İhsan Deniz (1960)

 

Yaz Kalbiyle Gelir

 

Yaz kalbiyle gelir aramıza.Çocukça 

bir nazla hızlanan suskun ve acemi

dudaklara.. Yağmuru ve bulutu 

tutar, gölü efsunlar, soğuk bir bahçe 

tadı bırakır gözlerin kilitlendiği 

bîçare dakikalara.. 

 

O kalp üşüten haz, her sabah rûha 

değen netameli sıyrık; ürpertir dili 

ve dilin içinde yırtılan kasveti..  

Bütün gece bir mahzen sızısıyla mayalanan niyâz!

 

Yolar sıcağın esmer tenini; tan vakti  

hâtıraya sinen ağlama 

ve kahkaha birikintilerini.. 

Balkonda bir kıpırtı olsa, akıp 

gider; koyu bir memnuniyet ritmiyle 

yayılır peşimize takılan sokak 

köklerine..

 

Kim bilir; aramızda dolaşan gölgesi 

kırılmış bu son yaz 

dır belki de.. Göğü döven o saf 

yelpaze; ne arar ne bulur, ince 

huyları kışkırtan bir havuz kenarı 

gibi durduğumuz o boşlukta?

 

Yaz kalbiyle gelir 

miş aramıza. Hem de perde 

olurmuş eski aşkların hâfızasına.. 

Yazık! Ben ki; çok geç 

anladım, inanmazdım 

da: Bu mevsim kalbimi habersizce örten 

ölüm hissi 

nin sesimden bir daha hiç 

ayrılmayacağına…

 

(E ,5, Ağustos 1999)

 

 

 

Meryem

Yine de son şansımı kullanmak
istemezdim saçlarının uğultulu hançeri
karşısında.. Sokaklarının tuzunu
kalbimin şaşkın ve sitemkâr
ipine bulamazdım..
Belki de dilimi felç
etmez, çehremden bu kadar
ürpermez, sesimde tozlanan bütün
şüphe belirtilerini ateşli ihtimal
seanslarına yormazdım..

Şehirde senin adın şiddetlense, şâyla
büyüse, kimsenin bilmediği puslu
haberlere koyu bir gül
süsü vermezdim..

Sen yine de bu soğuk, bu
yaban, bu çiğnenmiş çaresizliği iki
dudağının arasından sızdır
ma! Ve günün birinde yanılıp
da, mâzînin o me'yus yaralarına sakın kucak aç
ma!. Hem nasıl olsa, yıllar sonra
her mâsum hatırlayışın
rûhunu sıyıran içli, buruk
bir tadı kalacaktır aynalarda..

Hançerendeki tufan
işaretini biraz ertelesen oy
sa, takvimleri rendele
sen, hayat bir süre
hüsrana uğrasa... ve ellerine üşüşen meçhûl
hakikatı benim yitirişlerim
için perdelesen.. Sancılı
bahçelerde dilek-şart
kipiyle serinlemez, camların uçuk
eczasıyla meczup suların yatağından
uyanmaz, ve yalnız bana
zaptedilmiş senfonik susuşunu siyahın emanet
köpüğüne banmazdım..
Olsun. Yine de sen başlat, nâdim
olmuş bu sefil sözlere târizlerin ilk
âni hücumunu... Hor ve hakîr
gör, dünyaya bulaşan ay
gibi masun
bir hicâb meleğinin muhayyelât
rindinde yaptığı tahribatı..
Ama sana gözlerim
kadar yakın
bir bulutun hecesi olmayı
becerebilecek provaya geç
kalışımı bağışla! Bu yüzden gece
savaşlarıyla yüzüm
arasında ıslanan mesafeyi 
kalbinle buluşturmam
i m k â n s ı z . . .

Sen bana unutulmuş
adaların o masmavi mührünü
vaadet! Parmaklarını dalgın
hâline beni inandır..
Benzim borç
lanıyor, bak:
Beniçocuket!.

B a h t s ı z ı m     işte,
                                    ömrüm

k  ı  r  ı  l  a  c  a  k  .  .

(E Dergisi’nden)

 

 

Kabuk

 

Gölgesini meleklerin dokuduğu bir ruha

vurulmak! O büyülü mahkumiyet

Vuslat ve kıraat…

 

Gece dindi. Vücud, beklemekte eprimiş bir hazne

gibi soğudu, susturuldu. Yapraklarından bir eski

aşk mevsimi sızıyor. Çürüyecek! Akıyor lekesi

ölümün kipine…

Ete, sese ve ekmeğe…

 

Sanki bu ezbere hayatın ötesinde yıkanıyor

du dil! Ötede başlıyor ve son buluyor

du kalbi dövmelerle incinen gecenin

yaydığı hatıra sağanağı…

Öteler öteler, hep ötelerde…

Artık sabahlar unutuldu!

 

Ah, ruhum!

 

İyi ki yaz bitti!

 

(Şiir Atı, Kitap/6’dan)

 

 

Üç Parmak … İptal!*

 

Ama Hayır, daha fazla açıl

masın bu kelime! Yaz

defterlerinin yüzümüzde gezinen yankısı

artık bir azap treni gibi sus

masın… Parolalar susmasın…

               Vietnam’lar susmasın!

 

Birazdan

menekşeyi ağzında besleyen

fesleğenin kokusu solacak…

Bahçeler o eski, mayhoş, huzurlu

tadını unutacak… Gizemli

avlular, sokak içleri, asmalı

teraslar bir kelimeyi içinden

büyütmenin sonsuz hazzına ortak

olamayacak. Hangi harfe

kilitlensek dağların ardında kalacak,kar

yağmurlarına gıpta ettiğimiz hışırtılı

saatler… Güzellik, ilham,

ihtişam… gözümü kör eden ne

kadar kiraz sarısı varsa bir

bir kuruyacak yanı başımda

kurtlanan o boğuk sesin sandığında…

 

Kelime özleyeceğim sonra, sadece

kelime… bir şairin kendi

sesini özlemesi gibi…

 

 

 

(Hece, 86)

 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön