Kaan İnce (1971-1992)

 

Mektup

 

Yarım kalmış acılar deniz pencereme kanardı ge-

ceyle savrulurdum. Gözyaşı kokusuyla dolu bir

kuğu, zamanın sonuna kalkan, sürgünümdü; göz

mavisi duman, sessizliğim. Aktım ölü denizkızıyla

gökkuşağı saklı mektubun içine, pulumuz rüzgar

oldu, postacımız güvercin. Cıva gibi eridik kabı-

mızda. Kırmızıya gittik. Hemen kokladım yüzümü

yağmurun yuva yaptığı ellerimle. İyice şaşırmıştı

alıcısı vapur ıslığımızın. Saklandı gözlerimin ışığı

yeni güne.

 

 

            Mermer bir kayıkla geri döndük

               diğer yarısına acının,

                  usulca çekildi deniz,

                      son bulduk, yenildik.

 

Artık yataksız bir liman yüreğim, soğuk ve loş.

Kırık düşlerim. Serçelerde gözlerimin buğusu.

Buruk içim.  

   

       Böylesi bir yenilgiyi beklemediğim için

             sabahın en serin ucunda bağıran ben

                  intihar edecekmiş gibi sıkıyorum

                        düşük boynuma asılı sonbaharı. 

 

Çekildi yaşanan hıçkırıklara, yaşanmayan düş kı-

rıntılarımızla boğulduğumuz odaya. Düştü saat  

duvardan, telefon diye çevirdim yelkovanı: İmdat.

Akrep soktu kendini. Çan sesleri, ezan sesi, martı

sesi, çatılarda kaldı gecenin gizi. Unuttum mektu-

bun içinde boğulduğumu. Elveda.

 

(Gizdüşüm’den)

   

 

 

Sönerken Yıldızlar

Gelincikler Gülünce

 

Yolun hiç de uzak değil umut biliyorum
Sesin yağmurla birlikte tutuklu tel örgülerin arkasında
Bulamıyorum seni beni unut gidiyorum

…
Ve kuğuların kucakladığı , kentin denizsiz kıyısı
Uzak düşer hâlâ gemi mendereğine çekili korsan
sevgilere

Hasret düş kırıklığı ölü sayrısı
Güvercin taklaları art arda
Kırmızı gece usulca bekler
Ah acıları tütsülü acıları
Büyük harfle başlayan aşkımızı
Kırılmaz kinle
Sönerken yıldızlar gelincikler gülünce
Sen gelene kadar

…
Yasak dizelere girebilirdi ancak kaçak sözcükler
Ancak ölüm hüzünlü şiirlere
Acemi yüreğim girerken yirmisine

Bilemiyorum gözlerim kimde?

 

 

 

 

Anne

 
hüznün damlalarıdır sevgime yağan
dolduğunda çatırdayan kalbim uçurum yarıklarıyla
dilim dilim kesilmekte gözbebeklerim
sarkarak toza bulanan
işte o zaman
ışığına dolanıp düşlerinin göğsüne yatardım
karışık sesinle kanat çırpardı sesim
ellerine erir karışırdım ıslaklığına
eğirmek isterdim kestane saçlarını iğle saçlarıma
zorlu anlarımda çıkıp gelirdin hep yanıma
eziyetle yürüdüğün yeter
dökünüyorum yorgunluğunu bedenime
sarnıçlarda yağmurlar dinlenirken senin için 
anne, gül et beni kederine
 
 
 

Gece Şiirleri

 
1. Devrik Yürek Savunması 
 
Çiy doladım kasnağına gecenin. Işıksızlığın hep
yoksul  yalnızlıklara çıkması doğurur o rüzgârı.
Giz dizilmiş çardaklar incir kokulu, çiçek hattı
gözlerine doğru. Kokunda korku. Kafka; mürekkebini
içtiğim mevsimsiz aşk. Ölümün önünde yayılan;
çıbanı yüzümün. Devrik yürek savunması ömrüm.
Yaşlı bir adam vurgun yemiş. Kuşlar. Düşler.
Kapılma saatleri, basamaklarında ateş yatan zaman
merdiveninin dik soluğuna. Ve çekip giden bir ben,
aynı denize, irkilen iskeleden.
 
2. Issızlık Sürüsü
 
Sıcak bir buğu düşürdüler ceplerinden, kışın gelişini
gözlerime yıkan gölgeler, ölüme giderken. Sonuna vardım
ufuk renginin, gündüz rüyalarımda gördüğüm. Gün sayıyor
kör eşgalim. Sönüyor gülüşüm, gülün bağrında ikindi vakti.
Zaman çağlıyor, ömrümü biçmeden. Çölde ıssızlık sürüsü
gecelerim. Pencerelerden akan yollarda usulca büyüyor
hüzün. İsyan dumanları. Bir kıyı, boğulduğum. Suçluyum.
Talan edilmiş sokaklara yeleler taktım, yenilgilerimi
asmak için. Korku salmış düş dudaklarına. Üzgünüm.
 
3. Buyruk
 
Gecenin deniz kanatlarında, bir kuşun sesine dalmış
düş topluyorum, gözlerime öpücük. Kendine açan bir ışığı
emiyor kalbim. Kara tren, sisler durağında akıntısı
kavuşmanın. Ten, sahili gurbetin. Dalga dalga köpürüyorum
aşka. Buyruk: Tez boynu vurula!
 
4. Harita
 
Haritası parçalandı ellerimde gecenin, bir yitiriş değil
bu, sınırları tutamadım yerinde, gözlerime doldu sular,
şimdi zaman oynak bir gölge. Nasıl başlasak geri dönmemek
için? Hüzünkıran  ardında saklanan kalbimle, artık, okyanuslara
açılmak geçmeli içimden. Biliyorum. Ama kavuşmalar ayrılıktır
bazen.
 
 
 
 
 

Gizdüşüm

 

Boşlukta kemiklerin kanattığı karanlık: Sürekli,
geceye bölünen saatlerin asıldığı yer. Kıyı boyunca
çalınan sabah: Esrik tin. Sehpada unuttum başımı, us yitik.
Divansızların bembeyaz ayetleri gibi peşin hüküm giydik.
Gözlerim deniziğnesi.
Kırıl benliğimin benli gözenekleri
İçinde, sürgünlerin gizli sessizliği.
Alnıma dayarım güz görümlük ömrümü, seherin cılız eliyle.
Uzaktaki vahşi güle hüzün kokarım. Ve ölüm ardıma leke
düşer, gözlerimden çekilen sıcaklık korkuluk yüzümde
soğur soğur, iki kaş arasında yenilir kendine uzun yol.
Çiçek tüter düşler karanlığı kısıp pencerede
gök uçurtma çeker yıldız çölüne
Bir ışık örtüsü açılacak göğe, acılaşan gecede; suya ateş
düşüp kirpiklerime gömülecek, yüzüme sıkışmış erguvan
ölüleri. Dilenci kızlara serpinti yağmurun kırık sesi.
Ay batışı gözlere iki ezgi gibi hüzün çökerim, tetikte
yalnız kalan gölgemle. Sıkıntımın yıldız sefası, n'olur
kapatma kollarını, sakalıma basma sabah. Denk cepheli
çalışmalar ederi kadar başlık paramız, asmayın bizi.
Güvencin uçuşu, alabildiğine rüzgâr;
gez arpacık göz tetikte.
Ölüm açmazda bekleyen kuş seslerine sağanak: Bakire
umutlar. Görünmez viranlığım. Çiğ damlacıkları...
Soluğunda sevişen fesleğenlerin, üç kulaç kurşuni sudan
gözlerini saran kokusu; sendeleyen hoş bir yaşam,
inanç yüklü gülüşlerde. Gecenin sararmış mühründe billurlaşan
sessizliğe dolunay doğarım.
Düş artık yakamdan
güneş kırıklarına dadanan sevda.

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön