Gülseli İnal (1947)

 

Bir Şey Var Benden Öte

 

Bir şey var benden öte
incimsi düzlüğünde denizin
biri dans ediyor
tutkun ve savruk
başını arkaya atışındaki soyluluk
tanrı bakışı bu
soysuz köhne
kör lalelerle, gecenin diplerine yapışan
bitiren
yeni bulunmuş maden
tıkanıyor kıyılar köpüklü dalgalarla
ona uçmak istediğimi söyleyin
kutsal varlıklara karşı
ayaklanacağımı da
sonsuz yüz değiştirimi ben
bir öncesinde tarihin
yeniden doğmak istediğimi
ne kılıklara geleceğimi
gündüz pencerelerine
ne otlar dikeceğimi bu ölümcül bahçelere
ne zehirli otlarla sevişeceğimi yeniden.

 

 

 

 

Görme Uçuşu

 

Hâlâ aranızda yatıyorum umarsız ölü olsanız bile
yeşillikler doluyor ağzıma, denizin ünlü tıkaçlar
kitara sesleri başlıyor
gece derin nefesini salıyor koynundan
o büyük taş bir türlü kımıldamıyor
yalnızlık yeni bedenim
galaksi tozlarıyla yaralarımızın üstüne gül bastırıyoruz
hâlâ buradayım evet doğumum gibi çıplak
çırılçıplak
kirli gezegenler değiyor tenime aç bir balık durgunluk serpiyor
aranızda uyuyorum yine de, o kokular aleminde gece ürküsüyle
sizin çoğalmanızı izliyorum gizlice
rahmin uzay boşluğu
bir bebek bir ruh vadisi
görülmeyen daireyi biliyorum
bir gölge iniyor bakışlarıma, gelip şaraplı ağzımdan öpeceksin
birden olacak mı bu, gözlerimi armağan edeceğim sana, birden orman
alev alacak ve oradan korkak dumanlar yükselecek, ipek sıcak
ağırca, yalnızlığın geometrisi ölçülecek bir ara ve HİÇBİR ŞEY
EVET HİÇ...
bir baygınlık çıkıyor ortaya seninle benim aramda, baykuşun gelip
şaraplı dudaklarıma dokunuyor, her çenber
sizin matematiğinizi hatırlıyor
babam bebek oluyor
annem de ölüyken
bile ölü bebek
bense ne bebek ne ölü
aykırı zamandan bir uyarı
hâlâ yatıyorum koynunuzda

ketenler içinde biri yürüyor patikada yoksa bir ölü mü o!
bay Aras bu, taş toplamaktan geliyor
demin kıyıya vuran dalgalara soru soran bay Aras
oysa ben hâlâ koynunuzdayım, kimse sezmiyor bunu
deniz dibindeymiş gibi hayvanlar
gökyüzündeymiş gibi bulutlar asit yağışlar
zamansız bir ölçeği, takvimsiz, saatsiz bir yerin, işaretsiz
vadinin kırık kum saatinin
boşluğun evet boşluğun
tüylü meyvalarıyla altüst...

 

 

 


Ey, Gözleri Düşrengi


Ne söylersen onu yapıyorum elimde değil verdiğin güle
dokunmamak
gözlerin neredeyse bedenim orada oluşuyor yeniden
rüzgârların eğilip kulağıma fısıldadıkları oluyor söylediklerin
dilim tutuluyor sanki buruk bir yemiş tatmışçasına
sessiz bir başına yokolarak yeniden yaşıyorum yanında
hiçliğin tadına bakıyorum
varlığını biraz biraz duydukça
bedenim bedenine kapanıyor yavaşça
sırtında büyük sırmalı bir harmaniyle karşılıyorsun beni

bir bulut gelir hani kanatları yağmur rengidir
uzun yol yorgunudur sonra başka türlü
bir yüzdür gökyüzü
onu yaşıyorum yanında
kış sabahının açmış tüm çiçekleri elinde
elimde değil senin yanında ırmakların sesini dinlememek
birden bire allak bullak oluyorum gelişinle
kollarımdan uç veren zeytin dalları
ipek bir sedire yatırıyorum duygularımı
seni ey yağmur kaçkını
sabah yeli tadı
sen güneşin ışıkdamlası ayışığı dansı
sen geceyarısı beyazı
kasırgada deniz denli tutkunu olduğum sen
yemişlerin zehir tadı
evrenim tuzum dağyelim
yaşamım
ve yanıbaşımda soluk alıp veren deniz gibi sen.

 

Bense Uzatmıştım Saçlarımı
Koyu Bir Irmak İçin


İnce sızılar duyarım günle gecenin birleştiği yerde
yavaş yavaş solan bir çiçeğin solgun ışığı yansımıştır yüzüme
oysa gün parlak gökyüzü kızıldır henüz
yalnızlıklardan sıyrılıp bir iki yıldız
yıldızlardan aldığım bir gülüştür benimki
takındığım dudağımın ucundaki
derin bir dağ kovuğunda otururum
sonra bir kartalla senlibenli
birazdan gün solacak sessizlik
takınacak kendi sessizliğini
istek başlayacak denizden
bir martının mavi sayrıl uçuşundan
bir iki beyaz martı geçecek
şölen mi başlayacak ne
kırmızıyla yeşilin tutuştuğu yerde
altın sağraktan akan suyun sessiz görünüşü gibi

yeter diyor morluk
sır verdim dağlara ben
sır verdiklerim içinde
takındığım gülüşüm de var.
Nedir bu beni saran sonsuz kıyılar
uğuldayan ormanlar denizin durmadan yükseldiği kumsal
dalgaların bölündüğü kıyı
arayışlarla başlayan gece küskün biten sabah
nedir nedir beni saran hüzün
gökyüzünden topraktan ve sudan
hiç durmadan fışkıran akşam
bense
uzatmıştım saçlarımı
koyu bir ırmak için
bense
önümdeki yeşil başlı ağaçların eğildiği
yüzümü yıkadığım o eski sunak
önümden akıp geçen bir kara yelkenli
saçlarım ise günışığından arta kalan
bir yele gibi önüne katmış da ışığı
güpegündüz bir gülün boyatışını
bekleyebilirim sonsuza dek
bekleyebilirim yeni doğan bir sabah sevisini
kollarımdan geçen ırmak
başımı yasladığım yeşil ay
kurallarım var hiç bir doğaya uymayan
şaşırmalarımda hiç durmadan gökyüzüne bir gül boyatar.

 

 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön