1983’ün Şiirdeki Görünümü

 

  

 

1983’ün şiirdeki verimini, yalnız ilk  basımları  göz önünde tutarak (ve bu yazının yazıldığı 6 Aralık  gününe  kadar) 40 kitap olarak saptadık. Rıfat Ilgaz’dan Gökhan Cengizhan’a dek 40 ozan, 1911’den 1959’a uzanan  doğum  tarihleriyle  geniş  bir zaman dilimi...

Bu  genel  görünüme  birkaç  kesitten  bakmayı   denedik.   Önce ozanların seçtiği şiirleştirme yolu bizi ilgilendirdi. Söyleyiş, dil kaygısı,  kısaca  ‘söylem’  diyebileceğimiz  biçime  ilişkin çaba, kendi içinde değer taşıdığı gibi, ozanın yaşama  bakışını, sanat anlayışını da bir bakıma içeriyor.

Söylemlerine göre sıralarsak bu  40  kitabı  4  kümede  toplamak olanaklı.

En yaygın olanı 16 kitapla anlatımcı söylem.  ‘Anlatımcı’ derken  söylemek  istediğimiz,  ‘anlatma’  eyleminin  ağırlıkta olması. Şiirin ‘cümle’lerle örülmesi. Cümlelerin ‘çekimli  fiil’ lerle kurulması. Şiire bakınca ‘bu’ niteliğin göze çarpması.

Bu kümede adı anılması gereken kitaplar:  Kulağımız Kirişte (Rıfat  Ilgaz),  Tufandan Önce (Necati Cumalı,  Bütün Şiirleri  I kitabının  ilk  bölümü), Araya Giren Görüntüler (Kemal Özer), Yedi Deryalar Geçsen (Özdemir İnce), Son Değil (Aydın Hatipoğlu),  İyi Bir Yurttaş Aranıyor (Ataol Behramoğlu), Sandalım Kıyıya Bağlı (Dinçer  Sümer), Bitmeyen (Hüseyin Atabaş),  Gözyaşları da Çiçek Açar (Abdülkadir Bulut), Bir Demet Diken (İsmail Uyaroğlu), Güneşli (Hakkı Özkan), İzleri Var (Seyyit  Nezir),  Ellerin Sıcak Bir   Ülke (İlhan Özdemirci), Kuşkuluyum Yaşadığımdan (Turgay  Fişekçi),  Denkleyerek Hayatı (M.Yılmaz Karaibrahimoğlu),  Erlangen Şiirleri (Habib Bektaş).

Homeros’tan günümüze ana söylem olan anlatımcılık, ülkemizde  de İkinci Yeni dışında, bütün dönemlerde temel söylemi oluşturdu. Ne var ki kendini yenilemesini de, çeşitlenmesini de bilerek... Nitekim 1983 ürünlerinde bu  çeşitliliği  görüyoruz. 1940 Kuşağı’nda konuşur, dertleşir gibi dolaysızlaşan anlatımcılık,  Rıfat Ilgaz’ın şiirlerinde hemen beliriyor: “Yaşlılar  adına  konuşmanın tam zamanı / Kütükte yaşı yetmişlerin arasındayım. / Bir  tekerlemenin çağrışımında / İnanıvermeyin işimin bittiğine. / Ne var ki   dertlerimiz, tasalarımız  artıyor, / Yaş ilerledikçe.”  (Kulağımız Kirişte)

Kendiyle ve çevreyle sürekli didişmenin hırçınlığına  elverişli oldukça kıvrak bir iç konuşma kıvamı ediniyor İsmail Uyaroğlu’nda: “Ağlamak istiyorum, bulanık / Bir ırmak gibi taşmayı / Yorgunum, yoruldum acı çekmekten / Sürekli erteliyorum bu yüzden / Hayatla yeni bir hesaplaşmayı” (Bir Demet Diken)

Özdemir İnce’yle Abdülkadir Bulut’ta plastik bir gerece ulaşıyor. Birinde kalemle, ötekinde fırçayla görüntüler  çizmeye uygun. Aydın Hatipoğlu’nda yüksek sesle okunabilecek  toksözlü bir deyiş özelliği kazanıyor. Seyyit Nezir’de ise çoksesli bir senfonik şiire yatkın genişliğe varıyor: “Seni daracık evlerden topladım, sözcüklerin kitaplardan çiselediği boş evlerden / Yüzünün incecik oluklarında büyük bir çağıltıyla akıyordun bana, kederden.  //  Seni parklardan topladım,  evet,  halkın iş kokularını ve yorgunlukları getirip bıraktığı / Ama baktım, onun koyu gölgesinden hep dışardasın,   romanlarda bekliyorsun kalabalığı.” (İzleri Var)

Şiirsel söyleyişte olsun, dili kullanımda olsun, biçimsel öğelerde ve kurguda olsun gelenekle    bağıntısı öbür özelliklerinin önüne geçen 6 ürün saptadık. Hemen belirtelim  ki ‘gelenek’ derken, masaldan başlayarak yazılı ve sözlü tüm geçmiş yaratı birikimini  vurgulamak  istiyoruz. Tat, ses, çağrışım, anlam vb olarak kamusal bellekte iz bırakmış bir etkileşim kaynağından  kendi  sanatı  için  yararlanan  6 ürün şunlar: Ortadoğu Şiirleri (Ali Yüce), İshakça (Ozan Telli), İlahiler (Gülten Akın), Kara Şarkılar (Hüseyin Haydar), Bir Sürgünün  Ezgileri (Vecihi Timuroğlu),  Yüreğin  Burkulduğu  Zaman (Eray Canberk).

Gelenekten yararlanma, bilindiği  gibi, tartışması süren bir konu. İçerik olarak yararlanma yanısıra söylem olarak yararlanma da tartışılıyor. Ozanı yönelten, salt ele aldığı konu  olabilir, ya da tümüyle dünyagörüşü, sanat anlayışı. Şeyh Bedrettin Destanı’nı yazarken Nâzım Hikmet’in yaptığı   birinciye örnek. Başka bir ozan da,  diyelim sanatını geniş kitlelere yaymak için aynı yolu tutmuş olsun. Burda önemli olan, doğal  ki sonucun başarısı.

1983 ürünleri içinde Eray Canberk’in kitabı, iki tutuma da örnek sayılmaz.  İki  şiirinde türkü başlığını  ve  türkü  söylemini kullanmış. Öteki şiirlerinde de söylem bakımından türkü esintisi seziliyor. Necatigil’den geçip gelen az  sözcüklü,  kırık bir söyleyişin yedeğinde: “akşam geceye döndü/ -gece  sabahla biter- / hüzün acıya döndü / -acı umudu gizler-  //  birikir  ve çoğalır / aşınan bentlerde su / -öldürür ve  yaşatır-  / taşmak tutkusu sürer” (Yüreğin Burkulduğu Zaman)

Vecihi Timuroğlu  da  konusu  gereği  gelenekle  bağıntı  kurmuş görünüyor. Doğu Anadolu’da tarihsel olayları konu aldığı için geleneksel düzyazımızın özelliklerinden söylem olarak yararlanıyor.

Ozan Telli ve Ali Yüce için aynı şeyler  pek  söylenemez.  Onlar şiirleri için ana söylem olarak seçmişler gelenekçiliği. Söz birimleri ve kümeleri   arasında halk şiiri geleneğinin oluşturduğu ilişkiler, ses olarak açtığı söyleyiş çığırları Ozan Telli’ye, önceki kitaplarında olduğu gibi,  İshakça’da da yeni anlatım olanakları ve lirizm sağlıyor.

Okurun mantığına seslenen şiiriyle Ali Yüce ise sözcükleri çıplak, çoğu zaman da sözdizimsel işleme sokmadan kullanıyor. Bunun için de masallardaki tekerleme geleneğinden getirdiği  bir söylem geliştirmiş: “Ne hakları ne hakları / Ülkemizde kadın hakları / Daha daha ne hakları / Evrensel insan hakları / Bitki böcek hakları” (Ortadoğu Şiirleri)

Daha önce Ağıtlar  ve Türküler (1976) ile Seyran Destanı (1979) kitaplarında halk şiiri geleneğinin ağıt, türkü, destan söylemlerinden kendine özgü bir söylem geliştiren Gülten Akın bu kez İlahiler’de kökü Yunus Emre’ye varan  başkaldırılı söylem geleneğinden yeni bir aşamaya ulaşmış.

Hüseyin Haydar da ikinci kitabı Kara Şarkılar’da Karadeniz yöresi türkülerinde görülen oynak ve uçarı ritmden özgün bir söylem çıkarmış.

İlahiler’de olsun,  Kara Şarkılar’da  olsun okuru kavrayan bir atmosfer   başarıyla yaratılmış ve söylemleriyle bu atmosfer birbirini bütünlemiş.

Anlatımcı  ve  gelenekçi  söylemin  dışında,  geçmişi  ve yaygınlığı oldukça sınırlı bir  üçüncüsünü  ‘çağrışımcı  söylem’ diye niteleyebiliriz. Anlatımcı  söylemde  fiillerin,  gelenekçi söylemde ritmin, edanın, söz birimleri ve kümeleri  ağının  ağır basmasına karşılık çağrışımcı söylemde sıfatlar, izlenimcilik ve betimleyicilik öne çıkıyor. Dıştan Mallarme’nin, bizim şiirimizden Ahmet Haşim, Tanpınar, Dranas,  Tarancı,  (yer  yer) Dağlarca’nın söyleminden sürüp gelen bir geçmiş bulunabilir.

1983 verimi içinde bu kümeye sokulabilecek ürünler:  Nereye Uçar Gökyüzü (Refik Durbaş), Yüzün Senin (Turgay Gönenç), Acıyla Akran (Ahmet Ada),  Elinden  Tutun Günü (Tuğrul Tanyol),  Merhaba  Yaşamak (Timuçin Özyürekli),  Yorulur  Ölümlü  Gözleri (Suat  Vardal), Hüzündür İlk  Kelimesi (Serhan  Özdemir),  Yalan Şiirler (Akif  Kurtuluş),  Karşı  Gece (Behçet Aysan),  Güz  Ey (Cengiz Bektaş),  Yunan Dosyası (Ali Cengizkan).

Yoğunluk ve süreklilik  açısından  ancak  Refik  Durbaş,  Cengiz Bektaş, Turgay Gönenç, Ahmet Ada’da görüldüğü söylenebilecek  bu söylem, öteki ürünlerde bir ya da birkaç belirtiyle yer  alıyor. Yunan Dosyası’nda ise, şiirlerin fotoğraflara ilişkin olmasından dolayı betimleyicilik olarak yansıyor.

Çağrışımcı niteliğini,  fiil yerine sıfata  yaslanışını en belirgin Nereye Uçar    Gökyüzü’de görüyoruz: “sıcaklığı yüzünün alevinde eriyen çini soba / memur  eskisi memurlar / kitap eskisi kâtipler / anı eskisi anılar / akıl almaz sabrımız / yarım düşler az uykular umutlar / ne dersin bilmem ama / bir ince yağmur / bir ince akşam / bir ince bakışla geçip gidiyorlar gözlerimin uçurumundan”

Betimleyici özellik Acıyla Akran’da ağırlık kazanıyor: “İstasyon önünde hüzünlü faytonlar / Eskiden nasıl beklerse sabah postasını / Yollara bakıp da seni öyle / Bekler  çiçekli bir pencerede / Gece safaları  hatmiler  arasında / O  sevgili buğulu genç kız düşleriyle”

Saptadığımız dördüncü söylemi ise ‘kurgu’  sözcüğüyle nitelemek istiyoruz.  Şiiri, doğrudan doğruya bir dil olayı olarak görmekten, dil içinde ikinci  bir  dil  yaratma  savını önemsemekten, kullanım  alanındaki  söylemleri  özgün  bir  yapı oluşturmaya  aykırı bulmaktan,  deneyciliği benimsemekten kaynaklanıyor.  1983 verimi içinde kurgucu söyleme örnek sayılabilecek ürünler: Kara Bir Zamana Alınlık (Ahmet Oktay),  Kıyı (Erdoğan Alkan), Sen  Dolayları (Yüksel Pazarkaya), Çıkan Kısmın Özeti (Aral Öztaşkent),  Planlar Kalıntı Olduğu Zaman (Tarık Günersel),  Yaralı  Kuşlar  Tanığı (Bilgin   Adalı), Omuzumda Bir Puhu Kuşu (Gökhan Cengizhan).

Kurgucu söylemde ilk göze çarpan, koşuk tekniklerine ve dizeleştirmeye sırt  dönme oluyor:  “Bir armağan bu, bir armağan: / tanla birlikte  bastırdı,  /  uykudayken daha oğul; kuyudan / su çekmeye gittiğinde: gözlerini  /  yaşartan gül tufanı.” (Kara Bir Zamana Alınlık)

Kimi örneklerinde kısa, kesik bir sıralamayla ortaklaşalığı, yaygınlığı olmayan bir ritm arandığı  gözleniyor: “Hiç unutmadım / defneler kuşanmış / ve öpülmüş  sabah olmadan kıpkızıl / ağzından / hazırlıksız bir mesih / gibi tanıklığım / köhne  bir  gemiyle / yeni limanlar ararken / sorulardan üretilmiş..” (Yaralı Kuşlar Tanığı)

Kimi örneklerinde içdökme aracı, sayıklama tonu ağır basan bir söyleyiş öne çıkıyor: “Çerçeveleri tel, gölgeli camlardan başka çağdaş ifade taşımadıklarından, yalnız  seslerini  duyduğu kişilere  yakıştırdığı  yüzlerin  teki  bile  aslını  tutmamıştı onun.” (Çıkan Kısmın Özeti)

Deneycilik görsel boyuta indirgeniyor:  “Kâ  ğı  da  bir  iz bırak ma dan / tüm tuş la ra do kun mak / Kâ  ğı da  bir iz  bırak madan / tüm tuş la ra  dokun  mak”  (Planlar  Kalıntı  Olduğu Zaman)

1983’ün şiirdeki görünümünü saptamaya çalışırken,  ikinci olarak, duyulan ilgilere ve takınılan tavra dikkat ettik.  Yaşam karşısındaki tavrı, ilgi duyulan sorunları, duyarlık  gösterilen izlekleri saptar ve kümelersek, bunlardan  bir  ‘genel  görünüm’ elde edebileceğimizi  düşündük.  Yaşadığımız  zamanla  ilişkiyi, yaşamsal ve  toplumsal  bir  gösterge  olabileceği  için,  temel aldık.

Yaşadığımız  zamanı  yansıtma  açısından  40  kitaba   bakarsak, (Sen  Dolayları,  Çıkan Kısmın  Özeti,  Yaralı Kuşlar Tanığı dışında) yaşanan olay, sorun vb çeşitli yollarla  ve değişik oranlarda  büyük  çoğunluğa  yansıyor.  Bunlardan  Kemal Özer, Aydın Hatipoğlu, Hüseyin Atabaş, Timuçin Özyürekli,  İlhan Özdemirci, M.Yılmaz  Karaibrahimoğlu’nun kitaplarında güncelliğin yansıması ötekilerden daha baskın. Somut olayları ve onların çağrışımlarını kapsıyor.

Güncel olaylara doğrudan yönelerek değil, bireysel yaşantısının, ilgilerinin, sorunlarının şiirini  yazarak,  yaşadığımız  zamanı kendi psikolojisi,   duyarlığı,  düşünceleri aracılığıyla yansıtanları ise şöyle sıralayabiliriz:    Kulağımız Kirişte (R. Ilgaz),   İlahiler (G. Akın), Gözyaşları da Çiçek Açar (A. Bulut), Nereye  Uçar Gökyüzü (R. Durbaş),  Bir  Demet  Diken (İ.  Uyaroğlu),  İzleri Var (S. Nezir),  Kuşkuluyum Yaşadığımdan (T. Fişekçi),  Kara  Şarkılar (H. Haydar),  Yorulur  Ölümlü  Gözleri (S.Vardal), Acıyla Akran (A. Ada),   Elinden Tutun Günü (T.Tanyol),  Planlar Kalıntı Olduğu Zaman (T. Günersel).

Bu iki  kümenin  dışında,  yaşadığımız  zamanı,  ülke  sınırları dışına da taşırarak,  başka  bir  deyişle  zamanımızın  bizi  de ilgilendiren  dış  olaylarını şiirlerine yansıtarak,  başka boyutlarda  gündeme getiren   ürünler: Yedi Deryalar Geçsen (Ö. İnce), Ortadoğu  Şiirleri (A. Yüce), Sandalım Kıyıya Bağlı (D. Sümer),  Yunan Dosyası (A. Cengizkan),  Erlangen  Şiirleri (H. Bektaş).

Yaşadığımız zamanla ilgisi, genel boyutlarda ya da çok  dolaylı, izlekler ve  şiirsel alanlar yoluyla olanlar:  Kara Bir Zamana Alınlık (A. Oktay),  Güz  Ey (C.  Bektaş), Kıyı (E. Alkan).

Buraya kadar yaptığımız kümelendirmeden sonuçlar çıkarmak istersek, 1983’ün şiirdeki görünümüne söylem olarak anlatımcı ve gelenekçi, ilgi ve tavır olarak da yaşadığımız zamanı yansıtmaya yatkın bir tutum egemen.

ÜRÜNLERE TEK TEK BAKILDIĞINDA

Yaptığımız genellemelerden çıkan bu iki sonucun yanısıra, tek  tek  baktığımızda,  gerek bu sonuçları  gerekse şiirsel özellikleri  yoğunlaştırmada  birtakım ürünlerin ayrı ayrı üzerinde durulmaya hak kazandığını görüyoruz.  1983’ün  şiirdeki görünümünü bütünlemek için bu ürünleri tek tek ele alacağız.

İLAHİLER: Gülten Akın, yakın  geçmişimizin duygusal plânda  bir  çeşit   hesaplaşmasını yapıyor.  Halk   şiirinin geleneksel  söyleyiş  biçimlerinden  süzülüp  gelen  bir  söylem geliştirmesi,  bu hesaplaşmanın güncelden    kaynaklanan ayrıntılarına dilden, dili  kullanımdan  gelen  yüzlerce  yıllık birikimi,  bellek  tanıklığını  katıyor. Kitabın oluşturduğu şiirsel atmosfer, okuru yaşadığımız zamanın psikolojisiyle sarıp sarmalıyor  ve  duyarlık  olarak  dinamik bir yeniden üretime yöneltiyor.

YEDİ DERYALAR GEÇSEN: Özdemir  İnce’nin bu kitaptaki şiirleri de, bir süredir içine girdiği yolda. Ülkenin, zamanın ve  yaşamın  sınırlarını  genişleten  yeni örnekler. Sunduğu perspektif,  okuru  çağdaş  bir  dünyanın  zenginlikleri önüne çıkarıyor. Duyarlığını bileyip ilgi alanlarını genişletiyor.

KARA ŞARKILAR: Hüseyin Haydar’ın kitabı da tümüyle bir şiirsel atmosfer ortaya koyan ürünlerden. Duygudan köklenen, ama bunu belli  bir  kıvamda  tutan  coşkulu,  ilgili,  duyarlı  bir atmosfer bu. Ozanın duygu dünyasını, türkü kaynaklı  bir  ritmle yansıtırken,  yaşadığımız  zamanın,  dünyanın   duyarlığını   da özümleyip verebiliyor. İç dinamizmi vermeye elverişli  folklorik çağrışımlı dil, insanı yaşadığı zamana bağlanmaya, sahip çıkmaya yönelten içerikle bağdaşmış.

GÖZYAŞLARI  DA  ÇİÇEK  AÇAR:  Yaşadığı  zamana   sahip çıkmanın bir başka örneği Abdülkadir Bulut’un  kitabı.  Tanıklık ve yansıtma olarak kalmıyor yalnız bu sahip çıkma. Kendi  geçmiş yaşantısı  çevresinde  oluşturduğu  anısal  duyarlığı   birtakım değerlere  yöneltiyor.  Yaşamı  sık  sık  tanımlamaya  çalışması yanında,  kitabın  özellikle  “Rahle”  ve   “Arkadaşlara   Dair” bölümlerinde yoğunluk kazanan  arkadaşlık  kavramına  bir  değer olarak sahip çıkıyor.

SON DEĞİL: Aydın  Hatipoğlu’nun  kitabı  da  bir  dizi sahiplenmenin  tanığı.  Kişilerde  ve  kişiliklerde   odaklanmış değerlere,  Yunus  Emre’den  Şükran  Kurdakul’a  sıralanan   bir duyarlıklar  zinciriyle  sahip  çıkmış.   Bu   topluca   gündeme getirmede, yaşadığımız zamanın boşalttığı değerleri yerli yerine oturtma ve tanıklığı aşmaya hazırlanma çabası yansıyor.

İZLERİ  VAR:  Seyyit Nezir’in  tüm 1980’den sonra yazılmış şiirlerinde yeni bir dil arayışı gözleniyor. Yaşamın tüm çelişki ve ayrıntılarıyla  kavranmasına  elverecek  yoğun, denebilirse  çoksesli  bir  dil... Eleştirisini  de,  amacını da içinde taşıyan çok katlı bir  tanıklığa  yönelme  çabası,  başlı başına bir değer haline gelen  yetinmezliğin  izlerini  gündeme getiriyor.

BİR DEMET DİKEN:  Acı,  umutsuzluk,  karamsarlık  gibi nitelikleri su yüzüne çıkaran bir hesaplaşmayı yansıtıyor İsmail Uyaroğlu. Ozanın umutlu, atılımlı, dirençli şiirleriyle birlikte düşünürsek,  bugün  içinde  bulunduğu   psikoloji,   yaşadığımız zamanın bir başka tanıklığı olarak alınabilir.                                                                                                                    

(Gösteri – Ocak 1984)

Kemal Özer

 

 
   

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön