Mehmet Mümtaz Tuzcu (1950)

 

Yalgın

 

Kızgın bir çığlık gibi yitmişse yalgın

Dirilen bir sevdanın kanıyla çılgın

İner çıkar bir kürek boşluğunda

Yürek gibi çepçevre bağlıysa kayık

Kayalık kıyıda çırpınan özlem

Salgı bir sayrılık döker sulara

Esirgenen bir yüzdür ayrılık

 

Çünkü ağırdır çapa çeker zinciri

Yer incecik silmezse saçlarındaki kiri

Öylece durur paslı, kargınmış

Suya bir karış kala

Gökyüzüyle denizin kan durağında

 

Çıkar iner bir kürek boşluğunda

Bitmemiş bir aşkın anısıyla dalgın

Yürek gibi esrikse, taş gibi ayrık

Kayalarda bir su parlar her gece

Yarıp dudaklarında yorgun o eski ıslık

 

 

(Yalan Yazın Yelleri’nden)

 

 

 

Acuze

 

İster uzat buse aç – öder meyse ederi

Yollanan o yal mintan, tan kaçkını güderi

 

Pınarları kurumuş iki yaşlı sahtekâr

Issız bir damlarında güz yaşı döküyorlar

Tertemiz yürekleri sekiz bölmeli kireç

Tek üfleçte kilitli zap zap o öksüz mavi

 

En kavi korunakta somutsuz semirmez mi

Azaldıkça azıtıp kükremez mi gül kıza

Dişiyse takma dişi! bertik moru, porselen...

Rahim bu, cıdağ’delen! Tez alınmış sürüngen

 

Kim kocasız kocar ki! Burun sürttük o kadar

Kıstak ki kaç batnımız can çekiği uğrular

Tuz vardı engelimde kırk olçum liste başı

Tuz uzaktı hep benden, piç kandil hiç kırmızı

 

Sevenim soranım çok! tıkız iffet, kız ismet

Düşkün de ne? Nezaket! Orda uzaktan hısım

Et kızarmaz ki kızım! Deme! Ondan mı yasak

Çelik çektik çatıya! dibi natır soyacak

 

Gündüz sırçam güdüklü, geçmedi yüzüklerim

Terim çocukluğumdu. Damlamadı gençken de.

Dar keseye tepilmiş üç dokuz aklı kısa

Biz ayazı yazlandık, buz çekti kasıklarım

 

İşitmez kulakçıktan akmış karıncağ’zıma

Üşendim ateşlere! Kavruk alın yarısı

Sekiz kireç kaç oda karkış karın içersi

Yaş kurutan yaşımda nensiz emsiz elaltı

 

Miskin çilingir gelse tırkaz taksa menfeze

Atmığım, abus tazım! kafes sardın nefese

Seve seve bin eza bocaladın aşıma

Son suyumdan taşıma taşmasa kaldırayak

 

Dün serveti süründüm, gönörgüm şimdi toprak

Gam timsahı, kuz damak! İmsak taamı tuzsuz

“Zirvesin, kimesnen yok!” der ya şu aycıl Yunus

çok morukta kor doruk bir gün kusur etmedi

 

Tuz gibiydi göçtüğü, sorulmamış aç deri!

 

(Varlık 1137,Haziran)

 

 

 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön