Abdülkadir Budak (1952)

 

Sana Bakmak

 
Göğe bakmak gibi bir şeydi anlaşılan
Açık mavi bir göğe, gündüz yıldızları olan
 
Sana bakmak gölde kayık olmaktı
Kış günü köy evinde soba olmaktı bir de
Yaz günü bir ağacın gölgesinde uyumak
Elma soymak gibiydi, kavun kokusu
İçimdeki hastaneden taburcu olmak
Sana bakmak bana hep iyi geldi
Sanki saç örgüsüydün salkım söğütte
Sana bakmak güzel olan her şeydi
 
Sokak kedisine şefkat, baltalara merhamet
Sana bakmak ağaçlardan yana olmak demekti
Bahçe mahkemesinde nergisin tanıklığı
Yoksul öğrencilere defterlerdi, kalemdi
 
Heyecanını yitirmiş istasyondum belki de
Gelen hiçbir tren beklediğim değildi
Yalnızlığa sarılmaktan kurtuldum
Çünkü yüzüne baktım çünkü yüzün ay
Işıtıverdi birden içimdeki geceyi
 
Sana bakmak yastan çıkıp dörtnala
Lunapark şenliğine geçmekti bir bakıma
 
Teneffüs zili kadar sevimli derslerdi yüzün
Çiçekten karneyle eve dönmekti
Bitmiş gibi konuştum, şaşkınlıktandır
Sana bakmak iyi değil, pekiyi
 
 
 

Kadın ve Nehir

 
İkisi de sürükleyip götürüyor ne varsa
Kadınla nehir arasında bir fark göremiyorum
Buluşuyor bir anlam iki ayrı sözcükte
Saçları omuzundan akıyor birisinin
Ötekinin mızrağı saplanıyor denize
 
Biri ihanet istemez, köprü istemez öteki
Kadından ve nehirden ancak aşkla geçilir
Biri geyik barındırır sularına eğilen
Öbürü bir avcıyı koynunda geliştirir
 
Maraton koşusuna benziyor ikisi de
Düş çalarken suçüstü yakalanmış çocuklara
Benim kadınım bir nehrin profilden fotoğrafı
Senin nehrin benziyor ateş emziren kadına
 
Bir halk ezgisi sanki, öfkeli ve tedirgin
Belki kalp çarpıntısı, yanardağ ve infilak
Nehir mi desem kadın mı, ikisi de olabilir
Ya iyi yüzme bilirsin ya sevmeyi adam gibi
Bir nehre ve kadına ancak böyle girilir
 
İkisi arasında bir fark göremiyorum
Erkeğinin yanında gözden geçirir kendini
Kadın sunar ruhunu gövde ambalajıyla
Dibindeki yosunun susuzluğunu bilir
Nehir ustadır artık köprüsüz buluşmada
 
Söğüt dalı olsaydım öper miydim bir nehri
Taçlandırırdı kadın aşkını haketseydim
İlle bir fark olmalı aralarında denirse
Biri denizi çağrıştırır öbürü uçurumu
Sal olduğumu bilirdim nehre düşseydim eğer
Ötekinde bir sınav sorusu olduğumu
 
Nehir: Doğada bir yatak bulmamaktır kendine
Kadın: Aramak değildir yatakta kendisini
Buradaki ayrıntı elbette önemlidir
Yine de diyorum ki, öyle büyük bir fark yok
Nehir eşittir kadın, kadın eşittir nehir
 
 
 
 

Kadın ve Şehir

 

Kara'ya bir denizden
 
1.
 
O şehre bir daha gitsen
Susuz kurbağa gidip göl olup dönsen
 
Açık şehir, kapalı bir kadına
Otobüsle değil coşkun ırmakla
 
O şehre bir daha gitsen
Mola gidip yolcu dönsen
 
Çekirdek gidip de elma
Kilit gidip anahtarlar
 
O şehre bir daha gitsen
Taş gidip sarmaşık dönsen
 
Paramparça bir kadın
Seni toplamaya kalksa
 
Yola kuyu çıksan da
Zirve dönsen buraya
 
Uyku gidip rüya dönsen
Hastane gidip lunapark
 
Karmaşık gidip de yalın
Teneke gidip de altın
 
Sesin bunca güzelken
Tel gidip keman dönsen
 
Kara'ya bir deniz'den
 
 
 

Hayatta Ben En Çok Annemi Sevdim



                                      
Can Yücel'e nazire

 
 
            Ona göre baştan beri iflâh olmaz biriydim
Babam korkuydu bana, annem yürek serinliği
En sevdiği oğluydum -bana hep öyle gelirdi-
            Uzun avcı öykülerini ilk ondan dinlemiştim
            Hayatta ben en çok annemi sevdim
 
            Sözümona büyümüştüm, ekmek getirirdim eve
Annem öldü, düşüyorum, koptu salıncağın ipi
Anahtarsız bir kilide benzediğim doğru şimdi
            Saçlarına tırmanırdım tutunup yıldızlara
            Kokusu kalmıştır diye kapandım odalara
 
            Kıyamazdı bilirdim şiirler yazan oğluna
Sevgilim terkedince benden fazla ağlardı
İstiridyeydi annem, içinden inci çıkardı
            Hergün daha da büyüyor yüreğimdeki yırtık
            Annemi anılarda bile bulamıyorum artık
 
            Babamın hemen ardından gitmesi gerekmezdi
Evinin badanasını yarım bırakıp erkenden
O gün bugündür bana gülden önce gelir diken
            Dedim ya anahtarını yitirmiş bir kilidim
            Hayatta ben en çok annemi sevdim
 

 

 

 

Buradan Bir Şiir Çıkar

 

Kürekler çekiyorsa acemi kayıkçıyı

Taşı annesi sanıp sarılıyorsa yosun

Şehirli desen peşine düşmüşse köylü kilim

Bir kapı ötekine buyrun efendim diyorsa

Bir pencere ötekine açılıyorsa örneğin

 

Burdan bir şiir çıkar ve ben onu yazarım

Irmağın altından geçiyorsa bir köprü

Aşk ağacın gövdesini sallıyor

Yaprak ondan fazla ürperiyorsa

Çivi zannediyorsa çarmıh İsa’yı

Çıraktan el alıyorsa bir usta

 

Rujun belirlediği bir kadın dudağından

Şu sözler çıkıyorsa yapma çiçekler çağında

“Gözlerim rimelliydi ağlayamadım”

Bir yenilgi daha almış olur gül

Ve ben bunun şiirini yezarım

 

Kuş sınıfında yer almış olmalarından

Bir şiir çıkabilir serçe ile kartalın

Koca dünya bir hamalı taşımaz

Koca dünya sırtındadır hamalın

 

Şiir deneylerle değil acemilikle yazılır

Otelin yolcuda dinlediği vakitler

Ateş üşüyorken dergiden kitaplardan

Nice Abdülkadir Budak’lar geçer

 

(Adam Sanat,Eylül 1997)

 

 

 

Seçim Sonuçları

 

Ahırlar içinden kır kokulu bir atlı

Adı gül olanını çiçeklerin içinden

Edebi sanatlardan şiiri seçiyorum

Sesim seçiyorum kör kuyulardan

Ressamlardan arasından Nuri İyem’i

Neyden hıçkırıklar ağaçtan orman

 

Ağrı adlı bir dağı ağrıyan yerlerime

Kadın adlarını içinden beş harfli olanını

En mahzun duruşumu fotoğraflar içinden

Kanatsız kuş resmiyle süslenmiş mektubumu

Postacıların greve gittiği günden

 

Kayığını kaldırma bağlamış biri

Yerine geçiyorum şu sıra Ankara’da

Dev konseri kaçırmış bir kemanın

Hüznüyle dönüyorum uzun provalara

 

Raylara bağımlı trenler hep

Kaybolmuş çocuklardan bir cumartesi

Annemi seçiyorum annemlerin içinden

Babalar içinden en genç öleni

 

(Yaşasın Edebiyat 6, Nisan 1998)

 

 

İşaretler

 

İşaretler bırakarak yürümeyi yeğledim

Acıydı pişmanlıklardı yenilgilerdi

Bağlanmaktı kopmaktı yeniden bağlanmalar

Kayık olmalardı ve su almalar

Yazmaktı kitaptı yerde yağmur bulutları

Az geride yanık kavak daha geride orman

Ortalarda bir yerde kalbimin kırıkları

 

İşaretlerden biri asfalt delen çiçekti

Bir başkası iyilikti tanımadığım birine

Ne bileyim öpücüktü terli alna uzanan

Bir baba güveni anne şefkati

Cırcırböceği olmak geceye ses vermek için

Gecenin gözleri ateşböceği

 

Naylonu reddetmekti işaretlerden biri

Karanlık kuyu ağzında ayın yansısı

Tüfek enkazları bir de, Hüseyin bilir

Kırmızı çiçekler açan bir balta sapı

 

İşaretler bırakarak yürümeyi yeğledim

Tuhaf işaretler anlamsız işaretler

Uçuruma köprü bunlardan biri

Soracaksınız bilirim:  -Neresi anlamsız bunun?

Ben toplarım o köprüden geçerken düşenleri

 

Bakmalar gömerek gözlerin çukuruna

İşaretler bırakarak geldim buraya

Sağır kulaklar bıraktım

Top sesleri arasına

 

Taşradan şehre gelmek önemli işaretti

Ve burada kendimi daha bir kaybedişim

 

Devrilmiş grev çadırı patlamış iki davul

Çalınmış emekler diğer işaretlerdi

Sebebi ben değildim bundan emindim ama

Yine de saatimin tersine işleyişi

 

Çoğu insan gibi ne az ne fazla

Ahşap çıkıp metal geldim buraya

 

 

Aşk Beni Geçer

 

Çünkü bacakları uzun, mesafe tanımıyor

Çünkü rüzgârın atında, büyük deneyiminde

Elbette aşk beni geçer haritayı kendi çizmiş

Dağları iyi biliyor, nehirleri de

 

Bir ateşin koynunda uyuyorken bile geçer

Serin su başlarında dinleniyorken bile

Ve ben onun peşinden kurşun olsam yetişemem

Okyanusa vardığında göle gelmiş olur muyum

O çınar olduğunda yaprak olur muyum ben?

 

Bir dille yetinirim, bütün dilleri öğrenmiş

Dumana tanım ararım, yangınlardan geçmiş o

Ben merdiven arıyorken çoktan çıkmıştır göğe

Bir kadının saçlarına takılıp kalmış iken

Ruhunu ele geçirmiş binlerce sevgilinin

Bende bir esimlik yel, onda her zaman deprem

Elbet aşk beni geçer

Tren rayların üstünden

 

Aşk şiiri yazdığımı sanırım, ne hafiflik

Destanı bitirmiş olur ben çıkarken ilk dizeden

Uçup gitmiştir evet dünyayı kanat eyleyip

Ben iki teleği yanyana getirmişken

 

Aşk beni bir daha geçer

Tren rayların üstünden

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön