İlhan Berk (1918)

 

Nigâri

Nigâri, bir kâğıdı bir kalemi sevdi.
Padişahları gördü Galata'dan.
II. Selim'le ava çıktı.
I. François'yı, V. Charles'ı çizdi.
Büyük dedesi gibi satranç oynadı.
Bir deniz kitabı yazdı.
Bulunamadı.
Karanfili sevdi.
Bunun için Barbaros'un, II. Selim'in eline karanfil verdi.
Kanuni'yi I. François'ya yazacağı mektubu düşünürken gördü.
Kanuni onun için düşüncelidir.
Gezdiği yerde yeşil bir dal vardır.
Padişahların yüzünü sevdi.
Yavuz Sultan Selim önünde bir elma gibi durmasını bilmedi.
İhtiyarlığında tanıdı Barbaros'u.
Bu yüzden yeşil bir göğe bakar..
Ummanı dolaştı.
Şiir yazdı.
Her sabah oturur kalemlerini sivriltirdi.
Onun için eli hiç titremedi.
Neden sonra yeryüzüne bir Nigâri tavrı çıktı.
Artık Kanuni hep düşüncelidir.
Doğan burunlu, seyrek dişlidir.
Resimdeki gibidir.
II. Selim sarı pabuçlar giyer.
Bir taşlığa basar.
Ava çıksa bir adam sağ eliyle hedefi tutar.
Barbaros ne zaman arkasına bir şey giyse açık mavidir.
Elini kaldırsa, otursa resimdeki gibi oturur.
Bir kâğıt üstündedir artık V. Charles.
Başka hiçbir yerde de olmayacaktır.
Yavuz'un boyunu hiç bilmeyeceğiz.
Şimdi bir kuşbaz dursa, bıyığını bursa, yürüse, Nigâri tavrında yürür.
Şimdi Galata'da bir XV. yüzyıl denizi Nigâri'nin boyalarına giriyordur.
Sıkılıyordur bir kalem bir fırça bir kâğıt.

 

 

Atımı İstedim Evin Göğü Gerindi

(Rondo)

 

Atımı istedim evin göğü gerindi
Çin gülleri bir yerden ordan geliyordum
Öyle sular dağların üstüydü isminiz
Yeşil, o solukları gibi rüzgârların
Bir bin yıl rüzgâr değirmeninizde kaldım

Tep kralları gibiydim öyle yalnızdım
Bir çağda seni bu beyazlığında tuttum
Ak, sabah kalyonlarım hep gökyüzündeydi
Ben rüzgâr değirmeninizde kaldım

İşte ellerin o dünya kadar Akdeniz
Hansı, gecenin pancurunda Berk kuşlarım
Ey benim sığlığım eskim karanlığım siz
Yitik gülüşünün açtığı sular şimdi
Ben o gecelerde saçıydım çocukların
Bir bin yıl rüzgâr değirmeninizde kaldım

 

 

Ben Senin Krallığın Ülkene Yetiştim

Ben senin krallığın ülkene yetiştim
Kaldım gölge tanımayan güzelliğinle.
Her sabah büyüten denizimizi böyle
Gülüşlerindi o ülkede bilmez miyim.

Sen o çıktığım sularsın, zencim benim
Denize bakan evler gibiydim seninle.
Dur, geliyorum ellerin ne güzel öyle
Beni şey et gülüşlerini bekleyeyim.

Sen gittiğim o ülkesin varılmıyorsun
Vurmuş sonrasız nasıl en güzel sulara.
Güzelliğin balıkları gibi İstanbul'un.

Şimdi her yerde ne güzeldiniz o kalmış
Yankımış denizlere öbür kadınlara
Dünyada sizinle İstanbul olmak varmış.

 

 

Yavaş Yavaş Geçtim Kalabalıkların Arasından

Yavaş yavaş geçtim kalabalıkların arasından
bir deniz çarpması gibi çoğalta çoğalta geçen
geçtiği yeri
yavaş yavaş çıktım içimden. Dokundum
yavaş yavaş acıya, kuvarsa, şiire
yavaş yavaş tarttım suyu, anladım nedir ağırlık
korkular
coğrafya.
Eğildim sonra gövdeyi tanıdım ve düzenini
gördüm sessizliğin dümdüzlüğünü
gördüm yinelemedi gördüğüm hiçbir şey
böyle yavaş yavaş geçtim insandan insana
insanlaştırdım yavaş yavaş dışımı
böyle karıştım kalabalıklara
kalabalıklaştım böylece.

 

 

 

Ölü Bir Ozanın Sevgili Karısını

Görmeye Gitmek

 

'Kağıtlar, kitaplar, dedi,  nereye elimi atsam.

Kiminde yarım kalmış, nasılsa bitmiş bir şiir

Kiminde. Hem her şey şiirlerde değil miydi?

Bir gök şiirde ağar, bir sokak şiirlerde

Gider gelirdi.

                        Böyle yaşayıp gidiyorduk.'

 

Sesi,

            Sanki çok ötelerden gelirmiş gibi

Ezik, suskun odaları dolaştı durdu.

Masada açık duran bir kitabı gösterdi sonra

Ölünün, son kez elini sürdüğü ve kaldığı.

'Burada işte oturmuş şu kitabı okuyordu,

Elinden kitabın düştüğünü gördük sonra.

Hepsi bu.'

            Böyle dedi, yüzüne kapayıp ellerini

Alınmış gibi bir bulutun yer değiştirmesinden.

 

(Deniz Eskisi’nden)

 

 

 

Güzel Irmak

 

Küçüğüm, bu senin sesin, güzel ırmak

Önce rüzgârın öptüğü, sonra benim öptüğüm

Bu bitmemiş şiirler senin ayakbileklerin

Soluğun, kokun, karnın, gölgeli gözlerin

Bu böyle çözülü göğsün, enine boyuna dudakların

Sabahlara kadar ki büyük gözlerin böyle

Bu dal gibiliğin, saçların, kırmızı ağzın

Bu üstünde onca seviştiğimiz yatak sonra

Sonra bu benim anı artığı eski yüzüm

Tüylerin, tay boynun, küçücük çocuk ellerin

Böyle yukarıdan aşağı gidiyorum seni

Karışıyor, korkunç, ellerimiz ayaklarımız

 

 

Serseri Huylu Gemiciler

                          Sait Faik Abasıyanık’a

1
Aynalarında bir iklim hevengi sarkan kahvemiz
Geniş ve rahat evler kadar iyi arkadaşlar
Bir nefesle cama adlarını ve hikâyelerini yazdıklarımız
Saz benizli açlar, uzun boylu hırsızlar
Bol yemekli sofraların iştahasını taşırlar gözlerinde
Kimi sevdiği kızın fotoğrafını çıkarmıştır çerçevesinden
İhtiyar kızların oyalı mendillerini saklarlar koyunlarında


2
Alınlarıyla kahvelerden mermerin soğukluğunu çalan serseriler
Niçin konuşmazlar? şehri camlardan seyretmesini severler.
Niçin, şakır şakır rakıyla yıkanırlar rüyalarında?
Ve ihtiyar balıkçı duvara çivilenmiş vapurlara bakarak
Şehre her akşam sarhoş balıkların hücum ettiğini görür;
Güzel ve kuvvetli tayfalarını düşünür daima bir kaptan


3
Serseri huylu gemiciler, bir ayva büyüklüğündeki gözlerini
Pırıl pırıl bir balığın gözleriyle değişmişlerdir.
Denize uzanan kahvelerinin camlarına vurup kaçan çocuklara
Keskin bir balık kokusu sinmiş beyaz gümüş paralar hediye etmişlerdir.
Sarı, medar kuşları uçurmuşlardır komşu evlere
Diz dize, ağız ağıza olmanın saadetini tatmışlardır
Kimi düşünürler? Hatırlarında yaşayan kimlerdir? Bilinmez.
Işıklar, yüksek evler, büyük şehirler
Karınca gibi insan kaynaşan iskeleden
Bir mavna karpuzu nasıl kaçırdıklarını bilirim.
Şehri bir anda boşaltışlarını, sır oluşlarını bilirim.

 

 

 

Ben Uyandım Bir Aşk Demekti Bu Dünyada

(Rondo)

 

Ben uyandım bir aşk demekti bu dünyada

-Sesin, bir gülü bırakmak gibi bir şeydi.

Karaydım, kâğıt gibiydim yaşamalarda

Adım görseniz her gün o denizlerdeydi

Bin yıl bir M sesiydim aşağı Mısır'da.

 

Ben vurdum sevilere belli değil miydi

Bin yıl seni açtım işte yalnızlığımda.

Ne zaman aydınlığında adım geçti miydi

            Bir aşk demekti bu dünyada.

 

Bir zamanlar yalnızlık güzeldi Mısır'da

Seninle yepyeni bir göktü gidilirdi

Baktım mı, büyürdü bir zambaktı anımda

Şimdi bir gölgedir uzar ovalarımda

Böyle uyanırdım ya uyanmak değildi

            Bir aşk demekti bu dünyada.

 

 (Çivi Yazısı’ndan)

 

 

Dün Dağlarda Dolaştım Evde Yoktum

 

Güneş cebimde bir bulut peydahladı. Taş, kördür diye yazdım. Ölüm, geleceksiz.

Şeylerin yalnız adı var. Ve: 'Ad evdir.'   (Kim söyledi bunu?)   Dün dağlarda dolaştım,  evde

yoktum.  Bir uçurum  bize bakmıştı,  uçurumun konuştuğu usumda.   Buydu  bizim kendine

sonsuz  olanı  duyduğumuz.  Nesneler  ki  zamanda   vardır.     Terziler  çıracısı  Hermüsül

Heramise'nin  pöstekisi  her  bahar   ayaklanırdı.     Yağmur  yağmamazlık   edemez.  Taş,

düşmemezlik.

 

            Ne diyordum, dünyanın düşünceleri yoktur.  Otların canı sıkılmaz.   Kurşunkalem

kendini ağaç sanır. Ufuk, hüthüt kuşu.   Seni bilmem,  bir söylene dönüşmek içindir dünya.

Onun için başka bir son yok. Bir söylene dönüşmek, bir söylen olmak! Sonsuzluk dediğimiz

budur.

 

            Nerden başlasam yine oraya geliyorum. Ben gidiyorum. Ölüme, o büyük tümceye,

çalışacağım.

 

 

 

                                                                    dün dağlarda dolaştım evde yoktum

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön