Hüseyin Haydar (1956)

 

 

Karanlıkta Yürürüm

 

Karanlıkta yürürüm bir boşlukta

Gelip geçer arkadaş ölüleri

Kolları sürünür kollarıma

 

Geçer iki yanımdan güz bayrakları

Karanlıkta bir kanlı boşlukta

Yapraklanmış dallar sürünür kollarıma

 

Geçer körpe gençler altından yerin

İncecik yazılar yazılı sarı kâğıtları

Dağıtırlar akşamları göğsümün yollarında

 

Bir yitik adam yürür uçurumun kenarında

Düşerim yollarına önüne geçerim

Bakarım gözlerine; gözlerime bakarım

 

Sessizlik içinde yürürüm bir boşlukta

Kanlı fısıltılar üflenir kulaklarıma

Şair kardeş, haydi! Kıy canına!

 

Küçük sevgilisi hayatın, haydi!

Yokla ceplerini ve yaz son şiirini

Kara gürgen yaprağına üç dize…

 

Üç yanımdan üç ay doğar,  uyanırım

 

 

 

Bulutlarım

 

Sokaklardan topladım onları

Sinema önlerinden

Yakılmış kitaplardır bulutlarım

Yaralı yellerin koynunda uyuttuğu

Bulutlarım deniz köpükleridir

Yalı kumlarında gecenin unuttuğu

 

Göğüste yayılan ölümden aldım onları

Ürperen aydan, tutuşan aydan

Bulutlarım yetim sığırcıklardır

Sarı maran çiçekleri ve gümüş balık

Günışığında yunmuş arınmış

Denizlerden yeşil, denizlerden ak

 

Bin yaşında bir eskiciden aldım onları

Ayrı düşmüş ezgiciden

Bulutlarım gözyaşlarıdır acılardan acı

Gezgin bir masalcının andacı

Bıldırcın yelinin ve lodosun

Avuçlarıma bıraktığı, dudaklarıma bıraktığı

Can alan titreşimidir suyun ve tuzun

 

Anası deniz olan

Yitik bir yıldızın yüreğinden aldım onları

Bulutlarımda döne döne

Bir kemençe çalar sevgin ezgiler

Işıklı masallar akar bir yandan

Akar göklerden gülce dereler

Sesleri duyulur da görmez kimseler

Bulutlarım ağustos çalgıcılarıdır

 

(Acı Türkü’den)

 

 

 

Gidenlerin Kanatları

 

Uyanıyorum gecenin esmer evinde

Derin sessizlikte her şey uyuyor

Sevgilim dönüyor ak örtülerde

 

Duvarda bir karasevda fotoğrafı

Masada yüzüstü bırakılmış bireyin tarihi

Yarım bardak süt ve portakal kokuları

 

Menekşelerden biri yerde

Alaca karanlıkta uyuyor o da

Alçacık uzun duvara vuruyor ışık

 

Yağmur çiseliyor ışığın içinde

İncecik sular sızıyor kilime

Gidenlerin yüzleri kilimin üzerinde

 

Sırılsıklam savruluyor perdeler

Saçlarını yıkıyor bir kadın ırmakta

Yağmur hızlanıp yayılıyor odaya

Kendini vurur, diyor bir ses

Şimdi buradan geçen, bu yağmurda

 

Tavanı delip yükseliyor gürgenler

Şiirlerim kayıyor suyun yüzünde

Dağılıp, siliniyor, bütün yazılar

Sesim kalıyor yalnız, batıp çıkan

Akşamki iççekmeler ve bir uzun türkü

 

Kara saçlar savruluyor denize yelinde

Bıldırcın sürüleri ırmakta dolanıyor

Savruluyor ıslak yapraklar fındıklık içlerinde

 

(Yıldız Tutulması’ndan)

 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön