Cihan Oğuz (1963)

 

İstanbul, 18 Nisan 1963 doğumlu. Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden “Türk Sosyo-Kültür Yapısı İçinde Arabesk” konulu teziyle mezun oldu. Aynı üniversitede Antropoloji masteri yaptı; tezinin konusu, “Değişme Sürecindeki Türk Toplumu ve İsmet Özel’de Kimlik Arayışı” idi. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Anabilim Dalı'nda doktora çalışması tez aşamasında ve tamamlanmak üzere. 

1988 yılından bu yana gazetecilik yapıyor. 12 yıl Anadolu Ajansı’nda muhabirlik yaptıktan sonra, CNN TÜRK’te editör olarak çalışmaya başladı.

Ayrıca, genç yönetmen Kerem Topuz’un  “Absence and Everyting is Possible” (Hiçlik ve Her Şey Mümkün)  adlı 19,5 dakikalık kısa metraj filminde de tek kişilik rolü oynadı (2000).

1987-1990 yılları arasında 33 sayı yayımlanan Edebiyat Dostları dergisinin yazı kadrosunda yer aldı. Şiir, eleştiri ve deneme yazıları, başta Edebiyat Dostları, Yeni Gündem, Yeni, Varlık, Yazko Somut, Milliyet Sanat, Parantez, Promete, Virgül, Ütopiya, Ludingirra, Sombahar, Pencere, Şiir-lik, Su, Nitelik, Üç Nokta, Şiir Ülkesi, Yeni Biçem, Akatalpa, Rüzgar, Yom Sanat ve Düzyazı Defteri olmak üzere pek çok dergide yayımlandı.

Yayımlanan şiir kitapları: Ay Işığı Karanlığı Yırtarken (1983-kendi yayını), Hoşbulduk Cehennem (1994-Promete Yay.), Aşkla Satranç (1995-Gibi Yay.), Girdap ve Safir (1998-Öteki Yay.), Kendime Savurduğum Hançer (2004-Yom Yay.) 

 

Aşkın Şansı Bir Kez

 

Kar ortasında kaldık. Buydu belki görüp göreceğimiz
          en büyük sürpriz. Dağlar geçit vermedi, sıralı
otobüsler, tedirgin sürücüler, mola yeri telaşı

Acıtıyor şimdi içimizi uzaktan duyulan bir kırık bozlak
Kırşehirli Neşet Ertaş, Muharrem oğlu, kendi halinde abdal
O, sazı kıracak kadar tutkulu
Biz, uzanıp kara tutunacak kadar...

Gelip geçtik olmayacağız başımızı taşlara vurup vurup
Taşın suyundaki sır kalbimizdeki sır olup kaynaşacak hayata

Kar ortasındayız. Donmuş mazot korkusu, kendini
          geceden saklayan yıldızlar
Hepsini senin için avuç avuç toplamaya geldim. Ben.
Tek başıma. Yanımda binlerce düş ışıltısı.

Yanımda kimsenin bilmediği bir puslu fener
Kalbime tuttukça adın görünecek. Yıldızlar cebimden taşıp
          ömrüne eklenecek. Sen hiç farketmeden uzayacak ömrün.

Aşk mıydı? Kara saplı bir kızak mı?
İkisinde de üşüdük, yönümüz değişti, gökyüzüne vurdu kalbimiz
Şimdi ellerinde fenerlerle ikimizi arıyorlar

 

 

 

Sonrasızlık

 
                                                      -babama-
 
Çok mu uzar gecenin kendini kanıtlaması
bir yağmur tanesi hızını kesmişken sağnakların?
Oysa sen deniz ortasındaki şaşkınlığımsın
Rüzgara da küstüm, küstüm işte, kimse bağışlamasın
Şarkılardan kaçışım hep bundan.
 
Siz hiç bahara çiçekten yoksun girdiniz mi?
Benim kalbimin yarısı yaşadı bunu
Diğer yarısı da anılarla incindi.
 
Susmakla başlayan her elveda bir çerçeve parçalar
Duvara sığmayan görüntüdür hüzün
Kuşların olağan göçü sanırız
Meğer ki bir çiçek kendini erken soldurmakta...
 
Artık belaysa gecenin kendini aldatması
Yıldızlar hep yanlış yörüngeye dağılır
Bir bıçak darbesidir uçurum dipleri de
Kanattıkça çiçeklere eksik renk bağışlayan...
 
Gidişini sorsam, zamansız bir yaprak dökülür takvimlerden
Gel diyemem, yüzlerce mum birden söner kalır içimde.
 
 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön