Didem Madak (1970)

 

Çiçekli Giysiler

Yazmak İstiyorum Bayım!

 

                                               “Zenciler prensesi olacağım.

                                               Hayat işte o zaman başlayacak.”

                                                                                  Pipi Uzunçorap

 

Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım

Bilmiyorsunuz. Darmadağın gövdemi

Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.

Karanlıkta oturuyorum. Işıkları yakmıyorum.

Çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor

Acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum.

Bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu.

Yıllardır kendini bulutlarda saklayan illegal bir yağmurum.

Bir yağsam pahalıya malolacağım.

Ben bir bodrum kat kızıyım bayım

Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum

Bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum

Fakat korkuyorum. Birazdan da

Kırk üç numara ayakkabılarınızla

Bahçede oynayan çocukların üstüne basacaksınız

Bu iyi olmaz bayım!

 

“Gün akşam oldu” diyorum

Ekmek kırıntıları atıyorum kuşlara

Cam kırıkları yiyorlar

Rüyamda; bir kase dolusu suyun içinde

 

Rengarenk yap-boz parçacıkları

Anlatmak istiyorum, dinlemiyorsunuz.

Hayır, sanırım sabahı bekleyemem

Bilmiyorum.

İnsanlar rüyalarını acilen anlatmalı.

 

On dört yaşındaydı ruhum bayım

Bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı.

Protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz

Gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri

Protez bacaklarıma bile ıslık çaldılar

 

O ara içimde çiçeklerden oluşmuş

bir silahsız kuvvet ablukaya alındı

Sinemalarda da “organzm gıcırtıları” oynuyordu

Kaçmaya çalıştım. Olmadı.

Bu nedenle, çiçekli şiirler yazmayı

Ruhum açısından faydalı buluyorum bayım.

Neyse işte

Ben her filmi hatırlarım

Sinemaların hiç bitmeyen gecesine sığındığım çok oldu.

“Sofi’nin tercihini” seyrederken çok ağlamıştım.

Öpüşen Guramilerle ilgili bir film yapsalar

Onu da mutlaka hatırlardım.

İnsan içinde çevrilen bir çıkrığın sesini unutur mu?

Hem sonra ben hatırlamaya alışkınım

Bir “eşya toplayıcısıyım” bayım.

 

Büyük gemiler de yok artık bayım

Büyük yelkenler de

Büyük kağıtlar yakmak istiyor şimdi canım.

İşte az önce bir karabatak daldı suya

Bir süredir de kayıp

Dünyayı yutmuş olarak çıksa da ortaya

Ölüm çok iri bir sözcük değil bayım.

Kasımpatları kadar acı kokuyorum biliyorum.

Ama siz sobada sucuklu yumurta pişirip yiyen

Yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz?

Bir gül, bir güle derdi ki görse

Yalan söylüyorum

Güller bu ara hiç konuşmuyor bayım.

 

(Grapon Kağıtları’ndan)

 

 

 

Kurbati

 

Gece lambası kırmızı bir kadın yapıyor beni

Oysa limon ağaçları bahçede küçük sarı güneşler taşıyor.

Dokunsam bile onlara yanmam. Ne tuhaf

Bir oyuncak ayım vardı, ismi Işıldak.

Bir kızkardeşim vardı saçları simsiyah

Ne tuhaf böyle hatırladıkça herşeyi,

Ağrı Dağında saçlarımı karla yıkamak.

Kırmızı bir mum olsam yakışırdım şamdanıma

Oysa çok üşüyor ellerim bu akşam…

 

Martılardan duygulanmadım hiç, ne tuhaf!

Ben belki denizden bile eski biriyim.

Başka isimler bulmak isterdim martılara

Kirloş mesela kirloş desem onlara.

Kasapların perdeleri boncuktan

Et. Kan. Ve o boncuklu şıkırtılar

Ne tezatlı bir şey, ne tuhaf

Ne tuhaf acıyla hiç konuşamamak.

 

Gece lambası kırmızı bir kadın yapıyor beni

Herşey şimdi itiraf edilmeli:

Kocam bir çingeneydi.

Eşiniz bir çingene mi hanfendi? diye sorarlardı.

Hayır efendim derdim, hayır eşim bir sanatkardır.

Eski yırtık gecelikler, eski yırtık çarşaflar

Eski,yırtık bir sızıyla sevişirdik.

Herşey şimdi itiraf edilmeli:

Bir picaması bile yoktu benim kocamın baylar.

İnsan çingeneyse, yani ruhu çizgiliyse

İnsan acıyla yalnızca sevişebilir baylar!

Soruyorlar. Soruyorlar:

“Ellerin neden titriyor sevgilim”

Bilmiyorlar doğmadan öldürdüğümü üç-beş çingeneyi.

Üç-beş dünya kaldı artık aramda dünyayla

Artık açıklayamam bir türlü.

Ne tuhaf geçmişim kırmızı bir kadın yapıyor beni.

Herşey şimdi itiraf…

 

Bulurlar sabaha siyah, çirkin bir balık olarak

Açıklayamazlar artık beni bin türlü.

Bilmeyecekler, bilmeyecekler bir çingenenin

İsmini vererek kendime öldüğümü

İsmim… İsmim… İsmim Kurbati.

 

(Grapon Kağıtları’ndan)

 

 

Çalıkuşu’nun Z Raporu

 

Kedi ve kasımpatı kokuyor bütün sokaklar

Dilinin dönmediği duaları sayıklıyor

Zeyniler Köyünde çalıkuşu şimdi artık zaman

Yağmur yağıyor durmadan

Ağlıyorum kaşarlanmış bir masumiyet olarak

Bir çılgınım

Kedilerin ruhlarımızı okuduğuna inandırmaya çalışan herkesi

Bir elimde tabanca

Bütün dualarım delik deşik.

 

Başörtülü bir anne olarak bekliyorum ruhumun

Şark hizmetinden dönüşünü

Mahalle kavgalarına karışmadan

Kocaman bir kabakla boğuşuyorum bazen

Doğruyor ve kızartıyorum onu

Günler külkedisi, akşamları kömür yakıyoruz.

Hikâyeme bir hayat yazmak istiyorum

Pek inandırıcı olmayan

Ruhuma ıhlamur yollamak istiyorum yün eldivenler

Hikâyeme bir ölüm yazmak istiyorum

Beni masalların ortasında bırakıp giden ruhuma

Romantik radyo dinleyen o eski arkadaşıma

Son bir kere daha limon ağaçlarından bahsetmek istiyorum

Otobüs duraklarında yağmurlar bekliyor beni

Yağmurla beraberliğimden doğan

Birinci ve yüzbininci hayaletim

Ucu ısırılmış bir simidin acısını durmadan

O kadar çok, o kadar çok hissediyorum.

Fareler yeraltından fırlatılan havai fişeklerdi

Haberler getiriyorlardı, hep kötü haberler

Akşamları günahkâr yazar kasalar kadar

Z raporları kadar uzun şiirlerim

Elinde bir paket çubuk krakerle geçmişim

O eski arkadaşım yıkanmış midesiyle

İskambil kağıtları kusan, zarlar

Maça kızı ve pis yedili sayesinde

Kaç kere ölümle randevulaştı.

Plastik çiçeklerle ziyaretine geldi hayat

Semt pazarından alınma hırkasıyla,

Ayolu, yanisi bol konuşmalarıyla

Her bastığında gıcırdayan tahtalarıyla

Öyle çok sevdim, öyle çok sevdim

Binlerce kapıcı karısından birinin ismiydi sanki kader.

 

Delirdiğim altyazı şimdi bütün aynalarda

Vazgeçtim sonunda hep tura gelen uğur paramdan.

Hikâyem ucuz, romanım basmakalıp

Pembe kağıtlar aldım

Hayatıma bir ölüm yazacağım

Bir ölüm, pek de inandırıcı olmayan

Yazık hiçbir şair bir çiy tanesi kadar bile sızamadı kâğıda

Kayıp şiirlerim gül resimleridir şimdi.

Yazık bir son mektup bile bırakmadan gitti

Zeyniler Köyünde Çalıkuşu şimdi artık zaman.

 

                                                               

(Ludingirra, 9)

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön