Behçet Necatigil--

 

  

 

 

Anlamak için yöntemsel yaklaşım yetmez, duymak da gerekir. İnsanın sevgiye aç olan yanı duyarga kesilmiş, dokunulmayı bekler. Bu aranma, özlenme isteği yaşamda değişik biçimlerde belli eder kendini. Yazı düzleminde, ister istemez bir noktada kendini ortaya koyan yazar, kapısının çalınmasını bekleyen yalnız biri gibi, eksik biri gibidir. Eseri okunsun, hatta ona yeniden, yeniden dönülsün ister. Yapıtta anlatılanın yanısıra, anlatının bir yerlerinde yazarı da buluruz. Kendinden kaçamayan yazar biçem olarak yansır: açık ya da kapalı, akıcı ya da duralıdır. Kapalı ve duralı eserleri okumak zordur. Yazarının okunma ve anlaşılma şansı azdır. Hele okur-yazar oranı düşük, üstelik aydın kesiminin çoğunun kolay okuma türüne alışkın olduğu bir ülkede. Ama yine de kendine, şiirine güvenenler ne pahasına olursa olsun şiirlerini dönemlerinin ve kişiliklerinin kanıtı olarak sunuveriyorlar. Behçet Necatigil de bunlardan biri. Bir şiirindeki imgeyi olduğu gibi ona yakıştıran Doğan Hızlan şöyle diyor: "Necatigil de Türk Şiirinin saklı suyudur. Sondajlarla ortaya çıkar. Emeklerin, çabaların ve Türk  şiirine ödediğimiz borç oranında Necatigil yavaş yavaş kendini ele verir, şiirimizin "Saklı Suyu"dur "(1). Behçet Necatigil'in kapalılığı konusunda, onun en zor şiirlerinden bazılarına açıklık kazandıran, kendi okuruna bunları sevdirmeye çalışan Tahsin Yücel daha da umutsuz konuşuyor: "Behçet Necatigil'in son şiirleri bir bakışta anlaşılıverecek türden şiirler değildir. Bir bakışta anlaşılmak şöyle dursun, uzun incelemelerden sonra bile bütün gizlerini vermezler belki"(2). Gerçekten de onun şiirinde anlam alanı kaypaktır. Yakaladım sanıldığı anda, gerçekten anlamaya yönelinmişse, uzaklaşmaya  durduğunu sezdirir. Kendini kolay teslim etmez. Anlam, ışıklı bir gösterge gibidir, yanıp sönerek ilerler. Şiirin her biriminde gider gelir. Okuyucuyu belirli biçimde okumaya iten şiirlerindeki hava ve akış onun içe dönüklüğü, alınganlığı, kolay küskünleşiciliği konusunda yaşamından kanıt gerektirmeyecek kadar belirgin ve anlatımlıdır. Başka bir deyişle şair, kişiliğini şiirine iyice sindirmiştir. Özgünlüğün gizi de burada değil mi? Bu kapalılık onun şiirinde, sözcükleme düzeyinde, bilmece, labirent, şifre, düğüm gibi sözcüklerle de kendini hissettirir:

 

"Son ucu bir labirent

Çekişmeler uyuşmalar iyi kötü" (Beyler, s: 47)

 

 

"Yansır yitik yaşamalar yalnızlığı

Çekili şifrelerde gergin gergefler üstüne" (Sevgilerde, s: 203)

 

Demek yaşamın kendisi bir açmaz, bir bilımecedir. Yaşamın özdeşi eserdir, dolayısıyla yazardır, ve onlar da birer bilmecedir:

 

"Biri biter biri başlar düğümler

Kapatır içime beni."(Söyleriz,s:121)

 

Oktay Akbal bir yazısında. "Daha 1949 da yazmıştım, onun, şiirlerini sokak fenerlerinin ışığında yazdığını, yani yarı karanlık, yarı aydınlıkta, görülür görülmez bir durumda... Hep bir şeyleri söylemek ister, derken vazgeçer gibi... O kesik kesik dizeler, o bölüntüler, o birdenbire geri dönüşler, duruşlar bundandı"(3) diyor. Böylece şiirleştirme ortamında da bir loşluk söz konusudur. Bu, kendisine duyulan sevginin sınanmasıdır. Nazlı bir aşık gibidir şair.

 

               "Hani yani isterse arayan bulsun beni

                Yedi matinasındayım."(Sevgilerde, s: 349)

 

"Yaşar gibi ölümlerden birinde

Ararsanız bulunurum."(Söyleriz, s: 11)

 

Bu kapalılık, anlaşılma umudunu ve  anlaşılmama korkusunu birlikte taşır. Birilerinin bakışlarını bekleyiş içindedir:

 

"Bir göz sepet koyup salacakları

Bir gözedir belki de ırmaklarım."(Sevgilerde, s: 340)

 

Bu konudaki umudunu, çin yazılarının bile insanlarca anlaşılmış olmasından, insanlara güveninden almaktadır. Eli kalem tutan bunca kişi varken, elbet kalemler onu da yazacak, okurların getirdikleri kovalara şairin kaynağından çekilen gizli suyu şeffaf, berrak dökeceklerdir:

 

"Uzar gelir Çin setlerinden yazı

İsli çıra, mumlar, gölgesi titrek.

Birleştirir, ayırır

Eli kalem tutmak." ( Sevgilerde, s: 203 )

 

O, bu konuda, yol da gösterir. Anlamayı engelleyen, alıştığımız katı kalıplarımız dogmalarımız, koşullanmalarımızdır. Anlamak için "kireçlenmiş duygu"larımızı  atmalı, küllerimizi karıştırmalıyız. Eğer ateş bulamazsak boşuna zahmet:

 

"Kimi şiirler

Okunur  arkasında

Kendi ateşiniz varsa."(Beyler, s:82)

 

Yazarın son zamanlarda yazdığı, adını bile koymaya vakit bulamadığı bir şiiri, anlaşılma konusunda giderek ne yazak ki umudunu yitirdiğini sergiliyor:

 

"Ben kendi yurttaşlarıma

Anlatamıyorsam derdimi

Kalsın Batı

Kalsın daha iyi."(Söyleriz, s: 113)

 

B.Necatigil'in kapalılığı dil-yazıda belirir, ve bu, yaşama bakış açısı, sanat anlayışı olarak kendine özgü çizgileriyle perçinlenir. Çizgi bir bakıma onu öbür şairlerden ayıran yanlardan biridir. Zira Türk şiirine yazının içine çizgiyi o sokmuştur. Sonradan onun kadar yoğun olmasa bile şairlerimizden bir çoğu bu ögeyi kullanmışlardır. Hilmi Yavuz, Cengiz Bektaş, Haluk Aker, Erol Çankaya vd. Onun için  yazmak, çizmek özdeştir. Dildeki yazı-çizi ikilisi onda tek bir  kavrama dönüşmektedir.

 

"Bu yaşta boyuna yaz çiz"(Söyleriz, s: 49)

 

"Benim şiirlerde çizdiğim resim"(Söyleriz, s: 72)

 

"Yazmak başka oluyor

Azalır yalnızlığım,

Bu çizgiler de olmasa

çıldırırdım."(Evler,s:61)

 

Ve giderek "artık-yaşama umudu" olur çıkar çizgi:

 

"Siz küçülürken ölüme

Büyürüm birken iki Çizgilerimle gelir ömrüme

Halil İbrahim Bereketi"(Evler, s: 30-31)

 

Rauf Mutluay, "Divançe'den başlayarak gittikçe daha kapalı, kolay çağrışımlarla kapıları açılmayan, bilerek eksik bırakılmış deyişlerin ustalığına yönelecek; istiarelerini sembol yaparak daha tekil bir uzaklığa kayacaktır. Ama şiir zincirinin ilk halkalarından başlayarak giderseniz adım adım, arada atlamalar olmayacağı için, izleme kolaylaşır"(4) diyor. Ancak Rauf Mutluay, Milliyet Sanat (sayı 349) dergisindeki yazısında Necatigil'i Necatigil yapan çizgileri atlamıştır. Dizgici hatası da olabilir. Diyeceğim anlamlı ama gözden kaçabilen bir ögedir çizgi, belki de alışık olunmadığından. İlhan Berk bu çizgiler için,

"Biliyoruz hep bir ayraç bırakılmıştır şiiirlerde bir

gün dolduralım diye biz"(5) der.

 

İşte bu kısa inceleme, BN’in şiirlerindeki bu yeni şiir ögesine yönelme, bunların kullanım değerini araştırma, başka bir deyişle kapalıyı açmaya çalışma çabasıdır.

Behçet Necatigil'de çizgi:

İncelenen kitaplarında kullandığı çizgilerin biçimsel dökümü göreli olarak aşağıya çıkarılmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

                             B.Necatigil şiirinde çizgilerin dağılımı

 

Bu gösterimden onun çizgiyi hangi değişik biçimleriyle kullandığını, her şiir kitabında mutlaka çizgiye yer verdiğini, bu çizgiler arasında bir ayrım gözettiğini ve çift küçük çizgi ile eğri çizgiyi sıkça kullandığını  çıkarabiliyoruz. Demek onun çizgilerini tek bir anlama indirgemek olanaksızdır. Bu değişik anlamlılığı bile bile  isteyerek yapmıştır. Kullandığı çizgiler dışında çizgi sözcüğünün yer aldığı dizelere göz attığımızda çizginin yaşam ölüm ikilisini bazen tek tek, bazen de ayrılmaz bir bütün gibi ele aldığına tanık oluyoruz. Öyle ya insandan arta kalandır çizgi, "ümidi, korkusu, gözyaşı sevinci"dir. Kullandığı imleri teker teker ele almadan önceki durakta, kendi deyişini, kendisi için söyleyelim:

 

"O şimdi kitaplarda

Bir çizgilik yerde hapis"(Sevgilerde, s: 195)

 

 

 

                                                       XXX                                                   

 

İki Nokta

 

"Uzayıp gitmelerden.. gecikmiş giyotin"(Divançe,s:7)

Yan yana konmuş iki nokta aklımıza şu olasılıkları getiriyor:

 

1- Bir tek noktanın etkisini artırmak. Daha uzun bir duraklama, daha uzun bir bekleyiş.

2- Üst üste iki noktaya isyan.

3- Eksik bırakılmış harflerin yerine kullanma. Örneğin, "mi" sözcük biriminin.

4- İki çizgininkine eş bir işlev.

Bu sonuncusu da kendi aralarında şöyle ayrımlanabilir:

4a) Eksik bırakılmış bir sözcüğün belirteni:

"Tuttuğu..  adam sen de! Yaz-boz tahtalarında

Törpü, alışır büyüklere bakarak." (Sevgilerde,s:202)

 

Burada “tuttuğu” sözcüğünden sonra eksik bırakılmışlık yani “(tuttuğu) kişi, adam, takım, parti vb yani “tutmak” fiilininin “birisinden yana olmak” anlamıyla bağlanabileceği sözcüklerden okura göre en uygun olanı buraya getirilebilir. Ancak unutmamalı ki bu okuma, yorum olasılıklarından biri. Zira burada iki nokta  bir kesikliği, söylemekten vazgeçmeyi de işaret edebilir. Ve bu yorumun knıtı da iki dezedeki ifadenin zaten sözcük öbekleri arasında sıçramalı bir anlatım sunduğudur. Hatta dikkat edilirse bu sözcükten sonra kullanılmış olan “adam sen de!” ifadesi öyle yerleştirilmiş ki, ifadenin ilk sözcüğü, “tuttuğu”na eklemlenebileceklerden biri. Yani kestiği, söylemekten vaz geçer gibi yaptığı sözcüğü ikinci ifadenin başında, ama başka bir bir bütünlük içinde söylemiş oluyor. Bu bir söz oyunu değil. Bir biçem. Sözel bir mimari.

 

4b) İkili okuma ve değerlendirme:

 

"Bir zaman belki güzel, değişen bir model --

  Yeniler derken eski vitrinleri, çocukluk..

  Ne kadar çevirseler yüzünü

  Geriler."(İki Başına Yürümek, s: 25)

 

"çocukluk" sözcüğüyle ilk iki dizeyi kesiyoruz, tümce bitiyor. Ancak bu sözcüğü ikinci tümcenin başına yeniden getirmek zorunda kalıyoruz. Böylece iki nokta zamirleşiyor.

 

4c) İkileme, karşıtlamayı belirtmek, dengeyi göstermek, yergiyi güçlendirmek için:

 

    "- Ellerde tuzlu badem,dudaklarda içki,teyp

    Rimel, ruj,floresan.. --

    Biz hep öyle okuduk en acıklı yazıları

    Perlon ve astragon.." (Divançe,s:l5)

 

  "Biz ne gittik, ne gördük, yaşamak dendi de.. " (D, s: 15 )

 

Ayrım Çizgisi

 

B.Necatigil, düzyazıda tek çizgiyi dize ayırıcı olarak kullanmıştır. Herhangi bir sapma, özel amaç yoktur:

 

  "cife-i dünya değil herkes gibi matlubumuz-bir bölük

   ankalarız kaf-ı kanaat bekleriz" diyen Fuzuliler" (Bile/Yazdı, s: 98)

 

 

Tamlama Çizgisi

Yukarıdaki örnekte de görüldüğü gibi farsça tarnlamalarda doğal olarak çizgi kullanılmıştır.

 

"Düşe kalka hasta-i gam" (Sevgilerde, s:335)

"Can, ey Can-ı aziz"(En/cam, s:;38)

                                                                                                             

 

Birleştirme Çizgisi

Bu çizgi, "çok-yakın"(BY, s: 42),"arada-sırada"(BY, s: 95) zarfları ve "yaz-boz" (Sev, s: 202)  fiilden isim örnekleri dışında iki sıfat, iki isim ya da isimle sıfatı birbirine bağlamak için kullanılmıştır. İki sıfatın birleştirilmesinde "siyah-beyaz"(BY, s: 111), "soyut-somut"(BY, s:110), "aktif-pasif"(Sev. s: 229), "kişisel-çevresel"(BY, s: 123) karşılaştırmaları ve "bireysel-kişisel"(BY, s: 90), "toplumsal-yaygın"(BY, s: 124),"çağdaş-gündeş"(BY, s: 116), "geleneksel-töresel"(BY, s: 116), "şanslı-parlak"(BY, s: 100), "sert katı"(Sev, s: 184) pekiştirmeleriyle, "soğuk-ıssız"(ET,s:37), "kırık-boş"(ET, s: 14), "pörsük-pembe"(Sev, s: 170), "serin-mavi"-üç kez kullanılmış-(Sev, s: 169, ET, s: 15-20) gibi çarpıcı söyleyişlerde, iki ismin birleştirilmesinde "geliş-dönüş"(BY, s: 19) "Emme-basma(tulumba)" gibi kalıp deyişler yanı sıra "oyun-ev"(Sev. s: 81), "yüksek-fincan"(Sev, s: 80), "özlem-anı""(BY, s: 21), "kemik-askı"(BY, s: 17) gibi etkili benzetmelerde kullanılmıştır. İsimle sıfat arasında ise bu çizgi 'gibi' sözcüğünün yerini almaktadır: "buz-katı" (Sev.s:229), "kurşun-ağır"(Sev. s: 214), "aşk-acı"(BY, s: 21).

 

Bu küçük çizginin işlevi yazara bir takım özgün söyleyişler kazandırmakla bitmiyor, bir yandan da okurun engin çağrışım alanına ve değerlendirişine takıveriyor çengelini.

 

"İçkilere bir ölçü aşk-acı, bir ölçü özlem anı,

Ölçüsüz keder bir o kadar, tez tutar"

 

 "Çürür ten, kalsın kemik-askı bir sesin duvarında."

 

Bu çizgi ile tümceyi bölersek aşk, özlem ve kemik sözcükleri her okuru, kültürüne bağlı olarak değişik çağrışım ortamlarına iletecek. Ama çizgiden sonrakilerle yön değişivermekte. Tümce bitince de şiirin yarattığı anlamlar toplamında, şiirin girdabında bulacaktır okur kendini.

 

Tek Çizgi

Tek çizgi; dize ayırıcı, birleştirme ve tamlamadaki işlevleri dışında ikili bir anlamlama kavşağında kullanılmış:

 

 "Ne peygamber-, ne de çan çiçekleri

  Ne de buhuru meryem;

  Hep korku çiçekleri

  Oldu saksılarımızı süsleyen."(Divançe, s:10)

 

Burada dörtlünün bütünü, her ne kadar 'peygamber-' bileşimini, “peygamber çiçekleri” olarak okumaya zorluyorsa da, ilk elden "Ne peygamber-" ile giriş, dine karşı oluş ve insanların dinden yalnızca korku çiçekleri devşirdikleri yorumunu şiirin ayrı bir maskesi olarak getiriyor  önümüze. Din kavramı “peygamber”, “çan” ve “Meryem” sözcükleriyle şiirin alt kavramsal alanını oluşturuyor. Bu yüzden burada kullanılan tek çizgi bir bakıma soru ve ünlem işaretlerinin işlevlerine sahip.

 

Ara Çizgi

Alışılmış ara tümceleri belirtmede kullanılan ara çizgileri:

 

"Dünyanın tezgahına

-Benim adım güneş-

Taktım ipliklerimi,

Dokunsun kumaş."          (Evler, s:13)

 

İki Küçük Çizgi

Gösteri dergisinin ilk sayısında B.Necatigil'in son şiirlerinden biri, karalama haliyle yayılandı: "Pazarcılar Akşamı". Bu şiirde iki sözcüğün üzeri çizik. Bize çizgilerle sunulacak iki sözcük. Ne var ki Necatigil'de çizgiler hep eksik, bir tek sözcüğün yerine geçmez. Anlam birimi, sözcük, sözcük kümesi, tümce belki de tümceler sıkıştırılır bu iki küçük çizgiye. Hem sonra, bunlar tek işlevli değildir. Çoğul işleve sahiptir. Zaten böyle olmasaydı, yazar bizi zora koşmadan verirdi bunları, gizlemezdi. Necatigil'in şiirlerinde yer alan (--) iki küçük çizgiyle ilgili yorumlarımdan bazılarını sıralayayım:

 

1-Eksik bırakılmışlık:

a)Anlam birim düzeyinde:                  yakıştırdıklarım

 

“Bir sirkten ötekine gez

Dirilirim,--diriniz!”(Sev, s: 327)                                                                     : gez

 

"Kimlik belgeleri-- pek sormuyorlar

Orta halli bir otel" (En/cam,s:8)                                                                     : mi?/ni

 

b) Sözcük düzeyinde:                                                                                      

"Bir iskambil-- sararır yüzünüz"(Beyler,s: 53)                       : gibi 

 

"Yaşın yaşın--o ses! Boyuna aynı içit" (En/cam, s: 13)            : ağlar

 

"Çok kısa bir süre--başlar güz"(Yaz dönemi, s: 23)                 : sonra

 

"Kuruntular, kıskançlıklar--hayatı zehir eder Çokları."(Bile/Yazdı, s: 24)  : ile "Bizi burda fazla--götürürler"(Bile/Yazdı, s: 9)                                                                                          : tutmaz

 

"Güçlü fırtınalarda direkleri kırılmış

gemiler bize sığınır--bulduk sanırız."(Bile/Yazdı, s: 58)        : onları/aradığımızı

 

"Nasılsın--gözleri güler

Utançlar katarak."(En/cam, s: 39)       : deyince

 

"Ben artık gideyim--Bırakılır yavaşça

Yıllar yılı bizde kalmış anahtar"(En/cam, s: 35)                                               : denilir.

 

"Ağlar lake duvarlarda gri bir grizu

Ve irin yeşili bir trahom.

Gelir en lüks çiçekçiden çiçekler

Asılı çocuksa çullar içinde

--Açıldı, geldiler."(Divançe, s: 14)                                         : sergi

 

"İlk nereden delinir bu depo bilinse!

Ah ey korkudan yanlarında

Koruyucu diye yücelttikleri

Hangi organ, hangi organ

Fire-- Tartın terazilerde!"(Sev, s: 336) : veriyor

 

"Öyle ince bir şey her şeyi gösteriyor

Sanki kendimfgiymişim düğmeleri ilikli

Şimdi çözemiyorum gittikçe dar geliyor

Bir kapı--sessizlik, işte bütün hepsi"(Divançe, s: 49)    : sonra/ardından/açılıyor

 

c) Sözcük kümesi düzeyinde:

"Biri parkta bir sevgili--bekliyorum”(Sev,s:189)        : bekliyor, aslında ben

 

"Yukarıda L biçimi--aşağısı aydınlık

Ah nasıl önlemeli?" (En/cam,s:26)       : bir salon

 

"Sonra gecelerde: Bu son olsun, son

Gönderme--Engine yalvarırız."(İBY, s: 59 )                                                    : artık diye

 

"Urban kırk mı,  kırkını da çıkarmak-- Çöz!" (Yaz dönemi, s: 23)                      :güç mü

 

"Besler besinlerim üzüntü

Yıllarca yokuşları--birden parlar atlarımız."(İBY, s: 48)              : çıkmak için

 

"Aldatıcı görüntüler yüksek kulelerde

İp ya da saç merdiven--elleri

Kesilir, bir şey değil, çıkar:çıkmaz/da."(İBY, s : 26)                  : den çıkarken

 

Gerçeküstücülerin deyiş özelliğini taşıyor "çıkar çıkmaz/da". Bir belirsizlik, bulanıklık okuru değişik noktalardan sarma izleniyor: görüntü/kule, merdiven/el, çıkar/çıkmaz. Çıkmak için bir katlanıştan söz ediliyor ama nereye, nasıl, kim gizli. Eksik tamamlamada okura sınırsız bir özgürlük tanınmış. Bu çalışmadaki doldurmalar da görelidir zaten.

 

2-Eksik yerleri tamamlayarak anlam elde edildiği gibi çizgiler görmezden gelindiğinde de bir anlam elde edilebiliyor bazı şiirlerde.

"Yanında biri ve --iki üç parça eşya" (En/cam,s:8)

 

“Bir yol ben sonra onlar geçiyor

Kanatlar-- tutuşuyor karanlık

Güle güle geride

Küller kuştan artık."(İBY,s:17)

 

Son örnekte çizgiyi atlamak çok anlamlılığa yol açıyor:

a) kanatlar tutuşup yanıyor,

b) kanatların tutuşması, el ele verilmesi anlamında,

c) kanatların tutuşması, kanatlarına hızla çarpılması, bir telaşla birlikte ayrılığın, karanlığın habercisi.

 

3-Noktalama işareti yerine.

a) Soru işareti anlamında:

 

"Adres-- bendekine postalıyorum

Değişmiş olabilir."(Bile/Yazdı, s: 13)

 

"Biz bu işin tadındayız. Ne paraya çevrilmez,

Biz onun ardındayız.

Nerdesin dost--yanındayız." (Bile/Yazdı, s: 15)

 

"Hani beyaz beyaz--Beyazları ne yaptın?"(Sev, s: 169)

 

b) İki nokta üst üste:

"Elmaslar yerine çekirdek--süs, avunma!"(Sev, s: 168)

 

"Duvarlarımız--eski dik"(Yaz Dönemi, s: 8)

 

4) Konuşma çizgisi:

"İkili dilekleri kamçılar ılık su

--Haydi, gel!"(Sev, s: 186)

 

"Yarı sinsi bir gülüş, yaltakçı bir bakış:

--Vakti değil şimdi."(Sev, s: 212)

 

5) Ara çizgi, bir tümce içine sıkıştırılmış söyleyişlerin sınırlayıcısı olarak:

"Ne yaptın baharları, baharsız çok çiğ topraklarda

çok çiğ, çiçek--hiç yok--hani bu kilimde?(Sev, s: 169)

 

6) İki anlama çekilebilecek bir sözcüğe dikkat çekme. Bu sözcük çizgiden önce ya da sonra olabilir:

 

"Arkanda dünya fonu--füzen

Ellerim korkularda

İnce çizgilerle çiz!”(İBY, s: 37)                                           Fon:para/resim

 

"Bizi ancak caddeler--yıkar bencilliğimizi

Değil mi ki gecelerde ev ev

Ve içerlek çizgiler yaşamak

Ve boyuna hatırlatmak kendimizi."(İBY, s: 46)     Yıkar: yıkmak/yıkamak

 

7-Benzetme:

"Fosfor--insan ölebilir

Hatta beş santigram."(Sev, s: 185)

 

"Bir duyarga kımıldar, görür uzaktakini

Aa, tıpkı ben--periskop

Sonra da bana karşı."(İBY, s: 37)

 

Bu örneklerde  insan fosfora, ben de periskopa benzetilmiştir. (fosfor insan à yanıp sönen, güvenilmez insan), ben periskop (gibiyim).

  

8- Şiirin asıl başlığı yanı sıra başka bir sözcüğün aydınlatılması, altının çizilmesiyle alt başlık oluşturma:

"Haber--kalkar gelirdi biri

İşi çıktı üşendi gelmedi

Herkese kendi derdi."(Söyleriz, s: 82)

 

"Çağ--Kim çağın tanığı

Benzerler, biz çağ dışımıyız

Öncüler dümenlerde

Kırık yekelerimiz."(Söyleriz, s: 49)

 

9- Sözcükleri sözcük birimlerine ayırma:

"Nasıl çıktık bu güne

İşte üstün körü yüze

Kenarda yüze--bilenler"(Sev, s: 347)

 

"Ardından maskenin yüz--görümlüğü?"(En/can,s:7)

 

"Onlar uzak--lıklarıyla güzel:

Ölüleri bile rahat hatırlayamıyoruz."(İBY, s: 32)

 

10- Bazen bir ad değişimi, bazen de zamirleşme biçiminde kısaltma:

"Uzakta şap denizinde geçen gemiler

Temmuz, sam--çadırınız

Bir küçük kapıdan girilir."(İBY, s: 60 )

 

Burada sam yeli sözcüğü sam olarak kısaltılmıştır.

 

"Bitişleri düşünmekten başlatabildik mi

İlk bölümü hemen ölüm kitaplar getirdim

Düşer sular bir yardan--bir gün de bu yaralar

İyi ki yoksunuz, şimdi çok çirkinim."(İBY, s: 49)

 

Bu örnekte 'bir gün', çizgi sayesinde iki kez kullanılmamış  yani bir anlamda çizgi zamirleştirilmiştir.

 

11- İki karşıtlığın sınırı, bir terazinin dengeleme uçlarıdır bu iki çizgi. Yasaklar/özgürlük, canlı/ölü, hayır/beddua, gönüllü/gönülsüz, evler/çizgiler (boşlukta şiirler), has ekmek/çürük maya, taze/bayat, önce/sonra vb. bu imle ayrılmıştır.

 

"Bir düşük kayar boşluğa

Ya bir şiir taze--bayatlar

Bir kaç günde yarına."(Söyleriz, s: 87)

 

Bazen de anlatımın yazı yanında işaretle pekiştirilmesi, somutlaştırılmasıdır.

 "Sallanır seneler sandalyamda--Sendeler"(Bile/Yazdı, s: 26)

 

Sendelemedeki kesiklik, tutukluk, derlenip toparlanıncaya kadar geçen zamanın göstericisidir.

"Güve--güven gecede ellerindeydi

Çok şey onlar uyanınca gündüzün serdiği çul--"(En/cam, s: 41)

 

Güve"nin güveni kemirdikten  sonra kalan iskelet, kılıç gibi bir boşluğun, sıkıntının kaldığının anlatımıdır bu iki çizgi.

 

12- Noktanın gerektirdiğinden daha fazla durma. Yeni bir noktalama, kendi duyduklarını hissettirmek için bazı sözcüklere dikkat çekme, pekiştirme.

 

"Bir çan gibi sallandığı zamanlar

Yoğun sis--nerdeydiniz limanlar"(Sev, s: 337)

 

"Ben en Türkçe sözcüklerde bile diri

Bir sözle başlarım söze:

Kısas--önce onu analım."(Söyleriz, s: 112)

 

"Geçti gece:

Ger bu saat bu caddede olsalar

Issız ve karanlık--görüp görecekleri."(Divançe, s: 9)

 

Bu çizgiler bazen de sebep-sonuç ilişkisinde bekler, düşündürür:

 

"Gök nereye baksalar uçmuş üzerlerinden

Ara buluşmalarda toplarız kendimizi

Başlar, açılır sessizlik--sondaj

Gene beraber olmanın serin serpintileri."(Sev, s: 338)

 

"Gevşer ellerde kasnak--hız

Kısılır, ay tutulur, silinir arazi."(İBY, s: 56)

 

Bazen de korku, kuşku, acabalama, cevap bekleme, başkalarının oluruna gereksinme, vazgeçme, geri çekilme, konuşmaktan cayma, sessizliğe, iç dünyaya birden dönüş, utanma, sıkılma ifade eder:

 

"Buldular, bıraktılar kolayca

Arkadaşlarım belki haklı."(Sev, s: 61)

 

"...Yaşlanmak--bir mendil birden bire,

Çıkar da, bir şeyler silinirse."(Bile/Yazdı, s: 21,22)

 

"Belki var bir iki yolunuzu gözler

Onları arasanız--(Bulsanız ne olacak)"(Sev, s: 332)

 

"--gene siz bilirsiniz!”(Bile/Yazdı, s: 28)

 

"Şiire dizilip ölmeyenler--Vurdumduymazlık."(B/Y, s: 27)

 

 

İki Büyük Çizgi Yan Yana

"Kapalı Çarşı"da üç örneğini bulduk. Ve bunlar okuyucunun, şiirin gelişinden kolayca çıkarabileceği türden eksiklikler. Ancak bu boşluklar doldurulmasa da anlamın tam olduğunu görüyoruz:

 

Şimdi-

Ha başımı taşlara vurmuşum                  

Ha düşrnüşüm geceyle sokaklara!" (Söyleriz, s: 48)                                       - boşuna

 

"İnşallah gene geliriz-

Çocuklar vardı,

Oynamışlar, yorulmuşlar bütün gün,

Köşede uyumuşlardı."(Söyleriz, s: 58)                                            -dedik

 

"İnsansız caddelerde

Yağmurlarla dolaşmak

Yorar bu zayıf vücudu--

Allah yardımcım olsun!"(Söyleriz, s: 60)                                                        -mu

 

Konuşma Çizgisi

Yalnızca konuşma çizgisi görevindeki büyük çizgi okuyucuda kuşku yaratmaz. Apaçıktır:

 

"- Hadi gel, avunursun!"(Evler, s: 10)

 

- Parfümlerim var, esans"(Evler, s: 42)

 

"İnsan saa t derki:

- İnsanlık bu değil!"(Eski Toprak, s:35)

 

Büyük Tek Çizgi

Temelde eksik bir sözcüğün habercisidir. Yazarın çekip aldığı, okurundan gizlediği, ama onunla okuru arasındaki bağı güçlendirecek bir köprüdür bu çizgi. Bir sınamadır. Sırat köprüsüdür. Bu aşılmadan Necatigil'e ulaşılmaz. Bu, değişik olasılıklar geçicidir de. Okurun tek sözcük, tek doğruda birleşme zorunluğu yoktur. Örneğin aşağıda sunulan çözüm sözcükler bencedir, bana göredir. Bir başka okur başka sözcükler bulabilir. Denklemi kurabilir. Bu da şiiri çoğaltır. Okurun şiire yaratıcı olarak dalmasını, katılmasını sağlar.

 

Bu boşluklara yerleştirilecek sözcükler bazen kolayca, sözün gelişinden çıkarılabilir:

 

"Hangi yaştakilerle, nerelerde ne kadar

Hangi yaşlara kadar-"(Beyler, s: 96)                                                             -beraber

 

"Bilinmez sağken

Kim ne kadar-

Ölüm onun için kondu."(Beyler, s: 106)                                                          - yaşayacak

 

"Kim istemez diriyken-

Gelirse başa?

Gösterdiğim sadece bir sokak."(Beyler, s: 72 )                                               -sevdayı

 

"Birden birinin adı:

"Çıksın istemiyorum!"

Oysa o güne kadar-

Ya da öyle göründü."(Beyler, s: 74)                                                               -sevmişti

 

Bazen de zorlu bir bilmece gibidir, eksikliği değerlendirebilmek için tüm şiiri birçok kez okumak gerekir:

 

"Çoğalttıkça kara sularını

Değişen harita-

Anlamaz çağ ince ayrıntıları

Kalın gürültülerde."(Beyler, s: 42)               - Döner Ayna (şiirin başlığı)

 

"Onlarda çok hızlı

Bizdeyse yavaş-

Kalpler tekin değildir."(Beyler, s: 112)                                                          - geçer zaman

 

"Üstelik istemez

Çekinir

Ben-                                                                 

Açmayız perdeleri."(Beyler, s.99)                                          - biz de

 

Bazı yerde tekrardan kaçınmadır:

 

"Birden hatirlarsın

O da seni- birden bazen"(Beyler, s: 79)                                                         - hatırlar

 

"Cep, kol, duvar saatleri, oturtma -, asma saat,

bildiğimiz saatler yalnız zamanı gösterir."(Eski Toprak, s: 35)                          - saat

 

Bazı paragraflarda çizgi, eksik sözcük belirleyiciliği yanında bir alt, ikinci başlık ayracı gibidir:

 

"Saygı- yakınımızdaydılar

Bildikleri halde gizlerimizi

Sormadılar (incelik) ama biz

Sorsunlar, anlatalım, bekler sandılar."(Beyler, s: 71 )

 

Bazı yerde çizgi görülmezden gelindiğinde anlam havada kaldığı halde, bazı yerde de belirli bir anlam çıktığı görülür:

 

"Onlarda çok hızlı

Bizdeyse yavaş-

Kalpleri tekin değildir."(Beyler, s: 112)

 

İlk ele alışımızda zamanın onlarda hızlı, bizde yavaş geçtiği yorumunu yapmıştık. Şimdi de aynı dizeleri kalplerin karşılaştırılması olarak değerlendiriyoruz. Hangisi mi doğru? Her ikisi de, hatta bunların dışındaki olasılıklar da.

 

Başka bir örnekte de çizgi anlam kaymasına yol açmakta:

 

"Bir gezide uğranılan yerlerden

Çok kısa bir selam atılan kart-"(Beyler, s: 38)

 

Atılan kartta bir selamàatılan kart = bir selam.

 

Bazen bir ara çizgisi gibi durur:

 

"Evlerden, çocuklardan, sevgililerden

Uzaklaşmak - den hep, yaşamak bir - den

Deler graniti nem unufak tünel

İşler yaş"(Sevgilerde, s: 163)

 

Ama çizgilerin yerine "ne" sözcüğünü koyarak okuyabilecegimiz gibi, ikinci çizgiyi kaldırarak da okuyabiliriz. Ara çizgiyle ayrılması anlam çoğaltma amacını güder. Bazen de öbür anlamlama olasılıkları yanı sıra konuşma çizgisi kimliğine bürüyebiliriz onu:

 

"Herkes kendi sandığında kilitli

Bir küçük pencere - istemez

Çıkacak sandığından gelecek de biri. " (Beyler, s: 7)

 

Bazen de bu çizgi uzun bir duruş, bir bekleyiş, bir kuşku. tasalanma, düşünme, düşündürme, dikkat çekme, bir soru ya da açma arzusunu iyice verebilmek için engeli çizgiyle gösterme olarak çıkar karşımıza:

 

"Hangi köpekler havlar

Besili, yaşam şımarıkları

Öıel bakıcılar - havlar."(Beyler, s.120)

 

"Ve yazarlar: işportalardan

Aldık, üstünde kendi imzası-

Kimbilir kim ne yaptı!"(Beyler, s: 114)

 

"Kara yalnızlık-

Olabilir diyorlar. "           (Beyler, s: 124)

 

"Bıkkınlık - ah kolay olsa

Yıllardır aşmamışız!        (Beyler, s: 73)

 

Ara Çizgisi

 

"- Sanki neden bu yolu önceden görmedik-"(Yaz Dönemi, s: 33)

 

EĞRİ ÇİZGİ

B.Necatigil, “Bile/Yazdı” adlı kitabında, kitabın adını açıklarken eğri çizginin görevini açığa çıkarmaya çalışır. Eğri çizgi ( / ), “İki Başına Yürümek” adlı şiir kitabıyla girer, B.Necatigil'in şiirine. Bundan önce, eğri çizginin yüklendiğini izleyecegimiz görev için hiçbir işaret kullanmamıştır. Aşağıdaki iki örnek daha önce yazılmış şiirlerindendir ve eğri çizgi kullanılmamıştır.

 

"Ne gitmek geçebilir aklımdan

Ne de git demek

Ben eli kolu bağlı

Ağzı dili bağlı

Yaşa yorum

Sevin emi yorum"(Sev, s: 204)

 

"Kalabalık yerlerde az önce o turanlar"(En/cam, s: 31)

 

Ve sonraları iki şiir kitabının adında bile yer alarak, okurun dikkatini iyice çeker: “En/cam”, “Bile/yazdı”.

 

Eğri çizgiye işlevi açısından yaklaştığımızda, “Bile/Yazdı”da zaman zaman dize ayırıcı olarak görünmesi dışında, BN'in kendine özgü kullanımını görürüz: eğri çizginin yer aldığı sözcük ya da sözcükler anlam birimlerinin çoğullandığı, çağrışım alanlarına başvurulduğu odak noktalarıdır. Eğri çizginin kullanmı        a) biçimbirim düzeyinde, b) sözcük düzeyinde izlenir.

Anlambirim düzeyindekilerin önemli bir niceliğini ismin -de haliyle yapılmış yapılar oluşturur:

 

"Gece / de ondan sıcak"(En/cam, s: 31 )

 

"Tükenilen bir çoğu/az/ da azar/da"(İBY, s: 33)

 

O, bir sözcük içindeki hecelerde anlam arama ve dolayısıyla okur dikkatini ve çağrışımını zorlama, başka bir deyişle şiire yan, ara sokaklar açma çabası içindedir:

 

"Ya / bana atılırsa bunca taşlar"(Bile/yazdı, s: 28)

 

" Yalnızlığında kim/leydiniz, kimin/leydiniz?" (Bile / yazdı, s: 28)

 

Sözcük bölmede anlam aramanın yanı sıra söyleyişin de arandığı gözlenmektedir:

 

"Gitmiş hepsi cümle / ten"

 

İki söyleyişte (cümle ten= tüm bedenler = cümleten = hep beraber)  tek anlam.

 

Sözcük düzeyindekiler daha çok vurgu niteliğindedir. BN, bununla anlam (üretmeye çalışır:

 

"Her şey yokken daha/kesindir"(İBY, s: 32)

 

"Ve görüşme bu kadar  

Ve yalnız akşam/üzerleri"(En / cam, s: 23)

 

 

Mustafa Durak

 

 

 

Notlar:

1) Doğan HIZLAN, "Behçet Necatigil, Sevgilerde, İst.; Hürriyet yay,; 1976" içinde (s: 12)

2) Tahsin YÜCEL, Yazın ve Yaşam, İst.; Çağdaş yay.; 1976; (s: 40)

3) Oktay AKBAL, Cumhuriyet Gazetesi, 13 Aralık 1980

4) Rauf MUTLUAY; Çağdaş Türk Edebiyatı; İst.;Gerçek yay.;1973; (s: 365)

5) İlhan BERK; Türk Dili Dergisi; sayı: 341; (s: 74)

 

Kısaltmalar:

ET: Eski Toprak; İst.; De yay.; 1965

E: Evler; İst.; De yay.; 1968(2.baskı)

YD: Yaz Dönemi; İst.; De yay.; 1968(2.baskı)

IBY: İki Başına Yürümek; İst.; De yay.; 1968

E/C: En/cam; İst.; De yay.; 1970

B: Beyler; İst.; Cem yay.; 1978

B/Y: Bile/Yazdı;İst.; Ada yay.; 1979

S: Söyleriz; İst.; Cem yay.; 1980

Sev: Sevgilerde; İst.; Hürriyet yay.; 1976

 

 

 

 

 
   

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön