Halil İbrahim Özcan(1957)

 

 

Ansızın Parıltı

 

               Eşber Yağmurdereli için

 

kalbinin kırıldığı yerde insan
gidip başka bir yarada kanıyor

 

taşmış bir dille dertleşiyorum seninle
kesilmiş bir memede süt ararken
dudaklarımda kuruyan sözcüklerle
sana şarkılar söylüyorum
çatısı akan evimin açık penceresinin önünde

 

dışarda yağmur yağıyor Eşber
ırmaklar da ıslanıyordur şimdi
dağlar dağlarla aynı yağmurda yıkanırken
altın gözlü bir damla yolluyorum sana
gözlerinin kızılına yoldaş olsun diye

 

öyle bir takatsizlik ki yaşadığım Eşber
hep beyazlara bürünemiyorum
kırılıp kalıyorum olduğum yerde

 

hadi be Eşber topla gel gülüşünü de

 

at bu çağı
at gitsin
söylediğin zaten hayatın ortasında duruyor
kapı bize küsmeden pencerelerini açık bırak
gitsin üstüne uymayan
elbiseleri hazırlayan
terzilerin kokusu

 

bak söylediklerim mırıltılar içinde
kaybolan iniltilerde
dağda susan silahların
her keresinde aynada soluyor dökülmüş kan

 

barışı aşk olduğunda savunmak
iki kez ölmek demekmiş Eşber

 

ipin ucundaki tarihle geceye sokulduğun
yazlar böyle gelmezdi eskiden içerde
içerde Eşber hatırlasana
yazlar böyle düşmezdi avluya
karıncalar ezilmeden gezerlerdi aramızda
hayallerimizi okşardı baharlar

 

biliyor musun yolumu kesip duruyorsun Eşber
çek artık önümden sabahlarını
hem yaşlandın artık kabullen
kırık aşkların da baka dursunlar arkandan aldırma
dümeni bırak
var kasırgalar ülkesindeki otağını kur
otur

 

bir yağmur damlası yüzüme düştü de hatırladım
sunduğumuz boşluğun bakir kızlarının da olduğunu
öyle mi dersin yoldaşım benim

 

benim de deligönlüm dalgalanmaz mı sanırsın Eşber
yerli yersiz esen rüzgârlarımla
bu bir sanrı da olsa
ben göz olmayan yerlerde kendime bir gözüm

 

vefa duygusuyla emdiğim acıda dışarda
sanma ki senden farksız sızlanıyorum duyulmayan seslere
sanki yeniden diyarbakır askeri cezaevindeyim
ve temsilci olman bir şey değil
açım her türlü sese be Eşber
yüzünü kimse görmediğinde
ağladığın tüylü battaniyenin altında
sen mutlu oluyorsun bir o yana bir
bu yana dönüşlerinde yatağında

 

hepsi yaşanılanların hepsi
yitik bir teknedeler şimdi

 

dilimin ucu yanıyor konuşamıyorum bazen Eşber
işte bir fotoğrafın kitapların arasında duruyor
kaçakken bile sokaklarda göğsümde sloğanlarla taşıdığım
duruyor ve vefayı yerinden ediyor

 

su iyi geliyor aktığı yerde Eşber
su kendi oluyor
inan iyi geliyor yoldaşım
ertelenmiş aşklara mahsuben
sıkıntılar içinde esnerken
su iyi geliyor

 

işaret parmağım çoktan kırılmış Eşber
gizlenir sedef bir çakının sapında
sen hâlâ aşkı ve barışı birbirine karıştırıyorsun
kızmıyorum yok
ya da ben öyle anlamıyorum
sen hâlâ tarif ediyorsun

 

kırlangıçlar geçer şimdi cezaevinin üstünde
sen kanat vuruşlarından anlarsın
can sıkıntılarını birlikte gezdirirken voltada
hayata bürünmüş hüznü anlatırsın kendi kendine
yemin billah Davut da sevinir anlattıklarına
senin neyin eksik ki peygamber Davut'lardan

 

dalma orada çok dalma geçer
yağmur hâlâ devam ediyor dışarda
sesimi görmüyor ve susuyorum
Ahmet Kaya'nın sesine

 

sıkıldım Eşber çok sıkıldım
unutmak için hepsini
istiklâl caddesine voltaya çıkacağım birazdan
bana ne senin hapiste oluşundan
cadde ışıklı ve ben kederliyim
ıslanıp yürüyeceğim

 

dilinde görüntüler biriktiren bir adam
Eşber
cezası zulmün tadında
bir tokadım var sakladığım unutma
en sona
en sona

 

kalbinin kırıldığı yerde Eşber
kalbinin kırıldığı yerde insan
            gidip başka bir yarada kanıyor

 

 


Ay Dolanır

 

budalaca geçen bir yazın ardından
ay dolanır durumlar esmerleşir
sokağım ki yalnızca kalbime açılır

 

kahramanlar bırakın da şu kavgadan yenik çıkayım
kalbimizin sevinçle vurduğunda bayram yerlerinde
orada dökülelim kalalım esmer kızların aynalarına
mutluluk çığlığında zeytin gölgesinin
kana bulandığı yerde

 

zamanı geldi artık buluşalım seninle
bunu ortak suçumuz olarak kabullenelim
çünkü suç ortaklığı inceden başka dillere bürünür
ürkek bir ceylanın sıçrayışında

 

elimiz kolumuz bağlı yaşamaktansa kanayan
kalbimize tükürelim kaldırım taşlarını sayalım
gözü pek intihar girişimlerinde
kof bir dünyaya sığınalım filmin sonunda
her sonu tahminimizden olsun o müthiş merakı yenmek
birbirimizi iyice tanımaya kalkmayalım
çünkü önce ten kokusu terk eder sevgiliyi
sonrasında buğusu kaybolmuş sözcükler
ki yakalarımızı kaldırmaz üşürken

 

donuşları çoktan öldürmüşüzdür
vazgeçmeye yaraladığımız şehveti kaybedip
yalnızlığın öcünü almak adına korunmaya kalkışırız
akıp giden ırmağın renginde ritim ararken

 

günah yaptım kendime
yerleşilen yurtlardan geçip
herkes dirilerini gömer yaşarken
ama kimbilir ki yağmurlar nerede
kimsesizliklerini bağışlar
havada kalan sahte acıyı
ve hiç kimsenin iri gözlü günahını
saklamadığı zulası patlar kendi akşamında

 

arkamızda her şey yoksulluğun bahçesine
düşer ay
sızısı kalpleri bürür
zavallı sonbahar
erken geldin ve
kışımı bile özleyemez oldum



 

 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön