Hüseyin Yurttaş (1946)

 

Bir Silvan Gecesi

 

sen de yaşasaydı o silvan gecesini

kaç adamı gözün ısırır gibi olurdu

yağmurlar taşırdın gözlerine

hüzün sıvanırdı dört duvarına

cüzzamlı bir oda arkadaşıyla bölüştüğün odanın

 

sana da bir şeyler sorarlardı elbet

zındanlardan bakan o gözler

ana, baba, yar, memleket

neyin varsa sevdiğin, unutur gibi olduğun

kırbaçlardı belleğinin yorgun atını

giderdin sisler içinde bir çocukluk akşamına

bulurdu küçük yüreğinin sevgilisini

batan günün uzak arkadaşlığında

 

bir yıkıntıya işerdin kaçamak

batman’dan gelen tankerler geçerdi

kaldırımları tarardı gözlerin

bir adam durdururdu

çakılar, çakmaklar gösterirdi,  satacak

yüzüne güvenirse yeşil saplı sustalılar

   düşünürdün:

    ­­-bu bıçaklar hangi yüreklere saplanacak?

 

sen de yaşasaydı o silvan gecesini

yolda kalmış bir yolcu olarak

gözlerin nöbetini tutardı yolların

sürgün bir otobüsü tanırdın sonra

küfürler savuran şoförüyle

tozlar bırakarak giderdiniz ardınızda

silvan’ın güne batmış o gariban sabahında

 

sonra bir solgun resim olur asılırdı duvarlarına

o bir gecesi silvan’ın

arada bir belirip yiterdi buğulu aynalarında

 

 

 

 

Sokaklara Dökülmüşse Aşk

 

sokaklara dökülmüşse aşk
sorar her yanı isler dumanlar gibi
anlaşılmaz sözler tutsak şarkılar
yankılanır yüreklerin kazanında
göğü çalkalayan uğultularıyla
 
bir kuytuda döşemelere sarılmıştır bazan
ya da dibindedir billûr suların
gülümseyen ışıklar derinliğinde
belki dağları basan bulutlardadır
gölgesi başımızda dolaşır
 
eskidir mahzundur taş kaldırımlar
can çekişen sevincin hüzne dönüşmesiyle
ansızın bir şey bitti sanırken
bulvarlar ağlar gök açılır
sürükler aşkın seli
çocuksu yüreklerin yapraklarını
 
 
 
 

Yakılmışlar Ağıdı

 
1.
Şair
gece vezniyle yaz bu şiiri
karanlıkta uğuldasın dizelerin
 
bilirim, yüreğe yüktür kin dediğin
ki bu senin şair, bu hercai yüreğin
yosun tutmaz bir çakılıdır
anadolu derelerinin
 
bağışlasın seni asım bezirci
behçet ve metin
bağışlama sen onları öldüreni
çün kanı yerde şiirin
 
şair
gece vezniyle yaz bu şiiri
karanlıkta uğuldasın dizelerin
 
 
2.
külün söylediği yangındır yangının meselidir
onunla uç sen eğer yanmış isen
çığlık dediğin onun en gökselidir
 
 
3.
derin derin sustuğum bir zamandı
ıssızdı dilim, kırgındı ilim
rüzgârsızdı yelken, susuzdu telli kavak
gün buluta girmiş gibiydi
yorgunluk duygusuna benzer
kötümser bir hava her yanda
 
o gündü
bir uzak bir uzak
sivas dedikleri toprak
telefonlar imkansız
iki elim iki böğrümde
ha canım
bir ses veren olsa
tüten dumandan
bir haber veren
sularım durulacak
 
o gündü
bir uzak
bir uzak
sivas dedikleri toprak
 
'metin' olmak elimde değil
'behçet' engiz şiirler yazmak geliyor içimden
vurmak karanlığa bir yalım gibi
geçip gitmek
onu eriterek
 
hey gidi
ne çare
yanıyor madımak
 
 
4.
sisliyim, sokulma bana
dağlarım kayıp, yamaçlarım yok
yankılanmıyor sesim, silinmiş görüntüm
aynalarım buğulu
 
yalnızlığa sal beni
kırlangıçlar uçur sularımda
turna katarları geçer göklerimden
gecelerin ürkek aydınlığında
dualar gibi ödenen
 
taze ölüler vardır hani
için erer onları düşündükçe
soğuk toprakta ilk geceleridir
anımsamaktan korkarsın
 
işte öyle şimdi
sivas bir mezarlık bana
garip şey, üşüyen yok
ve inadına tütüyor toprak hâlâ
 
 
5.
oğlunun kanlı giysilerini saklayan ana gibi
saklıyorum o günlerin gazetelerini
burnumda kokunuz
 
belli ki çok kanayacak şiirim
en çınçınlı gülüşümün ardında acınız
ağıdım sonsuz
 
sivas'ta şimdi göğe uzanan
alevden bir ölüm heykeli
içim buz
 
 
6. 
şairler yakılıyorsa ülkende
daha çok şiir oku çocuk
 
 
şairler yakılıyorsa ülkende sende
sen de şiir yaz çocuk
 
 
 
 

Anfora

 

biliyorum

      sokulgan bir ışık geçecek o kızın gözlerinden

        bu gemi o limana varsa

             denizcilerin şarkılarının tam ortasında

                 küçük, telâşlı adımlarla

                   evlerden taş kaldırımlara inecek serçe ayakları

                        sevinç rüzgârlarıyla uçuşacak etekleri

 

o kutsal zeytinlerin yağı ve bulanık şarap

      incir ve üzüm

          öte yakasında maviliğin

             bu testiyi, bu testileri

                 hep doldurdu

                     hep dolduracak

 

en sağır zamanda

     birden kabarınca sular

        ağır ağır salınan gemi

            karanlık ambarımda, otlar arasında

                birer sır gibi sakladığı anforalarla

                   inecek dibe doğru

                       bulanacak su

                           ve sevgilisinin düşüyle başlayacak

                               o yağız delikanlının son uykusu

 

-git

    o limana var ey gemi

        batarsan eğer

            unutma

                bir anfora diye

                   o kızı da al koynuna

                     e mi!-

 

 

(Çağdaş Türk Dili, 73)

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön