Ahmet Ada (1947)

 

20 Mayıs 1947'de Ceyhan'da doğdu. Nazire Ada ile Ahmet Ada'nın oğlu. İlk ve ortaokulu Ceyhan'da okudu. Ceyhan Lisesi'nde okurken öğrenimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. Çeşitli işlerde çalıştı. Kayseri'de devlet memurluğu yaptı. 1993'te emekli oldu, 2002 yılında Mersin'e yerleşti. TYS üyesi. İlk şiiri 'Tabuttur Kitaplar' 1966 yılında Soyut'ta yayımlandı. Sanat ve edebiyat dergilerinde şiir ve şiir üzerine yazılarıyla göründü. Kimi şiirleri Fransızca, Almanca, İngilizce, Kürtçe dillerine çevrildi. 1980'li yıllar şiirinin önemli temsilcileri arasında yer alır. Şiirlerinin İkinci Yeni şiir havzasından beslendiği gözlense de kendine özgü lirik bir şiir kurdu. Gerçekçi tutumlardan beslenen, destansı, lirik, hüzünlü ve incelikli şiirler yazdığı eleştirmenlerce dile getirildi. Uzun ve epik özellikler barındıran şiirlerinde göç, savaş gibi olgulara insanî bir perspektiften bakan çok sesli bir şiire yöneldiği görülür. Poetik yazılarından oluşan Şiir Okuma Durakları (2004) adlı kitabı modern şiir bilgisi içeren bir el kitabı olarak değerlendirildi. 2006 yılında Çukurova Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi'nde '40'ıncı Sanat Yılında Ahmet Ada'nın Şiiri' konulu bir sempozyum düzenlendi, sempozyum bildirileri Ahmet Ada'nın Şiirine Bakışlar adıyla yayımlandı (2009).

Yayımlanan şiir kitapları: Gün Doğsun Gül Üstüne, 1980; Acıyla Akran, 1983; Yaz Kırlangıcı Olsam, 1985; Yitik Anka, (ilk üç kitabın toplu basımı), 1993; Aşk Her Yerde, 1990; Vakit Yok Hüzünlenmeye, 1992; Günyenisi Lirikler, 1992; Taş Plak Gazelleri, 1995; Küçük Bir Anmalık, 1996; Begonyalı Pencere, 1998; Denize Atılan Çiçek, 1999; Gökyüzünün Fıskiyesi, 2003; Denizin Uykusu Üstümde, 2004;  Kantolar, 2006; Yeni Kantolar, 2007; Sonsuz At (Seçme Şiirler), 2009;Sözcükler Denizi, 2009; Taşa Bağlarım Zamanı, 2009.

Poetika : Şiir Okuma Durakları, 2004; Şiir İçin Boş Levhalar (2006); Modern Şiir Üzerine Yazılar (2008).

 

 

Sonbahar Yitiminin Ezgisi

 

 

Bak ben bir çocuktan çıktım haylaz sarışın

Yüzümü güneşe tuttum, aykırı bir çocuktum

Buğday başakları arasından dünyaya gülümseyen

 

Bir sonbahar yüzümü yağmurda eskittim

Aynaları öptürdüm, aynaları dünyaya tuttum

Kuşlar uçuştular içinden dört bir yana

 

Ey sonbahar! Yaprak yaprak savruluşun büyüsü

Sevgilerimi sıcak sakla, acılarımı dağıt git

 

Bak ben bir çocuktum sarışın kiraz küpeli

Suçum yok sendelediysem bir aşk yangınıyla

Çünkü ölümdü ayrılıktı yalnızlıktı

Kalbin akan sesiyle daha yeni tanıştım

 

Bak ben başak kadar çocuktum ablası olmayan

Şiir çektim ayrılıklarla gölgelenmiş aşklardan

Uyanıp her gece uykudan denize açıldım.

Ah denize gömseydim denize gömseydim

Av şarkılarımı, ayrılıklarla biten aşklarımı

Ay bütün gece dizlerimde kanadığı zaman

 

Bak ben okuldan kaçtım üstüm başım kırağı

 

Kıskandım kuşların ulaşamadığı başı dumanlı dağları

Günlerdir kendime yakıştırdım, kuşlar yağdı şakaklarıma

Sonra yürüdüm her duvara bir pencere açarak

Yürüdüm dilimin ucunda yaprak döken bir türkü

 

                                         (Aşk Her Yerde’den)

 

 

 

Seni Çok Seviyorum

 

 

Yağmurda bekleyeceksin kirpiklerin uzayacak

Akşam inecek birazdan

Issız asfalt yollara incecik akan sulara

Yürüyeceksin usul usul kirpiklerin ıslanacak

Seninle yürüyecek sevda

Mermer kaldırımlardan

 

-Seni çok seviyorum diyecek

Yüreğini uçurtma yapmış kız

Sen bakınca yaprak döken kız

 

Yürüyeceksin haylaz

Yüreğinden uçarılıklar geçirerek

Yakanda kokusunu veren bir çiçek

Mutsuz biten aşkları sorgulayan

 

Seni çalışacak masa, su dolu bardak

Uyanınca uykusundan o genç kız şimdi

 

                        (Aşk Her Yerde’den)

 

 

 

Ertelenmiş Gazel

 

 

Kır kahvesinde çay söylerim sonbahar gelir

Yaprak üşür uçuşan elbiselere dolan rüzgâr gelir

 

Cemal Abi durup havalandırır dizelerini

Sonra Kadıköy’e iner kar gibi yağar gelir

 

Bir özür müydü yaşadığı yanlış macera

Yoksa bir ödeşme mi darmadağın yalnızlığa

 

Bilirim depoya çekilmiş tenha bir tramvay delisidir

Aşkı yüksek sıradağlar dizisi kadar eskidir

 

Öyle külhan ve başıbozuk yaşadı bir zaman

Bu çalık ömür düşer bir gün tekrar yollara

 

                   (Vakit Yok Hüzünlenmeye’den)

 

 

 

Şehnaz Longa

 

 

Gelincikleri soruyordun ya erken saatlerde

Sokağın ucundan baktım yoktu ovada

Yelkovan kuşları vardı denize doğru uçan

Mekanik çığlıklardan haberli, minarelerden

Çatılarda dem çeken güvercinlerden

 

Oturmuş düşlerini örüyordu yaşlı bir kadın

Avucunun içinde dağ göllerinin sesi

 

Baktım eski güneş paltosunu çıkarıyordu

Kapılardan sızıyordu sokağa şehnaz longa

 

Gülleri soruyordun ya güz geldi işte

Küstüm ben mayısa, bahar kuşuna

Umut türküleri yağmurun sicimlerine düğümlendi

Baktım güne sızıyordu şuradan buradan sonbahar

Tentelerin, ipek sedirlerin sesine

Sonra mahmur gözlerine düşrengi

 

Taşıttan indim yağmur dindi birdenbire

Baktım içimde ezik bir yaprak sesi

 

Yürüdüm, sarı yapraklar uçuştu önümde

Gün ikindi oldu çiçeksiz işsiz gün

Çok şey yazıldı ya kırık bir hüzün

Hep vardı kalbimde, kalbimse kaldı

Denize karşı bir park kanepesinde,

 

Resim çektirdim sesim de çıktı sessizliğim de

 

                              (Günyenisi Lirikler’den)

 

 

 

 

Solgun Ablalar Gazeli

 

 

Eski gramofonlarda gül sesi eskir yaz gelir

Belli ki yaz değil kuşlar göğünden ablam gelir

 

Ablam gül yetiştirir çiçeksiz balkonda

Solgun bir nehirdir gövdesi, umutsuzluğu sular gelir

 

Annemin başında kocaman bir şapka. Girit’ten

Gelmişiz biz, ablam sevda şarkıları sular gelir

 

Solgun bir halk şarkısıdır ablamın gölgesi

Külhan bir ay çıkar, kapı önlerini sular gelir

 

Ben şuraya koymuştum plakları, şimdi kış abla,

Bir gün çalınır radyolarda dünya içre zaman gelir

 

                                    (Taş Plak Gazelleri’nden)

 

 

 

 

Yağmur Yağardı da

Şemsiyesi Olmazdı

 

 

Yazsa eski bir pencere gül açılırdı

Kimi zaman da ay ışığı çocukluk yıllarından

Balkonları Akdenizli evlerdendi evleri

Horozibiği aslanağzı fesleğen kokardı

 

Saçları okşanmak için miydi evet öyleydi

Üstelik yağmurda göğe doğru uzardı

Yağmur yağardı da şemsiyesi olmazdı

Arka mahallede ceplerine yağmur dolardı

 

Sesi siyah beyaz mıydı evet öyleydi

Bir hüzün sonbaharı ki hep oydu

Diyelim çeşmeler dondu, dallar kırıldı

Kış oydu, içimdeki fırtına o

 

Bütün kış saçları portakal kokardı

Oydu mahallenin göğe ağan kızı

Yalın bir kışı başlatan oydu

Yağmur yağsa saçak altı arayan o

 

Bir ayrıntı değildi saçındaki kurdela

Kirpiklerinin bir buluta özenişi

Kirpikleri mavi miydi evet öyleydi

Yağmur yağsa mis gibi yağmur kokardı

 

Yağmur yağardı da şemsiyesi olmazdı

 

                  (Küçük Bir Anmalık’dan)

 

 

 

 

Yüreği Kuşhane

 

 

   Kuşlarla çevreli bir akşamüstü. Kapı önüne gün

bakışlı kadınlar oturmuş, konuşuyorlar sessizce.

Sevda sözcükleri açık bırakılmış pencereden geçi-

yor. Birkaçı göğe asılı çamaşırları topluyor. Biri

var, bekliyor beni. Yağmur yürüyüşlü biri. Kapı

eşiklerinde yüreği serçe. Odası yaz kokuyor. –

Ona bir sepet üzüm götürsem, sevinir mi dersin?

Bir kuşhaneye döner mi yüreği?

   Dönüp bakıyorum geriye: Yüzü bir hüzün

güzelliği.

 

                                       (Begonyalı Pencere’den)

 

 

 

Siyah Beyaz Bir Fotoğrafta Annem ve Ben

 

 

Annem bukleler örerdi saçlarımdan kış günleri,

Sevinci hemencecik yağmur çiçeğiydi, iyiydi,

 

Annem ve ben rüzgâra asıp şapkamızı,

Bir gün resim çektirdik, bir kış ikindisiydi,

 

Ben beş yaşında çocuktum kış sokaklarından,

Annem geçerdi içimden, düşünmeden

Sevgiyi kim bilir nelerle ödediğini

 

Galiba yazdı gök güzelliğinin değişilmediği,

Her yerde kuş gölgeleri, ayak izleri, yalınlık belki,

Öyle bir mevsimdi annemin sevgisi

 

Annem sevgi terzisiydi yüreği Türkçeye teyelli,

Keşke annem için biçilseydi gök ekini

 

                                 (Denize Atılan Çiçek’den)

 

 

 

 

Onun Evi Kuşlara Yakın

 

 

Onun evi kuşlara yakın, ne iyi

Bir kuş konsa sesine bozkırlar başlar

O şarkı söylediği zaman

Sessizliğe uzun yağmurlar yağar

 

Giyinmiş yalnızlığı, öğle sonu

Bakışlarında kesilmiş çiçek sapları var

Penceresinde gökyüzü, kuşlar

Nedense bir şemsiye gibi açılmışlar

 

Bir şey var onda olmaması gereken

Unutulmuş anılar gibi hüzünlü

Uçmuş gözlerinin mavisi

Dalıp dalıp gitmesi ondan

 

Yine toz alıyor, toz alışlarında

Bir yanlışı düzeltmenin rahatlığı var

Dursa biraz, sokaklar, kırlar

Bir bir penceresinden geçiyorlar

 

İyi ki birçok çiçeği var

Otursa bir yüzyıl çocukmuşçasına

Çiçeklerle konuşmaya başlar

Aşkı, ölümü, bir çeşit ölümsüzlüğü

O beyaz tutumuyla konuştukça

Bitişik binadan kuşlar uçar

 

              (Denize Atılan Çiçek’den)

 

 

 

 

Terleye Terleye

 

 

durduğum yerde terliyorum mersin sıcağında

rüzgâr sıcak esiyor denizden

denizden çıkmış bir atım turuncu mavi

bir at gibi terliyorum

bir şair gibi rengarenk şiirler içindeyim

bir gün gerçekliğin peşinde fır dönüyorum

bir gün senin belalın oluyorum

bir gün bir yüzükten geçiriyorum baharı

bir gün de yüzüğü parmağına

sıcağın içindeyim sıcaktan geçiyorum

havuzların fıskiyeleri serinletmiyor

belki yağmur yağacak birazdan

ıslanacak duvarlara asılı che’nin resmi

portakal ağaçları gelin duvakları

nar incir yasemin samanyolu yıldız

yıkanmış ışıktan geçecek bir gün

bol yağmur bol ışık bol keder

babam öldü tonlarca yükün altındayım

terliyorum yalnız bir at gibi

erken gelen yaz gibi

 

kalbim keder tütüyor

öyleyim işte bir dağ kederi içinde

 

            (Gökyüzünün Fıskiyesi’nden)

 

 

 

 

Monolog

 

 

Bazen somut bir nesne, bir görüntü ya da

bir yaşantı parçası ya da anlık bir duygu

dramatik monologlar kurmama yetiyor. Bazen de

bir hamamböceği ya da kuytu yerde bir

örümcek ya da omzuma düşen sıva parçasıdır

şiir yazma nedenim. Kavanozlar, mutfağa giren

Naz, kapının sesi ya da ayrıntılarla ilgisi olmayan

kullanılmamış bir sözcük yetiyor. Kılıç

gibi parlayan bir şimşek, birkaç çiçek adı.

Her şey yarasıyla oynayan çocuk kadar

saydam. İnsanlık değerleri – belki en çok

bunun için yazmam gerekiyor. Yonta

yonta sözcükleri.

 

                        (Denizin Uykusu Üstümde’den)

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön