Hayal Kurma, Şiir Yaz!

 

  

 

Modern şiirin en belirgin vasfı konuşmaktır. Konuşmayı, doğrudan konuşmak şeklinde tanımlayabiliriz.

Günümüz şiiri, konuşmak yerine, hayal kurmayı tercih etmiş durumdadır. Eğer Cahit Zarifoğlu (1940-1987) ve İsmet Özel’i (1944) çıkışları, bir şair olarak kabul edilişleri itibariyle, 1965-1970 yılları arasına yazarsak, hayal kurmak tercihi sebebiyle şiirimiz, en az kırk yıllık bir uykudadır. Şiirimiz, İkinci Yeni dolayımında beş tane sağlam şair kazanmıştır. Bunlar Sezai Karakoç (1933), Turgut Uyar (1927-1985), Cemal Süreya (1931-1990), Ece Ayhan (1931-2002) ve Edip Cansever’dir (1928-1986). İkinci Yeniden sonra çıkan büyük şair sayısıysa ikidir. Bunlar Cahit Zarifoğlu ve İsmet Özel’dir. Peki, Cahit Zarifoğlu ve İsmet Özel’den sonrası nerdedir?

İkinci Yeniden sonra, sadece iki şair çıkarabilmemizin birçok sebebi vardır. Bu sebeplerden en önemlisi, şairi eninde sonunda bir iletişimsizliğe mahkûm eden hayalciliktir. Günümüz şiirindeki çürümeyi kavrayabilme şartlarından biri, hayal ve hayalcilik konusunda açık fikre sahip olmaktır. Günümüz şiiri hayalden kırılıp gitmektedir.

Şiir, hayale teslim olmamaktır. Romantik bir ortam yaratmak ve bunda pastel duygularla kibar kibar devinmek son dönem şiirimizin en çok öne çıkan özelliğidir. Devinmek dedim; ama hayale teslim olan şiirin en belirgin sonuçlarından biri de şiirden hareketin dışlanmasıdır.

Hayale teslim olan şair kendini bazı hurafelerle aldatmaktadır. Bu hurafelerden birincisi, hayallere kapılıp gitmek temelindeki şiir algısıdır. Şiirin hayal temelinden inşası için iki temel hurafe devreye sokulmaktadır. Bunlar şiirsel söz ve şiirsel gerçektir. Son aşamada da iş zanaatkârlıkla tamamlanmaktadır.

Bugün itibariyle şiirde romantizm unsuru hayal kurmaya geçiş olarak işletilmektedir. İlk kez ortaya çıktığı dönemlerde, yaşanan hayata etkili bir eleştiri getirmek niteliği taşıyan romantizmin giderek içi boşalmıştır. Romantizmin Batı’da ortaya çıktığı dönemlerdeki işlevini hem Necip Fazıl (1905-1983) şiirinde, hem de İkinci Yenide gözlemek mümkündür. Sonradan olan şey, romantizmin, şairanelik ve sair etkilerle içinin doldurulması, dondurulması ve şairi yaşanan hayat ve yaşayan insandan koparmak sonucuyla sınırlanmasıdır. Bu dönüşüm hayalcilik üzerinden gerçekleşmiştir. Sonuç itibariyle bugün, hayalcilikle iç içe geçen romantizm, kurulu düzenin, egemen dizgenin ekmeğine yağ sürmekte, haksızlığını çoğaltmaktadır.

Hayal kurmanın temel sebebi söylenecek sözünün bulunmamasıdır. Şiirde hayal kurmayı merkeze almak konuşmayı imkânsızlaştırır. Fakat konuşmanın imkânsızlaşması hayal kurmaktan dolayı değil, şiirden dolayıdır. Çünkü asıl amaç şiir yazmaktır ve şiirin birtakım kuralları vardır. İşte bu kurallarla hayallerin ilişkiye geçirilmesi ortaya acayip sözler çıkarmaktadır. Bugün yazılan şiirin büyük çoğunluğu bu acayip sözlerden meydana gelmektedir. Bazı uyanıklar, bu acayip sözleri bizlere imge niyetine kabul ettirmek istemektedir. Bu sözler başka bir şey, imge başka bir şeydir. Bu sözlerin birinci (belki de tek) sonucu, şiirin iletişim gücünün ortadan kalkmasıdır. İletişim gücünden yoksun bir şiir kimi ilgilendirir? İşte bu yüzden, günümüz şiirinin en belirgin vasıflarından biri, iletişimsizliktir.

İletişimsizliğin temel sebebi, konuşmak yerine hayalciliği seçmektir. Bu konuda hayalcilik kadar önemli bir başka sebep de şairin konuşmaya güç yetirememesidir. Buradaki güçsüzlüğü onu hayale itmektedir. Bu bir kısır döngüdür. Buradan çıkışın ilk şartı, şairin, konuşmak üzerinde düşünmesidir. Konuşmak üzerinde düşünmek, şairi, konuşmasının gerekçesine yöneltecektir. Bu yönelim şairi ne yaptığının, niçin yaptığının bilincini edinmeye zorlayacaktır. Günümüz şiirine baktığımızda bu şiirin büyük bir kısmının bir konuşma gerekçesinden yoksun olduğu ortadadır. Burada da devreye o şiirin bir varlık sebebinin olup olmaması girmektedir.

Hayalciliğin, iletişimsizlikle bağıntılı bir sonucu da mesajı kendinde kalan bir şiir yazmaktır. Soru şudur: Mesaj sende kalacaksa niçin yazıyorsun?

Mesajın muhataba iletilememesinin yol açtığı pek çok karışık durum vardır. Bunlardan en önemlisi, “Ben şunu demek istemiştim,” cümlesiyle özetlenebilecek irtibatsızlıktır. Şimdi, kopuk kopuk konuşmak modern şiirin (çağımızın) ayırt edici özelliklerindendir, bu ayrı. Sözünü ettiğimiz irtibatsızlık, kastettiğiyle söylediği sözün birbirini karşılamamasıdır. Neden söz ettiğini bilmemenin arkasında iki sebep yatar. Birincisi, simgecilikle alâkalı bir düşünüşün şiiri bir tür diplomatik dile dönüştürmesidir ki bu tali sebeptir. İkincisi ve en önemlisi, hayalin, söz edilmek istenen şeyi gizlemenin aracına dönüştürülmesidir. Burada soru, “Gizlemek istiyorsan niçin söz açıyorsun”dur. Öbür taraftan, çoğunlukla, hayal üzerinden gizlemek gibi bir amaç güdülmez; çünkü hayal bunu zaten yapar. Doğası budur. Bu doğanın farkında olmamak, işi karıştırmaktır. Bu durum şairde, söylemek istediğini söylediği kanaatine yol açar; oysa ortada olan başka bir şeydir, söylemek istediği başka bir şeydir.

Gizlemenin yol açtığı sorun da belirsizliktir. Çünkü hayal kelimesi belirsizlik kelimesine yapışıktır. Burada sözünü ettiğimiz belirsizlik sorununun bazı yazar veya şairlerin yaptığı “kapalı şiir” şeklindeki tanımlamayla bir ilgisi yoktur. Bu ayrı bir bahistir. Belirsizliğin çaresi, yaşanan hayat ve yaşayan insandadır.

Hayalciliğin abartılı romantizm, edilgenlik doğrultusunda ilerlemek şeklinde kaçınılmaz bir kader çizgisi vardır. Bu çizgi eleştiri gücünden yoksundur. Atılım gücünden yoksundur. Kabul ve ret gücünden yoksundur. Hayatta ve insanda yer tutma gücünden yoksundur. Bunların arkasında yatan sebep bu şiirin şairinde dahi yer tutmamasıdır. Bu pek vahim bir durumdur.

Konuşmak hareket etmeye bitişiktir ve ritmi esas alır. Hayalcilik, söylenecek sözünün olmamasını zanaatkârlıkla gidermek ister. Bundan dolayı hayalciler şiirde ses unsurunu ritimden bağımsız algılarlar. Bazı ses dizileri [Ses dizisi tabirine Hüseyin Cöntürk (1918-2003) ve Muzaffer Erdost’ta (1932) rastladım.] oluşturmayı yeterli görür ve bu dizilere bayılırlar. Bu dizilere şiir gözüyle bakarlar.

Hayal unsuru, şiir yazım aşamasında, şairin dikkatini dağıtır. Onu şiirden koparan baş sebeptir. Bundan dolayı hayal, şiirde bütünlük unsurunu ortadan kaldırır. Şair, özellikle şiir yazım aşamasında bütünüyle pür dikkat kesilmelidir. (Pür dikkat önerisi Cahit Zarifoğlu’na aittir.) Pür dikkat kesilmek, şaire, her şeyden önce, kendisi olarak konuşmak imkânını verir. Şiir yazarken zihninden veya izlemesi gereken şiirden kopmamayı başaran şair kendisiyle şiiri arasına başkalarını katmamış olur. İşin bu aşamasında devreye dikkat ve enerji sorunu girmektedir. Günümüz şairlerinin önemli bir kısmı şiirlerinde bir dikkat ve enerji sorunu yaşamaktadır. Bu, şiirin girişindeki, ilk bölüm veya ilk mısralardaki dirilik ve enerjinin, güçlü söyleyişin şiirin sonuna kadar sürdürülüp sürdürülememesi sorunudur. Birçok şiirin iyi bir başlangıçla yetinmesinin ardındaki sebep budur. Bu sebebin ardındaki sebepse hayalciliktir.

Hayal unsuru şairin kişiliğinin ve şiirin tazeliğinin belirmesine izin vermez. Şairi ve şiiri bazı klişelere hapseder. Mazmunlar, kalıplaşmış şairanelik ve veznin sınırlaması, klişeler üzerinden şairin kişiliğini ve tazeliğini siler. Hem konuşmanın esas alınmadığı bir yerde kişilik nasıl belirecek? Klişeden dolayı hayalciler hazır kalıpları, hazır duyguları, hazır sözleri pek severler. Hazır sözler, hazır duygular üzerinde patinaj yapmayı şiir sanırlar. Bu cümleden olmak üzere, günümüz şiiri, eski bir klişenin; bir yolculuk ve gitmek tema’sının etrafında dönmektedir. Bu temanın birçok sosu vardır. Nostalji yapmak ve cinsellik sömürüsüyle birlikte en belirgin tema budur. Kötü olan bu tema değildir; bunun ele alınış biçimidir. Yüz yıldır, bin yıldır tekrarlanan yolculuk ve gitmek temasını hiçbir değişikliğe uğratmaksızın tekrarlayıp durmanın anlamı nedir? Şiir bir tekrar değildir. Taze sözdür. Tazeliğin şartı yeni durumun farkında olmaktan geçer. Yolculuk ve gitmek temasını hayal kelimesiyle bitiştirdiğimizde, içi boş romantizm ve iyice bayatlamış benzetmeler ve şeyler kaçınılmazdır. Konuşmak, ne yapar eder, yolculuk ve gitmek temasını, insanlığın karşılaştığı en büyük despotizm olan modernlikten çıkmak, bu zulmü ortadan kaldırmaya dönük bir hamleyle ilişkilendirir.

Bakın, zulüm filân demişken, hayal kurmayı esas almanın çok politik bir sonucu da vardır. Hayal unsuru şairi cesaretten koparır; oysa şiir cesarettir. Hayal, neye olursa olsun, her anlamda, cesaret etmek durumunu ortadan kaldırır. Hayal kurmak, “etliye sütlüye karışmamak” durumunu esas alır; fakat “etliye sütlüye karışmamak” durumu, sadece politik alan için geçerli değildir; hayalciliğin her alandaki en temel davranış biçimidir. Bundan dolayı egemen dizge hayalcilere bayılır. Devlet hayalciyi muhatap alır. Toplum mühendisleri piyasayı hayalcilerin düzenlemesine özel önem verir. Parayı korkutan her girişim anında kontrol altına alınır. Vitrinler bu yüzden rengarenk balonlarla dolar taşar.

Hayal unsurunun şaire verdiği en büyük zarar onu hakikate atılım gücünden yoksun bırakmasıdır. Şiirin uyuşturucu maddesidir hayal. Konuşmak kavrayışı, anlamayı, bilinci, istikameti gerektirir. Bu bizi yaşanan hayata yerleştirir. Hayalse bizi yaşanan hayattan, yaşayan insandan koparır. Şiirinin merkezine, konuşmak yerine hayal kurmayı yerleştiren şair karşılıksız kalmaya mahkûmdur. Çünkü yaptığı iş en nihayeti karşılıksız bir iştir. İyi şiir yazmak, bir şiir kurmak derdindeki her şair ne yapıp edip hayatla hayal arasındaki mesafeyi kısaltmalıdır. Hayatla hayal arasındaki mesafenin bütünüyle ortadan kalkmasıysa başka bir vahim sorundur. Burada, “beterin beteri vardır” deyimi hatırlanabilir ve bu ayrı bir bahistir.

 

Osman Özbahçe

 

 

                              

           

 
   

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön