Ergin Günçe(1938-1983)

 

Mandolin

Eski bir mandolindi ölümdü anlatılan 
Kır kahvesinde çocuklara çalardı 
Temmuz örerken evini sarmaşıkla 

Çan çiçekleri göğsünde kuru kalbi 
Serilince bahçeye rakı sofrası 
Kucağında mandolin, mandolin ve parmakları 

Ne yalnızlık kalır ne aşk 
Ne gizlice bildiği av şarkıları 
Ay dudağında kuruduğu zaman 
Ve ne zaman görse çocukları 

Serin yaz geceleri penceresinden 
Balkona akınca gölgesi 
Saçlarında deniz ve uçuşan şapkası 
Eski bir mandolindi ölümdü anlatılan 

Şimdi kış ve uykusuz çocuklar 
Uzak bir mandolin kulaklarında kalan

 

 

 

Olmak Ya Da Vurmak Öldürmek

Bir suç oluyorum ben de külümü karıştırınca 
Kimleri, kimleri, kimleri vursam 
Önce kendimden mi başlasam şakalaşmaya 
Önce kendimden mi başlasam 

Ben istesem Horoz gibi öterim 

Alıngan ve içli çocuk olduğum için 
Rahatlarım Bankanın camını kırsam 
Sularım sonra atımı bir derede 
Ne zaman ne zaman kırlara kaçsam 

Ben istesem Kilidimi kırarım 

Kumral bir Yaz peşimdedir, dolaşırım ben 
Altı yaşında tütüne gittim, oğlak güttüm, çırak 
Neler de çıkıyor eşelenince 
İnsan büyüyor adam vurarak 

Ben istesem Pusu bile kurarım 

Duygulu ve sivri bir öğrenci oldum 
Ateş okudum kitap yakarak 
Artı-değer kavramını ve günlerce Matematik 
Bıçaklar edindim Bursa'ya giderek 

Benim şimşir Kazıklarım vardır 

Ne zaman seni vursalar öcünü komam 
İpekli dokunur gibi işliyor zaman 
Öfke çiçeğim, av borum, işlek çıngırak 
Bütün gün kan içinde yoğruluyorum 

Yorulmam dersem Yalan olacak 

Bir suç oluyorum ben de külümü karıştırınca 
Kimleri, kimleri, kimleri vursam 
Önce senden mi başlasam şakalaşmaya 
Önce senden mi başlasam 

 

 

 

Günlerden Eylül, Aylardan Ergin Günçe

 

Günlük şarabımız var maşrapa içinde
Külde pişmiş patatesler ve eşsiz pilavzerde
Din kitaplarımız, putlarımız, telvelerimiz
Yeleği de köstekli bir amca kahvesinde
 
Suratı çilli günler, gölgesi uzun günler
İşte bir bağ bozumu, işte bir çıngıl üzüm
Gökyüzüne yaslanıp saatimi kuruyorum
Kimsecikler duymasın bir Tanrı olduğumu
 
İstersen bu Duayı bir Çınara söylerim
Ben kendi başımdaki en önemli şapkayım
Islıkla her türlü marşı çalan bir Arap
Bazan bizim orada bir yokuştan iniyor
 
İşte durumlar böyle ey Kandil Simitleri
Bir değirmen bu günler kalbimi öğütürüm
Serentiler kurarım ömrümü kuruturum
Haritamda denizlerin yerleri değişiktir
 
Günlük peynirinizi bize veriyor
Kızarmış bayat ekmek, suda kaynamış pirinç
Sen ne dersen de yeleği köstekli Kahve
Durup dururken Tanrımı seviyorum
 
Günlerden Eylül aylardan Uzun Eşek
Bir Tabanca çıkarıp kendimi vuruyorum.
 
 
 
 

Türkiye Kadar Bir Çiçek

 
Soğuk suda çarpa çarpa yıkadım
Yüzümün niyeti bir aşk şiiri
 
Ayçiçeği
Gümüş çiçeği, Kavun Karpuz Mevsimi
Çiğdem: yağmur sonu çiçeği
İlk cemreden sonra bulduğumuz çiçekler
 
Gül güldür, Gül de güldür
Ben bu kadar anlarım bu işten
 
Ekinler sarardı biçtik güz geldi
Eskiden sevdiğim kızlar çiçeği
Öpemedik birbirimizi işte bunun çiçeği
Tay gibi dururdu tay gibi bir kız çiçeği
 
               Benim poliste kaydım varmış, hohho
               Poliste kaydı olmanın çiçeği
 
Bir dâvet olan çiçek
Süslerler eteklerini kikirdeyerek
Kaymakam evlerinde yastık çiçeği
Diz çiçeği. Türkçenin en ayıp kelimeleri
Dul, Baldız, Bizim Güveyi
Bacanak çiçeği, ayıp çiçekler
 
Yüzünün ve taranmanın çiçekleri
Entarin düzelirken açan çiçek
Bir dâvettir çiçek ve çok kere gidilemez
İnsanın dairede işi vardır çünkü
 
               Amerikan polisinde bile fotoğrafım var, hah
               Hangi hırsızın polisi, hani ev sahibi
 
İyisin sevgilim, aceleci ve sabırlı
Belki de barışa bir savaşla varılır
Çünkü işleten sevgiyi
Öfkenin kurucu meclisidir
Tarihi hızlandırmanın çiçeği
 
Senin saçlarında bir Macar kırmızı var
El yazması Kur'anlar
ve Benim yanaklardaki Çerkeslik
Daha bir sürü çiçekler
 
               Senin de bir kaydın bulunmalı loy
               İyisin, demek ki iyisin, sabırlı ve aceleci
 
Kadınlar Mevlûdu, şerbet çiçeği
Geldibirakkuşkanadıylarevân ve benim uykum
Ki güzel çiçektir her zaman
Hâfız kadınların fingirdekleri
Tüccar, telsizciler, terlikçiler
Aklımda bir kasabanın çiçeğini tamamlar
Hamamı hergün turşu kokar
 
Demek, düğünlerde böyle oynarlar
Gözleri duvarlara, tavana bakar
Köylerin solgun aşk çiçeği
Düğün ne kadar uzundur, Sağdıç çiçekleri
Güveyi pencereden bir silâh atar
Kızevi utanarak tarar sakalını
Göğe bir duman çiçeği salınır
 
               Kaydımız olsa da olmasa da sevgilim, ohho
               Kaç kere yıkadık birbirimizi
 
Ayçiçeği
İş becermişlerin yüzündeki çiçek
Kurtuluş Savaşının kaşındaki çiçek
Asyada kabaran ekmek çiçeği
Beş bin yaşından bir komutan
 
Sen bu kadar yüreklisin
İnce çekingenlik çiçeği
Ha dediklerinde dağda olursun
Ha diyeceklerin ağzındaki çiçek
Umudun çiçeği
Türkiye kadar bir çiçek
 
               Yüzünün niyeti bir aşk çiçeği
               Bir kalkışma yüreğindeki çiçek

 

 

Gencölmek

 

 

Ay mıdır kar mıdır pencerede

Boğulmuş çocukları martılara taşıyan

Kara köpek karşı kıyıda uluyor

Bence o çocuk öyle gülmemeli

 

Atları çayıra saldım diş kamaştıran erik ağaçları altına

Nisan toprağı kalbimde ağarıyor

Bence o çocuk öyle gülmemeli

Şimdi bir kadın çay demlese

 

Bahçemdeki korkuluk nar ağacıdır

Erken ölmüş, iyi giydirilmiş

Sular soğuyor ovada duran ince gölgesinde

Büyük ateşler, kuytu köyler gibi

 

Alınlarına vişne çiçekleri yağan

O kızlar, delikanlılar ve lohusalar

Oyulmuş bir bebektirler ıhlamurdan

Kestane mangalları, masallar, talikalar

 

Ölüm alışsın artık bize

Bir dans gibi bahçemize gelsin

Gelsin otursun ılık minderimize

 

Ben o çocuk öyle gülmemeli

Ay kar gibidir pencerede

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön