| |
Nasıl edebiyat
yapmalı sorusuna karşılık ararken, Nâzım Hikmet’in şiirine genel
bir bakışla da olsa eğilmiş ve onun okurla kurulacak
ilişkiyi temellendirmede güncele verdiği önemden söz açmıştım. Bu
kez, daha özel bir yaklaşımla, günceli nasıl anladığını ve
işlediğini göstermesi bakımından, Taranta Babu’ya
Mektuplar üzerinde durmak istiyorum.
GÜNCEL NEDİR?
Önce güncelden
ne anlamamız gerektiğini saptamalıyız. Güncel deyince
birçoklarının yüzünü buruşturduğu, tepki gösterdiği, hiç
değilse kuşkulu davrandığı açık. Bu olumsuz birikimin ardında
çeşitli kaygılar yatıyor. Araştırırsak “sanat içi” / “sanat dışı”
ayrımından kalıcılığa kadar pek çok kavramla karşılaşabiliriz.
Güncele olumsuz bir gözle bakılmasının, sanıyorum belli başlı
iki nedeni var: Yanlış uygulama ve gizemci tortu.
Günlük
olayları işleyip de geçici, fakat kolay başarılara kendini
adayan birtakım yapıtlara bakanlar, bu ürünlerin bir süre sonra
silinmesini, geçerliğini yitirmesini, günlük olaylara çokça yer
vermeleriyle açıklıyorlar; dolayısıyla kalımsızlık yanlış
uygulamadan değil, güncelden geliyor onlara göre. Günlük olayları
doğrudan doğruya önemsiz, köksüz, ‘bugün var yarın yok’ saymak ise
başka bir yaklaşım biçiminin izlerini taşıyor. Yaşamı temelde
küçümseyen, maddi olaylara öncelik tanımak şöyle dursun onlara
karşı hep bir güvensizlik aşılayan gizemci dünyagörüşü
belirlemektedir bu yaklaşım biçimini.
Olumsuz bakışın
iki temel nedenini böylece ortaya koyduktan sonra, güncele
olumlu bakışı da irdeleyelim. Bu bakışın kökünde, geçen yazımda da
belirttiğim gibi (Okurla İlişki ve Güncellik), sanat yapıtının
işlevi yer alıyor. Toplumcu sanatın belirleyicisi niyet değil,
işlevdir. Toplum içindeki bu işlevi yerine getirebilmesi onun
okurla ilişkilerini, kısaca yapısını birtakım zorunluklara
bağlar. Günceli önemsemeyi bu zorunluklarla bir arada anlamamız
ve değerlendirmemiz gerekir.
Yoksa güncel
tek başına bir değer değildir. Bir yapıta ne olumluluk katar,
ne olumsuzluk. Güncelin içinden birtakım değerler çıkarmak elbet
başka ustalıkları, erdemleri, yazarın kişiliğini, sanatlaştırma
gücünü gerektirir. Bununla birlikte, sanatın bir kavgayı
yansıtmasının yetmediği ülkelerde, doğrudan doğruya bir kavga
olduğu ülkelerde, güncelin bir silâh önemi ve değeri
kazanabileceğini de unutmamalıyız.
Nâzım Hikmet,
bu değerlendirmeyi yapmış bir sanatçı olarak, yapıtlarında
güncele yer ve önem vermiş, günlük olayları işlemiştir.
Taranta Babu’ya Mektuplar, gününü karşılamayı
önemseyen ozanın, topluma karşı yüklendiği görevi nasıl yerine
getirdiğini gösterir. Yapıtın odak noktası aslında çok genel bir
konudur: Faşizm. Bu konuya karşı gösterilecek olumlu tavır da
aslında çok geneldir: Suçlamak. Nâzım Hikmet, bir sanatçı
olarak bu iki genele de yapıtında ağırlık
kazandırmamıştır. Genelin yaşamadığını, onun yaşaması, yani
insan bakışına, insan düşünüşüne, oradan da insan eylemine
geçmesi için bilince ve duyarlığa işlemesi gerektiğini bildiği
kadar, sanatın bu bilinci iletmekle görevli olduğunu da gösteren
bir tutumla faşizmi güncel bir olay içinde, İtalyanların
Habeşistan saldırısı çerçevesinde ele almış, böylece olayın
kitle haberleşme araçlarıyla yayılmasından, insan duyarlığını
oluşturan bu güncel etkinlikten daha başlangıçta yapıtına bir
işlev olanağı sağlamıştır.
YAPITIN KURGUSU
Yapıtın kurgusu
şöyle: İtalyanlarla ve Habeşistan’la ilgili ayrıntıları
işleyebilmek, Türk okurunun bu ayrıntılara ilgi duymasını
sağlamak için küçük bir düzenleme düşünülmüş. Buna göre, yapıtı
oluşturan, onbiri şiir ikisi düzyazı onüç mektup, ozana
İtalya’dan bir arkadaşı eliyle ulaştırılıyor ve bunların aslında
İtalya’da yaşamış ve faşistlerce öldürülmüş bir Habeş
delikanlısından köyündeki karısı Taranta Babu’ya yazıldığı, ama
gönderilemediği öne sürülüyor.
Girişte ozan,
“kendi ülkesinde kendi dilini istediği gibi kullanamadığı için,
Asya ve Afrika dillerine merak saran bir İtalyan” diye
tanıtıyor arkadaşını. Ondan aldığı mektup, şiirleri olduğu
kadar faşizmi de belirlemek amacında. Roma’dan gönderilmiş bu
mektupta, arkadaşı ozana, kartpostallardan tanıdığı Roma’ya
benzemeyen bir Roma daha olduğunu söyleyip halk mahalleleri’ni
betimlemeye, İtalyan Ansiklopedisi’ne Mussolini’nin yazdığı faşizm
maddelerinde ileri sürülenlerle bu mahallelerin yaşamı arasındaki
karşıtlıkları eğlenici bir dille belirtmeye girişiyor.
Girişten sonra,
yapıtın aslı olan onüç mektup sıralanıyor. İkisi düzyazı, öbürleri
şiir. Şiirler anlatımcı, açımlayıcı bir söyleyişle yazılmış;
vereceğini yalın, doğrudan veren, yer yer coşkun ve özgün
imgelerle, yer yer de kısa, kesin dokunuşlarla dolu. Akış sık sık
kesilip araya çeşitli notlar düşülmüş. Bu da, okurun söyleyişe
kapılıp yapıtın başarıyla sürdürülen bilinçlendirici
havasından sıyrılmasını önlüyor.
Mektuplar belli
bir geliştirme amacıyla sıralanmışlar. Roma’nın kuruluş
söylencesinden başlanıyor, Habeşistan saldırısının sonuçları
düşünülerek bitiriliyor. Bu arada okur, Roma’nın kuruluşuyla
yola çıkıyor, faşizmin savlarıyla dayanaklarını öğreniyor, bu
savlarla gerçeklerin bağdaşmazlığını çeşitli karşıtlıkların,
çelişkilerin ışığında kavrıyor, sonuca doğru “adım adım”
ilerliyor. Sonuç, özellikle son mektupta ortaya dökülen
belgelerin de gösterdiği gibi, faşist yönetimi bekleyen iflastır.
GELİŞİM ÇİZGİSİ
Yapıtın
izlediği bu gelişim çizgisini, döküm yaparak incelersek, her
mektubun bir ele alış getirdiğini görürüz. Sırasıyla Roma’nın
kuruluş söylencesi, eski Roma’yla o günkü Roma’nın
karşılaştırılması, Papa XI. Pi, faşizmin ünü, yaşamanın yüceliği,
faşist edebiyatçılar, faşist ekonominin yergisi, Mussolini’nin çok
konuşmasını taşlama, satılmış bilim adamı Markoni, ölümle
ilkyaz karşıtlığı, faşist pilotların yolcu edilişi, Habeşistan
saldırısının getirecekleri ve yalnızca belgelerin sergilenmesiyle
faşizmin bütün savları ve sonuçlarının topluca bir daha
sunulması. Bu ele alışları iki odakta toplamak olanaklı: Yapıya
ilişkin olanlar, ideolojiye ilişkin olanlar.
Yapıya ilişkin
yaklaşımlar, okura İtalyan faşizminin üç ana dayanağını
gösteriyor: Banka sermayesi, büyük toprak sahipleri, katolik
kilisesi. Bunların yanında, iki işbirlikçi ve satılmış güc de
satılmış bilim adamlarıyla edebiyatçılardır.
İdeolojiye
ilişkin yaklaşımlar ise kitleleri aldatmakta kullanılan yaşam,
savaş, uygarlık ve adalet anlayışının altını çiziyor. Bunların
gerçeklere aykırılığını belirtiyor.
Birine
bilinçlendirici öğeler olarak bakarsak, öbürünün faşizmle savaşacak
insanın duyarlığını oluşturduğunu söyleyebiliriz.
SONUÇ
Sonuç olarak
özetlersek, Nâzım Hikmet;
a) Etkileri
kendi ülkesinde de görülen büyük bir olayı (sonucu beklemeden)
yapıtına konu edinmekle sanatı güncel bir kavga kabul ettiğini
göstermiştir.
b) Bu güncel
kavgayı gerçekleştirirken genelden yola çıkmamış, olayı belli bir
yerde, belli bir zaman dilimi içinde ele alarak yapıtın
somutlaşmasını sağlamıştır.
c) Seçtiği
zaman dilimiyle yapıtın yazılış zamanını birbiriyle çakıştırmış,
olaya (daha sürüp giderken) kamuoyunun belli bir bilinçle
bakmasını amaçlamıştır.
ç) Güncel bir
olayı işlediği halde, güncelin altındaki özü yakalamış, onu
sağlam bir biçimde
eleştirmiş,
gününde olduğu kadar bütün zamanlar için de geçerli bir
yorum getirerek yapıtına kalıcılık kazandırmıştır.
(Yeni a
Dergisi - Temmuz 1973)
Kemal Özer
|
|