Artı Değer Olarak Antoloji
 

   

 

Antoloji, edebiyat dünyasında ürün bazında bir çoğalmanın işareti olduğu kadar ayıklama çabasının da göstergesidir. Bu nedenle kim tarafından yapılırsa yapılsın iktidarın ürüne müdahale etmesi söz konusudur. Buradaki iktidar, yerine göre kullanacağı/kullandığı ideolojik, siyasal ve edebî elekler geliştirir. Bütün bu iktidar elekleri, tartışmaya açık birer davettir.

Edebiyat dünyasında yakın dönemle ilgili antolojiler, hazırlayanın yetkinliği ve birikimi, ürünleri alınan şairlerin/yazarların seçimi, bu şairlerden/yazarlardan alınan ürünlerin onların sanat anlayışlarını temsil etme gücü gibi gerekçelerle tartışılmaktadır. Eğer antoloji, Divan, Halk, Tanzimat Dönemi, Servet-i Fünûn Dönemi şiirlerini/yazılarını bir araya getirmişse tartışma adına kaydedilecek yazı bulmak güçleşir. Bu durum, antoloji hazırlanan dönemin uzaklığıyla ilgilidir. Değilse bir bakıma antoloji niteliği taşıyan tezkireler de dönemlerinde elek işlevini yerine getirmiştir. Belki cönkleri elek işlevinden ziyade bir tek beğeninin derlediği/kaydettiği şiirler bahçesi olarak değerlendirmek mümkün; ama burada da bir kişinin beğenisinin yanı sıra yaygınlaşmış ve dolaşımda kalmış şiirlerde uzlaşıldığı unutulmamalıdır. Orhan Şaik Gökyay’ın, “Cönklerin tek elden çıkmadıkları meydandadır” tespiti, bir beğeni ortaklığını haber vermektedir.

Günümüzde sözü edilen şiirler ve dönemlerle ilgili antolojilerin tartışma konusu olmamasını, şiirlerin/yazıların elenip eleğin edebiyat tarihinin duvarına asılmasıyla açıklamak mümkündür. Geçmiş dönemlerin ürünlerini bir araya getiren antolojilere şiirin ve düzyazının değişimi açısından bilgi verici kaynaklar olarak bakmak ve bu dönemlerin ürünlerini tarihsel bir seyir içinde görmek gerekir. Bu tür antolojilerin tartışılması gereken yanı, şiir ve düzyazıdaki değişimi iyi örnekleyebilen ürünlerin seçilip seçilmemesi ve belli bir estetik düzeye veya farklılığa ulaşmış olan ürünlerin ve bu ürün sahiplerinin tanıtılıp tanıtılmaması olabilir. Bu, bir bakıma, edebî ürünlerin tanıklığıyla bir şiir veya edebiyat tarihi yazma, en azından buna dikkat çekme gayretidir. Böyle çalışmaların pratik yararları olduğu gibi, edebiyat hafızasının oluşmasına katkısı da söz konusudur.

Pratik yararların başında, daha önce yapılmış şeyleri tekrarın önlenmesi gelir. Böylece özgün diye sunulan ürünlerin, yeni olarak tanıtılan denemelerin ve bu tür tanıtımlarla prim yapan şairlerin/yazarların nafile bir uğraş içinde bunalmalarının önü alınır; popülerleşerek yaygınlaşan ve giderek bir üslûp özelliği gibi gösterilen basitliklerle zaman harcanmaz ve model üzerinden yanlış örneklerin çoğaltılması engellenir.* Bu nedenle geçmiş dönemle ilgili antolojilerin bir uzmanlık işi olduğu rahatlıkla savunulabilir. Bu tür çalışmalarda şiir-gelenek ilişkisinin bir boyutunun gizli olduğu da hatırlanmalıdır. Şiirde gelenek böyle çalışmalarda hem yol gösterici hem de yol açıcı bir işlev üstlenmiş olur.

“Edebiyat hafızası” da ancak sağlıklı bir beğeninin yanı sıra titiz bir araştırmayla ürün seçen bu uzmanların hazırladıkları antolojilerle sağlanabilir. Bugünkü antoloji tartışmalarının temelinde biraz da bu tür çalışmaların eksikliği vardır. Asıl sorun, içinde yaşanan bir dönemde kimi şair ve yazarların elenmesi ve seçilen ürünlerin niteliği noktasında ortaya çıkmaktadır. Bu durum, antolojinin edebiyat dünyasındaki ilk krize işaret etmesi olarak değerlendirilebilir. Öncelikle şair ve yazar sayısında, eleme yapılacak kadar çoğalma oluşmuştur. İkinci olarak ürün çoğalması, seçmenin meşrulaşmasına yol açmaktadır. Bir başka neden de edebiyat dünyasında kendisini seçme yapma gücünde gören ve bu gücü kabul edilmiş olan birinin varlığıdır. Bütün bu nedenler, giderek bir antoloji çoğalmasını da hazırlamaktadır, hazırlamıştır.

Antoloji her şeyden önce birikmiş olanı tüketen bir çalışmadır. Bu noktada birikmiş ürünün itibar kaybını hazırladığı savunulabilir. İtibar kaybı veya ürün çoğalması okuru (müşteriyi) ikna etme kaygısıyla seçme ürünler olarak antolojileri doğurur. Bu nedenle antolojilere “artı değer” olarak bakmanın hiç de abartı olmayacağı açıktır. Özellikle şairlerin kendi şiirlerinden yaptıkları seçmeler, artı değer oluşu daha da kesinleştirir. Üç şiir kitabı olan bir şairin şiirlerinden “seçmeler” yapmasını ve bunu bir kitapla okuyucuya sunmasını başka nasıl değerlendirmek gerekir ki? Burada şair adına bir başka sorunun varlığı gözden kaçırılmamalıdır: Şair yazdıklarının hepsine güvenmemekte/inanmamakta, gereğinden fazla ürün verdiğini düşünmekte ve bunların bir kısmını eleme ihtiyacı hissetmektedir. Garip olan, şiirin iktidarının şairiyle yer değiştirmesidir; şair, hem iktidarın bizzat kendisi, hem de iktidarın mağdur ettiği kişi olarak görünmektedir. Farklı bir noktadan bakılarak şu da söylenebilir: Şair kendisi olmadığı bir dönemde yazdığı şiirleri eleyerek kendi iktidarını, kendiliğini kanıtlamaktadır.

Antoloji hazırlayanlar ortaya çıkardıkları esere getirilen olumsuz eleştirileri hiçbir biçimde “Benim beğenim.” savunmasıyla geçiştiremez. Antoloji hazırlayıcısı, cönk sahibi bir şiir meraklısı değildir çünkü. Onun hazırladığı antolojinin bir piyasası, antolojisiyle öne çıkardığı şairleri/yazarları ve bunların ürünleri ile kendi gücünün ve dünya görüşünün onaylanması isteği vardır. Sonuçta ortadaki eser, bir şiir defteri de değildir. Kaldı ki şiir defterleri de yayımlandıkları anda özel olma niteliklerini yitirir ve piyasada dolaşıma girer; alınıp satılan birer meta olurlar. Özellikle şair/yazarların şiir defterleri, kendilerine karşı oluşmuş ilginin canlı tutulması amacına hizmet ederler. Önemli olan o defterde bir araya getirilmiş şiirler değil, o şiir defterinin sahibidir. Bir şairin/yazarın mahremiyetinin bozulmasına davetiyedir yayımlanmış bir şiir defteri. Ayrıca okura ulaşan şiir defterindeki şiirlerin farklı zamanlarda deftere kaydedilmiş olup olmadığını da okur bilemez. Gerçi defter sahibinin ilgi odağında kalma isteği varken okurun bunu bilip bilmemesi de çok önemli değildir.

Antolojilerin tartışma konusu olmasında antolojide yer alan veya almayan şairlerin ve yazarların etkisi büyüktür. Sıradan okur için şu ismin antolojide yer alıp bu ismin yer almaması sorun değildir. Zaten böyle bir karşılaştırma düzeyine gelmiş okurun kitabı, antoloji gibi bir icazet makamı veya artı değer değil, orada bulunan ve bulunmayan şairlerin/yazarların kitabı, kitaplarıdır. Bu yargı antoloji okurunun kimliği hakkında da ipucu vermektedir.

Anlaşılan o ki antolojiyi tartışma konusu yapan veya kavga nedeni hâline getiren, şairler/yazarlardır. Antoloji çokluğu, okur profilinden kaynaklandığı, pazar ekonomisinde yayıncılığın bir sektör hâline geldiği, ülkemizdeki yasaların neredeyse korsan yayın düzeyine gelen bu tür yayınlara herhangi bir yaptırımda bulunmadığı kadar biraz da şairlerin/yazarların antolojiler karşısındaki tutumlarıyla ilgilidir. Şairlerden ve yazarlardan antolojilere gelen tepki, edebiyat dünyasının manzarasını gösterir. Bu manzarayı antoloji hazırlayanın ideolojik tercihleri de renklendirebilir. İdeolojik ve siyasal nedenler, antoloji hazırlamayı bir kolaycılığa yönelttiği gibi edebiyat dünyasındaki bir krizin de göstergesi hâline gelir: “biz-siz”, “sağ-sol”, “eski-yeni”, “genç-yaşlı” gibi edebiyat ölçütlerini aşan adlandırmalar, ideolojinin ve siyasal tercihlerin edebiyatı nasıl kovduğunu gösterir. Buna benzer pek çok edebiyat tartışmasında olduğu gibi, edebî eser ertelenir ve sonuçta ayrım daha da kalınlaştırılır, kabalaştırılır.

Kısaca antoloji şaire/yazara yaramaz; hele antoloji tartışması doğrudan şairin/yazarın eserine olan imanını sarsar veya kötüde inatlaşmayı, hiç istenilmeyen bir yerde konumlanmayı hazırlar. Yakın dönem antolojilerinin edebiyata olumlu etkileri olduğu bu yüzden kolay kolay savunulamaz; ama, antolojiler etrafında gelişen tartışmalardan bir dönemin edebiyatındaki krizi izlemek mümkündür.

 

Mehmet Can Doğan


 

* Özellikle şiirin bakılacak bir nesne olarak düşünülmesi sonucu yanlış örnekler artmıştır/artmaktadır. Orhan Şaik’in “Cönkler Üzerine” başlıklı yazısında dikkat çektiği bazı örnekler, bakılan nesnenin süslenmesindeki basitliği de göstermektedir. Bir örnekle yetiniyorum:

“Bir imlâ özelliği olmaktan çok bir hüner, daha doğrusu bir değişiklik olmak üzere bir yerde de

Gamın aşkıyla kılmak tehammül hey kaşı Leylâ

Felek mülkine gelmiş mi senin gibi melek-sîmâ

Beyti bütün harfler bitişik olmak üzere tek bir kelime gibi yazılmıştır. Bunun benzerlerine başka cönklerde de rastlıyoruz.” (Seçme Makaleler 1, İletişim Yay., İstanbul, 1995, s.93.) Benzerlerine başka cönklerde de rastlanmasının sebebi, göz önünde bakılan bir şeyin olmasından kaynaklanmıştır.

 

(Ludingirra, S. 10-11, Yaz-Güz 1999.)

           

 
   

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön