Hüseyin Alemdar (1962)

 

 

İçki Vakti

Şarap içersem ölürüm diyorsun:
İçsen de öleceksin, içmesen de!
                        Ömer Hayyam

Olmayın bu kadar öbür dünyalı insan kardeşlerim
bu dünya çiğnenmiş inanç kiri, öbür'sü kir denizi
bu dünyada içki var, içkide hayat, ötesi bayat
öbür dünya ki haki, büsbütün melek kıyameti
ne varsa bu dünyada var, varla yokun kardeşliği
içkide ölüm ölümde içki var, sonumuz ölüm madem ki
şişeler boşalsın, kadehler dolsun, varsın olsun ne olacaksa
meleklerin masalara meze dağıtması günah mı!
Doldur bi daha! Melek daha bir melektir günaha batarsa
Allah hiç kimseden hiç memnun değil nasılsa
içki içene aidattır, içki içene ölümsüzlük verir
o halde daha çok içelim, daha çok içelim, daha çok!
ölüm daha çok dokunur daha az içene, az içmek aşk değil ki!
kim ki insanca çoğaltır içkisini -ki içki insandır-
odur herkesten daha öbür dünyalı bilin ki
-Sen ey hayat, ince kanatlı mor meleği gözlerimin
bundan böyle bana ölümden söz etme! Bi'güzel öldü ölüm bende!
Ne güzel, bak tanrılardan biri alkolle arkadaş
Şuarâ sûresini mi dökmüş ne, bize kolonya tutuyor
aman Allahım, ömrümde böyle bir cennet görmedim ki hiç
insan içince hercaî yaz da içmeyince mi Muhammedî kış
Numara doğru da, adam yanlış!*    GSM'im mi çalıyor! Evet, ben Hüs!

* Ahmet Erhan

(Öteki-siz, Mart-Nisan 2002)

 

 

 

Nilüfer Vakti

 

İnsan önce kendisiyle kalıyor

Birileri bir şeyler çekti ayaklarımdan*

 

Ben beyazlardan masumu sevdim hep nilüfer olanını

Sevdikçe sesli bir kederi sustum içimde anneme benzer

Sevdikçe su kalpli aşklarım oldu göğsümün nikahı yerinde

kendime gittim kendimde kestim şiirgünü pastamı sevdikçe

bir o kadar Necatigil’i sevdim herkesin yerine- Şiirrenk!

Nilüfer demek Necatigil demekti çünkü dar vakitlerde

ince gülüş gamze kesilmeler ki silme nilüfer demekti

demeklerin ılıkses şiiriydim günlerin buğu boşluğunda

her buğu eski bir iniltidir der yaslanırdım hüseyni yanıma

hayatımın zarfına dokunmak mektupan öpmekti içellerimi

içellerim ki hatıralardan damlacıklardı sizden bana

sahi solgun bir gül mü hala uzanıp uzanıp alınan her hatıra

nasıl bir duygu, pardon nasıl bir şiir tozunu almak hatıraların

-Anlamadım, orda kimseler yok mu, odalar uğultu mu!

Geniş zamanlar mı umuyordunuz siz de e-mail yaşamalarda

yoksa tüm beyazları gece mi geçtiniz koşaraktan

anladım, dolunayın biraz biraz yettiği ses taşırmış sizi

imgeniz ecnebi, ters öpülme kiri nilüferiniz

siz şimdi gidersiniz, önceki yüzünüz kalp bir hüzün hikayemde

kalsa kalsa kaçınık bir dize kalır ahhyare benden :

ben gelmekten çok gitmek fiiliyim hala sevmelerde

 

Kalbim can kırığı, yok yerinde!- - Ben oraya koymuştum, almışlar**

 

 

(*),(**) Behçet Necatigil

 

(Uç, 8)

 

 

 

Cem’âh Süreya

 

                                                           Kan yok kelimelerin altında cemal süreya

                                                           Kanın altında kelimeler kazısan okunacak

                                                                                                        Hayriye Ünal

 

I

Yeni şeyler söylemenin eski tadı yok Cem’ah abi

adı Güzelleme de olsa içadı âh-ı güzel şiirlerin

güle günâh hohlasan, sapına şiir dolasan da alan yok

sahi, gül de artık şiirden sayılmıyor bak

Mardin mızıkası susmuş bir yaz uzakta

Kars’ın üstüne karı kan bir kış çökmüş nicedir, okunmuyor

türkülerde ağlamanın öksüzü bir adressizlik Tunceli

haklısın ‘kan var bütün kelimelerin altında!’ hala

iki güvercinin arası ters dönmüş Üvercinka gibi

senden sonra kadın da aşk da ölüm gibi bir şey Cem’ah abi!

 

II

Ama iyi ama kötü kimse artık şiirden ölmüyor

bir dize daha söylesem sanki her şey düzelecek

iki adım iki kalp söylüyorum bak,

düzelen bir şey yok Cem’ah abi

kimse kimsenin içini ellemediğinden mi ne

herkes herkese hiç kimse bilesin

iyilerin tanınmış kırmızılarda bordolaşması

ne kötü  be Cem’

al

abi!

 

III

Şiir diye bir uğuldama,

ölüm diye bir ufalanma var galiba Cemal abi

sen sessiz korkunç upuzun ölmüş de ölmemiş gibisin ya

orda, Kulaksız’da--

bağışla, ağlamam geçmiyor ne yapsam

sesimi kar soğuğunda yıkasam da!

 

“Sesim tanınmaz bir çocuk sesi”

 

 

 

(Hece, 89)

 

 

 

Ten Suiti

 

Gecenin şehlâ sessizliğinde

göğsünün masum taçyapraklarını öpüyorum

ağzımın kâğıt diliyle

kâğıt dudağıyla ağzımın-

sahi, bir sözün kızteni duruluğunda

uyuyorsun saf kelebeksi kollarınla

etinin serin tülden uykusunu

sen, âh, ömrümün tenhâ ankâsı

Göğsümü uyuyan hercai erguvanım

ağzının üşümüş denizlerini öpüyorum

ağzımın beyaz diliyle

beyaz dudağıyla ağzımın-

sahi, bir imgenin kızkuşu akşamında

uyuyorsun saf ipeksi kollarınla

etimin suskun tülden uykusunu

sen, âh, ömrümün tenhâ ankâsı

 

Tenhâ şair tenimde

göğsüme damlamış

ılık tenini uyuyorum hâlâ

 

 (Ten Kitabı’ndan)


 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön