Hüseyin Atabaş (1942)
 
Gölgesi İçine Düşen Göl
 
Son birkaç yıldır içimdeki fırtına dindi,
kıpırdamıyor gözlerindeki yeşil seninse;
Ankara yağmurlarla geçiştiriyor kışlarını!..
Çoktan ayrılığı duyumsadı anlayacağın
                               saksıdaki karanfilin titreşimleri bile,
özlem beni de vurdu, evin kedisini de.
 
Ne zamandır seni bekliyor kapının önünde,
bense didiniyorum makinenin başında,
aşk şiirleri yazıyorum, fukara avuntusu.
Aslında bir nedeni yokken biliyorum
                               hızla ateşim yükseldi nesin nesiyse;
belki de en alıngan yerimden geçiyorsun!
 
Kötü uyaklara düşüyor söz ne yapsam,
bir zamanlar öptüğüm parmaklarının ucu
hâlâ hüküm süren o uzun sonbahar oluyor.
Gölgesi kendi içine düşen göl gibisin
                               ovada öylece yayılmış karnın,
yankısını dağın yuttuğu suskunluğumsun.
 
İncecikten bir kar yağmaya başlasa şimdi
ilkyaz umudu olurdu kaldığımız yerden.
Ankara o eski Ankara olurdu park küçüğü
çimenlerine yatıp yuvarlandığımız,
                               izi çıkar unuttuğumuz çocukluğun;
anılara sürünüyor evin kedisi, büyüdü!..
 
 
 
 
Bedeli Ömür Olan
 
 
Anlamıştım mevsimlerin değişeceğini
seni o sabah sesinden öptüğümde!..
Yağmur bulutları geziyordu üstümüzde;
aşk burcundayız aylardan ilkyaz kapısı,
kelebeklerin yazgısı ağıyor ömrümüze.
 
Kırağı vurmuş gibiydi sesinin rengi,
yine de vadileri gül kokuyordu teninin.
Dağlardan iniyordu gecenin ürpertisi,
yola sarkmış bir dal kuşkuydu yüreğin.
 
İçi daralıyordu bütün sevdiklerimin!..
 
Zamanı zamandan sağdın öyle bir anda;
ateşi çaldın, aşkı insanlara bağışladın!..
Yüreğimde denizleri kıpırdadı yurdunun
duydum, o anda hem beni öpüyordun
hem anne özlemini sürüyordun içinde.
 
Özgürlüğümüzün tarihini yazıyordun
ılık bir rüzgâr gibi okşadığın yerlerime.
Böyle bir günde nereden bilebilirdik
bir ömür olacağını bu aşkın bedelinin.
 
Dinle, sessizlik geziniyor sokaklarda!..
 
 
 
Sensiz Geçen Yaz

 

İzini sürdüğüm çöl göğünün gerçeği
sensiz geçen günleri bekledi yazla,
anasonlu gecenin biriktirdiği bulut
özlemleri kutsayan başak ve asma.

Eksiğinin biri sevmemekse insanın
sevdiğini söyleyememektir öteki de!
Bütün yalnızlıkları bana bıraktın,
ben ki ustayımdır aşkımı gizlemede.

İncecik beline sarıldığım düşlerin
bana hep seni taşıdılar yokluğunda,
denizleri özleyip bozkırı öptüğümde
sensizliğin sesi yankıdı dağlarda.

Dağlar ve ayna, dışarda ve içerde
yansımanın aslı gölge, gözü ışıksa
içime eğilenin gördüğü gökyüzüsün,
ötesi ben, kırık dökük, paramparça.

Geleceğin günü bekliyorum yine de
menevişi karınca yeniği bir yürekle.
Salınan yaprağım esintide günboyu,
Gel ki özlemler suya insin seninle!

 

 

 

Saydam ve Gizli

 

Dingin dağlara bakınca göreceksin
o her şeye bedel sandığın tenhalıkta
duruyor kendini gizleme alışkanlığın,
adımı ve aşkımı yalancı çıkarmayan
tanığımdır senden yoksun kaldığım.
 
Dalgın sulara eğil anlayacaksın
hâlâ heyecanla titriyor ve şaşkındır
ayışığının düştüğü yerdeki istiridye,
o bağıran sessizliğin dipsularında
hayret, adının geçtiğini duyacaksın.
 
Duru gökleri düşündüğünde anımsa
koynunda al düşmüş elmabaharı yazlar
ve dalların iz bıraktığı gölgelikte
yüreğinde kar beyazı ölü kuşlarla
birlik, özlemler söylenir şiirlerde.
 
Saydam yere kulak ver duyacaksın
her şey ayan beyan ortada, her şey
sıcacık bir merhaba gibi sabahta.
Üzerinde bitecek otu düşündüğünde
ışığı arayacak içindeki sardunya.
 
 
 
 

Sen Varsın Diye

 
Sen varsın diye kestim ağaran sakalımı,
dişimi fırçaladım, söküğümü diktim.
Sen varsın diye aldım yaşamın tozunu,
sularım aydınlanıyor sen varsın diye!..
 
Bir dağbaşı kasabasıydım eskiden,
gündüzü boran, geceleri zehir zıkkım.
Sen alıp indirdin beni gerçekliğime,
sen varsın diye kendimle barışığım!..
 
Ormanın uğultusundan sızan reçine,
mermerin çatlağından akan su oldum.
Yeni bir dünya buldum eski gövdemde,
sen varsın diye işte bütün bunlar!..
 
Yalan söylemiyorum artık kendime,
varsıllığın aşk olduğunu öğrendim.
Şairler yerinsin istedikleri kadar
şiirim yerini buldu sen varsın diye.
 
 


 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön