küçük İskender (1964)

 

Şehsuvar

 

I.

gece saçlarına kadar sokulur, güzelliğine
atılan ilmiklere kadar ulaşır. Koltukaltına
kaç takım yıldız, burç saklar. Şehsuvar
sığ sıkıntılar ardında derin bir havuz..
dikdörtgen dudaklarda çok yuvarlak
sözcükler var! Herhangi birine selam versen
dağılmaya mecbur oluyor yüzün. Uzaklara
gideceğim ben diyor delikanlı, gobi çölüne..
Tarih atlaslarında yitireceğim her zerremi
anlık bir yanılgıdır diyor suçüstü alttarafı
anahtarlıkların hüznü üstüne
çift kişilik yataklar için yazdığım senaryolar
yollar: derisiz ceninler gibi çirkindir
yollar: tanrının çocuk oyuncağı olduğu çağda
işlenmiş günah-kırılmış ikona
yollar: insanın kendi cenazesine
geç gitmesi gibi bir şey! Özellikle!

şimdi saatbaşı
satranç oynayan sabıkalı beyoğlu kaldırımları
utanca doğru atılan serinkanlı
serseri adımları turfanda-radyodan ajans ve hava durumu
ve muhallebiciler, daima kalabalıktır, daima terli
içerde tavuk göğsü gözleriyle sevgililerimiz! Simli!
ve öpüşenler oğullaşan, sıklaşan zenci elleriyle
o tekerlemeler söylenmeyecek! o bilmeceler sorulmaz!
kaç parmağı çatırdar ki hüsranımın
kaç ciğeri şişer ki rakı şişelerinde gömdüğüm
aşklarımın. Aşkı geçelim. Onu geçelim,
onu unut şehsuvar!
ya da kımıltısız bir kuş ölüsü dünya müzelerinde
beton bağlayan aromalı kanatlarıyla kımıltısız
kımıldar bir gün! Onu umut
kımıldatır değil mi
kımıldatır değil mi şehsuvar!
saçmalıyorsun! Evine dön, o vıcık vıcık
koynuna annenin, sabahlığın arkasında haydi!
sırılsıklam memeler, ucu mantarla tıkanmış memeler
ve şato zindanı dolaplarda boğdurulur
porno dergilerinin şahsi derbederliği.. Direniş
bir bakıma
- Haklısın de! - imparatorluk ahlağı,
doyum seferberliği! Ve emilmiş
bir dili andıran dilsiz adı usancın
bende gizlenen bedensiz bir ölümdü varsay
ki fazlaca huysuz
ki fazlaca havadar
ah! Neden sütyen takmaz acaba uzamış adamlar,
ayaklarına,
yürümedikçe sarkmasın diye bacakları!

evet! üstüne üstüne yüklendikçe kaçar
kaçar ha kaçar
sevda katillerinin otellerdeki
kilometrelerce kadınlardan çalıp da
başlarına geçirdikleri
ten rengi külotlu çoraplar!

kimsen de kalmaz birdenbire! Açtıkları yaradan
kan bile akmayacak. Çoğu küstah! Çoğu şımarık!
vahşi bir at almış altmış dağı aramıza taşır
vahşi bir at almış altmış dağı aramıza taşır
şehsuvar! Sınırlara mayın döşer bakışların
vahşı bir at almış altmış dağı aramıza taşır
şık bir omuz devrimiyle baharı getir
tavlalar kırılır, iskambil kağıtları savrulur
görücüye çıkan büyücü bir kız oluverirsin
patlamış yirmi ikilik ampul gibi
patlamış mısır seven
mısırlı esmer çocukların
tokluğa açlığı gibisindir
vahşi bir at almış altmış dağı aramıza taşır
yuvanı, anneni bugün terkettin tırnakların arap
ses duvarını aşamaz sesin
ışık kırılır mı hiç
birleşir yeniden adeta
- kardeş duası çeker
muskalar tutar -
senin merceklerinde şehsuvar!
Baksana sultan!
dikdörtgen dudaklarda
daha ne çok
yuvarlak sözcükler filan var. Gülsen
ağızın düşüverecek ve kenarından biraz
çatlayıverecek kahkahan. Ve vahşi bir at
alıp bir altmış dağı daha
aramıza taşıyacak! Ve vahşi bir atın
bir hayat boyu süren
saltanatına dönüşecek birden
hasretlerle gitgide
gitgide ağırlaşan zaman..

 


II.

maviden öğreneceği çok şey olmalıdır denizin
yakışıklı bir kadındır şehsuvar. Titredi mi
gökyüzü de titrer, toprak da, deprem de titrer,
onunla beraber umulmadık gülden fışkıran renk de!
aynalar be şehsuvar, rujla boyanmış kırık aynalar
zahiri görüntüler de sayılabilir, ahenk de!
kasıklarında kasım gibi çoğalan
susam ahırlara kilitlenir o atlar bilhassa
meydanlar sevdanla, ağrınla cilalıdır. Olmasın mı?
simit satan kimi çocuklarsa
kördür, topaldır, mavidir
bakirdir daha oysa!

anne diye seslenir ölümlü çınarların
dışa vurmuş toy köklerine şehsuvar, anne!
kimsin sen?

kimim ben der anne
tekillikle kalaylanırken yüreği adamakıllı
kıllı erkek kollarında. En zayıf sesiyle
ağlar mı hiç! En karambol sesiyle
ağlar mı hiç! En matem
sesiyle ağlar anne!
maviden kapacağı çok şey olmalıdır denizin
bir kere: anneler öncelikli diri kalsın, anneler
orospu olmasın efendiler..

nerede yaşadığını bilmeyen bir vapur sıyrılır
uykularında şehsuvar'ın. Bütün shakespeare'ler
bütün hamlet'leri düşünür. Balerin bir sabahtır,
damlarında ayakparmaklarının uçlarında yürür güneş..
tüyler, taç yaprakları, aman gürültü etmeyin!
her anın
hep bir susan insanıdır şehsuvar.
- şehrin surlarına, cemre olur
düşüverir at cesetleri, bıçaklarda festival var -
henüz büyüyememiş isyan
henüz planları yarım bir katliamdır şehsuvar!
söndürülememiş orman yangını gözlerinde
sosyolojinin lümpenliği!
söndürülememiş kireç kuyusu gözlerinde
erken uyanışın yaşlı ergenliği!
iniltinin
suya yansıyan gövdesidir şehsuvar
hey! anlasana sultan!
dikdörtgen dudaklarda
daha ne çok
acısız iftiralar falan var..
şehsuvar kurtulmak da ister
kurtuluşu neye bağımlıdır;
- cevap şıkları -

a) 30 nisanda hitler intihar etti. 7 mayısta almanya teslim
oldu!

intihar
alnımı açtı, beynime gerdi beyazperdesini
kafatasımda bir kabile buldum sonra buzuldan
okyanuslar buldum damağıma açılan gözoyuklarında
östakimde birtakım kanun taksimleri
birtakım kanun kaçakları gibi esrarengiz iş sonra
- esrarlı sigara içen bukalemunlarla küstük o sıra -
hangi birini bölsem ötekine
diğeri masasına çağıracak beni
bardağımı doldurup ensemdeki tüyleri çekiştirecek
beni kambur burunlu şairlerle tanıştıracak alelacele
alelacele el sıkışılacak, memleket meselelerinden
söz edilecek alelacele ayaküstü, ayaküstü sarhoş olunacak
kusulacak ayaküstü alelacele
yedi heceliler veya yedi uyurlar / uydurulacaklar
uydurulacağız alelacele! Vazgeçmem gerekecek belli
omurlarımdan, omurgamın içine tramvay hattı döşenecek
kızlık adını işleyeceğim bekaretin tığla
rönesansın kızlık zarına.. Leonardo! Leonardo!
haminnem mona lisa'nın ta kendisi çıkacak. Zorla şehsuvar
atlar yine karşıma çıkacak, karşı çıkacak aşk
hanım hanımcık! Aşkı geçelim. Onu geçelim.
Onu unut şehsuvar!

onaylansın lütfen
uzay boşluğunun karın boşluğuma doluşması..
sen! ruhumun organik hali!
sen! gençliğimin gergin bırakılmış tek kası.. Arkası,
şekilsiz bir dudak oldun yüzüme ikinci yeni
metal bir şafak oldun göğüme sorgusuz sualsiz
siz! şehsuvar'ı ve beni liflere ayıran
kirpik diplerinden oluk oluk sperm gelen
              korkuluklar!
milleti gerdanıma toplayıp
parlak cesaretlere, oğlancıl ihmallere yürüdünüz
peşinizden tükürecektim bir ihtimal, peşinizden,
pencereme pençelerinizin hayasızlığını sürdünüz
kapılar sürgülendi, kapı önlerinde
evde biriktirilmiş kız kuruları süngülendi
allah kahretsin, kahrettiniz beni, cani ettiniz
kendi bedenimde kendi kendime tecavüz ettim
deli oldum, kül oldum, ıslıklaşıp durdum
aruz vezni serçelerle
romen rakamı gerçeklerle
dedim: bendim
böcekler gibi sevişen o dostlarla
tanıdınız mı?
- Hayır! Pek çıkaramadık!
- Ama tanımanız şart!
Ah sultan! Ah şehsuvar!
intihar
alnımı açtı, aklımı buldu, sana selam söyledi..
ardından, ne olabilir ki başka, işte birkaç
çiyli sardunya, birkaç yarım kitap, sevilmesi
okşanması eksik
birkaç ölü kedi işte!.

b) Hiç sabahattin ali okudunuz muydu?
enteresan bir soru
biraz düşününüz / biraz düşününüz / az
istiridyelerden söz edin bana / ince çerçeveli
gözlüklerden / piyer loti'den / amerikan barlarda
ardıardına içilen dublelerin biyografisinden,
örneğin bürokrasiden, geleneksel aydın
terbiyesizliğinin kronolojisinden, lobilerden,
ortalarda bir yerden, farzımuhal katolik
alkoliklerden / hadi! piyonlardan, paslı piyanolardan
ispiyonlardan, kara şapkalı sivillerden
ya da durup dururken beliren
sivilcelerden söz edin bana. Siz hiç
sabahattin ali okudunuz muydu tan vakti
okumadıysanız, tam vakti dedi şehsuvar!.

- sahi, tanımadınız mı?!
- hayır, pek çıkaramadık!

ne çok yuvarlak sözcük..
ne çok artistik..

c) bir cüce ile çocuk arasındaki farkı bana söyleyin hele,
neden size düşman olsunlar ki?
şehsuvar! çabuk! yaşlanıyorsun. Yaşlandın mı
Ölüler sevindirilmek isterler lacivert mezarlarında
hastahane köşelerinde septik
ellenmek filan hani eskaza
kaç fırsat vardır ki artık
göz ilişsin, silah kalksın, kulak duysun
bir de ikide bir hortlarsa davalar ansızın
avukat tırnaklar kemirilirken ceviziçi odalarda
tek başına doğmanın
bir başına kırlaşmanın
kendi kendini kırbaçlamanın acımasız acımasızlığı
(ah! sultan! bir ceylan sizi-ezik büzük-üç büklüm)
bu şehirde ya sen de vahşi bir at
ya da olsan olsan
kabuk bağlayamayan
dinsiz bir yara olursun!

- sahi, tanımadınız mı hala?
- gene çıkaramadık

d) Once there was a boy. He had no friends to help him..
- isminiz nedir, efendim?
- gizlemek istiyorum. Söylemesem..
- kaç yaşındasınız?
- yirmi iki..
- Nerelisiniz?
- İstanbul'lu..
- ne iş yapıyorsunuz?
- insanım..
- evli misiniz?
- hiç denemedim..
- çocuklarınız var mı?
- olabilir!
- isimlerini söyler misiniz?
- gizlemek istiyorum. Söylemesem..
- burasi neresi.
- psikiatri.
- ben kimim?
- bilmem. Siz bu yaşa kadar bunu öğrenemediniz mi?
- hangi yıldayız?
- bu hangi gezegen? Tabii sizi üzmezsem ve yormazsam..
- Hangi ay?
- hangi sevgi, değil mi ama. İlkin bu. Öncelik bu
sorunun..
- ayın kaçı bugün?
- hepsini adlandıralım, bunu mu istiyorsunuz?!
- evet efendim, son dünya harbine katılan devletleri bana
söyler misiniz?
- savaşları ülkeler ilan eder, insanlar yapar!
- biz o harbe iştirak ettik mi?
- ben hiçbirine katılamayacak kadar, canlıyı-cansızı
seviyorum. Siz, katılmış mıydınız?

şehsuvar! çabuk! kandırılıyorsun. Kandırıldın mı?

 


III.

"sizler!
hayatta yaşamaktan başka gayesi kalmayanlar
coğrafya bilmeden öpüşmeye çalışanlar
sizler!
yapısalcılar, ruhsalcılar, masalcılar,
halciler, falcılar
parmak izleri sıfır, duruşları italik olanlar
artık değeri cinine tonik yapanlar
muhtelif muhterem darbeler
heveslerde, tutkularda pür ihtilal.. geçinenler!
sizler!
geçinemeyenler, neme gerekçiler, emekçiler,
emzikçiler, hainler, halidler, oğlanlar!
yolda saati başkasına sorup
sigarasına ateş alıp
sendikaların apışarasında elle doyuma ulaşanlar! Sizler!
aydınlar! aydıngerler, kolay gelsinciler,
asimetrik esinciler
orospucuklar, osurukcular,
üfürükçüler, geri zekalı çocuklar! - ki şehsuvar'ın
anayasası..
mayistler, septemberistler!
sizler!
free gitaristler, peace veletleri, makinistler!
din sülükleri! varoluşçular: kapı komşularım!
sloganın, olağanın şairleri!
sosyal yanları kapitalleri, kapitalleri
yalnızca soğan-ekmek-sosyalizm olanlar!
otuz yaşına kadar solcu
otuz-elli arası sosyal adaletçi
ellisinden sonra bunayıp, otobüslerde
bayanlara arkadan yaslanarak mutlu olabilen
fevkalade entellektüellerimiz!
captain black'çiler, bafra'cılar
bir afra bir tafracılar, taşralılar
vay gülüm doğu diyenler, yesinler seni müstehcen bantını
mantığına yapıştıranlar!
piyanist-şantörlerim: hormonlarım benim!
marxist-şantörlerim: kabaetimin kenarları!
sizler!
liberaller, helaller, haramlar, sadrazamlar
hamlar, hamcık ağızlılar, popodan bacaklılar
omuriliklerini testislerinde saklayan delikanlılar!
amcalarım, teyzelerim; siz, homoseksüeller!
feministler, androsantrikler, sosyal demokratlar,
teokratlar, aristokratlar, sen sümüklü burjuvazi!
oportünistler, optimistler!
bir teselli ver'ciler, allah vergisi takılanlar,
öğrenciler, saygın öğretim üyeleri, seks yıldızları,
heyy! Sizler!
arkadaşlarım, alışamadıklarım; ellerim, ayaklarım!
sizler!
idealistler, egoistler, ütopistler, narsistler!
Ben
şehsuvar!."
sığ sıkıntılar ardınca yükselen havuz
kırmızı balık, bozuk abajur, kullanılmış jilet
sınırlara mayın döşeyen bakışlarıyla
siz olan şehsuvar!
Ben
şehsuvar!
sığ sıkıntılar ardınca yükselen buhar
çocukluğunu yaşayamadan büyümüş bir tümör
kandırılmış, tanınmamış kretuvar; unutulmuş
bir tornavida, hiçbir işe yaramayan çivi,
sınırlara mayın döşeyen bakışlarıyla
siz olan şehsuvar! O sınırlar
sizin sınırlarınız. Ben
şehsuvar!
sığ sıkıntılar ardınca yükselen belediye otobüsü
abonman biletlerimi sizler mi çaldınız?!

- daha önce karşılaştığımıza
eminsiniz, değil mi?

IV.

gece
saçlarına kadar sokulur
güzelliğine atılan
ilmiklere kadar ulaşır!

aşkı geçelim. Onu geçelim. Onu unutun!
onu unut şehsuvar!

ya da kımıltısız bir kuş oluşu
istiklal caddesi boyunca yatar!

ah sultan!
bir vahşi at almış altmış dağı aramıza taşır!

gece
saçlarına kadar sokuldu da
güzelliğine atılan
ilmiklere kadar ulaştı.
biz
şehsuvar
ulaşamadık!

- heyhat! şehsuvar öldü de gitti bile
hala onu filan tanıyamadık!

ah! sultan! ah! şehsuvar!
dikdörtgen dudaklarda
ne çok
yuvarlak sözcükler vardı.
hangi birini böldüm ötekine
diğeri beni kalabalık masasına çağırdı!

 

(Gözlerim Sığmıyor Yüzüme’den)

 

 

De Gülüm

 

de gülüm! De ki: ela bir günde geleceğim
istanbul darmadağın olacak, saçlarım
darmadağın. Hepsi, darmadağın!
üzülme gülüm! Toparlanacağız, birlikte,
ayağa da kalkacağız, yürüyeceğiz de gülüm
hem de çelikten toprağını dele dele hayatın!

de gülüm! De ki: bitmiştir umut, bitmiştir
sevgi, bitmiştir güven!
güven bana gülüm!
sana bitmemişliği öğretecek, tattıracaktır
hasretten-hakikaten-ten değiştiren yüzüm!

göreceksin gülüm! Bekle!
hırslarımız, acılarımız gitgide ihanetlere
hainlere, ezilmelere alışacak..
göreceksin-sevinçten ağlayacaksın gülüm-ki
işte o vakit bana-doğrudur!-
şair olmak, seni sevmek pek çok yakışacak!

bak! şiirler var, mektuplar var, çocuklar var,
sokaklar var, kediler!
inan bana gülüm, ölüm yok bir tek! ölüm yok bize!
ölüm inananlar için sessizce
kara kaplı kitaplardan çıkartılacak..
göreceksin gülüm! Bekle! Göreceksin!
artık hiçbir insan, hiçbir kavga ve hiçbirimiz
bu dünyada, yapayalnız, umarsız kalmayacak!

 

(Gözlerim Sığmıyor Yüzüme’den)

 

 

 

 

 

Bir Martıyı Ağlattın Sen

 

bir martıyı ağlattın işte
bir çocuk garanti intihar eder artık
kütür kütür küfrediyor gece imanıma
bir yaprak kırılıp suya düşüyor
su yaralanıyor su kanıyor şelale!

ah nasıl titredim tensiz
bir piyanist büküldü sanki
kesişen ayrışık doğrular gibi
çarpışıverdim yüzünle. Yüzün
öyle düzgün suna bir elyazısı
yüzün yüzüme aksedince
yüzün ayna alnımda
yüzün uzun hüzünlü bir alınyazısı!

bitmemiş bir ömrün yalanısın
sen: kabuslarımın tabiri
çocukluğumun arta kalanısın!
öldüreceğim kendimi dudaklarınla
dudakların etle, şehvetle seferber
sen! bana inen son kutsal kitap
son fakir yatır
son aciz peygamber!

bir martıyı ağlattın işte
bir çocuk garanti intihar eder artık

 

(Gözlerim Sığmıyor Yüzüme’den)

 

 

 

Temmuz Külleri

 

(bir) :

‘üç şehzadenin yolları

ayrıldı böylece’

dedi ki kristalleşen yağmurun altındaki akrep.

 

kim bilir, kanı devşirebilir miydi geride kalan

tahrip gücü yüksek casus,

ya da katlanabilir miydi ölüm

parmak ucuyla yaklaştığı sükseli surete.

 

(iki) :

‘üç şehzadenin yolları

ayrıldı böylece’

dedi film müziklerine geçen gece.

iki kardeşin yanından ayrılan öbür kardeş nerede...

 

kim bilir, tenlerden akan ruhun arkasına sığınan

yalnızlığı etkili, korkunç sedyede;

 

kıstaslarıyla yokladı cismi

rahmine kılıç adı koydu

“gelmeyeceğim peşinizden”

diye bağırdı üçüncü şehzade

“gidin ılık oyuklardaki uğultulu mesafeye...”

iki miydiler üç mü

ikiye üç suç mu

kararsın patlak dudaklarıyla masala ait kraliçe!

 

(üç) :

‘üç şehzadenin yolları

ayrıldı böylece’

biliyorlardı, başkaları buna benzer şeyler yazmıştı

kalbe karşı gelmişlerdi –kafiye olsun-

elden ele dövme geçirmişlerdi / güne gündüz gelin düşmüştü

öpüştüler

öpüşmelerine kuşlar hücum etti

oradan geçiyordum

inanın yalnızca dikkatimi çekti

dikkatim yere düştü / yer, düşüyle barışıktı

şimdi bilmiyorum

gerçekte hangisi hangisine âşıktı

ah, üçünüm gizli gizli sevişmelerine sığınan

o, kimin kaldıracağı belirsiz sedye :

‘üç şehzadenin yolları

ayrıldı böylece’

 

üçünü de tanımam

üçünün birinden sözetmem kimseye!

 

(Papağana Silah Çekme’den)

 

 

 

Leyla

 

leyla, sen bir heves değilsin baharda

çiy değilsin, kırağı değilsin,

mahmurluk hiç değilsin sevdada!

 

leyla, sen bir zulm değilsin vak’ada

delil değilsin, suç değilsin

belki biraz muammasın zor durumlarda!

 

kadersin elbet

hicransın şüphesiz

herkes biraz mecnunken şahsi maceranda

beni de aşık et kadrine

bana da bir yer ver kanlı dudaklarında!

 

ah leyla,

sen buralarda yokkendi

kadına şirin

sevgiliye aslı

haine zühre deyişimiz

erkeğiz genciz tene açız

ruh için düşeriz yollara, bu da bizim işimiz!

 

affet bizi Leyla

al leylaklarla süslü evine

süt içir avuçlarında buram buram

el ver de yiğidin olalım

bizi sensiz koma mezara!

 

21 kasım 1999

 

(İpucu Bırakma Sanatı’ndan)

 

 

 

Yedi Ağıdı

 

istanbul! yedi tepe!

acı süt toplamış yedi kopuk meme!

bir yedi kula dahi mi duyuramadı sesini

o bok gece Yedikule!

 

genç ve inatçı Osman

onur ve tutku kimi

tüy tutmamış toy tene

yedi tür sperm lekesi

 

ve yedi dikenli bluğ nefese

atılan kırağı, karaşın yeniçeri penisleri

bir oğlancıl kuş gördü de katliamı

koşup haber verdi tarihe!

 

(İpucu Bırakma Sanatı’ndan)

 

 

 

 

İspirtocular

 

binaları saldırgan böğürtülerin ardına yaptılar.

çünkü onlar kasaptı ve mandalinaları yoktu.

herkesin çocuk olmak istediği sebepsiz bir korku

geldi kapladı muhteşem ay tutulmasını / gözlüklerim nerde

diye bağırdı kertenkelenin içindeki ölü çekirge;

birkaç kez daha zıplasa, taşa tutunacaktı.

 

bütün telaşlara mahal gibiydi

kanımızı donduran vicdan azabı,

sarhoştuk, durup durup gülüyorduk

döke saça içiyorduk / döke saça yaşıyorduk

ormanı arayan kentli birer çakaldık da aslında

yüzlerimiz meşguldu ağızlarımız çirkindi

yalnızlığımızdan mesulduk!

 

bir fırsat daha tanınsa, ayılacaktık sırasıyla!

biraz istirahat buyurduğumuz alkolden kalkacak

ve ellerimizi, ve aşkı siper ederek gözlerimize

uzaklara bakacaktık!

 

herkes, her şey kendine gelmeye çalışıyordu

dağ, doruğunu çalışıyordu; ırmak debisini

bir yabancı dil öğrenmek gibi sevmek birisini

bize bu koyuyordu!

 

evet! hep çalışılınacaktı!

ölüm çalışılınacaktı, tabiat çalışılınacaktı!

ne zaman ki hesap pusulası bırakılacaktı masaya,

bir insanın toplam kaç insan ettiği

sanırım, o zaman anlaşılacaktı!

 

(İpucu Bırakma Sanatı’ndan)

 

 

 

 

Geniş Aşk Konsepti
Yaver Kin Formatı

Kurtarılmış bir bölgeyim, gölgemde hurma ağaçları.
Üzerimde sonsuz küstahlığın tırnak izleri var.
Kurtarılmış bir de gövdeyim aslında yekpare taştan,
Başucuma slogan yazıyor çok sevdalı çocuklar .

"Biz gecenin emrine girdik,
Gözümüz keder görmez artık!" diye
hayıflanıyor kimi elementler, oysa ben
atomunu yeşile kaptırmış alelade bir ot gibi
bitmek taraftarıyım bir cenk sahilinde.

Dudakları polis ruju bir kadınla da seviştim
yüzünde bir yama gibi duran bakışlarıyla
beton bir kadın.
Tabelası sökülmüş kasabalardan gelen bir kadın
Aşkta tedbirli, serserilikte acımasız
hayata kuvvetli bir şamarla inen
yedi ceddi yetmiş yedi bela kuşanmış
başka erkeklere kurnaz
bana bir gangster kadın.
Adı dilimde tespih
Adı göğümde vahşi dolunay
göğsünden şerbet fışkıran bir kadın.

Her yıl derisini değiştirirdi onsuz bunaldığım şehir
anarşistler ırmakları ateşe verir, dağları zorlardı
büyük harflerle yazılmış bir yalnızlıkla düşünüyorum da şimdi
kaç hücresi hayata bağlıdır artık ve
benim susturduğum kainatta o hangi gezegendir.

Kurtarılmış bir bölgeyim, gölgemde hurma ağaçları
hatıramda öyle uzun, öyle sıcak, simsiyah bir sedir
oturmuş yaşlılar, topraktan pirinç ve gençlik ayıklar
söyle bana ömrüm, bu saadet değilse nedir

(Adam Sanat, Ocak 2002)

 

Gece Kuklaları

çelişkili kuvvete dönen yapışkan bir ölü var
korkulan otobanın ortasında viraj yaratan.
bir dedektif hissiyle yaklaşırken dünyaya ay
toprak tutarken elini cetvelle çizilmiş suyun
gözlerini düşürmüş bir genç kız gibi mağrur
ve diken diken; arabanın bagajında bir ölü
var
direksiyondaki cesetle hayatı tartışan.

(Dize, Şubat 2002)

 

Lütfen Anne

kızının adını sarmaşık koy anne

hayata ve hayale sarılarak büyüsün

 

oğlunun adını veda koy anne

hayatı ve hayali terkederek büyüsün

 

kendi adını cefa koy anne

hayatı ve hayali önüne katıp da sürüsün

 

benim adımı koymayı, bir zahmet unut anne

hayattan ve hayalden utanıp da çürüsün

 

(E,47)

 

 

 

 

D e p o l a r ‘ d a n

 

282.    

 

Albay Alzheimer!

Yalnızlığın sabıkası, biçimde çarpıştıkça

kaleydoskopu

bir deniz fenerinden ufka yönelten

içi boşaltılmış yakuttan kafatasını

ölüm sahasına atılacak yabancı bir madde gibi

acıya yöneltilmiş iki kişilik davetiye gibi

puslu tanrı apışlarından

terli terkilerden ve o atları

korkunç yılanlarla kırbaçlayan tereddütlerden

size uzatan mahlûk’un

terazisinde arayın: Bir kefede sabıka

öte kefede kafein. Bedenime yerleştim.

 

Dolaşım sistemimde dışkı

Boşaltım sistemimde kan var Albay Alzheimer!

Çelikten bir ten dokunduğunuz, şimdi

suçtur sonbahardan herhangi bir mayıs istemek!

 

Arka arkaya işlediğim cinayetleri

bir iğneyi sürekli batırıp çıkarttığım kumaşa

işlediğim nakış sayın

bir zarif katil sayın Albay Alzheimer!

 

Sizi tersyüz edilmiş aşkların yalıtımı esnasında izlemiştim

Büyük bir savaşta kazanılmış paslı imitasyon madalyalar

gibi duruyordu yüzünüzde

yüzünüzden nefret eden gözleriniz!

Dudaklarınız, günahkâr hafızasını kaybetmiş

dudaklarınız, satenleri parçalamaya hazır makas

dudaklarınızın size sadakatinden emindiniz!

 

Öyle devasa orduların başında

mağrur, azimli, sevdada merhametsiz

toplama işlemlerinde etkisiz eleman

ama yatakta baştan aşağı 1.90 cm penis

her ihtilalde cumhurbaşkanı

her evrende acımasız, yalaka ve haris

Albay Alzheimer!

Benim şiir yaza yaza küfrettiğim bu ülkede

sadece siz vatansever değilsiniz!

 

Dönün Orta Asya’ya ve

baştan başlayın göçünüze!

Game over! Game over!

Asmayıp da beslediğiniz yoldaşlar

bir gün tek sıra olup, intizamla girecekler

o pek de müstesna olmayan faşist .ötünüze!

 

(İmlasız, 3)

 

 

 

Biri Ambulans Çağırsın

 

Gecenin hız sınırına yakınken durdurdum bedenimi

kaportada eski bir damadın çamura bulanmış papyonu

arka koltukta göz yaşlarına boğulmuş bir gelinlik vardı;

mart ayının soğuk bir salonuydu;

                                                      Vites pedalının dikiz aynasına

yansıyan o gelişi güzel, akıl almaz komplo teorileri kapsamında

göğe yakın olmaktan, yere bakmaktan biraz yorgun düşmüş bir

zürafa gibi, boşluğun zarif şiddetli menfaatine sokuldum. Kipti.

Emir kipiydi yağan yağmur altında sana geç kalmış

senden yana saçmalamış bir aşık tanımıyla şehirler arası yollarda

şu iki saatin bilançosunu çıkartmak, bilançoyu kanlı bir keser

kimliğiyle, kelebek camının aralığından aşağı bırakmak. Zordu.

Aşağı bırakmak zordu. Çünkü,

mart ayının soğuk bir salonuydu!

 

Bilirdin. Ben daima büyük iddialara girerdim, örneğin tanımadığım

bir adama Jean Tardieu’den bir replik ezberletmek, çıplak bir kadını

az daha soymak, az daha soymak, bir şeftaliyi soya soya çekirdeğine

inmek gibi, kadının çekirdeğine,

kadının azınlık tarafının esir kamplarında aşağılanan ilkelerine

inmek gibi, indiğin noktadan yeniden göğe yakın bir zürafa gibi

yere bakmaktan yorgun bir bahisçi, bir bahis cismi, çekilen kart,

atılan zar, kırılan lades kemiği gibi, o her şeyi berbat eden gibiler

gibi, Zordu. Sana ulaşmak zordu. Çünkü,

mart ayının soğuk bir salonuydu! Gerçek,

bahaneler arkasına saklanmaya hazırken, gerçek, tam da buydu!

 

Bir sadakate muavin, bir anlayışa esir, bir intikam zaferine sahip

olmanın, olabilir görünmenin, karşı şeritten gelen tır şoförüne göre

anlamı yoktu; o büyük buluşmayı kutsayan, kutlayan ve için için

kıskanan klakson sesleri; vaovvvvvv, vaovvvvvvvvv, diye geçen

kamyonların arasında sıkışmış 78 model tek kapılı siyah bir BMW ile

acelenin  içine sıkışmış çok eski bir katil ile çıplak bir kadını

az daha soymak, az daha soymak, bana dokunan, bana temas eden buydu!

ulaşamamanın, doğruyu söyleyememenin, itiraf edememenin sıkıntısını

aşağı bırakmak. Zordu. Çünkü,

mart ayının soğuk bir salonuydu! Asfaltta patlayan lastik,

bir çocuğun elinden kaçırdığı, ağlayarak seyrettiği bir bayram balonuydu!

Bilirdin, ben daima  büyük iddialara girerdim, örneğin seni sevmek,

seni dünyanın yedi harikasından herhangi birinde yüzünden jiletle işaretlemek,

indiğin noktadan yeniden göğe yakın bir zürafa gibi

arabanın attığı taklada sana yaklaşıyor olmanın sevinci

arabanın attığı her taklada sana yaklaşıyor olmanın ürpertisi. Zordu.

çünkü, mart ayının soğuk bir salonuydu. Çünkü hayat,

 

ölümün insana oynadığı en trajik, en mükemmel, en acımasız oyunuydu.

 

Senin için ölüyordum. Durum buydu!

 

 

(Varlık, 1163)

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön