Betül Dünder (1975)

 

1975'te İstanbul'da doğdu. Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji bölümünü bitirdi. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Ana Bilim Dalı’nda “Şairler Arasında kadın Olmak: 1980 Sonrası Türkiye’de Şair Kadınların Kimlik ve Temsil Problemi” adını taşıyan teziyle yüksek lisansını tamamladı. İlk şiiri Varlık dergisinde yayımlandı. Daha sonra şiir ve yazılarıyla birçok dergide yer aldı. 2002 Yaşar Nabi Nayır ‘gençlik ödülleri’nde şiir dalında “dikkate değer” bulundu.  2005 Rıfat Ilgaz Şiir Ödülü ve 2005 A. Zekâi Özger, "Jüri Özel Ödülü"ne değer görüldü. İlk şiir kitabı "Ayna Yorgunluğu" Mayıs Yayınları tarafından basıldı (2005).

 

Gül Nazarı

 

ağlar kendine doğru koşan atlar

bir gülü öpmüş gibi yanağından

dudağında kırmızı yokuş

yaşlı zamana uzayan…

annemin ardına saklanan sabahlar

o ki yeryüzüne bırakılmış bumerang

bacaklarıyla  kara bir atı bekler

                               -kime söylediysem bunu

                                          bir bulut gibi indirdi  sırtındaki göğü-

sevilmeye yatan bir ormanın aralığından

göğe eriyen ırmak

taşmak için

kadından doğma bir atı bekler

                               -kime söylediysem bunu

                                                bir karabasan gibi gördü düşünü-

unutmuş olamaz!

 

kederli ve taşralı ruhların taşıdığı

kırılan o gölgeler bile yeter

kalbiyle suya gelin gidenleri ürkütmek için

tezgâhta ne var?..biraz söz biraz daha                                

-kime söylediysem bunu

                                                bir kedi gibi yaladı ayaklarının sesini-

unutmuş olamam!

derindir

bir gülün bir güle seslenişi

 

(Ayna Yorgunluğu’ndan)

 

                                                         

 

Trenlerin Ardından Koşan

Yalnız  Köpekler ve Kadınlardır

 

nabzım… çok uluslu bir geçmiştir benim

saymalı! demirden ellerle

kurumadan mürekkebi

mevsimleri kapatıp giderken kuşlar

bin sus’un ardında dillenen cevap

nisanların da aldattığı

göçmeyen acılardan bana artan zaman…

 

o ne bilsin!

ben ki aşkla acıya soyunan

durmadan söze çalan keman

bir merdiven gibi unutulurum geceleri

ol kitap, ol naz, ol aşk

gibi kaplarım tersten kendimi

 

toplasın yüzümdeki gölü nilüferler

ve söylesin

kendini yalnız bir çocukluktan büyütenler

terk edilmek,

bütün çocuk arkadaşlar dağılınca evlere

beklemektir bir anneyi

 

uzadıkça acının boyu

boğulmuş bir sandala döndü dilim

uzlaştım günebakanlarla, gümüş şamdanlarla

vapurlarsa sallamıyor artık kalbimi

konuk olunmaz bir evin

en sarı odasında buldum acı denen nesneyi

 

sebeplensin şimdi sırtıma doğru uyuyanlar

acıyı bana bahşeden giz bir ölüme niyetlensin

mermeri tersten okuyan rüzgâr

ağulu yaprakları bunca sevsin…ne gerek!

 

yazdımsa aşk için

sustumsa aşk ve duvak

unutulmak için uyuyanlar ne bilsin!

 

geyiklerin ayaklarıyla inerim suya

yüzümü bir çömlek gibi sırlayıp

avuçlarınızda giderim kırılmaya

göçebe kelebekler gördüm…ne tuhaf!

koşarken ardından mordumanlı bir trenin

belli ki yaşamak için aşktı seçilen

tanrı’ya doğru koşan ağaçlar ne bilsin!

 

(Ayna Yorgunluğu’ndan)

 

 

 

 

Yazgısı Zar

 

Ve ben burada isteyerek

sarışınların arsızların ve kutsanmışların

tanrı eliyle pay edildiği bir yerde kaldım

zannettim ki korur beni

sureti yusuf yazgısı zar olan bilek

vakt ile anladım bir yanılgıydı ruhların kalbindeki ateş

ahh sevebilirmişim gibi bir ölüyü

cezalandırıldım sabrı ile o düşkünün

artık safirdim ve lanetlenmiş bir melek

 

ılık bir acıydı. Bunu zamandan çıkardım

buydu gölün kara niyeti

beklediler dilimdeki hüner tükensindi

yaktılar kandilini bilmezmiş gibi yaranın huyunu

büyüyordum o sırlı ağaçta yaranın kendi olarak

 

çok şey çözüldü ilkin ilmeği kalbimin

sonra bir rubai –gel dedi gövdemin içine

sen nasıl ki hâyalsin ve kalmayacaksın geriye!

istedim her şey olsun kalbimde yetmedi

bu kanat böyle derya içinde

sordum efkârı ile o meczup ağzın:

 

uçmak için bir bana mı dar geldi evren

 

 

(Ayna Yorgunluğu’ndan)

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön