Cezmi Ersöz(1959)

 

Savruk Yılların Soldurduğu

Bedenime Dokun

 

Sevgi en solgun mevsiminden
geçiyor belki de
ve biterken bir kahramanlık çağı
bu kanlı operayı seyrettiğim
             alevlerle gölgelenmiş aynadan
             kendime tutkun ayrılıyorum.

Loş ışıkların altında
birbirlerine kırık dökük
aşk öyküleri anlatan
             orospu mesihlerden geçerken...
Bu artık son kez dokunuşum akşamın parmak uçlarına.
Ey uyumlu şizofrenler
hüzünlü benciller
bağışlayın bana bu akşamı...
Kimsesiz çocukların gözlerinde seyrettiğim bu akşamı.

Birkaç randevu için beklettiğim intiharım
ve umudun kan kıyısından gelen kadın için bağışlayın.
O esirgeyen gülüşü ve köpüklü eşarbıyla gelirdi çünkü
umudun kan kıyısından gelirdi.

Ve artık cüzzamlı çocukların yüzlerini okşayan elleri
savruk yılların soldurduğu bedenime dokunsa kaygılanmazdı...

Sevgi en solgun mevsiminden geçiyor belki de
çünkü dönemem bir sokak köpeği gibi zehirlediğim yalnızlığıma...

Ve karşılıksız acılarda boğulurken gülüşüm
beni sana gittikçe bağlayan utancına sakla hüznünü,
bana çirkinliğimden ve tarihimden uzak bir ölüm getir...
özentisiz ve kendine hayran olmayan bir ölüm
gözlerin ve sesin kadar kesin olan bir ölüm...

En solgun mevsiminden geçiyor sevgi
unut beni unut, belki de terk ettiğin son cehennemdir bu.

Ve bu akşam... yoksul anıları aydınlatırken
                  ansızın sesine vurulan kör bir kemancı kadar
                   ince ve dokunaklı olan bu akşam
başka kıyılarda güneşlenen bir
alacakaranlık olsam da
savruk yılların soldurduğu bedenime dokun

Sesini bağışla bana
                  dağılan hayatıma bu akşamı bağışla…

 

 

 

 

Sen Aslında Çok Eski Bir Şeye Aşıksın

 

Künyeme kazıdım ölü doğmuş sevinçlerimi
Ölürsem beni seninle ararlar şimdi

Bak, incelirken zehirleniyorsun yavaş yavaş
Beni yanaşma ruhum boğuyor geceleri

Ölürsem beni seninle ararlar şimdi

Yüreğim paslı bir sarnıç
Gözyaşlarının demi hala avuçlarımda

Sesleniyorsun sevdaların kilitlendiği manastırlardan
Yaşamak güçlü olmak değildir her zaman

Künyeme kazıdım ölü doğmuş sevinçlerini
Ölürsem beni seninle ararlar şimdi

 

 

 

İki Karanlık Orman

Birbirini Sevse Ne Olur, Sevmese

 

Anlaşmak diye bir şey yoktur aslında   

dillerin ve yüzlerin altında başıboş zamanlar dolaşır  

sokaklarda bir kıç,bir penis,bir çocuk-köpek gibi dolaştığım  

           zamanlar    

varlığımı koruyabilmek için  

masaların altında ellerimi, ayaklarımı parçaladığım zamanlar  

zamanlar haindir, zamanlar muhbir

 

iki karanlaık orman birbiriyle anlaşsa ne olur, anlaşmasa

 

Güvenmek diye birşey yoktur aslında   

dillerin ve yüzlerin altında başıboş korkular dolaşır  

bense korkumu ölümümün altına sakladım hep  

korkumun kokusu aldılar  

kaçtım kovaladılar

 

iki karanlık orman birbirine güvense ne olur, güvenmese

 

Sevmek diye bir şey yoktur aslında  

dillerin ve yüzlerin altında başıboş yalnızlıklar dolaşır  

uydurulmuş anılar, sahte öyküler, hiç kullanmadığım yerlerimi  

          bıraktım onlara  

yine de son kapıma dayandılar

kapanın ardı karanlık deniz  

denizde masum, tetikteki sızım, son inancım  

gördüler onu   

 

artık şimdi o karanlık denizde “binlerce hiç kimseyim”

 

İki karanlık orman birbirini sevse ne olur,sevmese

 

(Sonbahar, 17)

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön