Halim Şafak (1962)

 

 

Ömrüm Ben Seni Yine Yaşadım Sayıyorum

 

gece kim çıkıp geldiyse yağmur yağdı

ıslandım odadan odaya koştum

 

uzak  bir kenti hatırlıyor gibiyim

aklımda sokaklar caddeler evler

kapı önlerinde  hoparlörler ölümden mi söz ediyor

yoksa ben mi duymakta zorluk çekiyorum

 

hayat yeknesak olan ne varsa bana bıraktı

eğri büğrü yollar evlerin arasında  kayboldu

 

ölümün sesi benim duyduğum hırıltılı fısıltı kadar

hangi duvara dayansam hemen üstüme yıkılacak

kapıları kapatmanın hiç faydası yok

gurbet kilitsiz evdir daha çok yol

kederden başkasını bilmez mezarlıklar

çiçekler çoktan soldu destiler kırık

annem kapı önünde kardeşlerim dağıldı

babam askerlik fotoğrafından bakıyor

 

sigaranın dumanı acımın derin soluğu

içime çektikçe ceren kapıda beliriyor

ben ona gülümsüyorum yüzümden belli

belirsiz  hüzün  giriyor aramıza sürekli

 

acıdan söz eden insanım bu gün nerem ağrıdı

muhakkak kalbimdir gece olunca başkasını bilmem

 

yağmur yağıyor  çiçekler hala balkonda

çocukluğum şimdi bir yerlerden çıkar gelir

ben oturur onu dinlerim eski  evden beri

yıkılmış  duvarın ayakta kalan yanıyım

 

uzak kente yağan yağmur  kesildi

pencere camlarının buğusu  hangi kadının

ellerinde  serinlik bırakıp gitti

nereye giderse  buğusu bana kalır soğuktur

hayat yaşını başını çoktan aldı gün aydın

işgal altında  hatıralarım fotoğraflar yangında

kül olmuş savrulup duruyor etimi

buruyor hayata ilişkin hatırladığım ne varsa

çürüyor evler yanık et kokusu

 

 

annem içeri girdi kardeşlerim kim bilir  nerde

tanımadığım  oda bilmediğim  pencere

bana baksın dursun yağmuru içeri buyur etsin

arkadaşlarım geçmişini çoktan unuttu

çoluk çocuk iş aş dünyanın bin bir hali

babam  meşe ağacının gölgesinde yüzü

duvara dönük sigarası yarım kaldı

ben arkamda bir bahçeyi bırakıp geldim

ev yıkıldı yapıldı yıkıldı yapıldı yıkıldı

tahta masa sandalyesini  düşmesin diye tuttu

ayna kendisinden başkasını görmez oldu

sokak çeşmesi söğüt ağacının altında

zakkum büyüdü artık koca ağaçtır annem

onu iki günde bir suluyor yağmurda

dökülen asma yapraklarını topluyor hayat

kapısının önünde upuzun bir yol

kime çıkar kim bilir

 

ömrüm ben seni yine yaşadım sayıyorum!

 

 

(Kendini Kanatan’dan)

 

 

 

 

Benim Babam Upuzun  Kırşehir

Kim Bilir Bir Daha Ne Zaman Gelir

 

                                               -giritli recep’in torunu ceren’e

                                   hakan’a, tamer’e

 

geçmişim sandığım bir yer yok artık çocuğum

upuzun evin yerini çoktan başka  ev aldı

orda pencereler ses geçirmez duvarlar bön

bahçe yıkılmış  hayat kapısını kimse hatırlamıyor

 

hatıraların üstüne ölümden başka koyacağım  hiçbir şey kalmadı

 

ne yapsam odalar kendini tanımıyor  çocuğum

avludaki çardak  her gün biraz daha çöküyor üstüme

kırılıp dökülüyor içimde biriktiğini sandığım  hatıralar

 

çanaklık yerle bir yüklük eski ayna giritli dedemin fotoğrafı

tahta masa sandalyesini çoktan bırakıp gitmiş

duvara girmiş dolaplar eski gaz şişeleri

camı isli  lamba bir de çocuklar 

 

çocuklar onların annesi  babası

hatıralarla birlikte çoktan çekip gittiler

baba çoktan öldü anne upuzun  kırşehir akşamında

kayısılar yaprağını  dökmüşken yağmur yağdı

ağustos muydu neydi sen daha doğmamıştın çocuğum

 

anne her ölümden sonra ömrünü

uzun bir evden başka bir eve taşıyıp duruyor

gövdesini  köpek gibi ardından sürükleyerek

günde iki paket sigaranın dumanı dudaklarının arasından

ölüm acısı yerine ağarmış saçlarına karışıp

ömrüne bakıyor çocuklardan  ne kaldıysa geriye

toplamaya çalışıyor annem yüzündeki hüznü gizleyerek

 

ne zaman yanından geçsem o evin

sokağından ölüm bana el sallıyor çocuğum

hatıraların içine  hızla bir dozer girerek

geçmişimi hayatımın üstüne yıkıp beni boğuyor

sesime yıkılmış duvarların sesi karışıyor ağaçlar

her geçen gün hepimizi  hızla ölüme hazırlayan hayat

artık üstün körü  hatırlama bile sayılmaz

 

 

tamer’le hakan biraz daha ölüme yakınlaşmışken

ruhum bir  boşluğa dolup boşalıyor simsiyah

yürüyüp gidiyorum  ne kadar kalabalık bu uğultu

neden kimsenin bir şey duymasına izin vermiyor

 

evler sessiz bahçeler upuzun hayat incinmiş

ömrüm hatırlamadığı  düşten  yeni uyanmış geceye

yapraklarımı döküyor çocuğum

 

benim babam upuzun  kırşehir kim bilir bir daha ne zaman gelir!

 

 

(Kendini Kanatan’dan)

 

 

 

 

Ömrüm Diyorum Çok Acemi  Hayat Çok Usta

 

                                      -sesi içinde boğulanın kendi sesinden-

 

sesimi duymayacak kadar yalnızım hayat

iki kişi arasında gidip gelmek kadar anlamsız

her odanın kapısı için bir anahtar edindim

çevirdim çevirdim hiçbiri açılmıyor ne çare

 

ayrılık böyle yaşanıyormuş demek bunca hayat

boşu boşuna debelenip durmakmış zahir

 

ellerim kimin ellerini tutsa hızla soğuyor ölüm

böyle birden başlıyormuş insanın gövdesinde

 

kapılar birbiri ardına açılır belki  kar yağar

pencereden ömrüme tekrar girerim kime ne

aile okul arkadaş ortamı nasılsa her şey kurgu

kim kime benziyor kim kimi anlıyor bilmem

ama bildiğim ne varsa unuttum 

 

neşter  bileğlenmiş  bıçak gibi dolanıp durdukça

ellerimi uzatıyorum  damarlarımı kesse bari

 

upuzun  geceydi hayat galiba yalnız kaldım

sokaklardan geçip gidiyor yol bilmez ömrüm

ömrüm diyorum çok acemi  hayat çok usta

 

kime aşkı sorsam yanıt yok sevişmek deyince

aklım karışıyor gözlerimi kapatıyorum nasılsa

 

hangi ecza yalnızlığın ilacı olabilir bir bilsem

acılar sesimi yükseltecek yarılanmış sigarayı

alıp avucumda söndürüyorum ne yapsaydım

 

kendime söz geçirecek insan değilim

kitaplar bir şeyler söylemez olalı çok oldu

şiir ömrüme hiç uğramıyor sözcükler bana kırgın

avlusu olmayan  evim hayat kapısı bana kapalı

 

çiçek yetiştirdiğim hiç olmadı

ne zaman sulanır hiç bilmem

 

sokakta insanlar hayattan söz ediyor sevgilim

paranın erdeminden evinden arabasından

konuşmaya vaktimiz olmuyor sevişmek içinse çok geç

ama evinin anahtarları hâlâ çantamda kapıyı

açsam süzülsem içeri benim bu evin  kızı

gitmeye çoktan hazırım midemde ağır  bulantı

kussam rahatlarım  ama kim temizleyecek

hayat kötü bir düş iyi demeye dilim varmaz

 

yalnızım bunu kendime bile söylemiyorum

kapıyı bir açsam kanım boşalacak içime

bakir bir dünya kalmadı haberim yok ecza

sürdüğüm her yarayı oyuyor tükürüyorum

bu hayatın tam da dibine kadar girmişim

biri vardı yalnızın biri çoktan bırakıp gittim

beni hatırlatıyor yazdığı her mektup yanıtsız

bıraktım hayata dair sorularımı dünya

kendi kapımdan geçmeyeceksem neye yarar

acemi bir kızım yine kasıklarım sancıdı

kendimi unuttuğum yeri hatırlamıyorum etrafım

olmadı benim sesimi sakladım durdum

 

şimdi bağırıp duruyorum biri duysa bari!

 

 

(Kendini Kanatan’dan)

 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön