Hüseyin Peker (1946)

 

 

Yalnız Efe

 

Dünyanın neresindeyim?

Yaşım kimden sorulur,saatimi ayarlayan kim?

Yıkılmış tuğlalar aşıyorken

Şu buhar,baca ve takvim yaprağı kırıntıları arasında

Günleri biçen kim,günlerden kalan nerde?

 

Evet siz dostumdunuz;öyle güleç,şenlikli bir yüzünüz vardı

Okul boyunca uzun atladınız,sonra da çizik bıraktınız para demetlerine

Sizi sürekli telefonla ararlardı,kalan notlarınızdan bloknot yaptılar

Sizden artan bir yığın parke taşından yol yapıp,üzerine toz döşediler

 

Evet siz de dostumdunuz;şiirleriniz,dizeleriniz uçuştu hep üzerimde

Banamı yazdınız,çoğula mı,bir ara kitaplarınız ödüle doydu

Dünyanın neresindeyim?dakikalar başıma çoğalıyor,öyleyse neyim?

Kimim eksik?yüreğimin orta yeri toz kadar boş,içime kimi sığdırayım?

 

Evet siz de dostumdunuz,siz de,siz de,hepiniz

Ne kadar sevimli kişilerdiniz,bense bugün hoyrat bulduğum yürek yanığımda

Bir yığın beyazlamış saç arasındayım,o ne kadar beyaz,öyleyse gidiyoruz

Bu uzun yolculuğa,istemeden,dünyada neydiniz?

 

Yaşımın kaç olduğu soruldu:Şafak kaç!

On yedi,öyleyse gidiyorum,üzerine kapandığım toprak hiç affetmedi

Kusura bakmayın ince sesle ağlıyorum,sesimi çoğaltamadım

İşte yeniden doğuyorum:Ölmek yerine!

 

(İnsan Arkadaşınındır'dan)

 

 

 

Eve Dönüşün Üç Öyküsü

 

1-Geçimsiz

 

Son günlerde eve dönsem mi?

Diye bir inilti bir uçurum içimde

Eve dönsem mi?

Bu kılıksız fakirliğin bir köşesinden

 

Son günlerden derin bir gök

Dokunan mavi bir iz gibi içimde

O yaralı sokaklar,sabahla doğan

Akşamla kapanan kendi ateşine

Sokaklar bana da benziyor

Ne bileyim her şey biraz

 

Sonra koşarak vuruyorum yokuşlara

Ama çok kısa,çıkmaz bu yokuşlar

Gümüş çenekli çiçekler doğuyor bir boşluğa açılınca

 

Yanılmaktan değil bu bir heves içimde

Son günlerde yeni arkadaşlarım oluyor

Sevgilim diyebileceğim kızın bir  armağanı

Geçmişi seviyorum

 

Eve dönsem mi deyince

Başımda kesiliyor ağrılar

Çayır çimen uzanıyorum göğe

Sesiz ama batıcı otlar

Bana bakıyorlar

Benim kıvrılışıma bu yarım küre içinde

Hep bir kıyıda böyle

Alçacık durduğum zamanlar

Bulutlara vuruyor bir gözüm

O demirden,o bayat,o taş renkli kuşlara

Sonra buralarda dağ yok

Bir kere olsun kendimi bulamadım

Atalarımı o kanlı çarşılarda

 

Günler geçiyor...Yenilmek üzreyken bu şehirden

Beni götüren bir tek sen varsın yanılmak

Ağdalı sesinle...çamur gülleri içinde bir göz dikeni

Fakirliğinle...bir iskeleye karşı kırılırken bir atkı içinde

O küçük suyunla...yakın yerde kısır bir şehre daha

 

Düşündüm ki o sokaklardan

Ve arkadaşlardan aldığım tad

Bütün bir kadının güzelliğindedir

Ve bitebilir her şey acıyla

 

Karıştığım o yağmurlu bulutlu

Kuvvetli ve sözlü biçime

Avurtlarım çöktü bir kaç ay içinde

Dedim ki yaşamak anlık bir sevgi

Ölmekte olan bir güç bizimki

 

Son günlerde sesim açılıyor rüzgara

Şarkılar söylüyor bir tuhaf ıslıklarla

Bir çiçeği bölüyorum kaderde ne var?

Gergin bir havayı aşıyorum içimde

 

(İnsan Arkadaşınındır'dan)

 

 

 

Bezgin Atlas

 

Herkes kendine bir şehir seçer
Doğmak için ayrı bir şehir; onun adını bile bilmez
Rüzgârını tanır, ayranını, tandırını tanır
Kâğıdını açar, kalemini yaratır, anılarını üfler
 
Yaşamak için ayrı bir şehir; ekmek parasını
Sevgili oyununu bu şehirden izler
Yaşamak bu yerin ortasıdır; kumunu, güneşini bir çatıya diker
Herkes kendine birkaç şehir seçer
Gölgelik, mevsimlik, yazlık; dostunun şehri, içmenin şehri
Yeşilliğini sevdiği, denizini ördüğü bir ayrı şehir
 
Yokuşlardan, sokaklardan örer kozasını
Ağını çarşılardan geçirir, cüzdanında önce bir kimlik
Sonra dostlar, akrabalar yaratır istenen bina örtüsünden
Sonunda bu şehirlerin tanıdık bir kasaba modelinde
Üç kiremit senden, beş kiremit benden; evini kurar
İçine girer, üremesi başlar seçtiği şehirlerin özeti olarak
 
Fırtınadan çatı, yağmurdan orta direk, güneşten bir eş
Penceresinden doyasıya bir manzara, ölesiye bir renk
O şehre gömülmeyi bekler, yaşamanın sona yakın bir yerinden
 
(Yer Bezinden Bir Köle’den)
 
 
 
 

Gurbet Panoraması

 

Yaz biterken ne güzeldi
Göğün akşam diyen sonları
Denize sönük bir ay izi
Üstüne nehir korsanları

Yaz biterken kavuştuğum
Kuğu sesi hüzün diye geçiyor
Ellerime çizdiği göl
Bir tanrıdır yüzün diye geçiyor

Caddeler işte kırılmış, yazın sonu
Aşk ve yapraklar göğe bırakılmış
Bulutlanmış bir martı iskeleti
Devam etmek adlı bir yolu
Geçiyorum ne güzeldi ağzı en çok
Açılıp kapanan yabancılığın
Tanrı diye bir tarih
Denizde salınan beyaz kuşları

Korkunç bir vadi çömeliyor
Güz düşüyor beyler evine
Hayat derken bir ses
Tıkanık diyor bir perde

Yaz biterken bir koridor açılır
Açılır, içinden kuğusunu geçirir

 

 

(Ateşin Zilleri’nden)

 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön