Egemen Berköz (1941)

 

Sorular Sorular

 

Ölümüm boz yüzü, çağırma beni.

Toprağın katı yüzü, bırak beni.

Ezgilerin çekici yüzü, denemeyin beni.

Dünya beni salıversin.

Salıversin beni kendime

Salıversin beni yirmilerime, onbeşlerime doğru.

Gelincik tarlalarıma, çiçek kurutmalarıma, çocukluk uykularıma doğru.

 

Bir tabanca bana bakıyor.

Bir kül tablası.

İki kalem.

Bir kitap.

Birkaç kelime.

Bir saat. Akşamı getiriyor ve bana bakıyor.

Pencereden karşı pencereler.

Antanler.Duman. Ölümün çizgili lekeli yüzü bana bakıyor.

 

Bir el işareti. Duralım bekleyelim.

Bir el işareti. Susalım bekleyelim.

Kim gelecek? Konuşacak kim?

Kim vuracak? Vurulacak kim?

Kapılar açılıyor. Bana değil.

Ziyaretçiler geliyor. Bana değil.

Günaydınlar. Merhabalar. Bana değil.

Bana vazoda birkaç papatya.

Bana birkaç sarı, birkaç beyaz.

İçimin karmaşası bana.

Dönelim ölümün pürüzsüz yüzüne.

Bulutsuz rüzgarsız kuşsuz.

Kansız alımlı yüzüne dönelim ölümün.

Papatyalarla süslesek onu.

Kurşunların yerine papatyalar

Gülümsemelerle süslesek onu.

Kinlerin yerine gülümsemeler.

Kendimle süslesem onu.

Karşı dünyadan baksam kendime.

Orda durup sigara içsem dalgın bakarak.

Kalkıp gitsem sonra sokaklara, deniz kıyılarına, ilk yaz coşkularına doğru.

Burada oturup birkaç kelime yazarak dalgın sigara içsem.

Kalkıp gitsem gelincik tarlalarıma, çiçek kurutmalarıma, çocukluk ilk yazlarıma doğru.

 

Peki, sen nerdesin?

Bu şiirde nerdesin sen?

Kurşunlarda mı? Gülümsemelerde mi?

Kinlerde mi? Papatyalarda mı?

 

Belki de bir kuşsun sen uçup gidiveren uzaklara konu veren unutuveren.

 

 

 

Kapana


Seni kırmızı gibi, şiirlerimle bir
susturmak istiyorum seni, bir yosun
gibi yoksul Baraba suyunda
çocukluğumun ezik türküsü ey
çocukluğumun ey bulunmayası gömü
seni nasıl nasıl yaşıyorum.

Yalnızım, dayanamıyorum, uzak
denizler geliyor usuma
seni kırmızı gibi, coşkumun ortasında
(seni?) kuruyorum, neler kuruyorum
belki bir yılgıyı, belki küçük bir gizi
unutuyorum, unutuyorum.

Aşka varmayalı kapılar
kapanır oldu yüzüme
bu insanlar, bilmem, bu uzak dağ sesleri
neden bozar oldu dengemi
sazının tellerine dokunur mu
gibi, bir ezgi mi, dallanıyorum
insanlara gidiyorum, gidiyor muyum
çocukluğumu belki, belki çocukluğumu
unutuyorum, unutuyorum.
seni kırmızı gibi, şiirlerimle bir
susuyorum, haykırıyorum.

 

 

Basit Bir Yalnızlık Da Yeterdi

 

Basit bir kareli defter de yeterdi
Samatya istasyonunu anlatmak için
akşamı beklerken
beklerken parçalanmış umutları
biraz önce yağmur yağmış o istasyon
hüzün dağıtırken
uzaktan bakanlara bile
kıyı yolundan geçenlere
ve yolculara ki hüznün kendisidir
biraz şairdir akşama doğru
anlayışla bakar istasyon şefi
hafif gülümseyerek
ve aldırmaz bile
ve birden gün geçer
aldırmaz
trenlerle yolcularla yüklerle
biletlerle pasolarla geçer gün
ve Egemen Berköz evine döner

 

kupkuru yüreği hüzünden
hat boyu kırık dökük ev içlerinden akşama doğru
bir gün bir kadın çamaşır asarken memelerini görmüştür
bir gün don fanle bir adamı sabah pilav yerken
bir gün her gün çocuklar görmüştür kirli ve arsız
bir gün her gün insanlar biletler istasyon memurları
ve bir gün Egemen Berköz evine döner

 

sabah midesi bozuk
öğlen fasulye kılçıklı
bir parti satranç oynamış
iki metin yazmış
Pavese'den birkaç sayfa okumuş.
birkaç çıplak kadın resmi bakmış
pencerede birkaç dal ağaç
ve birkaç ondört onbeşinci kat uzaklarda
rüzgârda perde uçuşmuş durmuş
sonra aklında kaktüsleri
sonra Ben Shahn'nın ve Amerika'nın insanları
sonra Töbder'in ve Türkiye'nin insanları
sonra çantasında bir ufak Yeni
sonra elinde bir küçük kavun
sonra içinde kıpırdanan bir şeyler
Egemen Berköz evine döner
trenden inip istasyondan çıkıp
istavritlere kolyozlara bir göz atıp
tırmanır Mütesellim yokuşunu
tırmanır Ünal apartmanın merdivenlerini
düşünür ta beşinci kat onaltı numaranın kapısına kadar

 

düşünür basit bir kareli defter de yeter

 

basit bir kareli defter de.

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön