Ali K. Metin(1964)

 

1964, Bilecik-Söğüt doğumlu. G. Ü. Basın Yayın Y. O.’nu bitirdi. Bir kamu kurumunda görev yapıyor. Edebiyat Ortamı dergisinin (1997-1998) yayın yönetmenliğini yaptı ve dergiyi 12 sayı çıkardı. Kökler dergisinin kurucuları arasında yer aldı, derginin yayın danışmanlığını yaptı.

Edebiyat Ortamı ve Kökler dışında Kelime, İkindi Yazıları, Dergâh, Yedi İklim, Hece, Atlılar gibi dergilerde şiir ve yazıları yayımlandı.

Yayımlanmış eserleri: Sürgün ve Atlas (şiir / 1999), Bir Yangın Tenhası (şiir / 2004), Barbar Senfoni (şiir/2006), Yazıyla Solumak (eleştiri / 2002).

 

 

Sürgün ve Atlas

 

Bir dağı yırtarak çoğalan ırmak gibiyim kanayan bakışlardan

Bozgunlarda kırıla kırıla büyüyen bir kanat sesi

Göğsümde soluk soluğa atların kavuran nefesi

Lal olmuş sesiyle anıların yürüdüm

Bir fecrin tuvaline düşler çizerekten hep

Dolandım gözlerimin ateş tünellerinden

 

Şakağımda gecenin ıslıklarıyla

Ne deliren bir karanfil ne kösnül yangınlardı sürükleyen

Batıp çıkan yelkenlerdi ne yapsam

Ay ve fırtına kırıklarıyla hep içimde

 

Sular dondu böyle kül kokulu bir küheylan alevinde

 

Geceyi teyellerken nabız seslerim

İçime açılan kar çiçeği bir atlastı

Yankılandı birden gizemiyle yağmurun ve susuzluğun

 

Kirpiğime acının kırağısı

Büyülü acılar üşüşürdü rüyalarıma bir ayın gelgitiyle

Üşürdü sesim düşkıran mevsimler boyunca

Ürkünç dalgalarla çarpıyordu göğsüme moraran duyarlıklar

Ufkun dibe çöken tortusu gibi batmış tekneler birden

 

Devinirken kumdan kalelerde utangaç kokusuyla

Savruldu oradan oraya toz duman içinde yüreğim

Sonra denize dökülen lavlar halinde

Hem köpüren bir zehir hem suların yürüyüşüydü susuşum

 

Zamanı boyardı kan, ah al kan ellerim

Baksan zifiri bir karanfil açardı durmadan

Baksan yüzümde fırtına sonrası bir kül kaldı

Ne mavi sular ne eylül halkaları

Kumçiçeği büyüten bir ıslık belki kaldı

 

Karanlığa bürünmüş hüznün imgesi bir de

Bir yaranın umutlarla kanayan ağzında

Eriyen kar depremleri günlere mevsimlere

Köpüren akşam, uzağa dökülen yıldızlardı birer birer

Döküldüler ağır ağır kırmızı kırmızı

Kanamalı bir göğün yaprakları gibi

Döküldüler savrula savrula

 

Kalbim alanlara gömülü bir fitilin ucunda

Atlasına bürüne o sürgün uğultusu

Bir gök ağrısında kuş telaşlıyla ah

Paslı bir bıçak gibi kaldı susuzluğum

Yollarda bozgunlarda ateşlerde

Çığlıklar halinde ufkum hayallerim

 

 (Sürgün ve Atlas’ tan)

 

 

 

Yürüyüş

 

En yaban en kuytu yerlerinden soluduğum hayatın

Alnında kör bir bıçağı gezdiren ben

Sarsıcı derinlikler çizerdim boşluğa

Kirpiklerimden süzülürdü ay benekli kelebek

Uzayan sakallarımla bakışımlı

Sol yanımda açardı birden kuşluk çiçekleri

Yaralarımı kanatarak mavi poyrazla hep

Ve toprağa kabartıp ölümün kapkara saçlarıyla

Alevlere tutunurdu göğsümde balkıyan tan

 

Kalbim, o derin uğultu hızla akardı

Vahşi bir kök gibi kadim ırnaklarda

Oysa günün irin kokan ağzıyla sokaklar

Bükülen bir karanfil aksi içinde…

Ağır ağır gemilerini yakan ıssızlık

Kuş çığlıklarını geçiriyordu ateşin çemberinden

 

Hayata en harlı parmaklarımla çünkü dokunurdum ben

Ürkünç, kuytu ve sanrılı yerlerinden

Bunun için göğsüme saplı o cam parçası

Bundan işte çıldırırdı sarnıçlarım gök gürleyince

Damarlarımda sürgit patlamalar gibi

Denize dökülen bir karanfil karanlığı

Yakut kanatlı öfkesini vuruyordu içime

 

Ve tutuşurdu ansızın gecenin bütün susuzluğu

Sırılsıklam büyülerdi o göçebe suskunluk

B,ir yaranın ağzıyla kanırtılmış düşler

Sıçrasam gövdeme, uzansam ateşin çitlerinden

Ağır balçıklar saplanırdı sesime

 

Hayat en yaban yerlerimden yankılanırdı böyle

Yürüyünce ben yürüyünce ırmaklar içime

 

(Sürgün ve Atlas’tan)

 

 

 

 

Bir Yangın Tenhası

 

                                        -İlk Sağanak-

 

Sen uzaklara bürünen

Güzün  yaslı evladı ey

Dilimde senin için bir şimşeğin kavı

Senin için terkisinde kan taşıyan rüzgar

Hançer sesli karanlık

Göğsümde güneşten bir çarpıntıdır

Tunç bir nehri çağırışım senin için

Yağmurdaki azamet

İçinin  buzları erisin için erisin için

Bir atın şakaklarına oyulan keder

Yırtıcı bir bahar hazırlığı senin için 

Şiddetim sırrım kardeşim

Dinle bak!

 

Acıya mıhlanmış bir seferi

Bir deniz tiryakisiyim kavimsiz topraklarda

Ardımda barbar düşlerin  kırbacı

Sadağımda zifiri bir kin

Yumruklarım belki epik ibrişim

Ölümcül bir tozum şehrin surlarında

Yitik sözlerin kuyusu  

Ben ki kaç bıçağa sürülmüş bir susuzluk ah 

 

Ay kümbetlerinden

Sanki dokunaklı bir heyelan

Bir bağbozumu renginde vuruyor yüreğin 

Avucunda depremli bir ömrün kabzası

Göğsünde vurgun kırıkları var bilirim  

Gide gide bir yalnızlık üşümesi

Gide gide uçsuz umarsız ey

Parçalanmış yüreğin encamı

Katran bir  çırpıntısın orda

Amansız sivri kargılarla sen

Göğü alazlayan bir  sis tomurcuğu

Gibi birden gibi belki gibi ürkütücü 

Bir  çöl ifritiyle göz  göze

Kendin için terli bir telaştın sen

Sendin o  damarları zonklatan kıymık

Bir yağmur tazeliğinde açılan yara

Ürkünç sorular halinde

Kendinle dişe diş göze göz

Geçitsiz

Bir yangın tenhasıydı seninki

 

Yanınsıra büyüyor  

Aşkın oymağına yeminli bir ırmak

Kundağında ateşin

Akik nefesler, tekmil ürperişler

De ki bir bozguna bulanmış

Zakkum kardeşliğin adına

Sürgün süren anafor

Kalın bir sisin

Gırtlağında:

 

Bir deniz sesiyle şimdi! Sözler

sözleri eşeliyor. Geceye

saydam mührünü vuruyor  ay:  Aşki

kıpırdayışlar için. Sen ki ruhumun

yaslı atlısıydın çünkü ve  karaşın

hayallerin.  Bir yağmur kuşu yüreğine

vurup durmaktadır öyle.  Ağır ağır

beliriyor külün haritası. Ne yapsan

göz gözesin   yollar serabıyla.

Söyle madem  vakti dişleyen ihtilal

nedir? Nedir içimizi  acıtan

gerçek? İşte asıl mesele!

Kaçış yok, yok elbet, her şey

mahşeri bir düğümdür artık.  Ki gök

ağusunu

gövdenin lav gibi kusuyor 

içimize.. Bu kirli, yapışkan hayatın

ortasında. Bil ki herkes 

herkesin kurdudur burda. Kabuslu

bir savruluş içre: İblis

yüzlü o mel'un, o sefil inkar...Çarpar

kösnül devimlerle işte solgun

gövdemize. Birden

dilsiz bir uçurum halinde kalırız 

kendimizde. Tam da budur bıçağın

parladığı yer. Gün de doğar buradan,

çağın meseli de. Ey zümrüt yakamoz,

isli bir unutuşun kuytularında

biriken öfkesin böyle. Yaşamak hüner değil

asla, enkazını

göğsünde kurşun gibi taşımadıktan sonra.

Bunu bilir, bunu söyleriz artık.

Hüküm giydik bunun için

SİYAHA.  Aşka yok başka 

menzil. Bilemez güzün gizini

hiç yangın görmemiş kimse.

 

Toprağı mayalayan kan sesleridir

şimdi akıp duran İKSİR. Sürüyor gecenin

namlusuna bir ebabil  çığlığını

AKKOR

TUTUŞAN BİR IRMAĞIN YÜRÜYÜŞÜYLE

DAMARLARINDA

 

Kemiği kanırtıyor ah bengi bir

titreyiş. Cengin demek başlıyor  gececil

mahşerinden.  Gövdeyi kuşatıyor

a k k o r  d i p l e r

ve ç ı n l a y a n  o r m a n.                          

Çarpışıyor usun burgacında

kan ve irin ve çılgın

bir imgelem. Hep mi hiç mi?

Hala çığlığını emiyor

o ifrit sünger. Ve hala 

sürüyor  ürkünç medd-ü cezir.

Oysa dokunsak patlayacak

bir mayın gibi durup duruyor yüreğimiz

bağbozumu aralığında.  Binlerce pırr

sesi damlıyor içimize cesur

kuşlardan. Bu değil miydi bizi

durmaz kılan isyan. Öyleyse

acıya inanmak, acıyı

kuşanmak gerek.  Budur çünkü hayata

kaynak olan mağma: Bizi biz yapan

ö z ü l k e! Burda dur, çatlayan

bir tohumun şavkıyla şimdi.

Dur kendine açılan

bir yırtılışın sesiyle. Kök sal

geceye ey kan

ey umut. 

Yürüsün  YAŞAMANIN ADIYLA balkıyan neşter.

Dişle hep dirimin kabuğunu

sen.  Hem çöl ol,

hem çölde bir kuyu.

Hüznün rahlesinde her söz

çıkrık

sesli bir alevdir,

unutma! Ve sür

acının izini tastamam

bir öfkeyle ey, haydi sür

bir ıslığın  ardısıra tutuşan 

gözlerinin ferini.

 

Ve şakaklarında bak  

Katran bir kuşun benekleri

Hayatta acemi, kavgada mahir

Budanan bir sancıydın sen kül seslerinde

Bir yanın devrik, ıssız duyarlıklar

Bir yanın puslu bir infilak

Göğü ıssız bir hançer gibi

Çizip duruyor kuşluk sirenleri

Yaşamak senin'çin

Şimdi uzun bir secdeye kapanmaktır  öyle

Nemli haykırışlarla birden

Öyle kavi

Öyle keskin

Doğmak için suların mahşerinden

Toprağı yağmurla hep tavaf eyle

Umudunu döğe döğe

Aklın balyozuyla

Orda simlenmiş bir ufku kuşan

Tekrar olmasın için  yollar

Sen ki kendine güzel bir ayna

Tılsımlı bir yalnızlık ol

 

Nereye baksak  sisli bir uçurum çünkü

Gövdende gürbüz sancılarla yankılanır

Yüzüne hışmını simsiyah vurdukça vurur

Bir sabır imbiğinden

Geçirir gibi alazlanan telaşını

Harfleri temize çekerek sanki bir bir 

Savaşkan, uzun nefesli bir üfleyişle

İçinde vahşi bir rüzgar

O kan birikintisi

Zorlu patikalar üzre

Başlıyor seslerin  kabzasına yürümeye 

Şehrin belki de çürümüş yüreğine

İz sürüp GÖZ

                     ŞAŞIRTARAK

 

 

Şaşırtarak

Geçiyor  hiçlik saatleri

Göğsünde  yakut bir kuşun

Amansız vuruşlarıyla

Tik tak tak tik tak

Çağın hücrelerinden

Mosmor sürüyor sorgu

Sisli ibrelerde henüz

Kanırtılmış bir göz yumağısın sen

Bakışlarında daha

Gri bir ay yuvarlağı

Ve taşıllaşmış

Bir hissizlik gibi orda

Sürüp giden yıkım

Güllerin içi

Şehrin sarnıçlarında

Birikip uluyan bir küfür gibi

Gitgide kararıyor her şey

Sürüyor görklü yolculuğumuz bizim

Bıçkın dalgalarla

Çarparak gecenin bordasına

 

Kinle  ovalanıyor hayatın kiri 

Boşluğa savrulan kelimeler

Yüzünün kuyusunda şıp şıp

Çünkü damlayan  bir Yusuf sessizliği

Kanında esrik hayallerin hışırtısı var

Kavlı çarpışlar için

Hayatın peşrevinde

Asi ve AŞKIN RİTMİNDEN

İHTİLAL KOKULU BİR YÜRÜYÜŞ 

VURUYOR RUHUMUZUN  DERİNLERİNE

Seni  her vakit tazelenen

Nefretinden tanırım şimdi

Bir yalnızlığa çivili

O güzel görünmez nefretinden

Tanıyorum  çalkanan yüreğini

Terli yamaçlar gibi

Soluğun böyle alev alev

Akıyor yitik yazların deltasına

Sürgün bakışlar burcunda

Hıncım hıncına kardeş

Dirimin şimşeğini övüyoruz yine

Aynı sulardan içiyoruz seninle

Düş sarnıçlarında biz

Böyle tenha

Ve  kızgın

                 Birike birike

 

 

Köpüren deniz sesiyle

Tenhada gide gide

Okunan bir vasiyet gibi

Kavlimiz uğulduyor nihayet

Uğulduyor kardeşliğin dili

Kadim bir sırrı heceleyen

Kan gibi hava gibi

 

............

Kül sürgünleriyle

Sen enkazında büyüyen ey

Sen kendine artık

Demek ki bir yangın böyle

 

(Bir Yangın Tenhası’ndan)

 

 

Milat Halindedir

 

1.

Güz hatta bir söyleşiydi uzayıp giden

Anısıyla bir melalin varıp varıp didiştiğimiz zaman

 

Kanla mühürlü bir bozgun sonrası

Hüznün gizine toz duman sarınıp giden

 

İnceuzun bir yokuş gibi içimizde

Küreklerimiz gecenin miladına doğru çekilirken

 

Kıyıya vuran belki bir acemiyiz

Hayatı pür bakışlarla emziren

 

Belki bir güzelliğiz, metruk hayallerin gergefinde gene

Ruhumuzu morartıyor boyuna ah kancık devran

 

2.

Sencileyin bağrımda sağlam taşkınlar dolanıyor

Ki yürüyüşümüz aşk için doğrulttuğumuz bir namlu bir patikadır

 

Yalnızlık sende elbet  kansı bir çekirdektir

Açlıksa tunç sesli en güzel bir kahramanlıktır

 

Düğüm düğüm tuttuğum ellerinde tuttuğum bir öfke vardır

Bir kader bir isyan bir intikam gibi vardır

 

       Göz bitiği düşler ve ateşler halinde

Kararlılığımız itliklere karşı büyüttüğümüz bir attır

 

Dirime umuda savaşlara büyüyen

Ve ince ince terleyen bir attır

 

(Bir Yangın Tenhası’ndan)

 

 

 

 

Barbar Senfoni

 

Büyük sular büyük otlar gibi orda

Diyelim açlıkların diyelim hadi bir yalnızlığın orda

Yumrukların dört meleğin ve kabaran cesaretin

Ve diyelim yine hinliklerin diyelim ki sokakların

Çirkin adamların çirkin kadınların gittikçe çirkin

Çirkinleşen bir şeylerin

Kravatların dükkanların yasakların orda

Gittikçe evlerin gittikçe her şeyin daha çarpık

Kancık ağızlar gibi çarpık çarpılmış

Diyelim orda niyetler daha sinsi daha puşt

-Orda dediysem yani parklar yani çıtır kokan akşamlarda-

Kalabalık bir şey, bir alkol ve cünup

Bize kalırsa yani cünup yani ruhsuz

Diyelim çarpıklığın bir nikotin gibi yayıldığı orda

Ordadır atlarım şimşeklerim ellerim

Orda işte benim kılıçlarım

Orda yüzüm orda yani

İntikam gibi taşıdığım diyelim sipsivri bir şey

 

İtliklere ve zulme karşı taşıdığım

Kötü akan sulara namussuz düzenlere

Bir ebabil kanadında diyelim öyle diyelim kan revan

Bu taşıdığım yüz taşıdığım barbarlık taşıdığım hınçlar

Aşkıma kargaşa için hıncıma daha bir kuvvet

Daha bir hem cesaret

İki kaş iki gözüm bir haklılıksa ancak

Diyebilirim çekinmeden böyle hınç intikam hınç intikam

Ancak o vakit sökün eden yalınkılıç bir devrim iştahı yani

Yani alkolü durdurmak

Ve bende bir hakkı tutup kaldırmak hevesi

Doğrulsun diye mi diyelim halkın yumrukları

Yumruklarım öpüşlerim ve kalbi yoran esmerlikler

Yüzümü şehre bir bıçak gibi sürte sürte

Bilediysem diyelim ki niçin

Orda burda yani öyle yani durmadan 

Gürül gürül otlar sular gibi büyüyüp ben

Çatlayacak bir giz mi yoksa bir umut

Kara bir şeydim sanki durup bir bomba

Yani bir besmele

-Neden olmasındı kalbimiz bir, evet bir bomba?-

Kanımda dolaşıyorken dupduru bir göğün maviliği

Benim sürü sürü benim orda burda köpürttüğüm

Ağzıma bir iman harareti gelmişse yani gelince birden 

Dedim ki yani merhamet yani pislik değil

Kılıcımda siper kazan bir rahmet

Dedim çünkü bu gittikçe azgınlaşan gaflet

Arsız, kıllı bir haşerat mıdır, soyumuzu kırıyor

Dedim o halde ordan oraya taşısam

Bir yüz yani bir hamle bir hücum

Taşısam mı diye mi niçin yani kanlarım korkularım

Ateşten gömleklerim mi yani buralarım yani alışılmadık bir şeyler

Hışırtılı bir patika gibi bulutlara çarpa duran akışım

Dağlar gibi yahut hızlı hızlı akarsular ovalar

Orda burda yani durmadan yani muhakkak

Bir bildiri bir hamle bir ıslık gibi saçılan tohumlarım

 

Bu yırtıcı, bu başka başka

Saçılan yani gürül gürül yani seferber tohumlarım

 

(Barbar Senfoni’den)

 

 

 

 

 

Mızrak ve Cüret

 

Ey muştusuyla kanımı çalkalayan

Uluma!

Ey kara dirim, ey seğirten mızrak!

Göğün şimdi halkı kışkırtan bir maviliğidir

Günlerimiz geniş hüzün akıyor

Çığ sesleri geliyor boynumun damarlarından

Kelimeler hamle ediyor aklımın namlusunda

Öpüşlerim benim hoyrat bir ırmak

Bir uğultu oluyor,

bir infilak.

 

Kuşların cıvıltısı kanımı köpürtüyor

Bıçkın ağızlarla kaplanıyor gövdem

Daralan berzahında ömrün

umutlar, engebeler, kavlı bir şafak

ve de kınından sıyırdığım kavganın şavkı

alnıma çatılıyor

İzini sürüyorum elbet yalçın bir gebeliğin

Yaralarımı azdırıyor çürütülen güneşler

Atlarım eksildikçe dünyaya hıncım budanıyor

Bir kahramanlığı hep itiyorum dağların zümrüdüne

 

Yaşamak çünkü inadına

şuracığımda militan, şakrak bir hışırtı

çoğalırım çünkü ben

ter kokan başkalığımla her gün

çoğalırım şehrin balkonlarından

her gün

Her gün işte ellerim mızrak

bomba değil bana her taştan mızrak

hayatla kapışan bir

tövbe vuruşu, bir sevgi istifi

Bana can verir böyle çapalanan devrimler

Köklerimi ısladıkça daima

ellerim gürleşir

 

Ne şehvet ne de yeis

Kanımı daha daha çatlatıyor dilsiz topraklar

Ey büyük neşe, ey güzel yalnızlık!

Hangi taşı kaldırsam, altında bilirim

inançlarım kıpırdanan bir cürettir

çarkların çarmıhıyla karşı karşı

kamaşan yerlerimde artık

ve aşk ve devrim!

 

(Barbar Senfoni’den)

 

 

 

Damla Damla Geliyor Kan

 

I

Kulaklarım açık, geliyor kan

Oturduğum koltuk, tuttuğum savaşlar

Damla damla kan

Hatırlıyorum birden damarlarımda hızlı koşan bir kan

Bir gün, bir yerde, ellerim ufakça

Her yanım kör duvardı, ellerim ufakça

Paldır küldür adamlardı birden ki dört köşe

Dört köşe bir karanlıktı her yanım

Bu düzenler, bu adamlar dört köşe

Geldilerdi üç beş gölge üç beş hayalet

Bir gün, bir yerde, zehir zemberek

Emir kulu adeta üç beş zebani

Geldilerdi duyulan hünerleriyle

 

ZALİMİN ÖF DEDİĞİ YERDE KAN

BAK Kİ TOPAK TOPAKTIR

BU CAN BU KAYBOLMA HİSSİ

Ne desem topak topak öyle durmayan bir şey

Bir şey işte sımsıcak bir şey ki adı konmamış kurşundur

Bir şeydir putları kahreden bu sessizlik

Kan var çünkü yarimizin alnında*

Kana karşı ağırlığımızca kan

Kardeşlerim benim çarpışarak Asya’dan Avrupa’ya

Elbet kan elbet istiklal

Irmaklar gibi vuruyordu nabzım

Adamlara karşı bende taze, topak topak kan

Avuçlarım morarmıştı elbet, kalbim sağlam

Yerindeydi tekmil dua eden azalarım

Direndikçe çoğaldım direndikçe bir güzel

Üstümde yalın kılıç bir kahramanlık

Dört köşe geldilerdi adamlar her yanım karanlık

Püsürükten adamlardı yahut kirli sakal, dört köşe

Dört köşeydi her şey, dört köşe gel, dört köşe dur

Dört köşe bir asayişti, sandılar dört köşe berkemal ortalık

Cuk oturuyordu, desem ite köpeğe  artık bay dört köşe

 

Kuş beyinli adamlardı geldiler dört köşe

Hey gidi devlet babaya rahmet

Bende güya bir keramet aradılar, bir şey söylemedim

Bende korku, bende boşuna bir namussuzluk

Vatan millet dediler zincirler şaklatarak

Üzerimdeydi benim ağır kalmış bir kahramanlık

Dört duvar bir devlet gibiydi lakin her yanım siyah

Bir küfür, bir alkol, bir cinayet kadarınca siyah

İtip kakmalar, muştalar, uzayıp giden saniyeler

Püsürükten adamlar ve lambalar bile siyah

 

Siyah dediysem anlayın beyhude bir hoyratlık

Siyah dediysem içinde bir damla kan

İçinde siperlerim içinde kıyametler

İçinde Allah’ın rahmeti buyruğu cemali

Zümrüt hevenklerim

İçinde bencileyin damla damla bir dirim

Büyür ha büyür

Göğsümde ansız gümrah bir çarpıntı

Bir çatlayış, ıtır kokan besmele

Mesailere karışan tiz şakırtı benimle

Bana sanki ateşten, şanlı bir gömlek

Böylece bir hız, bir soyluluk

Uluma gibi bir şey

Geliyor bana dupduru bir cesaret

 

Kulaklarım açık, geliyor kan

Oturduğum koltuk, tuttuğum savaşlar

Geliyor sakallarım, geliyor intikam, geliyor namus

Geliyor erkeklik

Yeminlerim, yumruklarım, güm güm gümleyişler

Geliyor saf tutan kelimeler

Caz, nefret ve intikam

Işıyarak boğazımda şahan bir ağrı

Bir rüya, bağıra bağıra bir devrim

Geliyor arkadaşlarım

Geliyor içimde damla damla

Bir hücum

 

Kızım diyor ki geliyor damla damla kan

Damla damla bir hücum

Bu yağmur, bu yıldızlar damla damla

Bu korkusuz yaşamaklar

İçime çabucak çöreklenmiş

Bu muzaffer ahtapot

Aklımı hoplatan kahkaha

Bende bir fütursuzluk

Bende bir kan damla damla

Ben ki neyim, ben ki damla damla

Buğulu bir şelale belki

Ama melek değilim

Melekler diyor uyumaz ki baba

Ben melek değilim babacığım

Ben değilim, bende bir fütursuzluk

Bende bir kan damla damla

 

Sen bana bir huy bir istikamet

                    Diyorsun ki kan aşka berekettir

Zalime bedel, mazluma hayat

Bendeyse bir asi tabiat

Şiir gibi kanı dürten bir şey

“Yüreğinin götürdüğü yere..”

Diyendir git

Bende bir ses bir toz hali babacığım

Bu kıpırdayış, bu çat çat, bu yağmur misali

Bu dans, bu müzik, bu koyu uğultu

Bu senin kader dediğin şey

Teşbihte hata yoksa damla damla şakımak

Bu Nefret, bu Ceza, bu kıvranışlar

Damla damla içimde bir şey

 

 

Bu diyorsun bir hücum, bir kan

Mükemmel diyemem bu, ama güzel

Mükemmeli değil kaderimi arıyorum babacığım

Çünkü güzel

Çünkü kanım güzel bir taş gibi fırlıyor

İçerimden

 

Hiç mükemmel olmamışım

Hiç aptal, ama hiç mükemmel

Hiç uslu akıllı, hiç maşallah

Derdim olmadı hiç mükemmel karneler

Ne de mükemmel arkadaşlar, çünkü bende

Durmadan bir fütursuzluk

Geliyor damla damla bir şey

Rep gibi oynak, rep gibi hızlı ve çabuk

Sallandıkça ben geliyor

Marşlarla geliyor, türkülerle, yürüyüşlerle

Bu kan akıttığımız bayramlarla

Açık duran saçlarım, kıldığım namazlarla

Geliyor içimde damla damla

Bir hücum, bir cesaret

 

 

II

Gelsin ey gözümün bebeği, gelsin replerin

Gelsin muştulayan kan

Gelsin gelmekte olan

Hızlı ve sağlam, hızlı ve büyüyerek

Türkçe’ye can verecek

Gelsin kelimeler gelsin ırmakların

Gelsin daha bir sana cesaret

Gelsin aklı kaplayacak kuvvet

Gelsin sebepli ateşler gibi kavuran bir taşkın

Kollarıma doğru bir çığ, bir neşe, bir yakınlık

Allah’ın merhameti, kudreti, büyüklüğü,

Gelsin hayretler vererek

Damla damla kan, damla damla kahramanlık

Haklar haklılıklar süngülerimiz

Gelsin repler gelsinler rap rap rap

Terksinde yabanıl bir maviliğin

 

İstiklal gibi gelsinler erkeklikler

Gelsin savaşma hakkımız gücümüz

İnsanlık idrakimiz

Kanımıza hızlı hızlı bir ahenk

Masaya gelsin yine en sessiz çaylar

Gözümüze fer, kalbimize sağlamlık

Gelsin hakkı yenilen cümleler

Helal yiyen işçiler, çığlık atan duyarlık

Göz hakkına, burun, kulak

Ve vuruşmak hakkına

Gelsin eğik duran dilenciler

En ferah ışıklarda

Gelsinler gamze yapan güzel

Nazlı kızlar

Sivrilmiş kargılar, ateş basan kaygılarım

Gelsin çat çat

Geldikçe çatlatan şeyler

 

KULAKLARIM AÇIK, GELİYOR DAMLA DAMLA 

GELİYOR HIZLI KOŞAN BİR ŞEY

DAMLA DAMLA KAN, DAMLA DAMLA HAYAT

GIRTLAĞIMDA BİR HÜCUM

 

 

*Her şeyde biri, birde her şeyi

gören ariflerden olsa idik, veyahut şaire

yalan sözün yakışmadığını bilmeseydik

Cemal Süreya’ya eşlik ederek

diyebilirdik:

“Kan var bütün kelimelerin altında”

 

(Barbar Senfoni’den)

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön