A.Hicri İzgören (1950)

 

Bir Ömür Yetmez

 

Bahtı teninden yanık bir serencamdı
Bir ömrün bana giydirdikleri
Kaçamadım şerrinden şamarından feleğin
Daha tüysüz bir çocukken dilim dağlandı
Yasaklarla korumaya alındı bütün düşlerim
 
Ardımsıra kurallar devriyeler gezerdi
Başım üç numara traş trahomlu gözlerim
Babamın ters-yüz ceketi gibiydi hayat
Acısı bol bir ağıt gibi dururdu bedenimde
Ya da sokaklarıma dar gelirdi.
 
Parçalanmış bir aynada büyüttüm kendi kendimi
Kurşun eritilirdi başımda okunmuş sular içerdim
Boynumdaki muskaya havaleydi bütün hâllerim
 
Hem takdir hem tekdirlik bir mektepliydim on beşimde
Yağmurlar ve şarkılar kardeş gibiydi
Şarapla tanıştığım rüzgâra bulaştığım bir takvimdi
Hepsi bir şiirin eskizleriydi belki
Sonraki yaralarıma sargı bezleri
 
Ten çıra olmamıştı yazgım henüz bakirdi
Giz yüzle tanıştı sonra boynunu sıktı muska
Bir tren yolculuğunda bozdum bekâretini
 
Sonrası âhir zaman kahır mevsimi
Yenildiğim yıllardı kapılar kilitliydi
Rüzgârsız kaldım dilim paslandı otuzumda
Tezgahlarda boylu boyunca ertelendim yarına
Gözlerinin düsturuyla kırdım gecenin çemberini
Kaç arkadaş daha silindi kütüğünden
Notalara söz oldular şiirlerle kutsandı isimleri
 
Kırk kere bozmuştum tövbemi kırkıma geldiğimde
Sığınacak bir dergâhım da yoktu üstelik
Biraz daha büyütmüştüm yaramı
Bende gözlerin kaldı o şarkının sözleri
Bu biraz da kendimi seninle tanımlamak gibidir
Orda saklıdır dünyanın bütün hazineleri
Kutlu bir mirastır elbet
Bir ömür yetmez anladım
Yazmak için bütün sen'leri
 
 
 

Kılıç Artığı Poe-tik-ler

 

I

Masallarımız aynı düşlerimiz bir
Aynı ateşin yaktığı ağıtlardan geliyoruz
Kentin en uzak köşeleri
Hüznün ele verecek seni
Öyle mahzun bakma çocuk
"Devletin ve milletin bekası" zedelenir
 
Orda aşka yardım ve yataklıktan
Sabıkalıdır şiir
 

II

Acı ata yadigârıdır
Bin yıllık bir tarihi var
Beni bana kırdırır
Kehribar bir tespih gibi
Çek çek bitmez
Kimi zaman yaşayıp yaşamamak
Birbirine eşittir
 
Orda zembereksiz bir saat
Kırık bir keman gibidir şiir
 

III

Hüznü bir bohça gibi vurup sırtına
Söyle hangi acısıydın viran evlerin
Kanlı bir mendil kaldı geride
Serin bir su yavru bir kuş gibiydi
Meçhulümüzdür nasıl bir ölüme gelin gittiği
 
O mendilin kokusunda
Kanın dördüncü halidir şiir
 

IV

Maskeler atılmış roller ve replikler
Derin bir uykuya dalmıştır
Bir şarkıda ağlarken
Bir çiçeği sularken
Onlarla konuşur görürsem seni
 
Demektir
Şiir yeni çığlıklara hazırlıyor kendini
 
 

V

Hepsi de yaralı bir cerenin resmidir
Açılırsa bir sayfası unutulmuş defterin
Orda herkes kendi payına düşen
Bir yangınla karşılaşacak
Ve görülecek
Kaç kadın ezilmiş ayak altında
O canavar evlerin
 
De ki 
O defterin dipnotlarıdır düşünde düş görür şiir
 

VI

Piyasa şartları nedir
İstatistik yasaları ne söyler bilmem ama
Bir avuntu bulunur her zaman
Peşin fiyatına taksitle
Biraz etik estetik
Biraz kolesterol biraz turnusol
Vazife ulufe biraz felsefe
Bunca havar hiç rayting yapmıyor demek
Vatanperver bir münevver olarak
Sizin bu konuda bakışınız kaç amper
 
Belki de
Turnusolün sudaki rengidir şiir
 

VII

Daha yirmi dört saat
Hayati tehlikesi var diyor doktor
Durmadan morfin yapıyorlar
Kurtulsa da izi kalırmış
Yüreğini ezmiş aklının paletleri
 
Bir saatin tik-taklarıdır orda
Beşinci mevsimin adıdır şiir
 

VIII

Biz mi taşırız aşkları
Aşklar mı bizi
Şimdi hangi kentte
Yağdığını unuttuğum bir yağmur
Ertelenmiş bir aşkın saçlarını yıkıyor
 
O günden beri
Öznesi yaralıdır şiirin
 
 
 

IX

Orda yıldızlar daha parlaktır
Aynalar daha ayna
Yaşamaya başladığın an
Biraz daha koyulaşır ağaçların yeşili
 
Orası
Şiirin kendini göndere çektiği yerdir
 
 

X

Sensiz paslı bir çivi gibi duruyorum
Bir duvarın yüzünde
Ateşe ve rüzgâra dair bir dize kuşan
Bu geceyi teslim al
Bir selam uçur bana
Hâlâ bir sabah serinliği ise adresim
 
İnsana dair her çığlık
De ki şiirdir biraz
 
 

Parça Tesirli

 

Mührü kazıdım dağıttım sihri

Bir dildim sende aksanımı yitirdim

Tarif ve tanım hükümsüz artık

Bende kaydın silindi

Gören yaksın her kimse o anı defterini

Bu hayata bir intihar borcum var biliyorum

Yarım kalmış bir yürüyüş oldum hep

Açıyorum yeniden kapının çengelini

Gören hayra yorsun beni

 

Çok örseledim demek hayatı yordum

Eski bir meselden esinlenmiştim oysa

Karın güneşe mağdurluğu gibi oldu hep

Bir düşe telefim yine

O malum heceye hep-yek geleyim şimdi

 

Önce söz vardı şimdi yok

Aylardan yağmur olsun istedim takvim ikindi

Belki doğru okuyamadım silikti ayak izleri

Bir keder uyak istedi benden

Aşktan sızmış bir makama

Heder ettim kendimi

 

Sabıka kaydım sorulmasın ne olur

Ben hep telaş oldum cinnet yazıldım sana

Hepsi bu işte belki bir körün gözleri gibi

Biz seninle iki mutlak kaderiz artık

Kuş dili bir zamana bütünlemeli

 

Kim demiş ömür kısa külliyen yalan

Varsın keyfe keder bir darbe olsun

Yeter ki doruktayken vurulsun parça tesirli

Bir rüzgâra gömülsün her aşk şiiri

 

Bir karşı-devrim gibi

 

(Yaratım, 6)

 

 

Çığlık

 

Bana kanlı mühürler kaldı

O tarih tacirinden

Uçurumlar çığlıklar ve ölüm tarifleri

 

Bildiğim tüm masallardan topladım acıları

Yakama iliştirdim

Yaşamak dedim adına sığınaklar emzirdim

Bütün sözcükleri yüzleştirdim ateşle

Anlatamadım günlerin cehennemini

 

Ajans haberlerinde kirleniyor insanlık

Bütün sevinçler çarmıhta hızla yaşlanıyor

Çocuklar

Bozguna uğramış aşk düşürmüş bayrağını

Geceler unutmuş sevişmeleri

 

Tanrılara bulaştırmak için bu cinneti

Deliyorum aşkın ambargosunu

Yeniden yollara vuruyorum kendimi

 

Teninden soyunsun artık çığlıklar

Şimdiki zaman’a çekiyorum bütün fiilleri

Bakışlarında köprüledim uçurumları

Uyak olup düşüyorum dünyanın gözlerine

Taze bir çığlığım artık bu kontra mevsiminde

Herkesin biraz  “faili” olduğu

“Meçhul” bir cinayetim şimdi

Bana katliamlar kaldı

O tarih tacirinden

Ağıtlar sürgünler ve muhbir suretleri

 

Bütün yenilgilerimi  temize çektim

Ölüm boy veriyor artık

Düşlerimle suladığım topraklarımda

Gözlerine ayarladım tüm imgeleri

 

(Evrensel Kültür, 14)

 

 

Parya

 

Bütün masalları tutuştu çocukluğumun

Acıyı bir mayın gibi gömdük toprağa

Şimdi alevlerle yazılıyor güncemiz

Göçüyoruz

Yürek bir yangın yeridir artık

Kalmadı ardımızda su dökenimiz  

Korku bir mevtadır artık gecenin kollarında

Bir eylül dolunayına defnolunur

 

Göçüyoruz

Bir çocuk gibi elinden tut

Yıkılmış ve yakılmış anıların

Bir tutam kuş sesi sür damarlarına

Git kendi rüzgârını bul

 

Yüreğini yokla bir parça umut kalmıştır belki

Yolların nabzını dinle dağların uğultusunu

Koyaklar yankımızı saklar dönüşümüzü bekler

Kırlangıçlar unutmaz adresimizi

 

Tarihin tabanları sızlıyor artık

Sararmış o kirli belgelerle yaşıttır gurbet

Yollar çok eskiden tanıyor bizi

 

Göçebe bir paryayız sanki

Nerede konaklasak kesik bir kol gibiyiz

Kimseler bilmiyor bu susuşlar nereli

Bir kilim deseni anımsatıyor çocuklara

Nüfusa kayıtlı oldukları yeri

 

Bir çağın son çeyreği yanlış kurmuş denklemi

Patikayla dağları ayrı şeyler sanıyor

Acıyı unutuyor hesaba katmıyor toprağın belleğini

Ey yaraları sağaltan zaman ey kalbim

Tez elden hükümsüz kıl kalıcı olmasın bu şiirim

 

(Evrensel Kültür, 36)

 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön