Ergin Yıldızoğlu(1952)

 

Bıldırcın Pazarı

 

Soho’da bir İtalyan kahvesi...

Köşede, televizyonda

son haberler : Somali’de akşam

Etobur mercekler

ve arkasundakiler

yavaş  yavaş hazmederken

açlık ve dizanteriden

kırılan bıldırcınları

 

            Gömülmeden çürüyen insan vücutları

            Kavrulmuş toprak, petrol,çelik amonyak.

Mekanizma yağı, kükürt, fosfor bulutları

çığlık ,toz, duman ve kopan birkaç ayak...

 

Howitzer’in çift patlamasında

“operation restore[s]hope”

İronisi[ne] medeniyetin...

 

                               *

 

Hafifden, yağmur başladı dışarda.

Hayal meyal seçiliyor buğulu camlardan.

            -Sanırım giderek şiddetlenir.

Bıldırcınlar, köşelerde bekleşiyor.

            -Sanırım müşterileri de seyrekleşecektir.

Saralı bir berduş altına işiyor

Sokak lambasının ayaklarında

yaşlı bir ayyaş alkol komasında

yaşlı bir kadın belediye evinin sofasında

    –sessizlikten

ölüyor, saatler yavaşça gece yarısını  geçerken

 

        *

Havada taze kahve, tütün ve pasta kokusu...

Masada yemek sonrası rehavet, bir paket Gitan

Cpuccino, yarınki Guardiyan :

Kuzey’de

torna, matkap, pres

            bin tonluk konvertörler

                        asırlık tersaneler

global poligonda bir bir düşerler.

Şehirler enkaz altında kalıyor.

 

Çöküntü,

karanlık koridorlarda,

bakalit, bira, sidik kokusu

küflü, siyah duvarlarda :

“Pakis out”, “Turken Raus” , Swastika,

mektupluktan dökülen   benzin

kuytu sokaklarda “Krack” , kokain

ve körpe ciğerlerde tiner dumanıdır.

 

Şehrin eteklerinde

toplu konutlar, giderek toplu tabutlara dönüşüyor

işsizlerin şizofrenik hayallerinde.

“Tüm yoksul köpekler kilise merdivenlerinde”

pencerelerde

cerahatlı ışıklar

kurtlanan suratlar

bozulan asansörlerde

havasızlık.

Gökyüzü eflatun, gri ve kahverengidir

isteyenler havayı bıçakla kesebilir.

 

*

 

Bıldırcınlarda bir telaş bir panik...

Metropolün fırtınalı vorteksine

sürüler halinde, göçerler

elektronik rüyaların köredici öksesine

Kaldırımlarda, kemiklerine kadar soyup

ırzına geçer ışıklı reklamlar.

“Fast food” gibi tüketilir,çöplüğe dökülürler.

 

İsimler, istatistikler

hiç iz bırakmadan silinirler

medya denizinin kumsalında.

Korteksinin salgılarından

balıklar zehirlenir bu sularda

Başını kaldırıp da bir baksan.

 

Yaşam

“post-modern” zamanlarda

bu karanlık sokağın kuytusuna

poşet içinde bırakılan cenin

kesilip atılan tırnak

deşilen yara

akıtılan cerahat gibidir.

 

Somali, Ruanda, Haiti, Çeçenler,

Sıvas, Bosna.

Liverpul, Diyarbakır...

mercekler, rotatifler hep açtır

Bıldırcın pazarında

ucuzluk vardır.

 

(Adam Sanat,113)

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön