Adnan Özer (1957)

 

Medresede İsyan II

'Kâinat' bölündüğünde ordaydım
bir soluk yaprak düştü payıma
arşa çıktım boynumun kuru dalından
deniz zambakları ektim gökbiryana

silin beni bu yaşamdan
silin silebilirseniz

beni katran, eski hint boyası
budak reçinesi
şair ve alçak

'Beşer' bölündüğünde ordaydım
hasta çocuklar düştü payıma
göğsümden indim öksüz düğünlerine
erikler kuruttum göbeğimin karışında
kılın beni bir rekâtta
kılın kılabilirseniz

ben şeytan ortağı
hasırcı bıçağı
şair ve alçak

 

 

 

Bozkır Vedası

Bir keder işaretidir bozkırda insan,
imge yüklü bir ağaç, salınır özür vadisinde;
yıkıntı gelir ardından, leş sırtarır tene.
Gün gelip bozkıra çıkınca insan
geniş bir solukla bakar kendine,
bakar varlıkların gözbebeğine;
Yüzünde bidüzüye yağmur,
yollanır Tanrı'nın metruk evine.

Nicedir terk edilmiş, nicedir zamansız,
son bir uğultu bile yok cezadan ve şefkatten.

 
Bozkıra çıkınca sorar insan, neden,
neden Tanrı bize karşı böyle meraksız...

 

Bir toz bulutudur bozkırında insan...

 

 

(Veda Şiirleri’nden)

 

 

Kafileler


Ne arıyorum çarşıda
tezgâhlardan düştü ellerim
ne alıp ne satmaya
uzun sokaklar düşlemek benim işim
yaza bakan, kireç boyalı
koştursun güneşin limondan atları
alkışlanarak
çırakların çürük lastik kokan nefesleriyle

kimin aslıyım ben
ne yüz oldum ne ayna
azdı gençliğim
aya doğru tutulan çarşaflar arasında
anladım hep aynı kadındır sokaklar
yokuşlar gevşemeyen orospular
ne pamuk ne de zambakla

tarih olsun diye geldim buralara
son kez Ferat'ta yıkadım saçlarımı
billûr çıkardım eskiden
daha sığ bir deniz için
koridorlara girdim sonra
büstlerin ezdiği zamanı kullandım

boşuna,
telâşlanmaz artık şehirli
yaka yırtıp ünlesem
göstersem
varoşlara sürtünerek geçen kafileleri

kafileler kafileler
barbar Atilla'nın taylarıyla çekilen
şehirler kuruldukça
uğraklar yitiren kafileler
geçerler yine de
varoşlara sürtünerek geçerler
'yeryüzü hep delikanlı' diye haykıran
yiğitlerle dolu kafileler

 

"Kine Ez?"


Bir devir aşk diye beni doğurdu
Aldı bedenimi Mağrip sıtmalarından
Nil diplerinden söktü ruhumu

Sisli denizlere açıldım bir zaman;
ne altın ne meyve,
yad olsun keşfettiğim kıyılar
Zamanın hayatla içlendiği çöllerde
bir çadırım olsun yeter
Ne göreceğim aynalarda
çağ bütünüyle yanılsama
İşkenceye alınıyor eşkalim:
Şehre yeni bir şamata
Gün gelmiş süslü satraplar ünlenmiş
kaç defa ay doladıysa göğsümü
kaç defa bulut püskürdüyse ağzım;
hileli bir rakam düşürdüler sorguçlarından
kadınlar, müziği halka sayan

Ey halk! Ey halk! diye çağırdığım
zaman haritasında körfezler gibi çekilen
hayale dalan rüzgârın önüne
sergiler ve dut yaygıları açan
insanlık eğrileri, ketenpere çömezleri

Yandım daha çağlasında bademin
Bahçeler gözüme yeni bir şöhret
özürün bir köşesinden öbürüne
kenar otu oldum, bir fiy û care
ben oldum, ben oldum
ben oldum da ne buldum Temmuz'un kınnabında
giderek lâl kafiye
göllere vehmedilen gül dolaklı şadırvanda
ama yine "gülün ölüm çağında".

 

Yol Şarkıları III

 

Geçiyor Balkan günlerim

bir elmanın nazik soyuluşunda.

Kalp de yaradır, diyor ayazda türküm,

kanıyor her yola koyuluşumda.

Ölümün dişlediği bir meyveymiş geçmiş özlemi,

çocukluğun çürüyüp yapışması deriye.

Ah, o kar fısıltılı bahçeler

dedemi, amcamı, hele de babamı

çağırırlar mı geriye...

Trakya, nasıl ayrıldım senden

sıvalı kerpiç bacalardan duman tüterken.

Nasıl da camlarda kaldı süzgün gözlerin, akraba hayat.

Dur durak yok, bir daha siliyor evimi her seyahat.

Evsizin evini özlerim şimdi, eşikte gölgesiyle.

Ah o inatçı, gürlek meşeler

kökümü, omçamı, hele de ilk sevdamı

tutarlar mı biteviye...

Balkan içleri, bodur, kavi meşeler;

kuru bir öksürük içimde keder.

Bir karaduygundum ya, vereme kardım sonunda.

Canımın içini özlerim şimdi, üşüyen nefesiyle;

İstanbul dönmesem sana,

dönmesem çirkin ekmek kavgasına,

annemi aldın, süründürüp hastane kapılarında,

bir karım vardı, dağ arpası saçlı, onu da aldın.

Dökülür şimdi ıslığım, ayazın ırmağına.

Ah, Trakya, kumru cumalar, üveyik cumartesiler ülkesi,

cesedim dönecek elbet sana, göçmenliğe hatıra...

 

(Gösteri, Ocak 2002)

 

Akdua

 

ölülerin ak ayaklarında açar zambaklar

(zambaklar) yer kurtlarının tezgâhında dokunur

senin - kötüler kötüsü -  yüreğin bunları bilmez

 

ölülerin ak soluklarıyla büyür zambaklar

(zambaklar) mahşerin ak bildirisidir okunur

senin -yetimler yetimi- aklın bunları almaz

 

şairlerin ölüm çiçeğidir zambaklar

(zambaklar) çocukların karbeyaz uykusudur

senin -mutrıplar mutrıbı- gönlün bunları çalmaz

 

zambaklar gün gelir şairlerin başucuna sokulur

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön