ki, bu bağıntı üzerinde
sözcükler sürekli soluklanırlar; ilk kez öyledirler ve orada
biriciktirler.Toplumsal kabukları kırılmıştır.Bir deneyimin
sürprizlerle dolu coşumunu şiirin kendisinde işaret etmek
üzere,şiir cümlesinin yapısındaki diğer sözcüklerle , her okumada
yeniden oluşan sonsuz yörüngede,ilişkiye girerler.
Klasik şiirde kendisini düzdilin mantığıyla yönlendiren
bağıntıdan kurtularak , boşalan bu bağıntı hattının geriliminde
diğer sözcüklere doğru yayılır; basit bir im olmaktan çıkarak
bütüncül imgeye dolanmıştır. Başka bir söyleyişle,çağdaş şiirde
sözcük, şiirsel söylemin kurgusu içinde yapılanan, şiir cümlesinin
dolayım hattında yayılan,verili amaçlılığı dışına fırlayarak şairin
mülkiyetinde devinen bir öğedir.Ama kendi başına, yani şiirsel
yapıdan ayrıldığında ,toplumsal kabuğuna çökelerek sözlüksel
kimliğiyle yetinir.Şiir olmadığı gibi şiirsel de değildir.Onu
şiirsel söylemdeki varoluşa taşıyan giz, dilsel yapıdır. Modern
şiir,parlak sözcükler yığını değil, bildirişim amaçlı dilsel bir
yapıdır. Sözcük bu yapıda ilk olanaktır ve şiir cümlesinin cümle/
dize/ sözcük biçiminde yapılanışına katılarak anlamı örgütleyen
sözdizimini taşır.Kimi zaman tek başına bir şiir cümlesi
olarak,modern şiirde kendi yaşamını kurabilmenin doruğuna
varır.Bunun dışında sözcüğü fetişleştiren,modern şiirin yapı
sorunlarına toslamakla kalmaz, her fetişist gibi, nesnesiyle
ilişkisinde ölümcül bir yanılsamayı besler.
Celâl
Soycan
(1)
T.
Nejat Gencan, Dilbilgisi, TDK yay. 1971
(2)
O.
Hançerlioğlu,Türk Dili Sözlüğü, Remzi K.
(3)
O.
Hançerlioğlu, Felsefe Ans. 6. cilt,Remzi K.
(4)
H.Bülent Kahraman,Sanatsal Gerçeklikler olgular ve
Öteleri,Everest,2002,sh.21
(5)
D.Aksan,Anlambilimi ve Türk Anlambilimi, AÜDTCF yay.1971,sh.21
(6)
Ö.İnce,Tabula Rasa,Can yay. 1971,sh.55
(7)
Roman Jacobson,Sekiz Yazı, Düzlem yay.1990
(8)
İ.
Berk,İnferno,1994,sh.113- 114
(9)
Ö.
İnce,Mevsimsiz Yazılar,Doğan K. 2002,sh.33-34
(10)
C.
Süreya,Folklor Şiire Düşman,Can yay.1992,sh23
(11)
R.Barthes,Yazının
Sıfır Derecesi,Metis,2003, sh.42-44
(12)
A.g.e.
sh.44
|
|