Ender Sarıyatı(1948-1976)

 

Gezginci

 
giderken
yalnızlığımla dolduruyorum kenti
elimde kirli bir valiz eski tarihli birkaç mektup
ve çizemediğim gök
tuz kokusuyla dolu yüreğim
içimden yaralı bir kuş uçarak dağlara
duyduğum buruk acı gitmek
 
her şey gerilerden seyrediyor beni
o bakamadığım kent
demiri bileklerinde eriten ihtiyarlar
asmalar bir de özlemek
 
akşam bilirim orda acı türküsüdür işçilerin
kendine koca bir dünya çizerek sokağa fırlayan çocuk
onun düşüşüdür yoklukla çizilen balkon
ve aldanışıdır koca bir hayat
hep bunları ve bildiklerimi
burda öğrendim
aslıyı da erzurum'un türküsünü
ay nasıl çizilirmiş burda öğrendim
yola çıkınca burda öğrendim
kirli bir valizle elimde beş para etmez
izmir resmini ay o ince kadın
tren salıyor beni geceye
benim özlemle açılan yüreğim ne kadar mahzun
 
kaç aydır işsizim bilmiyor kimse
kutsal kitapların gölgesinde
yeni doğmuş ceylan yavrusu gibi
korkulu fakat temiz
herkesin acısıyla yoğrulan bedenimin
işyeri kapılarından ölü bir at gibi çıkması
alınyazımı kuşun kanadına işledim
götürsün atsın
diren
coşkulu yüreğim
her şeye yoksulluğuna
bahara bak
nasıl direniyor böcekler
 
yıllarca taşınan yaraya
acıyla dikilen sütunlara bak
nasıl nasıl direniyor her şey
 
giderken yalnızlığıyla dolduruyor beni kent
her şeyi
çook gerilerden seyrediyorum
caddeleri
yalınayak çocuklar büyüten bir marşla koşuyor
incir satanlara
ve bütün şekercilere
buğulu bir ocağın ilk sıcaklığına
anlatamadığı bir dille
koşuyor bilmediği ölüme
 
bende
deniz her zaman yıkıntıydı
sessizlikti
yüzümde durulan tuz
taze menekşeleri silen
herkesi bir umutsuzluğa eski bir hançere koşturan
deniz
o korkunç yalnızlık
geliyorum hazırla bütün intiharlarını
 
her şeyi gerilerden seyrediyorum
bütün bunları
unutamadığım kırmızı güneş
ve sancıyla kıvrılan nakışlar
sonra
her şeyi
o maden işçisini çok gerilerde unutmadım
onun göğü yumruklayan elini
öfkeyle büyüyen gözlerini
dağlara çıkan yüreğini unutmadım
unutmadım
sevgiyle açılan göğsünü
bir yaban ördeği gibi giderken...
 
(Ölüme Direnen Şiirler’den)
 
 
 
İnce Bir Sızıyla Gidelim
 
 
Gidelim,
bizi çağıran gündüze
dağları, denizleri,
ve bir heybeyi ceket yaparak,
Gidelim.
 
O anamdı, ip eğirmesini bilirdi.
bir merakı yenemeyerek, sinemalarda
geçen güz öldü.
sırtında,
Pirinçlerin ve pancarların suladığı bir kol
 
Neler düşündürdü bunca yıl
bir ezikliği alıp içimden
neler düşündürdü
Kılıfından çıkan bir geceyi susturan
ferman.
 
artık büyüdüm.
işte geçiyorum,
tütün mağazalarının açtığı devirden
elimde iş bulma ilanları
Üzümcüler,
Yemişçiler.
Fabrikatörlerden dev bir soluğu yırtarak
geçiyorum.
yıllarca penceremi örten o büyük karları.
 
işte geçiyorum,
yüreğimdeki korkuyu yırtarak
elimde ahlat ve ardıçlardan bir silah
yüksek bir tepeden doyarak
elimde sigaram,
Bir gün keyifle çekeceğim,
 
ölümün çizdiği gül resimlerinden
gövdem.
Bunca yılın çakısıyla vurduğu
Göz yaşlarımdan bir ırmağı,
akıtarak avuçlarıma
ağladığımı, ama niçin
kimse sormadı...
sevincim defnedilmesi güç bir ölü
 
işte geçiyorum
korkuyu bir ter yaparak avuçlarıma
dağları ve denizleri
göğü dolduran sesimle
varım.
 
yüreğimde ince bir sızı
ölüm sancılı anam
Sevinçten bir tülbentle sarıyor yaramı
     VARIM......
 
(Ölüme Direnen Şiirler’den)

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön