Hayati Baki (1949)

 

 

 

Tuhaflık

 

göz saklıyor bakışın gizini, uçurumunu

çölün. savrulmanın uysal rüzgarında kül

dağılıyor tirşe suya: küfün ışıkla

kardeşliği: emiyor sokulgan duruluğunu

ıslaklığın, dinlenmesinden belli taşın otların.

 

yitiyor bulak zaman yokluğun sisinde.

şaşıran yılan acının patikasına akıyor,

balkondan görüyorum: ıslık çalıyor

yaşam: bellekteki unutuş boğuluyor

lağımları arasında yorgunluğun, kentin.

 

park bana bakıyor gözleri kaçışırken

körelmenin körlüğüne. dalda kuş, yerde

kedi: habersiz boşluğun ufkundan.

ah, kuru yaprak eziliyor, hınçla:

beklerken hiçliğin serinliğini.

 

birden yağmur, öpüşen çocukluğa düşüyor,

çiçek tozları kelebek. birden uykusu kedinin,

birden korku: korkunç bir çocuk oluyor,

anne oluyor:ölüm oluyor, dalları

göğe ağan ağacın.

 

orman nerede, nerde kaldı bu ağaç? titriyor

öğle uykusunda ısınan kertenkele; aklım,

balkondan düştü küs çocuğun ardından. uğultu

sonra. anımsıyorum: neydi, demiştiniz?

hayır, değildi miydi, evet?!

 

ah, kalbim, unutma: yaşam ıslık çalıyor.-

 

(Kavram Karmaşa, 8)

 

 

 

 

Günler ve Nesneler

 

1.

minicik toz: masanın üzerinde çatıyor keyfini;

direniyor evin hanımına, küstah, ya raftaki,

sanki töz:kitap okuyor, uçuyor ordan oraya.

saklıyor kendini ışığın koynunda.

 

2.

toulouse-lautrec: göz kırpıyor hınzır, karşı

duvardaki yaşlı geyşaya, saygılarını sunuyor

bastonu kolunda, elinde fötrüyle: sonra utanarak

neşet günal’ın çocuklarından, bonjour, diyor.

     toprak kokulu çocuklara: bonjour.

 

3.

uzanmış bekliyor şezlong, düş eğirecek, yeğnik

müziğin sarkacında, yumuşak yastığın öpüşüne

bırakınca yorgun sözcükleri şair: şiir

doğuracak kucağına ipekçil gece.

 

4.

uzun parmaklarıyla aşk, dokununca tenine

bardağın, ılık bir kırmızı akacak çarşafın

ırmağı, çok derine, çok derine inecek hançer.

çeliğe su verilen yerden.

 

5.

imdi, süt vakti, sabah: kedi, miyavlıyor süt

şişesinin başında, patileriyle durma tırmıklıyor

kapıyı, adı su: enciklerini emzirecek.

6.

balkon: çiçeklerin yurdu. japongülü büyüdü.

zakkum çiçek açtı. yağmur suyu dolu saksı öylece

bekliyor: çim ekmeliyim yurduna doğanın

boydan boya.

 

yaşam kokmalı zaman.-

 

 

(Yeni Biçem, 45)

 

 

 

 

Hayat yaprakları

Düşünce Yaprakları, IX

1.
sessiz sedasız usulca bir tüy
gibi yumuşak nefesin bulut orman
bahçede meyve evin gölgesi
içinde kuyudan karangu yalnızlık
su sessizliği fesleğen kokusu
zihnin saatiyle atların güneşi
ışıkla dolu balkon çiçekle
bir adam boşluğun rüzgarında
ağaçta toprakta ufkunda denizin
şehrayin bahar evvelbahar magması
sevinci kelebeğin buğusu tenin
aşk zamanında gecenin kalbi
şarapla hazzın yatağında
koynunda şiirin dalganın
köpüğü çimenin gözü çiyi
yağmura aşık pencere göğü
yaz yorgun yıkanmaktan öpüşmekten
esrik ağız dudak dudağa
çıplaklığın dili yurdu boynun
kuğunun suyun duruluğun
derinliği yüzün usulca bir tüy

gökyüzü uçurumda uykusuzluk sarmaşığı
sarmalında garip erinç içinde hiçlik
gül satıcı çingene yaşam sevinciyle
basit şeylerin iyiliği çünkü kırmızı
çünkü akşam ıslak heyecan kanlı bıçak
ses ve cümbüş anında keşfin nilüferi
yarasında tuz tuzun hurufatı
cam kırığı gündüz nar kokulu ay
aynada taşın yenilgisi çığlık
bulantı halinde sokağın dili
belirsizliği izleğin kaosun usu
imdi yorgun çocukluğun düşü ağır
hışırtısı kuşun şarkısı sazlığın
nerede erikağacı nerede kar beyazlık kağıtların dokusu
mürekkep içinde insan ham kent çürümede köpeğim sonsuz
yalnız
orada acemi bir salyangoz
hayvan hayati uykuda

hayvan hayati uykuda bengi zaman döngüde.

3.
bir tüy kainat kadar ağır
yorgun uyku kadar ölüm kadar
iki güvercin üç yalnızlı aşk
yaz büyük hınç derin keder kış
alnında hiçliğin kardeşi hayat
gidişinde patika bakışında park gizli
ağaç ve gölge ışık ve ayna gizli
kaos bir tüy kadar ins kadar
beton yürek ahşap gönül içinde
bulanık tefsirin örümceği
bir hüküm olarak dilinde
güneşinde kiremitlerin
anlamın imlediği ritimde kirinde
cümlenin kamaşan hali hurufatı
hafifliğin dönüşündeki rüzgâr
eski bir sesin uçurumu kuşkusu
toz içindeki boşluk ateş içinde
bilig umunç karangu kök
gökşin acı içinde su
bugün susmanın ıslığı taş
tüy acun kadar yeğnik usulca

4.
bugün su acı ayna kör burada
dağ yalnız orada orman dilsiz
tarlakuşunun çığlığı içimde
zihnimde isimsiz kelimeler
belleğin kafesinde köktengri
zamanın göğünde üşümede
yanmada deniz feneri
patikanın kimsesiz hali hüzün
otların yurdu aklın yurdu şimdi
ciddi yanıtların korkunçluğu
bir yenilik olarak
bir gölge kadar sessiz
kanın yıkanması akması nehrin
kusursuzluğunda cinayetlerin
evlerde ölük kelebekler
konuşmanın pürüzlü ağzındaki iz
çünkü kim bilir belki sanki
gibi tarihin yüzündeki suç
bir meselin iklimi
sözlüğümüz ülkemiz
işte böyle su hep acı kör ayna

hayvan hayati pürdikkat kedileriyle uykuda...

 

 

 

Toz

 

ne anlatır toz?: silinmeyi,

zamanla belleğin uzağında.

unutuşun hacminde ellerini

aklın: gözlerini yorgun sözcüklerin

hançerli masasında.

 

gitmeyi mi anlatır?: gölgesi,

parmağın ucunda: dönüp bakmayı

durma alışmayı sessizliğe.

kimse yok burada: hiç kimse: belki,

belirsizliğin dilinde.

 

anlatır mı evi, ölük evi?:

karangu suların yıkadığı zihni,

ömre teyellenen günleri, çisentiyle:

pencere önünde: izini arayan

kertenkele gönünde.

 

zaman akar: toz bekler görünmeyi.—

 

 

 

(Bireylikler,1)

 

 



 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön