Ergül Çetin (1958)

 

 

Kalkıp Bir Dosta Gitsem

 

kıyıları baştan başa dolaşsam

ayağım değmedik kum

gözüm değmedik mavi kalmasa

çakılların üstüne oturup şehri seyretsem

gürültüsünden uzak

deniz taşlarını birbirine vursam

duysam çırılçıplak sesini taşların…

 

uzanarak kumlara

seyretsem derinliklerini gökyüzünün

bulutların şekilden şekile girişlerini izlesem

köpükler sıçrasa üstüme

çeksem ciğerlerime olanca tuzunu dalgaların

yorgun akan ırmak gibi duysam serinliğini

                               alnımda bir uçurumun…

 

doğrulup bir kaya gibi ufka baksam

saatler gelip geçseler habersiz

martıları seyretsem akşamlara dek

avdan dönen balıkçı motorlarının

kütürtüsünü dinlesem

yeşil bir yaprağın damarlarını

beneklerini seyretsem saatlerce…

 

bir balıkçı kahvesine uğrasam

hoş beş etsem orda

kalın bıyıklarını seyretsem yaşlı denizcilerin

av yorgunu, tuz yanığı yüzlerini…

 

sonra kalkıp bir dosta gitsem

sarılsam boynuna açar açmaz kapıyı

kardeşim desem/ kardeşim

dünya güzellikler içinde…

 

 

 

Aşınmış Pençeler

 

can yücel ölürse bir gün

eyvah ki bir şeyler eksilir dünyadan

 

bunu biliyor ki zahir verip veriştiriyor o da

şiirin bir yerlerindeki bir şeylerine

eliyle, diliyle ve de beliyle

belini getire getire güzelim türkçenin.

 

kalın gövdesiyle abanıp üstüne kayanın

can yücel diyor bir fok, deniz aslanı ya da

haykırıp duracak kıyılarımızda bütün gün

şiirimizin başını ağrıtacak bir hayli

ürkütecek pelikanları,

uyandıracak yelesi kopuk aslanı

savan kokan uykusundan

 

anlamıyorum nasıl, can yücel diye bir fil

mavi gözlü menekşeler gibi yakasına takıp afrika’yı

kocaman ayaklarını sığıştırıp bale papuçlarına

nasıl danseder hiç sektirmeden sözcüklerin lüverinde

hiç batmadan akıp giden nilüferlerin üzerinde.

 

anlamıyorum nasıl, can yücel diye bir gergedan

izinsiz girip bahçemize geçip gider dalgın

uzaklaştıkça küçülen tekneler gibi

inip çıka dalgaların içinde

durmadan su alan tahta bir dubadır yüreği

anlamıyorum nasıl bir çiçek bile incinmez

ayak izlerinden.

 

“ağaran güvercinler gibi, paçalı donlarıyla

altmışaltılara doğru” gezinip duracak

şiirimizin tavan arasında can yücel diye “çok bi çocuk”

o kocaman gövdesiyle bir gürültü kopacak yukarda

çatılardan el ediyordur kızlara herhal,

o kart zampara, “şarabı eşkıya”

 

“bir ayağı gökte, bir ayağı dal uçlarında

yeni bir meyve olgunlaşıyor olgunlaşmış

düşecek dalından ölümsüz ölüm”

hep öyle kal iki gözüm, hiç ölme e’mi.

 

o şimdi şiir düzüyor ya

en ufak bir kıyıda lodosa bindirir teknesi

“allah bir kahkaha, bir tebessüm”

ağarmış sakallarını kaşıyor yaşlı bir kurt gibi,

aşınmış pençeleriyle avuç içinin.

 

 

 

 

Saçlar

                                                           Oktay Rifat’a

 

kabuğundan soyar gibi söğüdü

bir güzel traşladı ensemi berber

dağbaşlarında budanmış çınarlar gibi

kalktım yerimden kuşlar gibi hafif,

yeğnik.

aynada baktım yüzüme

ay dağlarına bakar gibi geceleyin dikkatle

şu dağlardan sürmüştük atlarımızı,

şurda kurmuştuk otağımızı

şurda öldürülmüştür surlara varamadan.

yıllarca denizden gelecek orduları beklemiştik bir zaman

kartacalı komutan gibi gözlerimizi dikip deniz ufkuna

acı tuz ve rüzgarla çürüyüp döküldü yüzümün bir yanı

hadriyanos’un yüzü gelip yerleşti suretime

mızrağını duvara sapladı dört kere

hiç unutmam o kün sesini.

alnımdan geçen bir yataksız deli su

akacak yer buldu kendine,

sinsi bir kuşku hançerini biledi boynumda usulca

gülümseyip kayboldu sonra.

gene de çıktım

her şeyi kabullenmiş görünerek

yüklüce bir bahşiş bile bıraktım

dönüp baktım da birden takıldı gözlerime

az önce bizim olan saçlar

dökülmüş mermerin üstüne aklı karalı

bahçemde kopuk bir güvercin kanadı

kaybolmuş bir tarak, belki bir saç tokası,

düşürülmüş bir düğme varla yok arası,

teki kumsalda çürüyen deniz terliği,

sararmış otlar, izmaritler,

romalı bir ayak gibi göğsümde güneş,

kocalmaya başlamış bir ömrün yalazı

gelip yüreğimi yaladı.

 

küreğin üstünde iki büklüm

doldurmaya çalışıyordu

yarı çocuk yarı ergen

o berber çırağı.

 

(Borges’in Eli’nden)

 

 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön