Yeraltı Şiirinin Dostları Kimlerdir ?

 

  

 

Varlık dergisinin Şubat 2005 sayısında Türkiye`de yeraltı edebiyatı var mı? dosyasında Metin Celal ile yapılan söyleyişiyi okuduğumda bu adama haddinin bildirilmesi gerekir diye iç geçirdim. Ardından internet dünyasında yeraltı edebiyatı savını taşıyan sitelere girdiğimde Metin Celal`i gördüğümde bu kadarına pes`dedim. Yeraltından kasıt eğer hayatın yeraltı diyebileceğimiz kesitlerini işleyen eserlerse 'Dünya edebiyatının en önemli klasiklerinden Emile Zola ya da Dostoyevski`yi işledikleri konularla bu açıdan değerlendirmek mümkün` tespitini yapıyor Metin Celal. Konunun seçimi yeraltı edebiyatı için yeterli değildir. Orhan Pamuk yeraltı edebiyatı konusunu işleyen bir roman yazsa ,bu yeraltı edebiyatı mı olur? Benim yeraltı şiirinin dostları kimlerdir yazım bu soruya yanıt verdiğini düşünüyorum.Yukarda anılan yazarlar yer altı edebiyatının doğmasında zemin hazırladıkları söylenebilinir. Yalnızca zemin hazırlamışlardır.

Gerek kentleşmenin hızı, gerek uluslar arası ideolojik-politik handikaplar ve medyanın toplumsal bir güç olarak yerini almasıyla toplum karşısında kurduğu hegemonya Türkiyeli aydın ve genç kuşak şairleri etkilemiştir. eleneksel kültürün bozulması, sınıfsal aidiyet duyguların erozyonu, sözde değişimin devlet ve dış dayatmalar sonucu (Ulusal dinamiklerin mevcudu gözardı edilmemelidir.) gerçekleşmesi karşısında toplumun izleyici konumundan öteye sıçrama yapamaması genç kuşak şairleri toplumsal ve bireysel problemlerin çözümü üzerinde duyarlılıklarını artırmıştır.

Sundukları eserler yaratıcı edimin olanaklarını ve anlamını sorgular. Şiir sanatında yaratıcının boyutları ve ınırları üzerinde durmaları sanırım toplumsal ve bireysel kaygılar için yeterli görülür. Ancak postmodern ideoloji, toplumcu gerçekliğin geleneksel gücü, ikinci yeni geleneğin basıncı, yükselen İslamcı hareket ve etnik kimliğin cesaretle savunulması yeraltı şiirimizin ideolojik rengini belirler.

Yeraltı şiirimizin 90'lı yılların başında olduğunu kabul edersek; bu kısa sürede kaldıramayacağı yükün altında ezildiğini belirtmemiz gerekir. Türk modern şiir geleneğine dönüp baktığımızda patırtı koparan kopuşları yaşamamız artık olası değil. Yeni heyecanlar, kıpırdamalar şiirde görülecektir ama maceranın ötesine geçmeyecektir. 80'lerin sonu itibariyle yeraltı edebiyatı şiir alanında sessiz bir devrimi gerçekleştirmiştir. Her devrim zaferle sonuçlanmaz. Postmodernist ideolojiden en çok zarar gören yeraltı şiirimizdir. Devrimin zaferle sonuçlanmasını engellemiştir. Fanzinler başta olmak üzere yerel dergiler yeraltı edebiyatı geleneğinin oluşmasını yeniden gündeme getirmiştir.

Batı geleneğine baktığımızda 100 yıllık estetik tartışmasını biz 10 yıl gibi kısa sürede yaşadık. Kurumsallaşmış dergiler, yerel ve bölgesel edebiyat dergileri, şiir dergileri ve fanzinlere göz attığımızda bu tartışmalarla arşılaşırız. 20.yy. sanat felsefesi üzerinde yoğun bir etki bırakan; Bergson, Sarte, Heidegger, Hartmann sanatla metafizikle aralarında kurdukları bağlar bu dergilerde tekrar tartışıldı. Evrene ve zamana ilişkin görüşlerini Görelilik Kavramı, Albert Einstein temellendirilmesi, Makrokosmosdan Mikrokosmosa geçerek bilinçaltımızı psikanaliz kuramıyla gün ışığına çıkaran Sigmund Freud birlikte bilimsel gelişmelerin sanatlardaki etkisini, Fenomonolojinin kurucusu Husserl, Ontolojiyi işleyen Heidegger, Varoluşçu felsefeyi geniş kitlelere yaygınlaştıran Jean-Paul Sarte gibi filozoflar, Franz Kafka , Absunde, içmonolog yöntemini geliştiren James Joyce, Albert Caws, E. Lonesco, Adamov, Beckett, Çağdaş şiirin felsefesini kuran Saint-John Perse, Nitzsche’nin kapitalist toplum çelişkisi üzerine geliştirdiği ürkütücü çözümü, Joyce’un burjuva mitinin sahip olduğu içkin anlama getirdiği eleştiri, post yapısalcılık akımının tartışılması dergilere taşındı. Ayrıca Romantizm, Realizm, Sembolizm gibi kurumsallaşmış akımlar ve bu akımlara karşı çıkan Dadacılık akımı ve sonrası Gerçeküstücülük üzerine birçok yazı yayımlandı. Kurumsallaşmış dergiler bu süreci kendi perspektiflerinden değerlendirdiler.

Diğer dergilerse; eleştirel göndermelerde bulunduğu ideolojilere mesafeli durup ideolojisizliği öne çıkardılar. Yurttaş-birey-aydın kavramlarının dışlandığı, toplumsal uyum ve uzlaşıma uzak duran, iktidarı her boyutta meydan okuyan, rasyonalist-pozitif çizgiyi şiddetle yargılayan ve özneyi nesnelleştiren imgesel kurgu makalelerde hakim olmuştur. Şiirler yoğun imge ve eğretilemelerle yazıldığından dil akademik söyleme teslim olmuştur.Yeraltı şiiri gelenekten kopuşunun en belirleyici öğesi öznenin nesnelleşmesini uç noktalara taşımasında yatar. Özne-nesne ilişkisinde, nesneye bu kadar ağırlık verilmesi yeraltı şiirinin bir zaafı olarak kabul edilmelidir. Bu dönemde bilinen birçok şair; K.İskender, M.Mungan, C. Ersöz ,Altay öktem vb. ilk ürünlerini verdiklerinde yeraltı şiir geleneğinin ilk köşe taşlarını oluşturur gibi algılandı. oysa bu şairler farklı estetik ve etik arayışın üzerinde şiir yazmaya başlamışlardı.90’lı yılların ortalarına gelindiğinde ise, bu şairler postmodern ve geleneksel estetik anlayışa angaje oldular.Yukarda andığım şairlerin kısa sürede zemin değiştirmeleri sanırım, postmodernizmin yüksek kültürle kitle kültürü arasındaki sınırların kaldırma iddiasıyla örtüşmeleri burada belirleyici oldu. Düz yazıda Mehmet kartal ve Kanat Güner (yazdığı roman bir editör veya yardımcı tarafından kaleme alınmadıysa) yeraltı edebiyatçısı olarak görülmelidir. Diğerleri yeraltının içinde değil kıyısında köşesinde gezinen yazarlardır. Peki, yeraltı şiirinin kurumsallaşmış estetik şiir anlayışlarından farklılığı, temel öğeleri nelerdir?

 

a)Yeraltı şiiri kesinlikle öznenin nesnelleşmesine değil nesnenin öznelleşmesini öncelikle korur.Bunu modernist şiir geleneği mirası olarak kabul etmesinden kaynaklanır. Modernist şiirle hesaplaşır, onu lanetler ve onun içinden modern sonrası söyleme sıkıca sarılır. Tarihe (şiir tarihine) eklektik olarak bakmayı reddeder. Şiirin gelişim tarihine tarihsel olayların, kültürün gelişimini göz önünde bulundurarak değerlendirir.

b)Kurumsallaşmış estetik kavramlara mesafeli durur. Her estetik kavrayış belirli bir katılığı, statikliği ve iktidarı beraberinde taşıdığından onu anti-demokratik bulur. Dolayısıyla sanatta özgürleşme edimin sınırlarının estetiğin belirlemesine yeraltı şiirin doğası gereği karşı çıkar. Bu itiraz tarihsel bir meşruluğa oturur. Sanat hareketlerin gelişimi tam da bu noktada yeraltı şiirini destekler konumdadır.

c)Dilin, dilbilgisinin kalıplarının gündelik insan ilişkilerinde iktidarın taşıyıcısı olarak görüldüğünden dolayı şiirde dilin bozulması, yeniden kurulması, imge, eğretimle, sembol ve düzdeğişmece vb. dil oyunlarına izin verir yeraltı şiiri. Ama dilin akademik alana kaymaması için de gereğinden fazlaca dikkat gösterir.Dildeki oyun şiiri belirlemez.Basitlik ve anlaşılır şiir için olmazsa olmazdır.

d)Yeraltı şiiri türdeş bir yapıyı içinde barındırmaz egemen şiire kayması, oraya taze kan akıtması, şairin ideolojik birikimi, ideolojiyle kurduğu temas belirleyici olur. Oysa yeraltı şiirin ideolojik referansı yoktur. Kendini sistem karşıtlığı olarak konumlandırır.

e)Yeraltı şiiri dar anlamda apolitiktir. Eğer ideolojik kaygılar merkez alınarak düşünülürse bu görülür. Yeraltı şiiri, şiir ile devrim olmayacağını bilir ama devrimin yanında durur.Bir taraftır. Toplumsal ve bireysel bütün egemenlik ilişkisini besleyen her şeyi deşifre eder. Sesinin geniş kitlelere duyurulması kaygısını taşıdığından şiirinin anlaşılır olmasını ister. Bütün bunlardan dolayı yeraltı şiiri politiktir.

f)Yeraltı şiiri kabile, cemaat ruhunu dışlar. Merkezine bireyin nihai kurtuluşunu oturttuğundan dolayı bireysel şiirdir. Modernist geleneğe bu anlamdan dolayı da sahip çıkar. Ancak özel hayatla ilgili serzenişlere prim tanımaz. Yani aydın bunalımını anlatan şiirler yazmaz. Yeraltı şiiri; birey-toplum, birey-çevre ilişkisini eylem temelinde işler. Kendi kabuğuna çekilen, her şeyi olduğu gibi kabullenen bireyi konu alarak şiirde işlendiğinde; bu durumu bireysel ve toplumsal eleştiriye dönüştürmesi beklenir.

g)Yeraltı şiiri ütopyadan yoksundur. Bu anlamda postmodern şiirle benzeşir. Oysa postmodern şiir yenilgiden söz ederken yeraltı şairi direnişten yanadır. Gelecek güzel günler dışlanır ama an’nın güzelliği, eğlencesi yaşanabileceğini dillendirir. Mistik bir karamsarlık, boyun eğiş yoktur.

h)Yeraltı şiiri; yaşadığımız, bildiğimiz bütün ahlak anlayışını reddeder. Hile, yalan, puştluk, bencillik vb. ahlaki tutumlar; iktidarın parçası olmadığı sürece şairin konusudur ve meşrulaştırır.

i)Yeraltı şiirinin temel öğelerinden biri de irrasyonel oluşudur. Modernizmin ortaya çıkardığı toplumsal-bireysel ikilemlerin içinde uyumsuzluk ve kaos kışkırtıcılığı yapmaktan kendini alıkoymaz. Bunun nedeni de; yer altı şiirin modernizmden beslenmesinden kaynaklanır. Bu onu modernist yapmaz tam aksine anti-modernist yapar. Modern sonrasını çağrıştırır ama modern sonrası bir şiir değildir. Modernizmin bütün yapıları yıkılmadığından dolayı kendini ara dönem şiiri olarak niteler. Yeraltı şiirin belirleyici özelliği belirli bir toplumsal süreç ve koşullarda ortaya çıkan bir şiir geleneği olması onu en fazla sanat hareketi olarak tanımlar. Buradan kurumsal bir estetik anlayışı çıkarmak beyhude bir çabadır. Ama isteyen sisifos olabilir.

j)Somut şiire yakın durduğu kadar felsefeyi de dışlar yeraltı şiiri.Dolayısıyla birey ve toplumsal gerçekliği yaşam deneyiminden hareketle ortaya koyar. Bu anlamda içerik öncelikli kabul edilir.

k)Yeraltı şiirinde kurgu tamamen gerçek olmasına rağmen hayal ürününe de yaslanır. Onu sanatsal kılan olgu bu kurgu anlayışıdır. Yaşaması olanaksız bir kurguyu yaşanabilir olarak okuyucunun genel bilincine sunması ve onay istemesi gerekir. Gerçeklik, kurgunun verdiği mesajdır. Dolayısıyla klasik gerçekçilikten ayrılır. Bu gerçeklik rasyonel yaşamı yadsır. Modern aklın anlayacağı, hoşgörü göstereceği gerçeklik olarak kendini ortaya koyar. Kurgu üst bir gerçekliğe ulaşır. Modern ahlakla uyumlu rasyonel yaşamı dışlar. Sonuç olarak toplumun ahlaksal dönüşümünü imlediğinden toplumun ve sistemin değişebileceğini okuyucuya hissettirir. Toplumsal dönüşüm gerçekliğin kendisi ve iddiası olur.

l)Hayat pratiğinden koparılmış bir etkinlik olarak sanatın ortadan kaldırılmasını amaçlayan avangard şiir iktidara karşı konumlanmıştı.Dolaysıyla iktidar karşıtlığı daha çok simgesel düzeyde kaldı.Yeraltı şiiri bu Hegelci anlamda sanatın ortadan kaldırılmasını bir gelenek olarak kabul etmesine rağmen iktidarın topluma sinmiş hücrelerine saldırmayı kendine hedef seçer.Toplumsal yaşamı biçimlendiren etik değerlere saldırmayı temel sorun olarak ele alır.

m)Yeraltı şiiri verili olan hayatın içinde anlam arar.Gerçek doğa içerisindeki ilkel insanlar gibi hareket etmeye çalışan avandgardlar gibi çatışmayı,sürtünmeyi ve toplum karşısında bireysel olarak tavır takınmaya çalışır.İnsanın doğal benliğini bu sürecin üzerine kurmaya çalışır.

n)Avandgard şiir kullandığı rastlantı, montaj ve alegori teknikleri sayesinde modern olmayı reddeder.Bütün niyet alılmayıcının dikkatini yaşama tarzının sorgulanması ve onu değiştirme gereğine yönlendirmektir.Yeraltı şiiri bu teknikleri en minimalist düzeyde kullanır. Yeraltı şiirinin temel öğeleri bunlardır.

 

 

Zate Zatturi

                              

           

 
   

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön