Mehmet Erte (1978)

 

Yıldırımları Beklemek

 

Ama neden şimdi kopup gelsin yıldırımlar!

Ve o artık akar değil ayalarımda

artık akar olmayan nehirleri gibi sevinmenin.

Sorulması durmadan o en çok yorulanın

aktığından yorulmuş olanın

gözyaşının inadına en çabuk kananın.

Sorulması belki de şimdi onun

sadece bir anımsatma olacak. 

            Ve anımsamanın

yıldızların böyle sargılı görünüşünden kurtardığı

kurtarıp da meleklerin arasına bıraktığı

            bir hayal

            yok.

Hep birlikte korkabiliriz toprağın beklediklerinden.

 

Tohumumuz yok! toprağa ekelim.

Asamız da yok! taşa vuralım.

Aramızda bir peygamber de yok!

İki elimden hangisini kestim

iki gözümden hangisini oydum?

Bana sorulan soru ile öğrendim

sorulup sordurulduğumu.

Üflenseydi bütün diriliğine şeylerin.

Bir tufan olsaydı şimdi, o tufan.

–O tufan ki, çok önce kopmuştu

ben o tufanı unutmak üzereydim.–

Oysa o tufan

bunca duyururken kendini kımıldanışlarımda

ne bir rüzgâr esiyor, ne de

bir kasırga beni uçuruyor.

Savrulup vursaydım şimdi keşke

maviyi hıçkıran, buruşturan deliliğe;

haykırışlarımla burabilseydim bulutları

o kadar sakındığım alnımı

çarpabilseydim tekrar yıldırımlara...

eskiden o tufanda olduğu gibi.

Ama neden şimdi kopup gelsin yıldırımlar!

 

İşte, şairlerin kanı andırmadan işaret ettiği

her şey tam unutulacakken Tanrı'nın güvendiği:

Toprak, çocukların ahkâm kesmeden yediği.

Bir peygamber olarak dönebilseydim anılarımdan

–çok susamış olurdum, hem yaşlanmış olurdum, acıkmış–

çocukların bunca yediği topraktan

yiyebilirdim belki o zaman.

Asam da olurdu belki

en sert yerine vururdum

unutulmuşluğumun başka unutulmuşluklara benzemesinin.

Adlarını acının bir dirim üzerinde seyirtmesine dayayan

anıldıkça ölen kuşlar arasından

kendimi hatırlardım böylece.

Anılarım aktığında oradan ve o tufan...

ama artık o tufan akar değil ayalarımda

artık akar olamaz. Sözgelimi, Yunan ya da Roma

artık istediği gibi akamaz

oluklarında bir acıyı tatmanın.

Altınları çalınan bir su

yeryüzünde meleklerin olmadığına dair

kanıtlar getiren  görünümüm çünkü.

İçilmez bir sudur, altınları çalınan su.

Melekler doğrulmaklarla onanamaz

ve kimse yumamaz gözlerini melekler korumadan.

 

Ey! bir daha, bir daha yalan söyleyen

bir ateşe denk düşüp terk ettiği kavmi yakan.

Hainliğini bana da yap, beni de terk et.

Çünkü, anılarıma binesim

binip binip gidesim kalmadı.

Korkuyorum toprağın beklediklerinden.

Korkmak ne ki, soruldum, sorduruldum...

Ama neden şimdi kopup gelsin yıldırımlar!

 

(Suyu Bulandıran Şey’den)

 

 

 

Çünkü Ben Bir Gülüm

 

                                                      ...ve bu şiirde derdini bulan

                                                    Reyhan Koçyiğit için.

 

Çünkü ben bir gülüm.

Bir gül olmakla açıkladım bencilliğimi.

Ve sevilmiş olmamı. Ben bir gülüm de ondan, dedim

duyunca yazgımın içinde kavrulan sorunun çıtırtılarını.

Yürümüşüm yazgım diye bileceğim bütünü seçebilmek için,

yürümüşüm işte epey. Ne geçti eline diye sorarsan;

geçmiş için yetersiz bir açıklama.

gelecek için zayıf bir tahmin. Bildiğim bir şey yok,

hiçbir şey görmedim. Bir koku sade göğsümden yayılan...

O derin soluyuşlarda yitirmişim aklımı. Bir gülüm ben,

duymadım o tatlı sözleri, başımdan geçeni anlamadım.

Ne oldu diye sorarsan: Sevilmiş olmalıyım.

Bir gülün başına ne gelmiş ve gelecekse işte.

 

Herkesin gözleri güzeldir biraz yakından bakınca,

her dudakta tatlı bir kıvrım bulunur

bir kez öptükten sonra,

herkesten bir çift güzel söz çıkar biraz konuşunca.

Ama benim gibi bir gülsen eğer, iş başka;

bilinmezdir gül ve bilmez niçinleri...

Olacak olan olur derler, kestiremem bir türlü

bir an sonrasını. Sevilmek, sevilmek hep sevilmek

yazgımsa da hep benim; bilmek istiyorum artık renğimi,

anlamak istiyorum ne olup bittiğini. Yoruldum,

yoruldum bir gül olmaktan. Tam solacağım derken,

derin bir iç çekiş değiştiriyor her şeyi.

 

Kader ağlarını örer derler, anlamam hiç böyle sözleri.

Saçlarımı örerdim ben gençliğimde; nerede, ne zaman

çözüldüler...

bir daha örülmemek üzre? Tanrı mı, yoksa rüzgâr mı

çevirdi sayfaları çabucak. Ömrüm dediğim bir hışırtı.

Dün olan unutuldu, bugün olan yarın yine olacak.

Nereye varacağız diye sorma, bilmiyorum, bir gülüm ben,

bilemem. Gülün içindedir, anlamadıysan sen bunu hâlâ,

dönsün tekrar feleğin çemberi.

                           Sevilmiş olmayı doyasıya yaşayabilmek için

sevdim ben seni.

 

(Yom,5)

 

 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön