1980 Kuşağı Türk Şiirinin Poetikası

 

   

 

Bâki Asiltürk’ü 1990’lı yıllardan bu yana çeşitli dergilerde yer alan yazıları, akademik araştırmalarının ürünleri olan Osmanlı Seyyahlarının Gözüyle Avrupa, Hilesiz Terazi adlı kitapları ve Bâki Ayhan T. imzasıyla yayımladığı şiir kitaplarıyla (Sevdalar Tünemiş Şu Yüreğime, Hileli Anılar Terazisi, Uzak Zaman Övgü, Fırtınaya Hazırlık) tanıyoruz.

 

Bâki Asiltürk, Toroslu Kitaplığı’ndan çıkan son eseri 1980 Kuşağı Türk Şiirinin Poetikası’nı[1], kitabını ithaf ettiği Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Son 25 Senenin Mısraları” başlıklı yazı serisinden hareketle kaleme aldığı 1980’lerdeki Türk şiirinin izini süren yazılarını geliştirerek meydana getirmiştir.

 

1980 Kuşağı Türk Şiirinin Poetikası, dört bölümden oluşur: “Kuşak Kavramı Çerçevesinde 1980’ler” başlıklı ilk bölümde kuşak kavramı, Türk şiirindeki kuşak ayrımları, 1980’lerdeki sosyolojik ve genel poetik durum ve dergiler üzerinde durulur.

 

“1980 Kuşağının Poetik Yönelimleri” başlıklı ikinci bölümde kadın şairler bakımından da verimli bir kuşak olan 1980 kuşağı şiiri, tek tip bir şiir olmadığı için “İmgeci  Şiir”, “Anlatımcı Şiir”, “Folklorik veya Mitolojik Şiir”, “Mistik-Metafizikçi Şiir”, “Gelenekselci Şiir”, “Toplumcu Gerçekçi Şiir”,  “Beatnik-Marjinalci Şiir” ve “Yeni Garipçi Şiir” şeklinde sınıflandırılarak incelenir.

 

“1980’lerde Geleneğe Bakış ve Ustalar” başlıklı üçüncü bölümde 1980 kuşağı şairlerinin Türk şiir geleneği ve usta olarak gördükleri şairler hakkındaki görüşleri irdelenir.

 

“Örnekler Üzerinden Dönem Şiirlerine Bakış” başlıklı dördüncü bölümde ise 1980 sonrasında eser veren şairlerin şiirleri “İmgenin Parıltısı”, “Anlatımcı Söyleyiş” ve “Geleneğin Sesi” gibi başlıklar altında örnekler verilerek incelenir.

 

Dr. Bâki Asiltürk’ün son yirmi beş yılda çıkan büyüklü küçüklü ulaşabildiği bütün şiir dergilerini tarayarak hazırladığı bu eser, yakın dönemde gelişen Türk şiir birikimini ele alan ilk akademik çalışmadır. Yazar, kitabında 1980 sonrası Türk şiirine yönelerek bu tarihin şiirimizde önemli bir kopuşu gösterdiğini ve gelenekten yararlanan bir şiir anlayışının ortaya çıktığını dile getirir.

 

Eser, 1980 kuşağını hazırlayan koşulların anlatılması, şairlerin şiir anlayışlarının birbirleriyle karşılaştırılması, örnek verilen şiirlerin kuramlara göre açıklanması ve kaynakçası bakımından örnek alınacak bir çalışmadır. Bu eserden hareket edilerek 1980 sonrası Türk romanı ve hikâyesi üzerine de kapsamlı bir çalışma yapılabilir.

 

Yazarın kitabının ilk bölümünde “kuşak” kavramını tanımlayıp, kavramın 1980 öncesi ve sonrasındaki kullanımlarına örnek vermesi ve 1980’li yılların sosyolojik durumunu anlatması sonraki bölümlerin daha iyi anlaşılmasını sağlar.

 

Yazar, “1980’lerin başlarında şiirde yeni bir anlayış için mücadele edenler, birlikte dergi çıkartıp dönemsel tartışmalara girenler” (s.16) diye tanımladığı “1980 Kuşağı Kavramı”nın “1980’ler Şiiri” ve “1980 Sonrası Şiir” kavramlarından ayrılan yanlarını da açıklar.

 

            Türk şiir tarihine bir bütün olarak bakan yazar, 1980 kuşağını daha önceki kuşaklarla karşılaştırarak onlarla benzer ve farklı yönlerini ortaya koyar. Bu açıdan eser, Türk şiirinin başlangıcından günümüze seyrini gösterir.

 

Şiir, şairlerin poetik kaygılarının politik kaygılarının önüne geçtiği 1980’li yıllarda dergilerde gelişmiştir. Dünya görüşleri ve şiir anlayışları farklı olan şairler birlikte dergi çıkartmışlar ve dergilerinde “Ahmet Hamdi Tanpınar, Turgut Uyar, Ahmet Muhip Dıranas, Attilâ İlhan” gibi şairler için özel dosyalar hazırlamışlardır. Kendilerinden önceki kuşakları eleştirmek yerine onların şiire getirdikleri yeniliklerden faydalanmışlardır.

 

Yazar, 1980 kuşağı üyesi bir şairin birbirlerinden çok farklı olsalar da Ahmed Hâşim’i ve Yahya Kemal’i yada  Ahmet Muhip Dıranas’ı ve Behçet Necatigil’i aynı derecede sevip benimsediğine dikkati çeker.

 

Yazar, 1980 Kuşağı Türk Şiirinin Poetikası’nda imgeci şairlerin Ahmed Hâşim ve İkinci Yeni şairlerini, mistik-metafizikçi şairlerin Şeyh Gâlib, Cahit Zarifoğlu, İsmet Özel, Sezai Karakoç ve Ebubekir Eroğlu’nu, folklorik şiir anlayışını sürdürenlerin halk şiirini, destanları ve mitolojik metinleri, şiirin yapılan bir şey olduğunu düşünen şairlerin Yahya Kemal, Behçet Necatigil ve Hilmi Yavuz’u, argo söyleyişi ve altkültürü benimseyenlerin Can Yücel ve Ece Ayhan’ı, anlatımcı şiiri savunanların Anglosakson geleneğini sürdüren bazı İngiliz şairlerini, Yahya Kemal’i ve Attilâ İlhan’ı önemsediklerini, kendilerine örnek aldıklarını tespit etmiştir. Bâki Asiltürk kitabında bu tespitlerini metin merkezli incelemeleriyle açıklayarak Türk şiir tarihine ve günümüz şiirine ışık tutmuştur.

 

1980’li yılların şiirini ele alan başka bir kitap da Metin Celâl’in Yeni Türk Şiiri [2] adlı çalışmasıdır. Yazar, 80’li yılların şiiri üzerinde çok konuşulduğunu, çok yazıldığını ancak anlaşılmadığını belirterek 1985-1995 yılları arasındaki “tartışma yazıları”nı bir araya getirmiştir. Yazar, yazılarında haklı olduğuna inandığı görüşlerini savunduğu için  objektif olmadığını özellikle vurgular.

 

Metin Celâl, söz konusu eserde yer alan 1985 yılında kaleme aldığı “Yeni Türk Şiirinde İmgeci Yönelim” adlı yazısında Cumhuriyet’in ilânından günümüze gelinceye kadar  şiir çizgisi içinde yer almak isteyen şairlerin iki önemli kıstası göz önüne aldıklarını belirtir:

1. Kendi kimliğini şiire yerleştirebilmek;

2. İmgelerle yazmak zorunluluğu. (s. 8)

 

Metin Celâl, özellikle İsmet Özel’in imge bombardımanına benzettiği şiiri ve Ece Ayhan’ın şiiri üzerinde durarak onlardan etkilenen genç şairlerin kendi imge anlayışlarını bulmaya ve şiirde kendi kimliklerini ortaya koymaya başladıklarını ifade eder.

 

Bâki Asiltürk, akademik bir çalışma olduğu için objektif bir bakış açısıyla kalem aldığı kitabının “İmgeci Şiir” başlıklı bölümünde imgeyi “duyduğumuz veya okuduğumuz bir söz yoluyla zihnimizde oluşan görüntü, dünyada gördüklerimizin zihnimizdeki yansıması” (s. 50) diye tanımlar ve en çok bilinen imge şiirlerinden örnekler verdikten sonra 1980’li yılların imgeci şairlerinin şiir dünyalarını onların bazı şiirlerinden yola çıkarak gözler önüne serer.

 

Asiltürk’ün üzerinde durduğu şairlerden ilki Tuğrul Tanyol’dur. Yazar, Metin Celâl’in “Yeni Türk Şiiri”, Tuğrul Tanyol’un ise “Yeni İmgeci Şiir” olarak adlandırdığı “İmgeci Şiir” anlayışının temsilcilerinden Tuğrul Tanyol’un imgeciliğinin çok boyutluluğunu ve bazen geçmiş şiir birikiminden, bazen müzikten, bazen doğadan, bazen de görüntülerin yarattığı çağrışımlardan kaynaklandığını ifade eder.

 

Asiltürk’ün bu tespitinden yola çıkılarak Tuğrul Tanyol’un Ahmed Hâşim’den, Yahya Kemal’den, Ahmet Hamdi Tanpınar’dan ve Ahmet Muhip Dıranas’tan izler taşıyan imge dünyasıyla ilgi geniş kapsamlı bir yazı kaleme alınabilir.

 

Asiltürk’ün de alıntı yaptığı Tuğrul Tanyol’un “Karanfil Bahçesi” şiirinin ismi ve “karanfillerle tutuşan bahçe” imgesinden hareket edilerek Ahmed Hâşim’in “Karanfil” şiiri arasında bir bağ kurulabilir:

 

Karanfillerle tutuşan bahçede

Sesin kristal ışıltısıyla soyunurdu (s. 188)

 

Hâşim’in şiirlerinde sık sık karşımıza çıkan kırmızı rengi  ateşi, aşkı, hükümdarlığı, gücü, şiddeti, yoğunluğu ifade eden ve hayat veren bir renktir.[3] Şair,  “Karanfil”[4] şiirinde  “dudak, alev, karanfil” sözcükleriyle kırmızı rengini vurgular:

 

Yârin dudağından getirilmiş

Bir katre alevdir bu karanfil,

Ruhum acısından bunu bildi!

 

Düştükçe, vurulmuş gibi, yer yer,

Kızgın kokusundan kelebekler,

Gönlüm ona pervâne kesildi..  (s. 97)

           

Ahmed Hâşim’in şiirlerinde kırmızı rengini Şeyh Gâlib gibi çok sık kullanması onun şiirleriyle Şeyh Gâlib’in şiirleri arasında bir bağ olduğunu gösterir. Ancak Feyzullah Sacid, Hâşim’in şiirlerinde Şeyh Gâlib’in mısralarını ve hayallerini aynen kullanmadığını ifade eder: “Hüsn ü Aşk’ın remizler ve parlak tahayyüller dünyasına dalan Ahmet Haşim, benliğine sarhoşluk veren Şeyh Galip’in bazı müstesna hayallerini benimsemiş ve hayallerin cevherini muhayyilesinde eriterek şiirlerinde, kendi mevzularının ve hislerinin açılışına göre mısralarına işlemiştir.” [5]

 

Tuğrul Tanyol da Ahmed Hâşim’den aldığı imgeleri kendi imge dünyasına uygun bir biçimde şiirlerinde kullanarak şiir çizgisi içinde yerini almıştır.

 

1980 Kuşağı Türk Şiirinin Poetikası’nda Tuğrul Tanyol’un yanı sıra Haydar Ergülen, Metin Celâl, Akif Kurtuluş, Seyhan Erözçelik, Enver Ercan, Sina Akyol, Turgay Kantürk gibi şairlerin eserleri de “İmgeci Şiir” başlığı altından incelenir.

 

“Gelenekselci Şiir” başlığı altında incelenen Vural Bahadır Bayrıl’ın Türk şiirinin zengin birikiminden yararlanarak Şeyh Gâlib, Yahya Kemal, Ahmed Hâşim, Âsaf Hâlet Çelebi, Behçet Necatigil ve Hilmi Yavuz çizgisini sürdürdüğü ifade edilir.

 

 Edebiyatta gelenek, önceki nesillerden devralınan değerlerin sonrakilerce de devam ettirilmesidir. Geleneği aktarmanın yolu daha önceki kuşakların başarılarını körü körüne tekrarlayarak onların yollarını izlemek değil, eski ile yeninin uyuşması, geçmişin şimdileşmesidir. Hiçbir şairin tek başına tam bir anlamı yoktur. Bir şairin anlamı, değeri, kendinden önceki şairlerle olan bağının, karşıtlıklarının ve benzerliklerinin değerlendirilmesi sonucunda anlaşılır.[6]

 

Yahya Kemal Beyatlı ve Faruk Nafiz Çamlıbel gibi şairler Divân ve halk şiirinin ölçü, sözcük, söz sanatlarını bilinçli yada bilinçsiz olarak şiirlerinde kullanarak ve kendilerinden önceki şairlerin şiirlerine göndermeler yaparak gelenekten faydalanırlar. Böylece geleneksel olanı özümseyip kendilerine özgü, yeni bir eser ortaya koyarak şiir geleneğinin bir parçası olurlar.       

 

            Cumhuriyet devrinde yeni bir şiir geleneği oluşturmaya çalışan bazı şairler Divân şiiri geleneğinden yararlanmışlardır. Divân şiirinden iki şekilde yararlanılabilir:

1. Vezin ve şekil,

2. Kafiye, ses, motif ve edebî sanatlar.

 

Yahya Kemal, Faruk Nafiz Çamlıbel gibi şairler Divân şiirinin vezin ve nazım şekilleriyle şiir yazmışlardır. Âsaf Hâlet Çelebi, Behçet Necatigil, Hilmi Yavuz gibi şairler ise Divân şiirinin kafiye ve ses imkânlarıyla bazı motiflerinden faydalanarak şiir yazmışlardır.[7]

 

Yukarıda ismi geçen şairleri kendisine örnek alan Vural Bahadır Bayrıl, şiirde yapıyı oluştururken “poetik omurga”nın tesis edilmesi gerektiğine inanır. Bâki Asiltürk, şairin “poetik omurga”sını meydana getiren unsurları şöyle sıralar:

1.       Geniş ve derinliğine bir şiir bilgisi,

2.       Dünü ve bugünü kapsayan ve geleceğe dair ipuçları taşıyan bir algılama farklılığı,

3.       Geçmişi yorumlama, bugünü değerlendirebilme yetisi,

4.       Kendine ait bir şiir dili kurabilme yeteneği,

5.       Neyi, niçin, nasıl yaptığının farkında olan bir bilinç durumu,

6.       Dile hâkimiyet,

7.       Şiirin estetik işlevi ile dilin anlam ve üretme, bildirişimi gerçekleştirme mekanizmaları arasındaki ayrımı görebilme, verili dilden kopmayı göze alma cesareti ve uyanıklığı,

8.        Özel bir imaj sistemi, ses, anlam ve üslupta  örtüşen, girift bir ‘doku/yapı’ kurabilme becerisi...[8]

 

Vural Bahadır Bayrıl’ın gelenekle kurduğu bağı göstermesi bakımından Ahmed Hâşim’in “Merdiven” şiirine gönderme yapılan aynı isimdeki şiirinin kitapta örnek gösterilmesi dikkati çeker:

 

İşte körüm ben! Hayat sürüklerken

asrî hurdalığa, aşk ve kederi şekillendiren

tesadüfleri. (s. 202)

 

 

Vural Bahadır Bayrıl, şiirinin sonunda merdiven kelimesini bir merdiven şeklinde yazarak Ahmed Hâşim’in hayatı sembolize eden “Merdiven” şiirini kendine özgü bir şekilde yeniden üretmiş ve Türk şiir zincirine eklenmiştir:

 

İnceymiş âh, kırılabilirmiş meğer,

ömrün bu altın saatlerinde

çocukluğa sarkıtılan cam---M

                                      E

                               R

                                           D

                                     İ

                               V

                                     E

                               N.

Nasıl bilebilirdim ki? [9]

 

Yukarıda da görüldüğü gibi Bâki Asiltürk, 1980 Kuşağı Türk Şiirinin Poetikası’yla  son yirmi beş yılın şiirini ve bu şiir üzerinde yazılanları gündeme getirerek edebiyatımıza önemli bir katkıda bulunmuştur.

Emel Koşar


 

[1] Bâki Asiltürk, 1980 Kuşağı Türk Şiirinin Poetikası, Toroslu Kitaplığı, İstanbul 2006.

[2] Metin Celâl, Yeni Türk Şiiri “80’li Yıllar”, Çizgi Yayıncılık, İstanbul 1999.

[3] Yaşar Çoruhlu, Türk Mitolojisinin Anahatları, Kabalcı Yay, İstanbul 2002, s. 183-190.

[4] Ahmet Haşim, Bütün Şiirleri, Haz: İnci Enginün, Zeynep Kerman, Dergâh Yay., İstanbul 2001.

[5] Feyzullah Sacid, “Ahmed Haşim Hayallerini Kimlerden Aldı?”, Ülkü, C. 17, 1941, s. 20.

[6] T. S. Eliot, “Gelenek ile Bireysel Yeti”, Denemeler, Çev: Akşit Göktürk, Afa Yayınları, s. 28-29.

[7] Cemal Kurnaz, “Divan Şiiri Geleneğinden Yararlanma”, Türk Edebiyatı, Sayı: 185, Mart 1989, s. 24-26.

[8] Bâki Asiltürk, a.g.e. , s. 127.

[9] V. B. Bayrıl, Melek Geçti, Can Yayınları, İstanbul 2000, s. 14-15.

 

 
   

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön