Hüseyin Ferhad (1954)

 

 

Ay Vaktidir

 

Başka kimim var kapımı çalacak, seher vakti.

Yüreğime dökülen bir tas kalay

yetmez sınırlarımı gizlemeye. Sırtımda dolunay

yalnızlığımı taşır ardımsıra sanki.

 

Bir gece alıp kaçırdı beni bir çingene;

ayazdı uçsuz ovalar, yıldızlar kirli ve donuk,

demir sürgüler çekili, pencereler örtük.

Bir gece alıp kaçırdı beni bir çingene.

 

Üç yaşımda beşik kertme, on üçümde evliydim.

İki çocuk doğurdu bana Ebemkuşağı: Gök ve Yer.

Daha toprağın kanına bulanmadan süt ve ter

düştük yola. Üçümüzün üstünde bir göçebe kilim.

 

 

 

Hazer İçin Birkaç Sarı Gül

 

Onu ipten aldımdı, kurtlar, haramiler sofrasından kaptımdı.

Ufka, kadim yurduma kaçırdımdı. Göçüklerini onardım, 

muslinlere, kadifelere sardımdı.Tirşe uykulara,gökçek

rüyalara yatırdımdı. Nazardan, kem gözlerden sakındımdı.

Çağanozların, yakamozların akıntısına sakladımdı. O benim

gizli yaramdı, kanadı

 

 

Ellerine kına yaktımdı. Beline ibrişim kuşak bağladımdı.

Gamzelerini altınla gümüşle halkarladımdı. Burnuna hızma,

ayaklarına halhallar taktımdı.Saçlarını meltemle borayla

taradımdı. İçsin diye şarap süzdüm, yesin diye incir soydum,

et kaynattım,yufka açtımdı. Önünde diz çöktüm, ağladımdı.

Gök Tanrı tanığımdır.

 

O benim şirk lambamdı, karaldı. Yüreğimdeki ışık lekeleri

bu yüzden tenhadır

 

O benim sırsız aynamdı. Yüzüme şevkle baktımdı.Terini vecdle

kokladımdı. Eğnini gönençle tarazladımdı. Kulağına yırlar,

alkışlar fısıldadımdı.Çimlerini yoldum, tarhlarını suladım,

göl cinlerini taşladımdı. Bahtına, alın yazısına ulusal benliğimi

hohladımdı. Yine de elimden düştü, kırıldı

 

 

 

Zende-Rud’u Geçerken

 

Şirin. Emzirir ve büyütür

çığa benzer bir dağı.

 

Şirin. Okur örtünür

dağdan kopan bir çığlığı.

 

Hüsnü hat bahçelerinde

periler sesli düşünür,

kazmayı vurduğun yerde

iki tâlik harf öpüşür.

 

Aşk dediğin alelade

şikeste bir minyatür,

nedense su küresinde

sana matah görünür.

 

Sahi kimler var belleğinde

zülfü siyahın haricinde

ki bencileyin bir imla çırağı

ismine ayağ üşürür.

 

Sustur ve çöllere sür

şu mağrur ırmağı. Ferhad

 

Kem bahtını aynalara nakşetsen de

ölüm senin eğninde

mengü süte dönüşür.

 

(Yeni Biçem,56)

 

 

 

Kufe’de Bir Hüseyni Akşam

 

Saplı kalsın göğsümde

Kanıma teşne hançerin,

Yaramdan damlar tekrar

Nasıl olsa bir Hüseyin

 

Hüseyin bir ayna değil

ki kırılsın bir Yezid’e,

kan dökülsün ister hırkası

Yezid bir bahane

 

Sırı aşikar bir Hüseyin

aşka verirser’ini,

tebeşir dairesinde Azrail’in

çözer zifaf düğmesini

 

Hüseyin kadar şivekar

kaç isim var dilinde,

kimseye ve herkese ait

bir başka menkıbe

 

Sanır mısın ki Hüseyin

kumların fısıltısıdır bes,

yazılan sağdan sola

iki ve üç hecelik bir nefes

 

Hüseyin bir cinaslı avazdır

kişiye özel bir temrin,

bengisuda boğmak gerekir

onu öldürebilmek için

 

Harelidir elbet Hüseyin

bir o kadar çocuk,

ateş çemberi değil ki bu çizdiğin

basbayağı bir boşluk

 

Hüseyin gece bir vakit

dokunmak gibidir güneşe,

eski yarasını Küfe’nin

yıldızlar basmadan önce

 

Bencileyin külden bir Hüseyin

ezbere bilir ihaneti,

ruhuma sapladığın hançer

şehvetle ürpertir etimi

 

Hüseyin bir sırma kamerdir

tasviri nafile bir şehrayin,

zaten Kerbela’ya uçar

sureti haktan her Hüseyin

 

(Kaşgar 36)

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön