Günümüz Şiiri

 

  

 

Günümüz şiirinin iki temel sorunu vardır. Birincisi, gevşek örgüdür. İkincisi, içi boş olmak, özsüz olmak, hiçbir şeyden bahsetmemektir. Bu iki sorun, günümüz şiirindeki bütün sorunların temelinde yatmaktadır.

Günümüz şairinin iki temel sorunu vardır. Birincisi, şiirimiz üzerinde düşünmemektir. İkincisi, şiirini tartışmaktan kaçırmaktır.

Günümüzde şiirle ilgili her tartışma daha ilk adımda sen ben kavgasına dökülmektedir. Bu, metni, söz konusu sorunu tartışmaya güç yetirememekten kaynaklanmaktadır. Bu zayıflıktır. Bu zayıflık, iş magazine dökülerek gözden kaçırılmak istenmektedir. Bu cümleden olmak üzere, bazı şairler, “Ben şiirimde şundan bahsediyorum” ve bazı yazarlar, “Bu şair şiirinde şundan bahsediyor,” dedikleri vakit, o metni, kafadan şiir katına yükseltmektedirler. Bu yanlıştır. Bu işin sıralaması şöyledir:

1. Önümüze konan metin şiir midir, değil midir? Önce bu soru cevaplanmalıdır. Eğer önümüze konan metin, bir metnin şiir sayılmasını gerektirecek asgari şartları taşımıyorsa, bu durum gösterilerek o metin orada bırakılmalıdır.

2. Önümüze konan metin şiirse, biz o zaman o metne dair bir tartışma açabiliriz. Üstelik bu aşama, metni şiir katına yükselmiş her şair için gerekli, yerine getirilmesi şart bir aşamadır.

Bizim şiir olarak yazılmış bir metne şiir diyebilmemizin asgari şartı dörttür:

1. Öz.

2. Müzik.

3. Biçim.

4. Bütünlük.

İlk plânda yapılması gereken sıralama budur. Bu sıralama iki yönden; yukardan aşağıya, aşağıdan yukarıya yapılabilir. Başlangıç itibariyle farkında olunması gereken husus şudur: Şiir bir şey taşır ve şiirin taşıdığı şey şiir değildir. Aynı şekilde, şiir bizatihi bir öz değildir. Bizim şiir diyerek işaret edebileceğimiz bizatihi bir öz yoktur. Şiir bir sistemdir. Bir biçimdir. Bir düzendir. Bir işleyiştir. Dilin, yani ki insanın işleyişlerinden bir işleyiştir. İnsanın işlerinden bir iştir. Bu itibarla şiir bir yüklemdir. Bir harekettir. Biz o şeyin nasıl hareket ettiğine ve nasıl hareket ettirildiğine bakarız. Bir şey (bir öz) birçok şekle girebilir ve fakat o her zaman odur. İşte o şey şiir değildir. Şiir o şeyin aldığı biçimdir. Harekete geçmekle, harekete geçirilmekle aldığı biçimdir. Bu cümleden olmak üzere, şiir bir biçimdir. O şeyin nasıl harekete geçtiğine, hareket ediş biçimine ilişkin bir bilgidir. Hareket imkânı şaire değişik seçenekler sunar. Bundan dolayı her şairin şiiri bir tavırdır, ona özgüdür.

Şairin kafası yekpare bir bütündür. Şairin kafası kompartımanlı değildir. Bundan dolayı şair, şiir meselesinde, bu dört şartı parçalayarak, birbirinden bağımsızlaştırarak değil, iç içe geçirerek, aynı anda işleterek algılar. Bu yekparelikten öz-biçim kaynaşması doğar. Bundan dolayı iyi bir şiirin özü biçiminden, biçimi özünden ayrıştırılamaz.

Şair bir gerekçeyle konuşur. Günümüz şiirinin bir konuşma gerekçesi yoktur. Bu, belirsizlik ve köksüzlüktür. Günümüz şiirinin en vahim sorunlarından birisi olan belirsizlik sorununun temelinde iki sebep yatmaktadır. Birincisi, şiir yazanın şiir yazmasına yetecek bir sebepten yoksun oluşudur. İkincisi, abartılı romantizmdir.

Günümüz şairinin bir konuşma gerekçesinden yoksun oluşu ortaya içi boş, bir özden yoksun bir şiir çıkarmaktadır. Günümüz şairi, şiirindeki bu zaafı giderebilmek için, bir çare olarak zanaatkârlığa sarılmaktadır. Şiirindeki özsüzlüğü teknik yaparak aşmak çabası, zamanla şairin şiir algısını etkilemektedir ve şiiri kuyumculuk, muslukçuluk türünden bir zanaatkârlık olarak algılamaktadır. Bu algının üzerine oturtulduğu yapı, şiiri hayalî (sanal) bir dolayımdan geçirmektedir. Bu dolayım, şiirin hayat ve insanla, yaşanan hayat ve yaşayan insanla ilişkisini kesmektedir. Şair, genel olanı (klişe) aşandır. Yaşadıklarından, bildiklerinden, sahip olduğu her şeyden; kendisinden doğan bir özel dünya yaratandır. Bu bir şiir kurmanın şartıdır. Bu şiir, ancak bu şiir, herkesi ilgilendiren bir şiir olabilir. Fakat günümüz şairi, şiiri hayalî bir dolayımdan geçirdiği için, göndermeleri kendinde kalan, bir başkasını (herhangi bir insan) ilgilendirmeyen bir şiir yazmaktadır.

Günümüz şiiri onca gelenek, geçmiş, birikim lâfına rağmen, şiirimizin geçmişine kendini kapatmış bir vaziyettedir; fakat çok tuhaf bir şekilde, çağdaş gerçekliğin, çağdaş zihniyetin uzağında bir şiir yazılmaktadır bugün. Günümüz şiiri şimdide, bugünde de değildir. Bence çağdaş gerçekliğin, çağdaş zihnin uzağında işleyen bugünde değildir. Bugünde olmayan aynı zamanda bir yerde olmayandır. Hayalî dolayım günümüz şairini bugünden koparmaktadır. Bu köksüzlüktür. Karşılıksız kalmaktır.

Bugün şiirimiz iki koldan terörize edilmektedir. 1980’li yıllar şiiri olarak adlandırılabilecek birinci tavır, şiirimizi bütünüyle sahte bir dünya, sahte bir insan, sahte bir hayat algısına kilitlemeye çalışmaktadır. Bu gayret beyhudedir; çünkü sağlam bir şiirimiz, birikimimiz, geçmişimiz vardır. Her şey bir kenara, sadece şiir geçmişimiz bile bu gayreti boşa çıkarabilecek niteliktedir. İkinci tavır, yaratıyı dışlayan, insanın kendilik bilgisiyle ilişkisini kesmeye dönük bir tavırdır. Bu anlayış, şairin bir beşer olarak, biricikliğiyle yüz yüze gelmesini önlemektedir. Teknik itibariyle bu anlayış, şiirin, yepyeni bir söz oluşunu iptal gayretidir. İnsanın kendilik bilgisine kendisi olarak ulaşma yolunu iptal gayreti, insanın bir başka insanla ilişkisini kapatan bir yoldur. Kendisine ulaşamayan, başkasına ulaşamaz. Kendisini fark edemeyen, başkasını fark edemez. Ben hayatımızda yer tutan bir şiirden yanayım. Bu itibarla şiirin hayatilik vasfı taşıması gerektiğine inanıyorum.

Orhan Veli (1914-1950) ve İkinci Yeniden sonraki yenilik çabalarının kahir ekseriyeti gözbağcılıktır. Davası güdülecek bir yeniliğin istikameti ve mahiyeti, en genel hatlarıyla şöyle olmalıdır: Şiiri itibariyle değil; fakat işaret ettiği husus itibariyle en önemli şairlerimizden biri olan Orhan Veli şöyle demektedir: “Soru: Eski ve yeni şiirin dayandığı temeller nelerdir? Birbirine temas noktaları var mıdır? Birbirlerine faikiyetleri hangi bakımdan? Orhan Veli: Bence şiir hep aynı şiirdir. Hususiyetleri öğrenildikçe gerçek şiir olur. Bugünkü şiirimizin eski şiirimize faik tarafı dildir. Bir de bugünkü şiir hayata daha yakın.” (Orhan Veli Bütün Yazıları-II, Can Yayınları, İstanbul 1982, s. 98.) Yıl 1947’dir. Orhan Veli şiirinden sonra gelen şiir İkinci Yeni şiiridir. İkinci Yeninin temel taşlarından biri Sezai Karakoç’tur (1933). Sezai Karakoç’sa, “Yapılacak yenilik de, çoğu kez görüldüğü gibi, biçimde olan yenilik değil, ruhta yeniliktir. Ama bu yenilik, esasta, geleneğe karşı olmak değil, belki onun bıraktığı noktadan başlamak demektir. Bıraktığı noktadan alıp ileri götürmektir şiiri yenilik,” demektedir. (Sezai Karakoç, Edebiyat Yazıları-I, Diriliş Yayınları, İstanbul 1988, s. 96, 2. baskı.) İkinci Yeniden sonra gelen en önemli iki şair Cahit Zarifoğlu (1940-1987) ve İsmet Özel’dir (1944). Cahit Zarifoğlu, daha ziyade, kendi şiirini yazmakla yetinmiştir. İsmet Özel, kendinden önceki şiiri süzgeçten geçirerek modern şiirimize ivme kazandırmış büyük bir şairdir. İsmet Özel, katıldığı bir televizyon programında (15 Mayıs 1994, TRT-2, “Karalama Defteri” adlı program) “Biçim denemeleri bakımından, dünya şiiri de göz önünde tutularak, uç noktalara varılmıştır. Artık biçimle dikkat çekme, ilginçlikler deneme” devri kapanmıştır; “olumlu olumsuz anlamda bu böyledir.” Bunu göz önünde tutarak, “Türk şiirinin aradığı şey, Türkiye’de yaşayan insanın dünyasına ne derecede tekabül ettiğidir,” demiştir. İşte bu bahiste izi sürülmesi gereken istikamet budur.

Sezai Karakoç, “Şair, milletine kafasıyla, gönlüyle ve ruhuyla yapışıktır. Alınyazısı, milletinin alınyazısıdır,” demektedir. Benim hareket alanım, tebârüz edeceğim nokta burasıdır. Alınyazım milletimizin alınyazısıdır. Ben kaderimi başka yerde aramayacağım.

 

 

Osman Özbahçe

 

                              

           

 
   

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön