Ayhan Kurt (1971)

 

 

Yara

                                                      Babam’a

Ateş sopalı tanrıların gölgesinde
Küfür gibi biriktim
Aşklar yanıma yöreme uğramaz artık
Yaşamın karşısında kanlı bir öğürtüyüm
Üzerimde ölüm gözcüsü gömleği
Kolları kapalı, ucunda uzun ipler
Kalabalıktılar, geldiler, kollarımı bağladılar, şeytan
düğümü attılar
Kalabalıktılar; gün boyu uçuşur, kanatları ağırlaşınca
benim üzerime çullanırdılar
Ah artık ne yapsam boşunadır bütün yaşamaklar
Yüzümü bir kadının memelerine gömsem
Taştan bir dünyayı bir kere de dokunuşlarla tanımlasam
Boşunadır, hiçbir yaram kapanmaz

Çünkü sokağa her adım atışta
Adım yiter, yaralarım kurtlanır
Gece paldır küldür düşer
Ağaçlarda güz ağıdı başlar
Cehennem kazanları iştahlanır
Bütün ırmaklarım deltalarda boğdurulur birer birer
Haykırışlarım şehre çarpıp bana geri döner
Ben gider izbelere sığınır
Ben giderim köstebek olmaya özenirim

Ey! herkes uyuşturucu unutturucu yaşamaklar
kumpanyasında mutludur da
Bir ben rolümü beceremem, köstebek olmaya özenirim
Ey! yıllardır ciğerlerimde sakladığım babamın mezarı
artık rahat durmaz olur
Ayaklanır, bir çocuğu katrana bular
Ey! ölüm çekimi kanunu uyarınca gitgide ağırlaşır
ayaklarım
Bileklerimin kaşıntısı dayanılmaz olur!
Kan
Toprağın en sadık oğludur!

 

 

 

Şark Ekspresi

 

Bugün çıkageldim, gecikmiş ergen, erken düşlerin kurbanı

Rayları yalayarak çizdim yazgı yörüngemi

Ânın kırbacı ağdı saçlarıma iki vagon arasında

İki vagon arasında

Postumdan ürkmesin makastar diye

Salyamı gezegen gülabdana akıttım

Camdan aktı bozkır

Sarı pankartı oldu çarmıhımın:

Güller birbirine sarılamaz

Felçli hattat o dikeni bir daha yazamaz

 

Bugün çıkageldim, iç cebimde

Rüzgâr nehrinden çaldığım flüt ve

Sıcak şarap formülü rûm ateşin

Mahremdir, zorbadır pıhtı cennet

İstasyon istemez!yokuş aşağı öl ve

Yataklı vagondaki aile saadetine katışma

Beddua loncası ardımsıra

Işığın lokomotifi kanmadım

Kömür at, kömür at daha!

Irkımın cadı kazanı avuçlarım, aşkların vebası

Ölü yeminler deposu urbam

Aştı odaları, bahçe çitlerini

Pelerinsiz sağanağa pas tutmadı tacım

Kurudum, kuruldum, hazırım yıkanmaya

 

Bugün çıkageldim, okunun hain olduğunu

Öğrenen yay gibi gergin

Akdeniz talebesi bir kabileyi

Kucaklar gibi çıplak

Dönüp durdum, durmadım

Sabit sırrımı kanıtladım, sema yine sema!

Dünya dönmüyor, onu hiç bırakmadım

Yarıldı toprağın sihir zarı

İndim içine, çekirdeğinden ayırdım göbek bağımı

Bana artık ölüm dönmüyor

Doğum sancılarıyla kirlenmiyor seferi aynam

 

Bugün çıkageldim, cüce dağlardan

Kurtardım eşkıya kefenimi

Kanımı temizledim hadım çocuklardan

Boynunda bıraktım süt dişlerimi

                                              

(Sombahar, 33)

 

 

İnfaz’dan

 

                                   Birdy! 24 yaşıma...

 

Resmi tarih.. resmi geçit..daralan an!

Bir siyah uzun çok uzun yoruldum u z u n

Saçların kimliksiz bıraktığı, resimlerden

Kovduğu yüz! Bellekte kurşun dökümü

Erken unutmak zorunda  kalırız

Durmadan dışa vurup da

Hep içe düştüğümüz macerayı

Kağıtların,kıskanç kasvet odalarının namluya

Sürdüğü ölüm.. el değmeden sevişmek sanki

 

96 mevsimin kargışlı döngüsünde

susmuşsa artık merasim alayı

bir hiçi bir hiçliğe taşıyan

sakalar birer birer öldüyse yani

lağvettiğimiz tasalar hangi iklime saklanır

biz şaha kalkıp kalemize düşersek

belki kalır bizden kopan

ama heyecanla bize dönerken

biraz geçkince.. yine de

olgun meyvelercesine

tadında diri telaşlarımızı hatırladığımız

o dar alan! O daralan an!

Herkes kendi doğrusunda pişman

Herkes kendi doğrusunda yalan

Kendi damarını terk ettiğinde sahicidir

Ancak gövdeden uzaklaştıkça

Gerçek rengini bulur kan.. akardı

Buluşma saatine gecikmeden

Hesaplaşabilseydik bileklerimizde

İz bırakabilseydik akılgözlemevi’nde kilitli

Tedirgin gelecekleri, gelmeyecekleri

Sorardık: bölük-dur!

<< 

Bin zehre bölündüğümüz

Cenkler tarihinden sıyrılıp

Söküp gün yüzünden rütbelerimizi 

Yenginin, yenilginin sustuğu mola: fırsat

Bulduk, sorduk

İnsan ruhunun hangi cephesini siner de

Benlik ezgisini mırıldanır neşeyle

Ezilmeden kendinde, altında kalmadan o duvarın

Gölge dibinde insan nasıl

Mırıldanır benlik ezgisini şevkle

 

Kutsal mıdır sürgülendiğim kapılar

O kapılar sedef yumruklarımızın parlattığı

Mut yuvalarına kapalı oysa

Ben itiraflara açıldıkça

Rehberim oldu aciliyet ve telaş

Rehberim kana aşık

Korkulu sularda çalkantılı bir istiridyeydi:

Galiba selimışık

Kullanışsız karşılıksız

Bin ağlayış bin yakarış bin haykırış

Karıştım kölelerin pulu iniltisine yaşamak pahasına

Rehberim oldu dilde viran, alfabede yarış

 

Öğrendim /bilmek kötü bir sıfattır, gitmek altın fiil

Gittikçe açılır yara: sevildikçe habisleşen muamma

Bulur bizi: cinayet canileri saklayamaz

Eve dönüş yollarında adımlarımız

Sarsak ve kazaya uğradım yaralarımda

Deme hakkını elden kaçırmış

Hasta adam! zavallı ukala

Hangi cerrah erişebilir artık

Hapsolduğumuz  yaraya

.....

(Ludingirra, 5)

 

 

           

Sömürge Aksanıyla Pes Etmek Zordur

 

Vedalara davetiye olmalıyım artık ben, kehanetle durulan safra

Müebbet kürek mahkûmu kaldım, kürek mahkûmu okyanus

Dipten getirdiğim ganimet tezhip değil ebru değil yosun

Yosun kokuyor kerpiç ellerim, mimarlara mahcubum

Temellerim çözüldü ve yetmiyor bitmiyor bildik  hikâye

Bir bıraksalardı üçüncü ölüm diyarı seferinden

Temiz bir üçüncü dünya seferi çıkartabilirdim

Vedalara köpek olmalıyım artık ben, rüya bitmeden uyanmalıyım

 

Bir yerde bir dünya vardır, dünya bana serhattır

Gözlerimi dikip bu kadar mıydın diyemem yeryüzüne

Ehli tarik çırpınırken öksemde

Serdümeni kim kanatsızlar kadırgasının

Kuşların dölü kimde meskûn

Bilmem

Enginlere tuzak olmalıyım ben, sonsuzu yutan kapan

 

Tenim ılık nefes bulamadı adada, öylece upuzun kurudu

Ona ben dokundum sokuldum, ben oldum tenimin akbabası

Leşimde bir panayır sonra, hainlere dağıttığım kan cümbüş

Bıraksalardı oradan kanal açabilirdim akla

Ilıman bir gövde çıkarırdım

Bilselerdi: fıskıyeye dönüyor yine su, yine fıskıyeden dönüyor

Bilselerdi: rahatlığa açılan kapılar sonunda suyu inkâra varır

Ve her koridorda üşüyen biri vardır, biri boğulandır

Serkeşliğine teminat bulamaz tırnak kemirmekten

 

İşgalcilere bir kurban bulmalıyım artık ben, hınca bir zarf bulmalıyım

Yoksa ömre durmadan baharat taşıyan gemilerle-cesur ve çıplak

Hayır, toy ve çıplak KARA GÖRÜNDÜ cengâverliğiyle

Sömürge aksanıyla kaptan! pes demek zordur

 

 (Gösteri, 201)

 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön