Mehmet Çetin(1955)

 

1955 Dersim doğumlu. 1970'lerin başında amatörce şiir, öykü yazmaya başladı. İşletmecilik yüksek öğrenimi görürken, yasadışı politik faaliyetleri gerekçesiyle 1981 yılında istanbul'da tutuklandı. 8 yılı aşkın  bir süre hapis yattı. İlk iki kitabı henüz cezaevindeyken yayımlandı.

1980 sonrası Türkçe şiirde yeni bir etik/estetik kuruluşu deneyen şiir eğiliminin katılımcılarından oldu. 1991 yılında kurulan ve şimdiye kadar yüz elliyi aşkın şiir/düzyazı kitabı yayımlayan Piya Şiir Kitaplığı ve Zed Yayın'ın kurucu editörlerinden. Kunduz Düşleri adlı şiir dergisi ile Ütopiya Mevsimlik Hayat Bilgisi Kitabı’nın editörlüğünü yaptı. Şiirleri Hollandaca, Fransızca, İtalyanca, Rusça, Almanca ve İngilizceye çevrildi ve değişik dergilerde yayımlandı.

Yayımlanmış kitapları:Rüzgâr ve Gül İklimi (şiir-1988), Birağızdan (şiir-1989), Asmin (öykü-1991), Eylül Çiçekleri (derleme-1990), Hatıradır, Yak Bu Fotoğrafı (şiir-1995), Aşkkıran (şiir-1997), Kekemece (şiir-2000), Atımı Bağladım İğde Dalına (lirik yazılar-2006)

 

 

 

Söylence

 

ki suyun toprağa aşk sunduğu yere düşüp

ısırganotu toplamaya çıktılar sonra

şaşkın, dağın iki yüzüne

 

ama kadın, mor başaklı bir gülümseyişken

erken bir hıçkırık oldu çocukların sesiyle

eksik bırakıp kendisini öte yüzüne gitti

dağın, açığa çıkan yalan oldu erkekte

rüyaya aşınaydı riyaya da kuşkusuz

 

kadınlar mı, tırnaklarını erkek etinde kırıp

ırmak olmaya alıştılar sonra kahkahayla

kendilerine mektup oldular zarfı erkek

tanrıça oldular tütsüleyip geceleri

 

kadınlar mı, ah ha o çın çın çinko

susuş imlası aşk duası söz kumkuması

aygözlü gecelerde kalp krizi sayıklaması

düş sanrısı ve, ellerini çekince hane harap

vardı bir bildikleri ki biraz etrikaydı hayat

gelmiştir o an: yani yakan yıkan ahh eden

o eski söylence çen çen çinko çın çın kadınlar

 

erkek, baltaya da kazmaya da aşina kuşkusuz

kazar bahtını çıplak ellerle gömer gözlerini

görmez bir vazgeçiş olduğun kalbinden

ecelini dokur her kadının iç çekişiyle

incitmiştir onu incinir yine sonsuz

oka da aşina yaya da kuşkusuz

 

erkekler mi, tın tın yürüyüp otağlarına

lades ağacına belkisiz darağaçlarına hiç

bir tetikçi gibi taşırlar saldırgan eğiklerini

kahramanlar gibi doluşarak yatak odalarına

 

şamara da aşinalar ve savaşta ağlayıp

kendi şakaklarında patlayan küfür olmaya

uçurum da olmaya parçalanmış ruhlarına

aşk değirmenine su dolmaya: dön gözüm dön

dolapçı beygiri gibi suçlarıyla tahrik kalmaya

hah ha teneke onlar tın tın erkek olup solmaya

 

sonra, zamanın aklandığı bir söylenceden çikip

erkek ve kadınlardı ki yalan diye yazıldılar

insan serüveninin seyir defterine

 

söylencedir..

 

 

Muhtemel Şiir   

 

ıslığına küskün bir rüzgarım belki ben

baltık denizinde batık bir şilepte susan

uğultulu ve uzun bir yalnızlıkken şimdi

ve başka dillere unutulmuş mülteciyken

muhtemelen kekeme bir çocuk olacağım

 

sonra, geceye küskün o uykuyum ben

avlular keskin bir darağacı kokusuyken

kabus olup sızıyor rüyama çünkü devlet

ay ve su sesinden başkası geçmesin diye

muhtemelen daracık bir sokak olacağım

 

bir de, kınına küskün hançerim ben

sınadım onu ateşte ağu ve ütopya ile

kırk yerden kopan solucanken ömrüm

anladım gündüzüne almaz beni istanbul

muhtemelen amsterdam’a kanal olacağım

 

sonra, yatağına küskün ırmağım ben

kendime akıyorum o her bir balık için

ağzımda taşırken kayıplarımın çığlığını

ve dalınızdan düşen ilk yaprak olacakken

ben, duymak istemediklerinizi yazacağım

 

ki az sonra muhtemelen sırf küfür olacağım

 

 

 

                                              

Tek Çocuğumdu Kalbim

  

üzgün bir tarih girdi aramıza

 

gülağacının kırık bir dalı altında

kırık kemanlar satıyor şimdi

 

kalbimdi

 

uzatın. sırsız bir aynaya dokunurca

daha uzatın parmaklarınızı efendim

 

bakın. konuk odasıydı şurası

açıktı. gelip kalanı oldu kimi an

severken inciteni oldu eğilip bakın

 

kalbimden sözettik efendim bir konaktı

 

artık haraptı. uzayıp giden bu serüvende

ayaklarım ordan kanayıp geldi efendim

yağmur yağsa yaş görmezdi artık

hakettim. geçip gidildi. ah etmedim

yakamdan atamazdım efendim. kalbimdi

 

kalmadı bir cesareti sereserpe ve korkaktı

ama bir kahraman gibi sözettik kimi an

kalbim ki korkardı oysa kendinden

kaçandı. çocuk eskisi bir yalandı

çok yaralandı kuşkusuz

tek çocuğumdu kalbim kötü ettik efendim

 

tek çocuğumdu kalbim

ne yakışıklı ne de gencecikti artık

durmadan sürdü kendisini aşk öykülerine

öykündü. cesetler bırakıp giden bir şımarık

arsızdı kiminde. akrepliği tutan bir acımasızdı

ardısıra alıp bir çığlığa sererdi yatağını kalbimdi

 

kırık kemanlar satıyor şimdi

gülağacının kırık bir dalı altında

 

kalbimdi adadım bir sokak sergisine

şimdi kırık kemanlar satıyor efendim

kadınsız şarkıların en dokunaklı yerine

 

kalbimdi eğlencenizde çalgıcılara sunulan

o yoksul şarkı olmazdı önceki hayatında

sıcaktı. jazz gibi yakışırdı bir yangına

ama aşk ve aldanış yalnızlığında

kül sayıldıkça her rüzgara savrulan

duyulmadıkça o dağlarda kanayan şarkısı

orda sustu efendim kendisine yakıştı kalbim

 

kalbimdi kendi yangınına yakıştı

kalbimdi. kırık kemanlar satıyor şimdi

ayrılık şarkılarının en dokunaklı yerine

 

tek çocuğumdu kalbim kötü ettik efendim

 

                                                          

 

 

Zamanı Gördüm   

 

II.

önce yaz ölür üzgün güzbahçesine

 

olupbitenin labirentinde aşınan gece

angoradan bir şal gibi örterken zihnimi

hayal modası geçmiş tozlu kilerin sesinde

buldum; gerçeğin aynasında yalan idi zaman

 

biraz ay taşı idi

goril tırnağı biraz da

şaşkınlığı geçici bir şarlatan ve

ahh o işte o muamma idi zaman

 

metamorfoz incelendi:

lârvadan idi nemfaya yol

idi orda böcek olmaya zaman

çirkin tırtıldan rüzgâr doğmaya

kelebek olmaya kanadı ay gölgesi

sonra bir aşk uğruna limonçiçeği olup

yaşamaya ancak bir gün: aşk tamam idi

 

eksik bırakıp kendimi yankımdan gelip

asmabiti düşüyorum zamanın mağmasına

korsan uzay istasyonumdan aktif serpintiyle

düşüyorum günahın elindeki sayıdan kendimi

aşktan düşünce kalbimi susuyor tarih ambiti idi

 

doğrulandı ki halkı yaratan acılar idi

nil sahilinde susan bedevinin rüyası

asık suratlı ve mümkün o sadık at

zamanı dedi tanrı yarattı bak

kumdan zavallı idi sina çölü

kül ki yenik dedi heyvağ idi

yeni buzul çağını haber edecek

zamanın tabutunu yakacak ölü idi

 

sonra mor da sustu suyun itirazına

ki her böcek aynı tezekte yetişmez dedi

böcek aleminin zarif bilgesi o bokböceği

evcil ve aciz seyircinin gururlu gözlerinde

buldu onu ki zaman; ahh o işte o yanılsama

 

biraz lahit idi rüya

sertleşmiş kil biraz da

gasptan telaşlı bir küfür gibi

aşık ve işsiz ve madrabaz biraz

afrika sahrasında bir sonyaz çekirgesi

attention: bulut var. attention: çöle gözyaşı

orman kardeşim idi ağaç ağaç şiir kardeşim

 

kağıt olur yakarım ellerinizi

yırtabilirim, elektriği bile der

virüs olur göçürürüm web sitenizi

chatlarınızı hatlarınızı katlarınızı bile

bir kaktüsün rüyasını görmek için ama

yanar dururum güneş kardeşin uykusunda

 

sonra çözer şiiri zamanın ağlarından bir meczup

yokuşun sesiyle sarsar dağı alır akar ırmakları

ben geldim der: güz gelince çözülür muamma

daha ne diyebilir yaramın üstüne açan lotus

suyun sesiyle göğün neşesi aşkın sisiyle

zamanı gördüm der: zamanı gördüm..

 

sonra nar da ölür güzbahçesine

 

                             

 

 

 

Aşkının Yaşındayım   

 

frezya şarkısı bir devrimi sevdim ben alıp sesimi serdim o küçükmaviye birdenbire

dış/gece: bir aşk için anakara şimdi ankara kargüneşi altında küçük bir sevgili şimdi

 

sen. küçücük bir mavi ve baktıkça yüzüme

bir şey oluyor sanki kırçiçeği esmerliğine

bir ırmak kopuyor dağından bir yaprak

dalından

akıyor sana kalbim düşüyor sana kalbim

bir şeyler oluyor mavi. sanki sevdim ben

frezya kokulu bir devrimi ay koksun mavi

 

iç/gece: ay koksun mavi sertab’ın rüya’sını özlüyoruz birden ankara, küçük sevgili ürkek

ve tedirgin sevdi mi sevecek mi aradaki üçüncü şahsın şiiri mi geçzamanların çocuk

zamanların sevişmesi mi bu arada nedense o mahur şarkı şimdi mahur bir susuş gibi

 

iç/bir denizci daha ölmeden: gelip geçiyor kargüneşi gelip geçmek üzere yine ama başlatır

belki kendisini bir denizci kendi kıyısına döner bir kervankıran bir aşkfeneri olur ışır

birden tam o an mı bir tomurcuk daha patlatır kalbini çiçek olur kurtuluş parkında bir

ırmak daha akar dallara daha şaşkın olur bademağacı daha akasyalar da hazırlanır

önümüzsıra erkenci bir bahar şaşkın mı gezgin mi bir bulutum o an kal dese gözlerimde

yeryüzünün en küçük en gece gözlerinde kal dese o an gidecek yerim yokmuş hiç olmamış

sanki nasıl kalırım orda

orda küçük bir kara gözleri ankara ahh küçücük sevgili aşka ayrılmış bir anakara kal diyor

sanki utangaç biraz tedirgin ve küçücük mü ama büyüyecek birazdan ama durup bekletiyor

kendini bekliyorum büyüyecek birazdan biliyorum çünkü

çünkü tam o an mıydı ne bir saka kondu konacak sesinin dallarına incecikliğine

sesinin inceliğinde erkenci kuşların cıvıltısı birazdan güldü gülecek sesinde özlediğim

kızçocuğunun maviliği sesinde özlediğim yazkokusu o simitçi çocuğun hatırlattığı

susamkokusu ve azilerdeki çocuk parkı

çocuk parkında buluruz onları diyor arsenik koşuyoruz birazdan görüyor görmezden

geliyor ilkin suçüstü oluyoruz çünkü yollar ağaçlar patlayıp duran tomurcuklar eleveriyor

bizde kendisini başlatan aşkı utanıyoruz sanki çocuk oluyoruz sanki azilerde bir bahar

bekliyormuş gibi şaşkınız birer bademağacıyız aşk kargaşasına benzer saçları arasında

dolaşan kuşlarıymışız nuray’ın orda bir yağmur kokusuymuşuz poliscopunun kırdığı

sevdalı kafası kırık eli kırık elini kuşatan alçıymışız alçılı eliyle ikidebir alnına

dokunmasıymışız ahh çayı ocakta unuttum demesiymişiz aşık oldum birisine ama kendisi

bilmez o biz miymişiz alçılı eliyle çay sunmasıymışız kendimize çocukluğumuza kadar

gidip lolipop emmesiymişiz ahh o an mı nasıl da güzelmişiz

güzelmişiz. ankara’da. erkenci bir kargüneşi altında. tutunup bir küçükmaviye aşkmışız.

yüzünde annesinin öpücüğü dururmuş daha. ahh sevgili kızçocuğu lolipopunu sunuyor

çocukluğuna. ağzı sevinsin diye

diye bir esmerçiğdem misin bu gece. ay düşüyor seni aktığım ırmağıma. düşüyorsun

kalbime ay ay küçük sevgili. su nasıl dokunuyorsa bedeninin çıplaklığına. dokunuyorsun

kırlara

bir şeyler oluyor kırçiçeklerinin en güzeline sen küçücük mavi baktıkça yeryüzüne bir

ırmak kopuyor dağından bir yaprak, dalından. akıyor sana kalbim. düşüyor sana kalbim.

birşeyler oluyor mavi. sanki sevdim seviyorum seveceğim gibi frezya kokulu bir devrimi

 

ben mi ne zaman mı büyüyeceğim a küçük sevgili

tanrısız bir meçhul ne bilsin yaşını başını aşkı

 

ben, aşkının yaşındayım

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön