İsmail Uyaroğlu (1948)

 

 

Ölüm Hayatı Kuşatalı Beri

 

Kül yağıyor gökten
Kül renginde güneş
İki şey örtüyor kırları
Kül ve leş
 
Neye uzatsam elimi dağılıyor
Bütün eşyalarda ölümün tozu
Aynı anda yakıyor genizleri
Öfkenin ve göz yaşının tuzu
 
Kimi kanla besleniyor kelimelerin
Kimi kelimeler paslı
Ne kadar kafiyesi varsa hayatın
Hepsi de ölümle cinaslı
 
Ve ölüm hayatı kuşatalı beri
İki şey yan yana gelişiyor evlerde
Babalar bıçak biliyor
Analar yaslı
 

 

 

Esirgemeyen ve Bağışlamayan Şeytanın Adıyla

 

VI.

Andolsun karanlığa ki

Fuhuşu ve cürmü örten

O kirli, siyah atlasa ki

Bekareti elinden alınmış

Sarışın duluna göğün, aya ki

Gecenin bakir kızlarına, yıldızlara ki

Biz seni yalnızlıkla ödüllendirdik

Yalnız kalasın diye

Orda burada, göğün altındaki her yerde

Sızlayasın diye bir başına karanlığında

Ama sen yüz çevirdin bir vakit

Kalabalıklara baktın bağışımızı unutup

Sunduğumuz acıda boğulup gitme korkusu edindin

Düşünmez misin, niye boğulur boğulanlar

Işıldasınlar diye yalnızlıklarının dibinde

Bunda elbet bir ibret var

Andolsun, yeniden andolsun karanlığa ki

Seni defnedecek şiir bulunur

At yeter ki korkmadan kendini

Kendinden aşağıya

İşte böyle. Nezeyne

 

VII.

Gözettiklerimizden kıldık seni, kayırdık ve defterine

sürgün yazdık. Sen sürgünsün. İyi kullan yabancılığını

Yalnızlığını iyi yürü. Yokuşunu şehvetle çık, ayak

sürüyenlerden olma. Sonunda varacaksın oraya nasıl olsa.

Orda, vardığın yerde bulacağın şeyler sevindirsin seni.

Kararmış bir taş ve gece ve baykuş. Her yolcunun varacağı

şeyler. Gecenin içinde çıplak ayaklı gezinen rüzgâr da

sevindirsin seni.

Öyleyken gürültü eden rüzgâr da. Ve baykuşunu ürküten rüzgâr da.

Rüzgârını da sev sen, baykuşunu da, kayırıldığını unutma

Sürgün olduğunu unutma. İşte böyle. Nezeyne

 

 

 

Bıçak

 
Bir bıçak edin artık kendine
Bırak avutmayı bedenini
Ucuz zehirlerle, alkol vb.
Balkırken ölümün çelik dikeni
 
Bir bıçak...
Kromaj kaplı bir kan lekesi
Parlasın üstünde ve
Uğuldasın ölümün sesi
 
Bir bıçak edinin...
Önce ucunu dene
İyi gelirse eğer
Gömersin şehvetle etine
 
Bir bıçak edinin artık...
Bileğine bir şans tanı
Eğlenirsin hem işte birkaç saniye
De olsa seyrederken fışkıran kanı
 
Bir bıçak edin artık kendine
Titremeye başlamadan elin
Bulamazsın sonra yaşlanınca damarı
Kaçar tadı şölenin
 
 
 
 

Sızan

 

1.

Süz acını şair

Tülbentiyle şiirin ve sesine sar

Açar belki bir gün biri

Çıkarıp bakar.

 

Yar yüreğini bir çiçekle

Kara bir çiçekle

İçindeki sancıyan

Şiiri çıkar.

 

Çiğnesen baldıranı bile

Şiir sızar ölürken ağzından

Saplasalar bıçağı ömrüne

Bıçak yanar.

 

(Gösteri, 156)

 
 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön